♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Cemil Kavukçu’dan Sıcak Yaz Günlerinde Denize Çağıran Öyküler: Maviye Boyanmış Sular

Perşembe, Haziran 30, 2016
“Deniz, denize dayanabilenlerin işidir.”

“Bir deniz günlüğü tutmadım.Gemide çalıştığım yıllarda da bir ikisi dışında denizle ilgili öykü yazmadım.Anlatıldıklarında ilginç gelebilecek bazı olayları öyküleştirmeyi hiç düşünmedim. O ortamdan uzaklaştıktan sonra bende bıraktığı izlerin bazıları öykü kapılarımı çaldı. Bu hep böyle olur; belki de bir özlemdir. Yazın kış koşullarındaki öyküler, soğuk kış günlerinde ise bunaltıcı sıcaklar çağırır beni.”

Cemil Kavukçu’nun deniz temalı bu on üç öyküsü Maviye Boyanmış Sular’da bir araya geliyor. Öyküseverlerin, Cemil Kavukçu hayranlarının, deniz öykülerine meraklı olanların kaçırmaması gereken bu çok özel  seçkideki çizimler de Melih Kavukçu’ya ait.

Değişik zamanlarda yazdığım deniz öykülerimin bir arada olmasını çok istiyordum.Onları toparlamak için kitaplarımı taradığımda şaşırdım; çok dağınıktılar ve sayıları sandığımdan azdı.On beş yılın ürünü sadece on üç öyküydü.”

CEMİL KAVUKÇU
1951’de İnegöl’de doğdu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi (1976). Öyküleri, 1980’den bu yana çeşitli dergilerde yayımlandı. Patika adlı eseriyle 1987’de Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’nü, 1996’da Uzak Noktalara Doğ¬ru adlı öykü kitabıyla Sait Faik Hikâye Armağa¬nı’nı, 2009’da Angelacoma’nın Duvarları adlı anlatısıyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü, 2013’te de Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü kazandı.

MAVİYE BOYANMIŞ SULAR
Yazar: Cemil  Kavukçu
Tür: Öykü 
Sayfa sayısı: 135 Sayfa
Fiyatı: 13 TL
Yayın tarihi: 1 Temmuz  2016


Agatha Christie'den Gerilim Dolu Öyküler: Listerdale’in Gizemi

Salı, Haziran 28, 2016
Polisiye Edebiyatın Kraliçesi Agatha Christie'nin kaleminden çıkmış on iki öykü Listerdale’in Gizemi adlı kitapla bir kez daha okuyucusuyla buluşuyor!

Christie'nin 1934 yılında yayımlanan kitabı 1924 ile 1929 yılları arasında dergilerde yayımlanmış öykülerinden oluşuyor. Birçoğu sonraki yıllarda radyo tiyatrosuna uyarlanmış öykülerden “Philomel Cottage” kitabın en önemli öyküsü olarak dikkat çekiyor. Önce 1936’da “Love from a Stranger” adıyla tiyatro sahnesine uyarlanan öykü, aynı adla iki kez sinemaya bir kez de tv filmine uyarlanmış önemli bir klasik.

Heyecan verici, gizemli, aynı zamanda gerilim dolu on iki öykü… Lordun gizemli kayboluşu, trendeki tuhaf karşılaşma, garip bir cinayet soruşturması, emekli dedektifin katil avı, bir sepet vişne arasına gizlenmiş gerdanlığın sırrı, gerilim romanları yazarının cinayetten tutuklanması, tuhaf bir evlilik teklifi, Raca’nın kaybolan zümrüdü. Tüm bu öykülerin tek bir ortak noktası var: O da Agatha Christie'nin usta kalemi.

“Tüm bu öyküler hiç istisnasız deneyimli ve usta bir yazarın elinden çıkmış...”
The Times Literary Supplement

Listerdale’in Gizemi / Agatha Christie
The Listerdale Mystery
Türkçesi: Çiğdem Öztekin
Sayfa Sayısı: 248
Fiyatı: 16.00 TL
Dağıtım Tarihi: 30.06.2016


Metin Solmaz’ın hazırladığı “100 Ne Olacak Bu Memleketin Hali?” Ağaçkakan Yayınları’ndan Raflarda

Salı, Haziran 28, 2016
Ağaçkakan Yayınları’na ait “Hazır Bilgi” serisi tüm hızıyla devam ediyor. Serinin yedinci kitabı “100 Ne Olacak Bu Memleketin Hali?” raflarda yerini aldı.

100 ünlü anlattı: Ne olacak bu memleketin hali?

Ağaçkakan Yayınları neşeli kitaplar yayınlamak üzere kurulmuş yeni bir yayınevi. Fakat maalesef kuruluşlarının kötü bir zamana denk geldiğini düşünüyorlar. 

Madem bütün memleket "Ne olacak bu memleketin hali?" diye endişeleniyor, biz de bunu kitap yapalım demişler. Ve “Ne olacak bu memleketin hali?” sorusunu; okuyup yazan, çizen, fotoğraf hattâ film çeken insanlara sormuşlar. "100 Ne olacak bu memleketin hali?" böyle çıkmış ortaya. Üstelik sonuç, konunun sıkıcılığına rağmen, gayet renkli olmuş.

Sonuçta bebek bakıcısından astroloğa, ressamlardan mimarlara, avukatlara, akademisyenlere, yazarlara, şairlere, müzisyenlere, film yönetmenlerine kadar hayatın her alanında kendi işinde tanınan, bilinen isimlerden oluşan enteresan bir kombinasyon olmuş.

Kitaba katkıda bulunanlar arasında Bekir Ağırdır'dan Oya Baydar'a, Ömer Madra'ya, Serdar Ateşer'e, Elif Doğan'dan Raşit Çavaş'a pek çok alandan isimlerin yazıları, ünlü mimar Nevzat Sayın'dan ressam Metin Güçlü'ye, karikatürist Tan Oral'a, fotoğrafçı Gürcan Öztürk'e, Çerkes Karadağ ve Alper Fidaner'e 100'ün üzerinde insanın resim, karikatür ve fotoğrafları var.

Ayrıca ünlü astrolog Meltem Tolunay Türkiye'nin gelecek haritasını çıkardı. Ümit Kıvanç ve Melis Birder birer video verdi. Marsis'ten Korhan Özyıldız bu kitap için stüdyoya girip bir şarkı yaptı.

100 Ne Olacak Bu Memleketin Hali? 
101 Kişi Anlattı
Hazırlayan: Metin Solmaz
Hazır Bilgi Serisi - 7
Dizi Danışmanı: Tolga Arvas
Dizi Tasarımı: Vecdi Özkan
Kitap ve Kapak Tasarımı: Bilal Lekesiz
Birinci Basım: Haziran 2016, İstanbul (3.000 adet)
Satış Fiyatı: 19 TL.
Dağıtım Tarihi: 2 Temmuz 2016

İllüzyon Dünyasını Keşfederek Sürükleyici Maceralara Çıkmaya Hazır Mısınız?

Pazartesi, Haziran 27, 2016
Genç Timaş’ta serinin iki kitabı yayımlanmış olan Genç Houdini üçlemesi, üstün yetenekleri olan ünlü illüzyonist Harry Houdini’nin gençliğine dair alternatif bir bakış sunuyor.

Ünlü hokkabaz Harry Houdini, dünyayı dolaşmış, buzlu göllerin dibine batmış çivili sandıklardan çıkmayı başarmıştır. Yetmiş metre yükseklikte bir köprüde, kolları arkadan bağlı asılı kalmış ve elini kolunu sallayarak herkesle alay edercesine oradan kurtulmuştur. Ünlü illüzyonistin bu enteresan yaşantısı ve becerileri, Simon Nicholson'a, "peki ya gençliğinde, Harry bunca numarayı nereden öğrenmişti?" sorusunu sordurur ve ardından Harry Houdini'nin gençliğine dair kurguladığı maceralarla bir üçleme oluşturur.

Serinin Yazarı Simon Nicholson, çok sayıda oyun, kitap ve yüz bölümden fazla çocuk dizisi kaleme aldı. İngiliz Sinema ve Televizyon Sanatlar Akademisi Ödülleri’ne ve Kraliyet Televizyon Cemiyeti Ödülleri’ne aday gösterildi.

Oxford University Press tarafından basılan kitap: Genç Houdini Serisi

Genç Harry’nin, ünlü ve yenilmez Harry Houdini’ye dönüşme macerasını merak edenlere!

GENÇ HOUDINI Kayıp Hokkabazın Peşinde ve Beyaz Karga Birliği
Üç kitaptan oluşacak bu kurmaca serisinde Houdini’nin gençliğine yolculuk ediyoruz. Bu ünlü hokkabazın hayali gençliğindeki sürükleyici maceralar illüzyon dünyasına dair bakış açısı geliştirmemizi sağlıyor.

Serinin ilk romanı Kayıp Hokkabaz’ın Peşinde’de Manhattan’a, 1886 senesine gidiyoruz. Bu romanda genç Harry ve oyunlarını sergilerken ona yardımcı olan sadık arkadaşları Arthur ile Billie, bir tiyatroda çalışan, Harry'nin hocası hokkabaz Herbie Lemster'ın gizemli kayboluşunu araştırıyor. Gençlerin elinde ise yalnızca birkaç ipucu vardır. Herbie’nin titreyerek sergilediği performansının ardındaki ani yok oluşundan geriye kalan mor duman ve gümüş yılan bir broş... Arkadaşlarının desteği ve Harry'nin üstün yetenekleri ile düğümler çözülmeye çalışılıyor.

Serinin ikinci romanı Beyaz Karga Birliği'nde ise Houdini ve arkadaşları esrarengiz mektuplar aldıkları Beyaz Karga Birliği tarafından New Orleans'a gizemli bir görev için gönderilirler! Serinin üçüncü kitabı ise Ekim ayında okurlarla buluşacak.

Genç Houdini serisi, gençleri illüzyon dünyasında sürükleyici bir maceraya çıkarırken sihrin olmadığı, her şeyin illüzyondan ibaret olduğu alt mesajını da veriyor. Gösterilerdeki tüm sırların ardında performans, hız ve dikkatin olduğuna dikkat çekiyor.

Genç Houdini - Kayıp Hokkabazın Peşinde / Simon Nicholson
Yayınevi: Genç Timaş
İlk Baskı Tarihi: Mayıs 2016
Sayfa Sayısı: 208
Fiyatı: 10 TL

Genç Houdini - Beyaz Karga Birliği / Simon Nicholson
Yayınevi: Genç Timaş
İlk Baskı Tarihi: Mayıs 2016
Sayfa Sayısı: 192
Fiyatı: 10 TL


Huysuz Kitapçı Fikry'nin İnanılmaz Hikâyesi : Kitap İnsanları

Cumartesi, Haziran 25, 2016
Her kitap okurunun rüyası kitaplara daha yakın olmaktır. Kitap fuarlarında görev almak, bir kitapçıda çalışmak, günün birinde bir kitapçı ya da sahaf açmak yakın ve gerçekleşebilir hayallerdir. Ama bir kitapçıda yaşamak? Kuşkusuz en büyük rüyalardan biridir bu. Ve bu rüyanın bir kitabın konusu olması bu yüzden ilgi çekicidir. Gabrielle Zevin’in romanı “Huysuz Kitapçı Fikry'nin İnanılmaz Hikâyesi” küçük bir adada sakin bir kitabevi işleten sıradan bir adamın değişen hayatını anlatırken kitapları mesken tutuyor ve iyi kitaplarla yazarlardan bahsederek içinizdeki kitap aşkını şenlendiriyor.

