♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Sinema

Kitap Kritik

Dizi

Latest Updates

Mylos Kitap’tan heyecan verici bir polisiye : Öldüren Roman

Cuma, Mayıs 22, 2020
221B Dergisi’nin düzenlediği Polisiye İlk Roman Yarışması’nın birincisi Baytan Uğur Yem’den etkileyici bir polisiye…

Toygar, hayatının zor bir döneminden geçerken onu ayakta tutan tek şey, çok güvendiği romanının yayımlanma ihtimalidir; fakat yayınevlerinden ve dosyasını okuyan editörlerden beklediği ilgiyi göremez. Bunun üzerine harekete geçer ve editörleri cezalandırmaya başlar. Oyun içinde oyun, roman içinde roman ilerlerken polis de elbette katilin peşindedir.

Baytan Uğur Yem, yarattığı karakter ve karakterin cinayet işleme biçimiyle yerli polisiyemiz için özgün bir yol açıyor. Polisiyeseverlere soluk soluğa okunacak bir roman bırakıyor.

"Derin bir nefes aldı. “Romanıma gelince…” diye devam etti. “Roman ne anlatıyor biliyor musunuz? Çocukluğundan beri kitap yazma hayali kuran bir adamın sonunda bu hayalinin peşine düşerek bir kitap yazmasını, ardından bu kitap yayınevleri tarafından beğenilmeyince bir kırılma noktası yaşayıp yayınevi editörlerini öldürmeye başlamasını anlatıyor. Sıradan bir hayatı olan, sıradan endişeler ve uğraşlar peşinde, meraklı, yaratıcı ve azimli bir adamın gerekli şartlar ortaya çıktığında seri katile dönüşmesinin öyküsünü anlatıyor. Yayınevlerinin kitabımı reddetme nedenleri kitabın çok uçuk, gerçekdışı olduğu ve sıradan bir adamın böyle şeyler yapamayacağıydı. Tabii romanı yazarken hikâyenin sonunda katilin tutuklanmasına karar vermiştim. Yazmaya başlarken ana karakteri öldürmeyi planlıyordum ama yazdığım karakterle bağ kurunca öldürülmesine gönlüm elvermedi. Elbette gerçek hayatta tutuklanmak ya da öldürülmek gibi bir niyetim yok. Kitabın gerçekdışı olduğu, sıradan bir adamın böyle şeyler yapamayacağı konusuna gelince… Sanırım bu öngörünün doğru olmadığını ilk elden görenlerden biri olacaksınız.”

Öldüren Roman / Baytan Uğur Yem
Mylos Kitap
240 Sayfa
30 TL

The Postcard Killings : Aşk, Aşktır…

Perşembe, Mayıs 07, 2020
Ne yazsa okunan, çoksatar kitapların fabrikası James Patterson sinemaya kaynaklık etmeye devam ediyor. Ülkemizde çok ilgi görmese de Amerikan okurunun gözdesi olan yazarın uyarlamalarla her daim gündemde. Patterson’un Liza Marklund ile birlikte yazdığı ve Ocak 2010’da yayımlanan suç romanı “The Postcard Killings” aynı adla peliküle aktarıldı. Yönetmen ve başrol oyuncusu faktörüyle ilgi çekiyor.