1977 doğumlu yazar Gabrielle Zevin, yeteneğini genç yaşta gösterenlerden. Henüz 14 yaşındayken yazdığı bir Guns n’ Roses konseri hakkındaki mektubu gönderdiği gazete ona müzik eleştirileri yazması için köşe vermiş. Bu parlak başlangıcın ardından Harvard’ı bitiren Zevin, 2005 yılına iki kitap birden sığdırmış. “Margarettown” ile övgülere boğulan yazar ilk büyük çıkışını yaparken, gençler için yazdığı “Elsewhere” ile de ödüllere aday gösterilmiş ve yirmiden fazla dile çevrilerek “daima hatırlanacak bir kitap” olarak anılmış. 2007’de yayımlanan üçüncü kitabı yine gençler için olmuş ve “Memoirs of a Teenage Amnesiac” üç yıl sonra sinemaya da uyarlanmış. 2010’da “The Hole We're In” yayımlayan yazar bir yıl sonra da çocuklar için yazdığı Anya Balanchine serisine başlamış. Üç kitaplık serinin ardından 2014 Nisan’ında yayımlanan “The Storied Life Of A.J.Fikry” daha yayımlanma aşamasında telif hakları 18 ülkeye satılarak ses getirmiş bir roman. New York Times’ın çok satanlar listesine girmesi ve uzun süre kalması da sürpriz değil elbette. Bu arada yazarın sinema ile dirsek teması da mevcut. Yönetmen Hans Canosa ile birlikte üç filme imza atmışlar. 2002 yapımı “Alma Mater” Harvardlı bir profesörün asistanıyla yaşadığı ilişkiyi anlatan ödüllü bir film. Zevin’in ikinci senaryosu ise 2005 yapımı “Conversations with Other Women”, bizde de “Başka Hatunlarla Muhabbetler” adıyla bilinen film bir çift üzerinden eski aşklarımıza ve kişiliklerimize göndermelerde bulunuyor. Neyse yazarı yeterince tanıdıysak dönelim biz yazarın sekizinci ve şimdilik son romanı “Huysuz Kitapçı Fikry'nin İnanılmaz Hikâyesi”ne…

Öncelikle belirteyim, kitap şu anda D&R’larda 9.90’lık fiyatıyla kampanyada. Uzun süredir aklımda olan kitabı standda görünce hemen aldım. Bitmeden siz de alın derim. Zira kitapsever her ruh için keyifli bir okuma sunuyor roman. Küçük bir kasabanın aile sıcaklığını taşıyor roman. Birbirini tanıyan, seven, kollayan insanlar arasındaki sıcaklığı veriyor. Hemen uyarayım kötü olaylardan arınmış, okurunu iyi hissettiren bir roman ve her şey toz pembe. Bu fazla iyimser havayı sevmeyenler yanına bile yaklaşmasın. 

Alice adasındayız… Küçük adanın sakin kitabevini işleten A.J. Fikry ile tanışıyoruz. Yakın zamanda karısını trafik kazasında kaybetmenin acısıyla baş etmeye çalışan bir adam. Koyvermiş her şeyi, fazlasıyla huysuz, fazlasıyla insanlardan uzak bir yaşam sürdürmeye çalışıyor. Kitabevinin üst katında yaşıyor ve hayatına anlam katan tek şey artık kitapları olmuş. Bu konuda da aksi bir adam… Zor beğenen, bir çok kitabı daha türü ve konusundan eleyen bir adam… Yaşama hevesini kaybetmiş ve pişmanlıkları olan A.J. Fikry’nin yaşamı iki gecede değişiyor. İlk gece koleksiyonundaki en değerli kitabın çalınmasıyla sarsılıyor. İkinci geceyse kitabevine küçük bir kız çocuğunun bırakılmasıyla şaşırıyor. Böylece gözlerinden zeka fışkıran sevimli kız çocuğu Maya ile tanışıyoruz ve A.J.’in hayatını değiştirmesinin hikayesini okuyoruz. Maya bir kitapçıda yaşamaktan çok mutlu ve çevresinin kitap insanlarıyla dolu olduğunu düşünüyor. 

Hayata yeniden başlama, ikinci şans ve paylaşmanın önemini anlatan roman, A.J.’in hayatı yeniden sevmesinin masalı. Tüm olumsuzlukların aşıldığı, yeniden sevilmeyi, gülmeyi, bir başkası için bir şeyler hissetmeyi, ilişkiler için çaba sarf etmeyi öğreten bir masal. Tüm bunların arasına kurgu ile kitaplar ve öyküler sıkıştırmış Zevin. A.J’in Maya için önerdiği hikayeleri de bölüm başlarında kısa mektuplar olarak işliyor. Ki bu önerileri de dikkate almak gerek. Roald Dahl, Flannery O’Connor, Mark Twain, Grace Paley, J.D. Salinger, Raymond Carver ve Edgar Allen Poe selam gönderilen 13 öykünün önemli isimleri. Öneriler bununla da sınırlı değil. Kitabın sonunda yer alan “Kitapta bahsi geçen kitaplar, yazarlar ve kahramanlardan bazıları hakkında" bölümünden daha fazla bilgi almak ve okuma listenize yeni kitaplar eklemek mümkün. 

Kitapçıda geçen naif bir öyküyü yazarlar, kitaplar ve öykülerle harmanlayan “Huysuz Kitapçı Fikry'nin İnanılmaz Hikâyesi” okurunu bambaşka bir düş dünyasına götürüyor. Oradan çıkmak istemeyecek denli güzel bir kitap insanları topluluğuyla tanıştırıyor. Bir solukta çok keyifli bir okuma sunuyor. “Yalnız olmadığımızı bilmek için okuruz. Okuruz çünkü yalnızız. Okuruz ve yalnız değiliz. Yalnız değiliz.” diyen A.J. Fikry’e kulak verin derim.

Huysuz Kitapçı Fikry'nin İnanılmaz Hikâyesi / Gabrielle Zevin
Özgün Adı: The Storied Life Of A.J.Fikry
Çeviri: Dila Balcı - Cemal Balcı
Yayınevi: Timaş
İlk Baskı Tarihi: Nisan 2014
Sayfa Sayısı: 284
Fiyatı: 18,5 TL

Vizyona Giren Filmler : 24 Haziran

Cuma, Haziran 24, 2016
Biri yerli altı filmin vizyona girdiği haftada ağırlık aksiyon ve eğlencede… Yıllar içinde efsaneleşen “Kurtuluş Günü”nün 20 yıl sonra dönüşü “Yeni Tehdit” ve seksenler efsanesinin uyarlamasının devam filmi “Ninja Kaplumbağalar: Gölgelerin İçinden” haftaya damgasını vuran filmler. Meksika ortaklı küçüklere yönelik animasyon “Süper Papağan Filmi”, komik aşk üçgeni “Kördüğüm”, festivallerin gözdesi “Bekleyiş” ve Filistin sorununa el atan ilk yerli film “Muna” da diğer seçenekler.



Ninja Kaplumbağalar: Gölgelerin İçinden / Teenage Mutant Ninja Turtles: Out of the Shadows
Yönetmen: Dave Green
Oyuncular: Megan Fox, Stephen Amell, Will Arnett, Alessandra Ambrosio
Konu: Süper kötü Shredder hapishaneden kaçar ve dünyayı ele geçirmek için bir plan üzerinde çalışan çılgın bilimadamı Baxter Stockman ve iki ahmak fedai Bebo ve Rocksteady ile güçlerini birleştirir. Kaplumbağalar, Shredder ile başa çıkmaya hazırlanırken kendilerini Shredder gibi amaçları güden, daha da büyük bir düşmanla, kötülüğüyle nam salmış Krang’le karşı karşıya bulurlar.



Kurtuluş Günü: Yeni Tehdit / Independence Day: Resurgence
Yönetmen: Roland Emmerich
Oyuncular: Liam Hemsworth, Jeff Goldblum, Bill Pullman, Judd Hirsch
Konu: Efsanevi ilk film Kurtuluş Günü’nden sonraki, epik bölümde hayal bile edilemeyecek ölçekte küresel bir felâket bizleri bekliyor. Uzaylıların teknolojilerini kullanmayı başarmış dünya ülkeleri, gezegeni korumak için büyük bir savunma programı başlatırlar. Sadece birkaç cesur erkek ve kadının marifeti dünyamızı yok olmanın eşiğinden kurtaracaktır.



Süper Papağan Filmi / El Americano: The Movie
Yönetmenler: Ricardo Arnaiz ile Mike Kunkel
Konu: Cuco, aile sirkindeki işlere yardım etmektense, TV.de gördüğü kahraman papağan El Americano’nun numaralarını taklit etmeyi tercih eden Meksikalı erkek bir papağandır. Ancak sirk yöneticisi olan babasını bir grup kabadayı kuş tehdit edip sirkin denetimini ele geçirince Cuco, Hollywood’a doğru eğlenceli ve tehlikeli bir yolculuğa çıkar.



Kördüğüm / Maggie’s Plan
Yönetmen: Rebecca Miller
Oyuncular: Greta Gerwig, Ethan Hawke, Julianne Moore, Bill Hader
Konu: Aşkta aradığını bulamayan Maggie Hardin, otuzlu yaşlarının ortasında gelmişken artık tek başına da olsa çocuk sahibi olma zamanının geldiğini düşünmektedir. Ancak tam zamanlı antropolog, yarı zamanlı yazar olan John’la karşılaşınca hayatında ilk kez aşık olur ve böylece annelikle ilgili düşünceleri de yön değiştirir. İşin kötü yanı John işinden başka bir şey düşünmeyen bir profesör olan Georgette’le mutsuz bir evliliği sürdürmektedir.



Bekleyiş / L’Attesa – The Wait
Yönetmen: Piero Messina
Oyuncular: Juliette Binoche, Lou de Laage, Giorgio Colangeli, Domenico Diele
Konu: Anna, eski bir villada, ıssız bir yaşam sürmektedir. Bir gün, oğlu Guiseppe’nin sevgilisi olduğunu söyleyen Jeanne adlı bir kız çıkagelir. Guiseppe, tatili birlikte geçirmek için onu Sicilya’ya davet etmiştir. Jeanne hakkında hiçbir şey bilmeyen Anna, tüm eşyaları odasında duran oğlunun kısa sürede döneceğini söyler ancak paylaşmadığı bir gerçek vardır. Günler geçerken iki kadın birbirini daha yakından tanımaya çalışır.



Muna
Yönetmen: Serdar Gözelekli
Oyuncular: Leyla Göksun, Turgay Aydın, Kaan Çakır, Pınar Balkış
Konu: Gazze’de yaşayan altı yaşındaki Muna ve ailesinin evi, bir gece İsrailli askerler tarafından basılır. Mutfak dolabına saklanan Muna, sabah olduğunda tek başına kaldığını fark eder ve sokaklarda ailesini aramaya başlar. Kısa bir süre önce çocuğunu kaybeden Ela, savaş mağduru çaresizlik içindeki insanlara yardım etmek için Yeryüzü Doktorları’na katılarak Gazze’ye gelen bir cerrahtır. Ela ve Muna’nın yolları Gazze sokaklarında kesişir.


Emre Önbayraktar’dan Yeni Albüm: Varlığın Yokluğunda

Cuma, Haziran 24, 2016
Emre Önbayraktar, 2005 yılının Eylül ayında yayınladığı “Onlar ve Diğerleri” adını verdiği rock tarzındaki ilk solo albümünün ardından 10 yıl sonra, yine kendi beste, söz ve düzenlemelerinden oluşan yepyeni bir albüm hazırladı. “Varlığın Yokluğunda” adını verdiği bu yeni albüm, ADA Müzik etiketi ile raflardaki yerini aldı.

Albümde 12 şarkı yer almaktadır. Emre, bu şarkıların arasında önceleri çeşitli gurup ve müzisyenler tarafından farklı şekillerde icra edilen, bestesi Kaptanzade Ali Rıza Bey’e güftesi Ömer Bedrettin Uşaklı’ya ait olan Denizde Akşam adındaki çok eski bir Türk Müziği bestesini ‘blues’ kalıplarına uygun olarak düzenleyerek bir ilke imza atmıştır. Albümün en önemli özelliklerinden birisi de, Emre Önbayraktar’ın Cemal Süreya’ya ait olan Sana Giden Yollar Kapalı adındaki o çok sevilen şiirini bestelenmiş olarak dinleyicilere sunuyor olması. Bunların yanında Mesafeler adındaki şarkısında Birsen Tezer ile yaptıkları düet bu albümdeki en güzel sürpriz. Albümün genel tarzına baktığımızda melodik yapıları kadar sözlerin de güçlü olduğunu ve rock yelpazesinin aralıklarında fazlasıyla dikkat çekeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Birsen Tezer ile yaptıkları düetin farklılığı da bu noktada dikkat çekiyor. “Varlığın Yokluğunda”  albümü, müzikseverlere bu güne kadar çeşitli sanatçılarla birçok düet yapmış olan Birsen Tezer’i, Mesafeler şarkısında teşkil ettiği bu değişik örnekle rock tarzında da Emre Önbayraktar ile birlikte dinleme şansı sunuyor.

Bu albümün künyesine baktığımızda: Nurkan Renda (klasik-akustik-elektro gitar ve bas gitar), Kıvanç Kaytanlı (elektro gitar), Arda Albayraktar (elektro gitar), Uğur Öktem (bas gitar), Ersin Ersavaş (ud ve cümbüş), Neyzen Emre Tombul (ney), Emre Önbayraktar (piyano), Burak Ocakçı (mızıka), Vladimir Ruzicic Kebac (davul), Fulden Aydın (Keman)… isimlerini görmekteyiz.

Albüm kapağı, Emre’nin yıllar önce internette paylaştığı bir şarkıya arkadaşları tarafından hazırlanmış olan ve kukla Emre ile piyanosundan oluşan sürpriz bir stop motion klibin görüntülerinden oluşuyor. Prodüksüyon ekibi Gaye Ömür (kukla-piyano tasarım ve dekor), Nurşah Coşkun (dekor ve fotoğraflar), Serdar Uçar (ışık), Seray Uslu (prodüksüyon) dan oluşuyor.

Rock tarzındaki “Varlığın Yokluğunda”  albümü gerek melodik yapılarındaki zenginlik ve sözlerindeki işleyiş, gerekse düzenlemelerindeki çok yönlülüğü ile alışılmış kalıp ve yorumların dışında olduğu kadar bir o kadar da dinleyenlerin kulaklarına aşina gelmesi için tasarlanmış bir prodüksüyondur.

“Varlığın Yokluğunda” albümünün çıkış şarkısı “Bazan”ı itunes da dinlemek için: https://itun.es/i6h93cM

albümün tanıtım videosu:


Yeni Tanışanlar için Emre Önbayraktar
11 Kasım 1969 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. 1974 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı Piyano bölümüne girerek 8 yıl eğitim aldı. 1994 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden mezun oldu. Uzun yıllardır yurt içi ve yurt dışı çeşitli proje ve prodüksüyonlar’da aranjör ve besteci olarak çalışmalar yapmaktadır. 90 lı yıllardan bu yana çeşitli gurup  ve yorumcuların albümlerine aranjör, besteci, söz yazarı, prodüktör olarak imza atmış, yurt içi ve yurt dışında çeşitli festival ve yarışmalarda ödüller ve mansiyonlar almıştır. Jingle, dizi müziği, kısa-uzun metrajlı film müziği, birçok çocuk müzikali ve çeşitli tiyatro müzikleri bestelemiştir. Emre Önbayraktar, 2002 yılında, Şenol Filiz, Birol Yayla, Ercan Irmak, Şenova Ülker, Alper Berksu, Erkan Oğur, Volkan Öktem, Eylem Pelit, Engin Gürkey, Artun Sürmeli, gibi müzisyenlerle aynı sahneyi paylaşmış ve İsmail Dede Efendi ile Itri ‘yi birleştirmiş, Klasik Orkestrasyonla Yüzündür Cihanı Münevver eden adlı eserin düzenlemesini, Tanburi Büyük Osman Efendi' nin Segah Peşrev 'ini modernize edip, yaptığı yaylı orkestrasyonu, Alparslan Ertungaalp şefliğinde Budapeşte Senfoni Orkestrası tarafından icra edilmiştir. İş Bankası sponsorluğunda İş Sanat Kültür Merkezi 'nde verdikleri tek konser, MOST prodüksüyon aracılığı ile konser albümü olarak, HİJAZZ adı ile piyasaya çıkmıştır. Proje Arif Mardin’in de dikkatini çekmiş ve rahmetli usta prodüktör sayesinde İstanbul Jazz Festivali’nin kapıları açılmıştır. Bu prodüksüyon Türk müzikal gelişimi açısından çok önemli bir nirengi noktası olmuş ve ardından gelen farklı projelerin oluşmasına vesile olmuş, yeni girişimler için kapılar aralamıştır. Emre Önbayraktar’ın bunun yanında FEYZ adında, piyano - kanun / ud / tanbur - ney den oluşan, klasik ve elektronik altyapı desteği ile sentezledikleri, neoklasik-etnik tarzda çalışmalar yapan bir gurubu vardır. Müzik yelpazesinde fark gözetmeksizin birbirinden bağımsız tarzlarda prodüksüyonlar hazırlayan Emre Önbayraktar, güncel olarak Mansur Ark ve Mısır’ın önemli sanatçılarından Amr Mustafa ile sürekli olarak çalışmakta, öte yandan müzikal kariyerini de ileri boyuta taşımak için akademik faaliyetlerine devam etmektedir.


Amerikan Edebiyatının Sivri Dilli bilgesi Kurt Vonnegut Üç Kitabıyla Can Yayınları’nda!

Çarşamba, Haziran 22, 2016
Amerikan edebiyatının sivri dilli bilgesi Kurt Vonnegut biri Türkçeye ilk kez çevrilen üç kitabıyla Can Yayınları’nda…

“Kurt Vonnegut, Jr.ın kısa eserlerinden oluşan bu retrospektif sergiye hoş geldiniz – Vonnegut hâlâ ziyadesiyle aramızda ve ben hâlâ ziyadesiyle Vonnegut’um. Almanya’da bir yerde, Vonne adında bir akarsu var. Tuhaf adımın kaynağı orası işte…

1949 yılından beri yazarım. Kendi kendini eğitmiş bir adamım. Başkalarına yararı dokunabilecek şeyler yazmak gibi bir iddiam yok. Yazdığım zaman, sözümona ne olmam gerekiyorsa o olurum. Bir metre seksen sekiz santim boyundayım ve yaklaşık doksan kilo geliyorum. Yüzdüğüm zamanlar hariç, elime koluma hiç hâkim olamam. Yazma işini o emanet et yığını yapar.
Ama suyun içindeyken bana doyum olmaz..”
Maymun Evine Hoş Geldiniz kitabının önsözünden

Kara mizahı, hicivli dili ve eşsiz hayal gücüyle 20. yüzyılın en önemli yazarları arasında yer alan Vonnegut, Time’ın deyimiyle, “George Orwell, Dr. Caligari ve Flash Gordon’ı tek vücutta birleştiren bir yazar... ahlaklı bir soytarı, deli bir biliminsanı.” 

Can Yayınları olarak alışılmışın sınırlarını aşan, bilindiği alaşağı eden, 20. yüzyıl edebiyatına damgasını vuran Kurt Vonnegut'un üç kitabını yayımlıyoruz: Kör Nişancı, Maymun Evine Hoş Geldiniz ve Galápagos. Kitapların üçü de Handan Balkara'nın yetkin çevirisiyle Türkçede.

Kurt Vonnegut'tan insanlığa dair hicivlerle dolu bir roman: Galápagos

“İnsanlar er geç bir gün öleceklerini hâlâ biliyorlar mı? Hayır, bilmiyorlar. Naçizane fikrimi soracak olursanız, bunu unutmuş oldukları için çok şanslılar.”

Vonnegut, Galápagos’ta o eşsiz mizah anlayışıyla yörüngesini şaşmış dünyayı masaya yatırıyor ve bizlere felaket ânında ilk kurtarılacakların neler olduğunu hatırlatıyor.

Galápagos Adaları’na hoş geldiniz. Her şey bir milyon yıl önce, MS 1986’da koca beyinli atalarımızın burada mahsur kalmasıyla başladı. Dünya bir felaketin pençesinde cebelleşirken Galápagos ahalisi sadece insan soyunu sürdürmekle kalmayacak, yepyeni bir ırkın, küçük beyinlilerin ortaya çıkmasına da öncülük edecekti. Peki bu “geri evrim”e bir milyon yıl boyunca tanıklık eden anlatıcımız kim dersiniz?  Elbette Kurt Vonnegut evreninin vazgeçilmezi, ünlü bilimkurgu yazarı Kilgore Trout’un oğlunun hayaleti!

Vonnegut, Galápagos’ta o eşsiz mizah anlayışıyla yörüngesini şaşmış dünyayı masaya yatırıyor... ve bizlere felaket ânında ilk kurtarılacakların neler olduğunu hatırlatıyor.

Kör Nişancı, özgün adıyla Deadeye Dick, Türkçe okurlarıyla ilk defa buluşuyor.
“Savulun, hayat geliyor!”
“Size kutsal bir sözcük vereceğim: SİLAHSIZLANIN diyeceğim.”