Sinema dünyasının Patterson’u keşfi doksanlı yıllara dayanıyor. Vasat tv filmi “Child of Darkness, Child of Light” ile 1991 yılının unutulası uyarlamasından altı yıl sonra “Kiss the Girls” ile ilk başarılı işe imza atılabilmişti. Dört yıl sonra gelen “Along Came a Spider” ile senaryo için ilk bakılacak yazarlardan biri haline gelmişti Patterson. “Women's Murder Club” hem dizi hem de tv filmi uyarlamalarıyla tutunca, “Alex Cross” fiyaskosu unutulmuştu. “Maximum Ride” fiyaskosunu da üç sezon süren “Zoo” unutturdu. İki sezonluk “Instinct” de herhangi bir fiyaskoyu unutturmak üzere hali hazırda bekliyor. Örneklerde görüleceği gibi Patterson üretken ve çok okunan bir yazar olsa da uyarlamaya çok uygun değil. Hızlı okunması için sadece sayfaları çevirtmek için cümle kuruyor. Bildik arketipler üzerinden ilerleyerek okura tanıdık ve kolayca içine girilebilecek atmosfer sunuyor. Ortaya sadece ana fikri özgün konuların derinliksiz işlenişi çıkıyor. 20 uyarlamaya rağmen iz bırakmaması da bundan. Senaryo için çok uğraşılması gerekiyor. Bu durumu “The Postcard Killings”in dört senaristinin olmasında da görebiliyoruz. “The Infiltrator” uyarlamasıyla iyi iş çıkaran Ellen Furman, “Disconnect”ten bu yana adını duymadığımız Andrew Stern, Tove Alsterdal ve Tena Stivicic dörtlüsünün senaryosunu peliküle aktaran isimse hayli şaşırtıcı bir isim. Danis Tanovic’in orada ne işi var sahi?  İlk uzun metrajı “No Man's Land” ile 2001 yılına damga vuran Tanovic’ten bahsediyoruz. Kieslowski senaryosu “L'enfer”e imza atmış bir yönetmenden. “Triage” ile daha mainstream iş çıkarsa da “Cirkus Columbia”, “Epizoda u zivotu beraca zeljeza”, “Tigers”, “Smrt u Sarajevu” gibi bir derdi olan filmlerinin yönetmeninden bahsediyoruz. 2019’u HBO projesi “Uspjeh” dizisiyle geçirdikten sonra bu yılı da İngiltere & Amerika ortaklığı bir filmle geçirmeyi tercih etmiş. Filmografisinin en ayrıksı filmi olduğu kaçınılmaz. Tüm bunları birleştirince ortaya daha künyesine bakıldığında sınıfta kalan bir iş çıkıyor. Patterson gibi derinliksiz bir yazar ile her filminde derinliğin peşine düşen ve türe uzak bir yönetmen. Jeffrey Dean Morgan, Famke Janssen, Cush Jumbo, Joachim Król, Steven Mackintosh, Naomi Battrick ve Ruairi O'Connor da oyuncu kadrosunun başını çekiyorlar.

Bir seri katil gerilimi olarak lanse edilen “The Postcard Killings”, mistik drama ile polisiye gerilimi dengede tutmaya çalışan bir film. Merak uyandıran bir açılışla hızlıca konusuna çekiliyoruz. Avrupa kıtasında çiftleri öldüren bir seri katilin peşine bir Amerikan polisiyle birlikte düşüyoruz. İngiltere’de işlenen cinayette kızı ve damadı katledilmiş. Kanları çekilen bedenleri bir sanat eserinin replikasına dönüşmüş. Bir sonraki şehirle birlikte katilin yöntemlerini de iyice öğreniyoruz. Önce bir gazeteciye kartpostal, sonra cinayet ve fotoğraflar. Tam katil kim diye düşünecekken gezgin bir çifti görüyoruz. Niye görüyoruz, bunlar kim derken olaylar gelişiyor.

Gayet iyi başlayan ve hızlı temposuyla merak duygusunu canlı tutan film, olası katilleri göstermek üzere tüm sürprizleri bozmasıyla hızla kan kaybediyor. Kötü kurgusu sayesinde tüm şüpheleri yok ederek sadece şahitlikten ibaret dakikalara sürüklüyor izleyicisini. Bir anda her şeyin çok bildik ve tanıdık olmasıyla eziyete dönüşüyor da denebilir. Gerilimsiz, heyecansız bir seri katil filmi izlemenin ne kadar saçma olduğu aşikar. Üstelik katillerin öldürme sebebinin “aşk, aşktır” şeklinde yüzeysel oluşu da cabası. Ne kadar hızlı aksa da içi boş olunca bir noktadan sonra irtifa kaybı kaçınılmaz.

13 Mart itibariyle internet üzerinden izleyiciyle buluşan film, Tanovic’in filmografisine yakışmayan, ikinci yarısında tüm albenisini yitiren bir vasatlık içeriyor. Kötü film olduğunu anlamak için 104 dakikaya katlanmaya gerek yok. Korona günlerinde vakit bol ama uzak dursanız daha iyi…

Doğaya, İnanca ve Özgür İradeye Dair Soluksuz Bir Roman: Mekanik

Perşembe, Mayıs 07, 2020
Bilimkurgu senaryolarının örneklerini canlı canlı yaşadığımız günlerde türün yükselen yıldızlarından birinin romanına kavuşuyoruz. Bilimkurgu dünyasının parlayan yıldızı Ian Tregillis'in “Mekanik” adlı romanı bu ay April etiketiyle okurların karşısında. Üstelik çevirisi de Algan Sezgintüredi imzası taşıyor. Amazon Yılın Kitapları Seçkisi'ne giren, Barnes & Noble En İyi Bilimkurgu Seçkisi ve WaterStones En İyi Fantastik Bilimkurgu Seçkisi'nde yerini alan “Mekanik”, spekülatif kurmacının leziz bir örneği. Heyecanla kavuşmayı beklediğimizi belirterek pası bültene atalım.

Doğaya, inanca ve özgür iradeye dair soluksuz romanın çevirisi Algan Sezgintüredi imzalı. Spinoza'nın, büyük matematikçi Huygens'in satır aralarında gezindiği, zaman zaman Asimov'u andıran tarzıyla önümüzdeki yıllarda ismini daha çok duyacağımız güçlü bir yazarın Türkçede yayınlanan ilk romanı Mekanik.