Kör Nişancı, masumiyetin yok edilişine tüyler ürpertici, trajikomik bir bakış. Şampiyonların Kahvaltısı’ndan aşina olduğumuz Midland City’de yaşanan bir dizi felaketin ortasında –çifte cinayet, şömine raflarında ölümcül oranda radyasyon, kayıp bir kelle, nötron bombasıyla yok edilen bir şehir– Rudy Waltz, namı diğer Kör Nişancı, okuru budalaca bir mutluluk arayışına çıkarıyor.  Ömrü boyunca bir çocukluk hatasının kefaretini ödemeye çalışan Rudy’ninki, Kurt Vonnegut’a özgü bir suç ve ceza hikâyesi.

“Grip kapar gibi mutluluk kapın...”
Maymun Evine Hoş Geldiniz, Kurt Vonnegut’un ilk olarak 1968’de yayımlanan öykü derlemesi. Romanlarıyla bilinen yazarın öykü türünde de ne kadar büyük bir usta olduğunun göstergesi. Bir yanda yazarın her zamanki esprili dili, absürtlükler ve hiciv, öte yanda daha sade anlatılar, banliyö öyküleri ve trajediler... Maymun Evine Hoş Geldiniz, Vonnegut’un kaleminin ne kadar geniş bir yelpazede gezinebildiğinin çarpıcı bir kanıtı. Her zaman özgünlüğüyle anılan yazarın, aynı zamanda Amerikan öykü geleneğinin bütün birikimini nasıl özümsediğini de görmemizi sağlayan bu kitaptaki öykülerin ortak noktası, başta otorite olmak üzere tüm insanlığa karşı eleştirel bir yaklaşım.

Vonnegut severleri yazara bir kere daha hayran bırakacak olan Maymun Evine Hoş Geldiniz, onunla yolu yeni kesişen okurlar için de güzel bir tanışma fırsatı.

KURT VONNEGUT, 1922’de, Alman asıllı anne babanın oğlu olarak Indianapolis’te dünyaya geldi. Cornell Üniversitesi’nde kimya okurken orduya yazıldı ve II. Dünya Savaşı’nda yer aldı. Dresden’de tutsak düştü ve bombardımandan, tutukevi olarak yeraltındaki bir mezbaha kullanıldığı için kurtuldu. Bu tecrübesi, en meşhur romanlarından Mezbaha No. 5’in yanı sıra başka birçok eserine konu oldu. Savaştan sonra Chicago Üniversitesi’nde antropoloji yüksek lisansı yapmaya başladı. Gazetecilik ve reklamcılık gibi çeşitli işler yaparken yazmayı sürdürdü. Chicago Üniversitesi’nin Kedi Beşiği’ni yüksek lisans tezi olarak kabul etmesi üzerine 1971’de mezun oldu. Diğer eserlerinin arasında Şampiyonların Kahvaltısı, Galápagos, Kodes Kuşu, Mavi Sakal ve Allah Senden Razı Olsun, Bay Rosewater sayılabilir. Savaş karşıtı söylemini hayatı boyunca sürdüren Vonnegut, 2007’de New York’ta öldü.

Galápagos 
Çeviri: Handan Balkara
Tür: Roman
Sayfa sayısı: 310 Sayfa
Fiyatı: 24 TL
Yayın tarihi: 21 Haziran  2016

Kör Nişancı
Çeviri: Handan Balkara
Tür: Roman
Sayfa sayısı: 256 Sayfa
Fiyatı: 20 TL
Yayın tarihi: 21 Haziran  2016

Maymun Evine Hoş Geldiniz
Çeviri: Handan Balkara
Tür: Öykü 
Sayfa sayısı: 423 Sayfa
Fiyatı: 31 TL
Yayın tarihi: 21 Haziran  2016

Starbound Üçlemesi “Parçalanmış Dünyam” İle Sürüyor!

Çarşamba, Haziran 22, 2016
Amie Kaufman ve Meagan Spooner’in yazdıkları nefes kesen bilim kurgu üçlemesi “Starbound” ikinci kitap “Parçalanmış Dünyam” ile sürüyor. Geçen yıl Mayıs ayında dilimizde okurla buluşan ve ilgi gören serinin ikinci kitabı Go! Kitap’tan bu ay içinde çıkıyor.

2013 yılında yayımlanan “These Broken Stars” ile üçlemeyi başlatan ilk kitap, yılın en iyi fantastik romanlarından biri olarak kabul edilerek yıla damgasını vurmuştu. Goodreads’de aldığı yüksek puanla dikkat çeken üçleme, ebedi bir aşk hikayesini konu edinen bilim-kurgu… Genç-Yetişkin kategorisinin önde gelen üçlemesi olarak ünü de hızla yayılıyor. Dizi ya da filme dönüşürse de şaşırtıcı olmaz.

JUBILEE CHASE İLE FLYNN CORMAC’ın hiç tanışmaması gerekiyordu.

Gezegenleri yaşanılır hale getirmek için kurulan terrafom şirketleri daha iyi bir gelecek vaadiyle topladıkları kolonicileri yeni gezegenlere yerleştirerek zengin olmuş, ama Avon gezegenine ilişkin vaatlerini hiçbir zaman yerine getirmemiştir. Flynn zorlu yaşam şartlarına isyan eden kolonicilerin başındaki isimdir.

Yüzbaşı Lee, isyancı kolonicileri kontrol altına almak için Avon gezegenine gönderilen askeri birliğin bir üyesidir ama isyancılardan nefret etmek için bambaşka nedenleri vardır.

Bitmek bilmeyen kanlı bir savaşta üstünlük sağlamaya çalışan Flynn, Yüzbaşı Chase’i kaçırıp rehin alır ama diğer isyancılar onu öldürmek isteyince hayati bir seçim yapar. Tüm gezegeni tehdit eden Cinnet, bataklıkta bir görünüp bir kaybolan gizemli ışıklar, birdenbire ortadan yok olan bir üs, bu iki düşmanı ortak bir savaşın içine çekecek ve ikisi için de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ikinci kitabı Parçalanmış Dünyam, savaşın paramparça ettiği bir dünyada yeşeren bir aşkın hikâyesi…

Eser Adı: Parçalanmış Dünyam
Orijinal Adı: 
Yazar: Amie Kaufman & Meagan Spooner
Çeviren: Ebru Sürmeli
Türü: Roman
Yayınevi: GO!
1. Baskı, Haziran 2016
Sayfa Sayısı: 544
Etiket Fiyatı: 19.00 TL


Yaşanmış İlişki Deneyimleri İle Yazılan ‘Aslında Aşk’ Raflarda...

Çarşamba, Haziran 22, 2016
Aşk hakkında yazılan tüm kitaplardan farklı olarak, yaşanmış ilişki deneyimlerinden alıntılarla derlenerek hazırlanan ‘Aslında Aşk’ bu hafta itibariyle raflardaki yerini aldı. 

Yazar Aslı Aydemir’in, bireyler ve çiftlerle gerçekleştirdiği binlerce saatlik koçluk seanslarından ve yıllardır ilişkiler üzerine yapmış olduğu detaylı çalışmalarından derlediği Aslında Aşk, yaşadığınız ya da yaşamakta olduğunuz ilişkilerinize farklı bir bakış açısı kazandırmayı amaçlıyor. 

Aşkın ömrünün 3 yıl olmadığını, aşkın acı vermediğini, onun yokluğunda da hayatın en güzel şekliyle devam ettiğini en etkileyici şekilde okurlara ileten ‘Aslında Aşk’, klasik aşk inançlarına farklı bir noktadan bakmanızı sağlayan kitap 50 kısa hikayeden oluşuyor.

Yazar kitabında ‘Her ilişki, harikulade ya da çekilmez olabilir. Yeter ki, hangisini istediğinize içtenlikle karar verin ve ona doğru yönelin. Hayal ettiğiniz ilişkiye giden yolun hiç de uzak olmadığını gördüğünüzde şaşıracaksınız.’  notuyla aslında aşkın nasıl istenirse öyle yaşanabileceğini ve aşkın nasıl bir sihirli değnek olduğunu, düşündürerek,  ilişkileri sorgulatarak okura aktarıyor. 

Sola Yayınlarından çıkan ve yazarın kendi çizimleriyle renklendirdiği ‘Aslında Aşk’ bireylerin ve çiftlerin bugüne kadar yüzleşmek istemediklere gerçekliklere de değinerek, okuyucuları daha önce hiç uğramadıkları farklı durakları olan bir yolculuğa çıkartıyor.

Yolu aşka düşen herkesin okuması gereken yazarın kendi çizimleriyle renklendirdiği ‘Aslında Aşk’ mutlu ilişkiler için tam bir başucu olan kitap tüm seçkin kitapevlerinde ve online satışa sunulmuştur. 

Aslı Aydemir, 1982’de İzmir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini İzmir Fatih Koleji’nde tamamladı. Bu dönemin yaz aylarında Londra, Roma, Floransa, Salzburg ve Barselona’da yerel aileler ile birlikte yaşarken farklı diller ve kültürler üzerine öğrenim gördü. Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü’nden mezun olduktan sonra, Boğaziçi Üniversitesi’nden Executive MBA lisansüstü derecesini aldı. Ardından, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde bir yıllık eğitimini “özel öğrenci” statüsüyle tamamladı. Kariyerine Doğan Yayın Holding bünyesinde başladı; burada ve ardından çalıştığı Dream Design Factory’de ulusal ve uluslararası markaların iletişimlerini tasarlayan ekiplerin farklı kademelerinde görev aldı. Türkiye’nin ilk yönetişim modeliyle hayata geçen kamu-STK-özel sektör ortak projesi, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi'nin başlangıcından sonuna kadar her aşamasında bulunarak İstanbul üzerinden Türkiye’nin kültürel ve sanatsal alanda tanıtılmasına katkı sağladı. Kamu sektöründe çalıştığı dönemde ise, İstanbul’daki Tarihi Yarımada’nın Uluslararası İlişkiler Koordinatörlüğü görevini üstlendi.

Aslı’ya göre tüm bunların en önemli getirisi, tanıştığı insanlar, kurduğu ilişkiler ve yaşadığı duygulardır. İnsanları ve duygularını hep merak etmiştir. Bugüne kadar yaptığı en güzel şeyin insan tanımak ve biriktirmek olduğuna inanır. Derinlikli ilişkiler kurmayı önemser. Duygular ve ilişkiler üzerine yirmi dört saat kafa yorabilir ve sohbet edebilir. İnsana dair neredeyse her konunun kökenine inmek ister. Bu anlamda, en sevdiği soru “Neden?” sorusudur. Bu doğrultuda 2011 yılından bu yana, Sola Unitas Coach Academy Fakülte Üyesi ve ICF (International Coach Federation) tarafından PCC (Professional Certified Coach) unvanına sahip Türkiye’deki sayılı koçlardan biridir. Bugüne kadar binlerce bireye ve çifte ilişkileri üzerine koçluk vermiş; İlişki Koçluğu alanında profesyonelleşmek isteyen binlerce kişiyi yetiştirmiştir. Seanslarını ve eğitimlerini sürdürmektedir. 

Aslında Aşk - Mutlu İlişkiler İçin Başucu Kitabı / Aslı Aydemir
Yayınevi: Sola
Sayfa Sayısı: 160
29 TL


Ölümünün 60. Yılında Cahit Sıtkı Tarancı Mektup ve Makaleleriyle Can Yayınları'nda

Salı, Haziran 21, 2016

“1910’da Diyarbakır’da doğdum. İlkokuldan sonra İstanbul’a gittim. Fransız mektebinde, Galatasaray’da, Mülkiye’de okudum. İki seneye yakın bir müddet Paris’te bulundum. Uzun zamandır mütercim olarak çalışmaktayım. Evleneli bir yıldan fazla oluyor. Güzel şiir yazmaktan başka ihtirasım yoktur."

Bütün hayatını “ilk ve son aşkı” şiir temeli üzerine kurmuş gerçek bir edebiyat emekçisi olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirleri, mektupları ve öyküleri dışında kalan yazıları ve mülakatları, Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar’da bir araya getirildi. İlk olarak 1995’te Yazılar başlığıyla basılan bu değerli eser, şairin edebiyat anlayışına dair sevenlerine önemli bilgiler sunuyor.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın ablası Nihal’e ve ailesinin diğer fertlerine yazdığı mektuplar usta şairin iç dünyasına dair çok önemli ipuçları verdiği gibi dönemin atmosferine de ışık tutuyor. Prof. Dr. İnci Enginün’ün bizzat Nihal Erkmenoğlu’ndan aldığı mektuplardan hareketle basıma hazırladığı Evime ve Nihal’e Mektuplar Cahit Sıtkı’nın “ilk ve son aşkı” olarak nitelediği şiirine dair de ilginç veriler sunuyor okura.

Ziya’ya Mektuplar ise Cahit Sıtkı’nın Diyarbakır’dan, Paris’ten, Burhaniye’den, Ankara’dan Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektupların derlendiği kült bir eser. İki şairin birbirlerinin şiirlerine eleştirilerini, Cahit Sıtkı’nın şiir dünyasına ve dönemin edebiyatçılarına dair görüşlerini içeren bu mektuplar, dün olduğu gibi bugün de edebiyatseverlerin ve yazar olmak isteyenlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

Ölümünün 60. Yılında Cahit Sıtkı Tarancı’dan 
Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar
Makaleler, Konuşmalar, Yanıtlar
“Hakikat şudur: Yaratmanın hazzına ermiş bir şair hiçbir zaman hiçbir mektebin tabiiyeti altına giremez. Zaten romantizma, parnas, sembolizm, sürrealizm gibi mektep tasnifleri ancak edebiyat tarihi kitaplarında mevcut ve ancak ikinci-üçüncü derecedeki şairler hakkında varit olan bir şeydir. Koskoca Victor Hugo’yu yalnız romantik sıfatıyla tavsif ve izah etmek mümkün müdür? Leconte de Lisle’in ne ürpertici mısraları var! Baudelaire,

Rimbaud, Mallarmé, Verlaine gibi dev şairlerin eserlerinde ise bütün isimlerle beraber, onlardan başka ve fazla olarak insan ruhu bütün tecellileriyle yaşar.”

Cahit Sıtkı Tarancı, 1 Ocak 1953 tarihli bir mülakatta kendisine yöneltilen, “Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?” sorusuna şu cevabı veriyor:

“1910’da Diyarbakır’da doğdum. İlkokuldan sonra İstanbul’a gittim. Fransız mektebinde, Galatasaray’da, Mülkiye’de okudum. İki seneye yakın bir müddet Paris’te bulundum. Uzun zamandır mütercim olarak çalışmaktayım. Evleneli bir yıldan fazla oluyor. Güzel şiir yazmaktan başka ihtirasım yoktur.”

Bütün hayatını “ilk ve son aşkı” şiir temeli üzerine kurmuş gerçek bir edebiyat emekçisi olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirleri, mektupları ve öyküleri dışında kalan yazıları ve mülakatları, Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar’da bir araya getirildi. İlk olarak 1995’te Yazılar başlığıyla basılan bu değerli eser, şairin edebiyat anlayışına dair sevenlerine önemli bilgiler sunuyor.

Kitaptaki yazılar aracılığıyla Cahit Sıtkı’nın Ahmet Kutsi’den Yeni Türk Edebiyatı’na, Orhan Veli’den Montherland’a kadar birçok yazar ve konu hakkındaki görüşlerini öğreniyor; şairin engin edebiyat ilgisinin boyutlarına dair fikir sahibi oluyoruz. 

Ölümünün 60. yılında Cahit Sıtkı Tarancı’dan Evime ve Nihal’e Mektuplar
“Sana bir müjde vereyim Nihal Abla, kitabım çıktı… Hayırlısı. Kalkar kalkmaz ilk işim sizlere göndermek olacak... Beni beğenenler çok Nihal Abla... Memleketin en tanınmış edipleri yazılarımı çok beğeniyorlar... Hele hiçbir şey beğenmeyen ve çok titiz olan Ahmet Haşim bile bana, “Bravo!” diyor. Sevincime payan yok...”

“Ben yaşamak, her şeye ve herkese rağmen, ruhumun rüyalarına, vücudumun ıstıraplarına rağmen, ben yaşamak istiyorum. Bu arzu bilsen ne kadar kuvvetli bir arzudur Nihal. Bu arzu mukaddestir. Ben bu arzumu tatmin etmek istiyorum...

Kendimi bildim bileli hep, “İstiyorum, istiyorum!” diye söyleniyorum fakat şimdiye kadar istediklerimin hiçbiri olmadı. Ateş sandığım bir parçaya elimi dokundurur dokundurmaz kül olduğunu duydum ve ürperdim, güneşi gözlerimin çipili içine sıkıştırmaya uğraşırken gece kalın ve karanlık zırhını kafama geçirerek beni sersem etti. İçimde henüz uçmamış beyaz bir güvercin vardı, uçurmak istediğim ilk gün, avucumda tüylerinden başka bir şey kalmadı. Beni kim anlayacak diye üzülüyorum…  (16.04.1931)

Bu kitaptaki mektuplar okuyucuya neler verebilir? Mektup türünün hayatımızdan silinmek üzere olduğu bugünlerde mektubun beraberinde taşıdığı heyecanı, hayat sahnelerini, aile bağlarını yeniden hatırlatmaz mı acaba?

Cumhuriyet döneminin en bilinen şairlerinden olan  Cahit Sıtkı Tarancı’nın ablası Nihal’e ve ailesinin diğer fertlerine yazdığı maktuplar, usta şairin iç dünyasına dair çok önemli ipuçları verdiği gibi dönemin atmosferine de ışık tutuyor. Prof. Dr. İnci Enginün’ün bizzat Nihal Erkmenoğlu’ndan aldığı mektuplardan hareketle basıma hazırladığı Evime ve Nihal’e Mektuplar Cahit Sıtkı’nın “ilk ve son aşkı” olarak nitelediği şiirine dair de ilginç veriler sunuyor okura.

Cahit Sıtkı Tarancı’dan Ziya Osman Saba’ya Ziya’ya Mektuplar
“Şiir, bu tatlı bela, bu ilk göz ağrımız, ilk ve son aşkımız, bu teneffüs saadetimiz, bu şehvetli kalp çarpıntımız… Ona vardığımız nispette çok yaşamış, tatmış, kâm almış olacağız. Şiir! Şiir! Şiir! Şiir! Şiir! Şiir! Şiir fikrisabitimiz olmalı, bizi tımarhanelik edebilmelidir. “Delilere Selam” isimli bir şiir var elimde. Hele bir bitsin!”

“Hasılı Ziyacığım, başladı bitmez bir şiir hasretim var. Bir başka şiirde, geceyi bir kapı gibi omuzlayarak şafaklara fırlıyorum. Ne görsem! Başını ağrıtmayayım, bu akşam sana yazmak ekmek gibi mübrem ve mukaddes bir ihtiyaçtı. Yazdım.”

Ölüme dair aklımda şöyle bir beyit var:
Benim de bir namazlık saltanatım olacak
O musalla taşında.

Bir şiirin sonu olabilir. Fakat üstünü getirmek zaman ve hava meselesidir. Şimdiyse, gözlerimle, ellerimle, ayaklarımla, kalbimle ve kafamla, hasılı her şeyimle hayata bağlıyım; ölümü aklıma getirmek istemiyorum. (18.07.1943)

Cahit Sıtkı Tarancı ve Ziya Osman Saba, iki büyük yazar, eşsiz şiir ve öykülerin yanında uzun yıllara yayılan hayranlık verici dostluklarıyla da Türk edebiyatının unutulmazları arasına isimlerini kazıdılar.  İki şairin lise yıllarından başlayan arkadaşlıkları, Cahit Sıtkı’nın ölümüne kadar sürdü.

Ziya’ya Mektuplar, Cahit Sıtkı’nın Diyarbakır’dan, Paris’ten, Burhaniye’den, Ankara’dan Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektupların derlendiği kült bir eser. İki şairin birbirlerinin şiirlerine eleştirilerini, Cahit Sıtkı’nın şiir dünyasına ve dönemin edebiyatçılarına dair görüşlerini içeren bu mektuplar, dün olduğu gibi bugün de edebiyatseverlerin ve yazar olmak isteyenlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

AVUÇLARIMA SIĞMIYOR YILDIZLAR
Yazar: Cahit Sıtkı Tarancı 
Hazırlayan: Hakan Sazyek
Sayfa sayısı: 174 Sayfa
Fiyatı: 15 TL
Yayın tarihi: 21 Haziran 2016

EVİME VE NİHAL’E  MEKTUPLAR
Yazar: Cahit Sıtkı Tarancı 
Hazırlayan: Prof. Dr. İnci Enginün
Tür: Mektup
Sayfa sayısı: 147 Sayfa
Fiyatı: 14 TL
Yayın tarihi: 21 Haziran  2016

ZİYA’YA MEKTUPLAR
Yazar: Cahit Sıtkı Tarancı 
Tür: Mektup
Sayfa sayısı: 295 Sayfa
Fiyatı: 23 TL
Yayın tarihi: 21 Haziran  2016


Denize Âşık Herkes İçin Şaşırtıcı Bir Roman: Maruha

Salı, Haziran 21, 2016
Yitik Ülke Yayınları'ndan çıkan Tatavla’da Bir Delirme Vakası adlı öykü kitabıyla tanıdığımız yazar Bade Osma Erbayav, çok katmanlı bir anlatımla ve ustalıklı bir dille kurguladığı ilk romanı Maruha’da kadınların her türden saldırıya uğradığı günümüz dünyasına nitelikli bir yanıt veriyor. Maruha ataerkil değerlere başkaldırarak özgür, cesaretli bir yaşam örneği sergileyerek yetmiş yıl öncesi Türkiye gerçeği göz önünde bulundurulduğunda adeta bugünün bireyleşmiş kadınını müjdeliyor.

Belgesel anlatımlarla kurgunun iç içe geçtiği Maruha’da, okyanusların kalbinde yolculuk eden iki asi ruhun, farklı yüzyıllardan iki yürekli kadının, ressam Maruha ve korsan Mary Anne’in rüyalarda kesişen büyülü öyküsüne şahit oluyoruz.

“Ayaklarıyla yeri dövebilen İspanyol kadınlar gördüm. Güçlü ciğerleriyle ağıtlar yakabilenleri. Tutkuyla havada döndürdükleri elleriyle karanlıktan aydınlık yaratabildiklerini gördüm, en alımlılarını ve en mahzunlarını izledim. O kadınlar hep benim içimdeler... Biliyorum oradalar. Bulacağım onları.”

“Maruha”, Bade Osma Erbayav, Yitik Ülke Yayınları, roman, Haziran 2016, 364 sf., 25 TL


Alakarga Beşinci Yılında Yenilenen Logosu ve Kapak Tasarımıyla Okur Karşısında

Pazartesi, Haziran 20, 2016
Alakarga Kitap Beşinci yılını “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım” mottosuyla karşılıyor. Yenilenen logosu ve yeni kapak tasarımıyla okurunun karşısına çıkıyor. Yönetmen, sinemacı Ertekin Akpınar’ın ilk romanı “Kayıp Mektuplar”, Oscar Wilde’ın masal formunda kaleme aldığı öyküleri bir araya getiren “Narlı Ev” ve Goethe’nin aforizmalar kitabı “Kalbin İnceliği Aşka Dahildir” 20 Haziran’dan itibaren raflarda…


Kayıp Mektuplar / Ertekin Akpınar
Yönetmen, sinemacı Ertekin Akpınar, ilk romanı Kayıp Mektuplar’la edebiyat okurunun karşısına çıkıyor. Kayıp Mektuplar, bir tür kişisel günce; Akpınar, kalemini rahat bırakmış, yazarı, yönetmeni ve içindeki vatandaşı anlatıcı masasına koymuş ve kendi penceresinden Türkiye’ye, dünyaya, insan ilişkilerine ve aşka bakmış. 

İnsan, içindeki gerçeği nereye kadar sessiz bırakabilir? Başkalarına söyleyecek sözü ne dereceye kadar saklı tutar ve görüşünü haykırma cesareti, duygularını ortaya koyma özgürlüğü ona ne vakit gelir? 

Kayıp Mektuplar’ı, kendinizi, ülkenizi ve aşkı düşünerek bir solukta okuyacaksınız.
1.Basım: Haziran 2016, 119 Sayfa, 10 TL


Narlı Ev / Oscar Wilde
Oscar Wilde’ın öyküleri, yeni çevirisi ile...
Narlı Ev, sıradışı yapıtlarıyla hala gündemde olan Oscar Wilde’ın masal formunda kaleme aldığı öyküleri bir araya getirdiği bir kitabı. Kitap yayınlandığı günlerde kuşkusuz yalnızca birer masal olarak değil, aynı zamanda dönemin bohem aydın çevrelerine yönelik bir hiciv olarak da okunmuş ve yankısı büyük olmuştu. Oscar Wilde, insanın hırsının, aşırı tutkularının, amacı uğrunda gözü körleşen modern toplum bireylerinin ve kişiyi yasaklarla sınırlamaya çalışan toplum düzeninin eleştirisini yapmıştı. Narlı Ev’de bir araya getirdiği öykülerini okurken Oscar Wilde’ın mizahına ve şiirsel üslubuna yeniden hayran kalacaksınız.
Çeviren: Hande Yazıcı, Haziran 2016, 118 Sayfa, 10 TL


Kalbin İnceliği Aşka Dahildir / Goethe
Klasik Alman edebiyatının büyük ustası Goethe, hemen her konuda düşünmüş, bilime, edebiyata, tiyatroya, felsefeye katkısı büyük olmuştu. Tüm zamanların en üretken ve en saygın kalemleri arasında gösterilen Goethe’nin eserleri, insanlık kültürüne esin verecek görüşlerle doluydu. Kalbin İnceliği Aşka Dahildir adıyla yayınladığımız aforizmalar kitabını okuyunca bu büyük yazarın ileri görüşlülüğüne ve çok yönlülüğüne bir kez daha tanık olacaksınız.
Çeviren: Talip Ceylan, Haziran 2016, 152 Sayfa, 13 TL

Zihinsel Engelli Kızı Olan Bir Anneden 48 Ödüllü Kitap: İçimdeki Müzik

Pazartesi, Haziran 20, 2016
Toplumdaki insanların engellilere nasıl davrandıklarını bu kitapla daha iyi anlayacaksınız; Aslında onlar için bir “Merhaba”nız bile yeterli…

2 yıla yakın bir süre ile New York Times Best Seller listesinde kalan ve Genç Timaş’tan geçtiğimiz aylarda çıkan İçimdeki Müzik, kendisinin zihinsel engelli bir kızı olan yazar Sharon M. Draper’ın umut dolu hikayesini anlatıyor. Kitapta Melody gibi diğer engelli çocuklardan da bahsediliyor ve tüm karakterlerin davranışları toplumdaki insanların engellilere nasıl davrandıklarını gerçekçi bir biçimde yansıtıyor. Bu kitap aslında engelli kişiler ile karşılaşıldığında nasıl hareket edileceğini ya da ne söylemesi gerektiğini bilmeyen insanların sadece bir “Merhaba” demesinin bile yeterli olabileceğini anlatıyor.

Coretta Scott King ödüllü yazar Sharon M. Draper umut dolu hikayesiyle karşınızda. Sesini asla unutamayacağınız bir kızla tanışmaya hazır mısınız?...

İÇİMDEKİ MÜZİK
Melody doğuştan engelli, konuşamıyor, yürüyemiyor ve hatta kendi başına yemek yiyemiyor. Sadece parmaklarını kullanabiliyor. Ama zehir gibi bir zekâya ve inanılmaz bir görsel hafızaya sahip. Televizyonda izlediklerini, filmlerde, belgesellerde gördüklerini, ailesinin okudukları kitaplardakileri hep aklında tutuyor. Öğrenmeye aç, öğreniyor, öğreniyor ve hepsini birbirine ekleyip yepyeni dünyalar açıyor kendisine. Melody’nin çok özel bir yeteneği daha var. O bir sinestetik. Yani, müzik çaldığında renkleri, kokuları ve tatları duyumsayabiliyor. Konuşup ifade edemese de her müzik çaldığında dünyanın tüm renkleri, kokuları ve tatları içine doluyor. Mesela en sevdiği tür olan Country müziğinin rengi sarı ve turuncu, kokusu ise limon çiçekleri gibi. Klasik müzik mavi, caz ise kahverengi.

Doğduğu andan itibaren zorlu bir süreç başlıyor hem Melody hem ailesi için. Ama ne Melody vazgeçiyor ne de ailesi. Sevgi, ilgi ve azimle birçok zorluğu aşıyorlar. Mesela Melody’yi bir okula göndermeyi, engelliler için özel bir sınıftan herkesle birlikte olabileceği bir başka sınıfa geçirmeyi, kendi kelimeleri ile kendisini ifade edebilmesi için bütün bürokratik engelleri aşıp özel bir bilgisayar alabilmeyi, hatta okullar arası bir bilgi yarışmasına katılmasını ve ekibini sırtlayarak birinci olmasını dahi… Kitabı okudukça Melody’nin dünyasındaki renkliliğe, heyecana ve azme kapılıyorsunuz. Onunla mücadele ediyor, üzülüyor, seviniyor, düşüyor, bir daha ayağa kalkıyorsunuz.

“İçimdeki Müzik” bir azim ve hayata tutunma mücadelesi ama sadece bu değil. Bu özel çocuklarımız için hayatta nasıl yol açabileceğimize dair bir rehber aynı zamanda. Okullara kabul edilmeyen, kendi “normal!” çocukları ile aynı sınıfta okumamaları için imza toplayan velilerin olduğu bir hayatta yaşayan, kendilerini tam ifade edecek bazı özelliklerden mahrum oldukları için dinlenmeyen hatta bazen doktorları ve aileleri tarafından kendi kaderlerine terk edilen çocuklarımızın içi sesi ile tanışma şansı. Melody ve onunla aynı zorlukları yaşayan tüm çocuklar için bir el verme şansı.

İçimdeki Müzik / Sharon M. Draper
Özgün Adı: Out of My Mind
Çeviren: Zeynep Kürük
Genç Timaş, Mart 2016
Dizi: Gümüş Romanlar
Sayfa Sayısı: 264
Fiyatı: 14 TL


Gökyüzü Çocukları : Çatılarda İhtimaller

Cumartesi, Haziran 18, 2016
Yaz yüzünü gösterdiğinde ve sıcaklar bunaltmaya başladığında okur olarak da bunalıyoruz. Bizi zorlayacak kitaplardan, zor metinlerden ve sorgulatanlardan uzaklaşma isteği oluşuyor içimizde. Biraz daha hafif metinlere kayıyor gözümüz. Kurgu dışı kitaplar da böyle dönemlerde yetişiyor imdadımıza. Kurgu içinde kalacaksak da formül belli… Keyifle okunsun, akıcı olsun ve farklı bir dünyaya götürsün yeter diyoruz okuyacak bir şey ararken. Böyle bir arayışta olanlar için harika bir seçenek var. Katherine Rundell’in romanı “Gökyüzü Çocukları” hem okuma keyfi yaşatıyor hem de enerji vererek içinizdeki çocuğu gökyüzüne doğru uçuşa davet ediyor.

1987 doğumlu Katherine Rundell, Zimbabwe, Brüksel ve Londra'da büyümüş. 2008'de Oxford'daki All Souls College'de öğretim üyesi olarak çalışmaya başlamış. İlk kitabını 2011’de yayımlamış ve “The Girl Savage”, çocukluğunun geçtiği Zimbabwe'ye olan aşkından doğmuş. 2013 yılında yayımlanan ikinci kitabı “Rooftoppers” da Paris'te çalışarak geçirdiği yazlardan ve Oxford kolejlerinin çatısındaki gece yürüyüşlerinden doğmuş. Kısa sürede büyük ilgi gören ve önemli ödüller kazandıran roman 8-12 yaş grubunun günümüzdeki en önemli örneklerinden biri olarak kabul görüyor. Bizdeki yansımasıysa bir çocuk kitabı olarak etiketlenmedi. Duygu Dalkaran’ın çevirisiyle ve “Gökyüzü Çocukları” adıyla Domingo Kitap etiketiyle raflarda yerini alırken sevgi ve cesaret öyküsü olduğuna vurgu yapıldı. Domingo sakinlerini bu konuda kutlamak gerek. Zira tertemiz çeviri ve harika ciltle güzel bir baskısı var kitabın ve çocuk kitabı ibaresiyle çıksaydı bu kadar ilgi görmeyeceğini biliyoruz. Çocuk kitapları rafına hapsolacak ve ciddiye alınmayacaktı muhtemelen. Şubat ayında çıkan kitap aynı ay içinde ikinci baskıyı yapmış ve okurlar durumdan gayet memnun. Bookstagram kitlesinin de yoğun ilgi gösterdiğini ve sevdiğini not olarak düşeyim. Ben de böyle tanıştım kitapla aslında. İnstagram hesabı kitap fotoğraflarından oluşan bir kullanıcı olarak sıkça övgüyle bahsedildiğini görmüş ve alınacaklar listeme eklemiştim merakla. Geçtiğimiz hafta D&R’ın 9.90 TL’lik kampanyasında kitabı görünce hemen alıp okumaya başladım. Tam istediğim okumayı bana sağladığını ve keyif verdiğini belirteyim her şeyden önce.

“Gökyüzü Çocukları”, viktöryen dönem İngiltere’sinde başlayan bir masal. Hem geçtiği dönem ve hem de birçok tema bakımından klasikleşmiş çocuk kitaplarına yakın duruyor. Rundell’in anlatımı, üslubu ve hayal gücü de bu tonu iyice yaklaştırmış. Sevilesi karakterleri, olayları ve ana temasıyla da iki binli yıllarda değil de bin dokuz yüzlü yılların başlarına ait gibi. O döneme aitlik hissi de yazarın en önemli başarısı. Bu havayı veren yazar hikayeyi abartmadan, süslemelerden uzak bir şekilde anlatarak okurunu tamamen farklı bir dünyaya davet ederek çatılarda dolaştırmış. Çok etkileyici bir masal dokumuş. 

İlk doğum gününün sabahında bir bebek, Manş Denizi’nin ortasında, yüzen bir çello kutusunun içinde bulunur. Bir gemi kazasının kalıntılardan sağ çıkan bu bebeğin kurtarıcısı da bir alim olur. Charles Maxim ile Sophie’nin macerası da böyle başlar. Zeki bir çocuktur Sophie, Charles’a çabucak ayak uydurur. Sosyal Hizmetler Kurumunun izin verdiğince birlikte yaşarlar. En önemli mottoları “Ne kadar küçük olursa, asla bir ihtimali göz ardı etme”dir. Ve Sophie hatırlaması imkansız görüleriyle annesini bulma ihtimalinin peşine düşer. Kendi deyişiyle çıktıkları “Anne avı”nda yolları Paris’e düşecektir. Paris her zamanki büyüsüyle haykırır; Gökyüzü çocuklarındır…

İki kısımda oluşan roman Rundell’in hayal gücüne teslim olmanızı ve sonuna kadar bir solukta okumanızı sağlıyor. Gülümsetiyor, iyi hissettiriyor, mutlu sonlara inancınızı tazeliyor ve içinizdeki çocuğu dışarı çıkarıp haylazlığa davet ediyor. Üstelik tüm bunları gerçeklikten kopmadan yapıyor. 

İhtimallerin peşinden koşmayı gereksiz bulanlardansanız acınacak durumdasınız. Charles ve Sophie arasındaki şu konuşmaya kulak verin:
“Yetişkinlere yeterince çirkin ve sıkıcı olmayan şeylere inanmamaları öğretilir.”
“Öyleyse aptallar.”
“Acınacak durumdalar çocuğum, aptal değil. Olağanüstü şeylere inanmak zordur”

Mantık dışı hiçbir şey yok, abartı yok, satış için girişilen suni manevralar ve altı çizilsin diye kurulan cümleler de yok. Neler olacağını tahmin etmeye bile vakit bulamıyorsunuz bu tempoda. İçinde yaşadığınız dünyadan tam anlamıyla kopmanızı sağlıyor ve kitabın dünyasında nefes almanızı sağlıyor Rundell.

“'Korkarım, kitapları insanları anladığımdan daha iyi anlıyorum. Kitaplarla geçinmek çok kolay.'' diyor Sophie, katılıyor ve yüzünüzde muzip bir gülümseme ile kafa sallıyorsunuz. “Sadece cılız zihinler gökyüzünü sevmez.” diyor Charles, kafanızı kaldırıp nelere kaçırdığınızı düşünüyorsunuz o derin mavilikte. “Kitaplar, tıpkı bir levye gibi, dünyanın kapılarını açar sana” diyor Charles Maxim… Gökyüzü Çocukları, okuruna kapılarını sonuna kadar açıyor. Sevgi ve cesaretle yoğrularak nefesleneceği bir durak oluyor…

“Sanırım sevgi insana kendini özel hissettirmek için var. Çölde bir paket yiyecek ya da karanlık bir ormanda bir kutu kibrit gibi. Sevgi ve cesaret, aynı şeyi anlatan iki ayrı kelime. O kişinin yanında olmasına gerek bile yok belki de. Sadece bir yerlerde hayatta olsun. Annesi gibi. İnsanın kalbini koyabileceği bir yer. Nefesleneceği bir durak. Yıldızlar ve haritalarla dolu.”


Gökyüzü Çocukları / Katherine Rundell
Orijinal Adı: Rooftoppers
Çeviri: Duygu Dalgakıran
Domingo Kitap, Şubat 2016
Sayfa Sayısı: 280
Fiyat: 22 TL



Vizyona Giren Filmler : 17 Haziran

Cuma, Haziran 17, 2016
İkisi yerli dokuz filmin vizyona girdiği haftada ağırlık eğlence ve korkuda… Yerli korku “Ammar 2: Cin İstilası”, tüm zamanların en çok okunan ve sevilen kitaplarından birinin uyarlaması olan 3 boyutlu animasyonu “Robinson Crusoe”, genç yetişkin kategorisinin sevilen romanının uyarlaması “Senden Önce Ben” ve tüm dünyada fenomen haline gelen “Grinin Ellli Tonu”nun parodisi “Siyahın Elli Tonu” haftanın öne çıkan filmleri. İyi eleştiriler alarak sivrilen gerilim “Lanetli Çocuk”, kadrosuyla dikkat çeken polisiye komedi “Merkezi İstihbarat”, yerli komedi “B. O. K.: Bi O Kalmıştı” da diğer seçenekler. 35. İstanbul Film Festivali’ne Uluslararası Yarışma Altın Lale Ödülü’nü kazanarak damga vuran “Bin Başlı Canavar” ile 2015 Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış ödülüne layık görülen ve İzlanda'nın Oscar adayı seçilen “İnatçılar” da haftanın en iyileri ve kaçırılmaması gerekenleri.



Ammar 2: Cin İstilası
Yönetmen: Özgür Bakar
Oyuncular: Özlem Polat, Cem Coşkun Aksakal, Balamir Emren, Buse Narcı
Konu: İlk filmdeki kaset, gazetecilik bölümü okuyan gençler tarafından tez konusu olur. Feride ve Mustafa’nın ölümünü araştırmak üzere bir belgesel film hazırlamaya karar verirler. Olaya karışmış gerçek kişilerle görüşüp Fransa, Hollanda ve Belçika’daki araştırmalarını da tamamladıktan sonra son olarak Sivas’ta gerçek izlere ulaşırlar. Polisin kapattığı dosyanın Cinlerle bağlantılı olduğuna kesin olarak inanırlar.



Robinson Crusoe
Yönetmenler: Vincent Kesteloot ile Ben Stassen
Konu: Kahraman kaşif Robinson Crusoe, gemisi batınca tek başına bir adaya düşer. Fakat adada pek çok hayvan türü yaşamaktadır; yani Robinson aslında pek de “tek başına” değildir. Daha önce hiç insanla karşılaşmamış olan adadaki hayvanlar için bu ilginç tür karada yürüyen bir deniz canavarıdır. Robinson kendine yeni bir hayat kurarken adanın sevimli sakinleriyle güzel bir dostluk kuracaktır.



Senden Önce Ben / Me Before You
Yönetmen: Thea Sharrock
Oyuncular: Emilia Clarke, Sam Claflin, Jenna Coleman, Matthew Lewis
Konu: Lou, kıt kanaat geçinen ailesine yardım etmek için bir işten diğer işe giderek çalışmaktadır. O’nun neşeli görünüşü, şehir içindeki ‘Şato’da’ çalışmaya başladıktan sonra, sınanmaya başlar. 2 yıl önce trafik kazası geçirerek tekerlekli sandalyeye mahkûm olan ve bunun ardından dünyası tamamen kararan Will Traynor’un bakıcısı ve yardımcısı olur. O’na hayatın değerli olduğunu göstermeye karar verir.



Siyahın Elli Tonu / Fifty Shades of Black
Yönetmen: Michael Tiddes
Oyuncular: Marlon Wayans, Kali Hawk, Affion Crockett, Fred Willard
Konu: E.L. James'in romanından beyazperdeye uyarlanan Grinin Elli Tonu filminin parodi versiyonun olan filmde genç bir üniversite öğrencisi, zengin ve cinsel arzuları sınır tanımayan bir işadamıyla tanışıyor. Tamamen zıt dünyaların insanları olan bu iki kişi tanışmalarının ardından bütün hayatlarını değiştirecek bir bağ ile birbirlerine bağlanıyor. Komedinin dozunun düşmediği filmde "romantik" bir ilişkinin serpilmesini göreceğiz.
Filmin kritiğini okumak için tıklayın!



Lanetli Çocuk / The Boy
Yönetmen: William Brent Bell
Oyuncular: Lauren Cohan, Rupert Evans, James Russell, Jim Norton
Konu: Film, genç bir kadının, ıssız bir köyde kendini bir kâbusun içinde bulmasını konu alıyor. Greta, 8 yaşında bir çocuğun bakıcılık görevini kabul ettiğinde, yaşlı bir çiftin, gerçek çocukmuş gibi muamele ettiği bir oyuncak bebek olan Brahms’e bakması için kendisini işe aldığını öğrenince şoke olur. 20 yıl önce kaybettikleri oğullarının yerine koydukları Brahms’in bakımı için Greta’ya mutlaka uymak zorunda olduğu bir kural listesi verilir.



Merkezi İstihbarat / Central Intelligence
Yönetmen: Rawson Marshall Thurber
Oyuncular: Dwayne Johnson, Kevin Hart, Amy Ryan, Aaron Paul
Konu: Film, bir zamanların dalga geçilen öğrencinin, büyüyünce ölümcül bir CIA ajanına dönüşerek lise mezunlar buluşmasına gelişiyle başlıyor. CIA ajanı çok gizli bir vaka üzerinde olduğunu iddia ederek, eskiden kampüsün popüler adamıyken, şimdi parlak günlerini özleyen bir muhasebeci olan arkadaşını gönüllü göreve alır. Muhasebeci neye karıştığını fark ettiğinde vazgeçmek için artık oldukça geçtir.



B. O. K.: Bi O Kalmıştı
Yönetmen: Burak Babayiğit
Oyuncular: Murat Nazım Vardarlı, Andaç Semerci, Gülşah Yeşilot, Mutia Gürsel
Konu: Umutsuzlukların, hayallerin ve duygusal zenginliklerin yaşandığı Altuntaş ailesinin traji komik hikâyesi. Hayati, ailesi ile fakir bir hayat sürerken, abisi Bekir karısının babasından kalma kuyumcu dükkânını işletmektedir. Hayati her gün iş aramaya çıksa da pek başarılı olamamaktadır. Şans oyunlarına olan merakı yüzünden tanıdığı herkesin dilindedir. Gün olur devran döner ve en sonunda şans Hayati’ye de güler.



Bin Başlı Canavar / Un Monstruo de Mil Cabezas – A Monster With a Thousand Heads
Yönetmen: Rodrigo Pla
Oyuncular: Jana Raluy, Sebastián Aguirre Boeda, Hugo Albores, Emilio Echevarría
Konu: Kanser olan kocasının tedavi masraflarını karşılamayı reddeden sigorta şirketi karşısında çaresiz kalan Sonia, eline bir silah alarak yetkilileri tek tek ziyaret etmeye başlar. Tek amacı ölümle boğuşan eşine ilaçları yetiştirmek olan kadının ikna etmesi gereken yetkililerin her biri, bin başlı canavarın görünen parçalarıdır.



İnatçılar / Hrutar – Rams
Yönetmen: Grimur Hakonarson
Oyuncular: Sigurdur Sigurjonsson, Theodor Juliusson, Charlotte Boving, Jon Benonysson
Konu: Gummi ve Kiddo, şehrin dışında geniş bir vadide yan yana evlerde yaşayan yaşlı iki kardeştir. Koç yetiştiriciliğine devam etmekte ve ülkenin en iyi koçlarını yetiştirmektedirler. Tek hayatları koçları olan bu iki inatçı kardeş, birbirleri ile 40 yıldır konuşmamaktadırlar. Günlerden bir gün Kiddo’nun koçu bulaşıcı ve ölümcül bir hastalığa yakalanır. İş koçlarına gelince inatçı ikili birlikte mücadeleye karar verirler.


Reyhan Yaman’dan Likör Hikâyeleri

Cuma, Haziran 17, 2016
Bayram gelirken büfenizde likör kadehlerinin tozunu alın... KırkMerak dizisinin yeni kitabı Reyhan Yaman’dan “Likör Hikayeleri” Can Yayınları etiketiyle raflarda…

Likör, Osmanlı’dan günümüze kalan ama bir yandan da gitgide unutulan geleneklerden biri. En çok kahveyle yakıştırılan, bayram dendiğinde ikramın önde gelenlerinden, farklı tat ve renklerde sehpaları şenlendiren likörler yüzyıllardır üretiliyor ve tüketiliyor bu topraklarda. Likörün izini süren ve tarihçesinin de ötesinde işin kimyasını araştıran Reyhan Yaman 7 yıl önce likör imalatıyla başladığı bu keyifli tutkusunu kitaplaştırdı ve ortaya tadına doyulmaz Likör Hikayeleri çıktı.

Reyhan Yaman’ın hazırladığı Likör Hikâyeleri, Türkiye’de giderek unutulan likörün macerasını, basit ama keyifli bir dille anlatıyor. Önceleri şehir hayatının ve kültürünün bir parçası olan, evlerin “büfelerinde” küçük kadehleriyle takımı bulunan ve özellikle bayramlarda kahvenin yanında ikram edilen likör, toplumsal kültürdeki olumsuz değişimler ve gayrimüslim nüfusun çeşitli nedenlerle ortak “hayatımızdan” çekilmesi/çıkarılması nedeniyle pek çok şey gibi unutulmaya yüz tuttu. Likör Hikâyeleri, likörün bu eski ve geleneksel konumuna dair hem bir methiye hem de bir hatırlama kaygısıyla hazırlanmış.

Reyhan Yaman, kitapta bir yandan likör tarifleri verip likörle hazırlanan kokteylleri anlatırken bir yandan da likörün tarihine dair önemli bilgiler paylaşıyor. Aynı zamanda likör nasıl içilir, Likör kaç çeşittir, gibi soruların cevabını da kitabında anlatan Reyhan Yaman likörün hikâyesini takip edebilmek için köy köy dolaşıyor ve deneyimlerini okuyucularıyla paylaşıyor. 

Sadece likörü değil aynı zamanda bir kültürü de anlatan Reyhan Yaman, tariflerden kadehlere ve Evliya Çelebi’nin notlarına kadar likör hakkındaki pek çok şeyi bu kitaba sığdırıyor. 

REYHAN YAMAN, 1 Mayıs 1959’da Yalova’da doğdu. Batı Trakya/Yunanistan kökenlidir. Çocukluğu Beyoğlu’nda geçti. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler’i bitirdi. Sekiz yıl tekstilciliğin ardından üç sene kafe işletmeciliği yaptı. 2006’da yerleştiği Cunda Adası’nda Vino Şarap Evi’ni işletiyor.

LİKÖR HİKAYELERİ
Yazar: Reyhan Yaman  
Tür: Kırkmerak  
Sayfa sayısı: 205 Sayfa
Fiyatı: 17 TL
Yayın tarihi: 14 Haziran 2016


Murat Kapkıner’in Sessizliği Sona Erdi: Gençliğim Ki Bir Daha Yaşamak İstemem

Cuma, Haziran 17, 2016
Matbuat Yayın Grubu, yeni markası Kırkikindi Yayınları’nın ilk kitabını yayınladı. Murat Kapkıner’in Gençliğim Ki Bir Daha Yaşamak İstemem ismini ve “Büyüklerim, Dövüşlerim, Hastahane, Hapishane ve Tımarhanelerim” alt başlığını taşıyan kitap raflardaki yerini aldı.

Edebiyatın hemen hemen tüm türlerinde eser veren şair ve yazar Kapkıner’in bu kitabı bir otobiyografik roman niteliğinde. Murat Kapkıner uzun yıllar İslamcı edebiyat ve siyaset dergilerinde yazdı, Kelime ve Varide dergilerini çıkarıp yönetti. Son yıllarda yazılarının yer aldığı www.varide.net, www.t24.com ve www.dunyabizim.com gibi haber siteleri dışında bir dönem de Taraf gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 

Alper Görmüş’ün kitap için yazdığı önsözle açılan Gençliğim, bütün iyi otobiyografiler gibi, sadece yazarının serencamını değil, bir dönemin iç yüzünü de anlatıyor. Kapkıner’in bitmek bilmeyen sorgulamaları, haksızlığa tahammülsüzlüğü, ahde vefası ve samimiyeti sebebiyle başına gelen binbir olay, onu kimi zaman hastaneye, kimi zaman tımarhaneye savuruyor, kimi zaman da stüdyoda şiir okumaya. Pes etmeyen bir aklın sebep olduğu bunalımlar, geçim sıkıntısı ve hayal kırıklıkları duygusal dünyasını alt üst ederken o saz çalmayı, resim çizmeyi, şiir ve roman yazmayı hiç bırakmıyor; usçu kanaldan girdiğini söylediği camiayla ters düşmeyi göze alıp, kitabında her birini saygıyla andığı meşayihle temasını hiç kesmiyor. Güçlü, coşkulu bir üslupla anlattığı şeyleri çocuklarına ve çocuklarım dediği genç inananlara “sapmasınlar diye” adayan Kapkıner’in yaşamındaki dramatik, trajik unsurların her birisi adeta birer ders niteliğinde.

Kendine has bir özellikle kronoloji takip etmeyen bu otobiyografik romana, kitap içine dağılmış, birçoğu kendi arşivinden yirmi beş fotoğraf eşlik ediyor. Kitabın sonunda ise Kapkıner’in kendi çizimlerinden oluşan sekiz resimlik küçük bir albüm var. 

Gençliğim Ki Bir Daha Yaşamak İstemem / Murat Kapkıner
Yayınevi: Kırkikindi
Yayın No:1 
Sayfa Sayısı: 366
Fiyat: 25 TL


Onur Akyıl’dan Sivri Dilli Lirik Öyküler: Dün Gece Çok Gençtim

Çarşamba, Haziran 15, 2016
BirGün gazetesi ve Şiirden dergisindeki yazılarıyla tanıdığımız Onur Akyıl’ın yeni öykü toplamı “Dün Gece Çok Gençtim” Can Yayınları etiketiyle raflarda.

"Bulvarda bir akşamüzeri gençliğimiz..."

“Göğü getirdi biri; toplamış üşenmemiş. Neleri varsa serdiler kayalara. Hepsinin gençliği bir deniz, ucunda ayaklarının. Ne güzel güldüler; uzun, insan dolu güldüler. Her biri yarındı; hep öyle baktılar birbirlerine. Şarap sızdı dudaklarından; göğüslerine, geçmişlerine. Hiçbir şey bulanmadı; yaşamak, arkadaş olmak, güvenmek seslere, sessizliğe.”

Gittikçe canlanan öykücülüğümüzün yeni ve dikkat çekici isimlerinden biri de Onur Akyıl. Dün Gece Çok Gençtim kitabında kahramanları, yaşadığımız kentlerin ara sokaklarında her gün gördüğümüz genç, dünya kadar sorunla boğuşan insanlar. İç dünyaları da, yaşadıkları güçlükler de alabildiğine tanıdık. Ama yine de yaşama sevinciyle, şiirle dolular. Onur Akyıl güçlü, lirik bir anlatım yakalamış. Güncel politik sorunlara değinmekten, sivri dilini kullanmaktan da çekinmemiş.

ONUR AKYIL, 1980’de İzmir’de doğdu. Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde yaşadı. 2008’de Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı Dramaturgi Eleştiri Ana Bilim Dalı’ndan “Bernard Marie Koltes Oyunlarında Tematik Bağdaşım” adlı teziyle mezun oldu. Halen aynı okulda yüksek lisans çalışmalarını sürdürmektedir. 1999’da ilk şiiri yayımlandı. Bu tarihten günümüze birçok dergide şiir, öykü ve eleştiri çalışmaları yayımladı. BirGün gazetesi ve Şiirden dergisinde şiir ve şiir sorunları üzerine yazıları, şiir incelemeleri yazmaktadır. Rıfat Ilgaz Jüri Özel Ödülü 2006, Ergün Günçe Övgüye Değer 2008, Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü 2008, Nihat Akkaraca Öykü Ödülü 2013, Necati Cumalı Şiir Ödülü 2014, ödüllerinin sahibi olmuştur. Birçok ulusal ve uluslararası festivale katılan sanatçının; Vietnam Mektubu (2008), Unutacak Kimse Yok (2014), Yalnızlık Yengen Olur (2014), isimli üç kitabı yayımlanmıştır. Bunlarla birlikte birçok tematik kitap çalışmasına da katkı sunmuştur. Onur Akyıl, İzmir-İstanbul hattında yaşamını sürdürmektedir.

DÜN GECE ÇOK GENÇTİM 
Yazar: Onur Akyıl  
Tür: Öykü  
Sayfa sayısı: 94 Sayfa
Fiyatı: 10,5  TL
Yayın tarihi: 14 Haziran 2016


 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template