Adım Jax. Bu ismi bana efendilerim bahşetti. Ben bir köleyim. Şimdilik.

Spekülatif kurmacanın usta yazarı Ian Tregillis’le tanışın. Fonda felsefi punk gösterisi var. Karşınızdaysa simya düşleri, mekanik adamlar ve olası gelecek. Asimov’un izinde Tregillis, robotiksle tarihi kurmacayı birleştiriyor. Özgür irade ve insanlığı sorguluyor. Mekanik yalnızca bir başlangıç.

"Etkileyici ve tek kelimeyle müthiş." Kirkus

"Temposu yüksek ve dokunaklı." Publishers Weekly

"Olağanüstü." Cory Doctorow

"Bağımlısı olacaksınız. Zekice." İo9.com

"Üstün bir yeni yetenek" George R. R. Martin 

Amazon UK Yılın Kitapları Seçkisi
Amazon US Yılın Kitapları Seçkisi
Barnes & Noble En İyi Bilimkurgu Seçkisi
WaterStones En İyi Fantastik Bilimkurgu Seçkisi

Mekanik / Ian Tregillis
Orijinal Adı: The Mechanical
Çeviri: Algan Sezgintüredi
Kategori: Dünya Roman
April Yayıncılık, Nisan 2020
Sayfa Sayısı: 440
Etiket Fiyatı: 37 TL


Robert Graves'in Yunan mitlerinin ölümsüz hikâyelerini eksiksiz bir araya getiren klasikleşmiş çalışması yenilenmiş baskısıyla raflarda

Pazartesi, Nisan 20, 2020
Anadolu, Girit, Mezopotamya, Fenike ve Mısır’daki sözlü geleneklerin ürünü Yunan mitleri tarih boyunca hiç durmadan konu edilip işlenmiş, işlendikçe değişmiş, değiştirilmiş, yeni biçimlere dönüşmüş ve bütün dünyada sanatı, edebiyatı, masalları, toplumsal yapıları ve gelenekleri etkilemiştir. Bu yolla tekrar tekrar karşımıza çıkan mitolojik karakterlerin, tanrıların, kahramanların; Zeus, İkaros, Metis, Kirke, Artemis ve bunun gibi yüzlercesinin asıl hikâyesi nedir? İnsana, tanrıların dünyasında dünyevi olana dair ne söylerler? 

Robert Graves muazzam bir kaynak yelpazesinden faydalanarak tamamladığı bu kapsamlı çalışmasında Yunan mitlerinin tamamını basit bir anlatı formunda, maddeler halinde bir araya getiriyor, onları tarihteki çeşitli mit yazarlarının farklı anlatımlarıyla ve farklı kültürlerin mitolojileriyle ilişkilendirerek aktarıyor. Her bir maddeye düştüğü kendi ayrıntılı notlarında, mitlerin yorum sorunlarını, zaman içinde uğradıkları değişimleri tarihsel, politik ve antropolojik açılardan ve çağdaş araştırmalar ışığında eleştirel bir incelemeye tabi tutuyor. 

Yunan mitolojisini konu alan ilk modern ansiklopedik çalışma olarak kabul edilen iki ciltlik Yunan Mitleri ilk yayımlandığı tarihten bu yana çevrildiği yirmiye yakın dilde alanın uzmanları kadar mitolojiye ilgi duyan okurlar için de klasikleşmiş bir kaynak haline gelmiştir.

YAYINCI NOTU
Robert Graves’in Yunan Mitleri Türkçede ilk kez 2004 yılında Say Yayınları tarafından Uğur Akpur’un çevirisiyle yayımlanmıştır. Bu yeni baskısının hazırlık aşamasında mevcut çeviride önemli miktarda editöryal değişiklik ve düzelti yapılmıştır. 

Kitap 171 bölümden oluşuyor, bu bölümleri sayfa numaralarını kesintiye uğratmaksızın iki ciltte yayımlamayı tercih ettik. İlk 100 bölüm 1. ciltte, kalan 71 bölüm 2. cilttedir. Her bölüm mitin aktarıldığı maddelerle (bu maddeler harflerle gösterilmiştir) başlar. Ardından gelen maddelerde ise (bu maddeler rakamlarla gösterilmiştir) Robert Graves’in aktarılan mite dair yorumları bulunur. Graves mitleri yorumladığı bu bölümlerde çapraz okumalara imkân tanıyacak şekilde diğer bölümlere referanslar verirken bölüm numarası ile bu maddeleri kullanmıştır (örneğin, “bkz. 171. b” yani 171. bölümün b maddesi ya da “bkz. 25. 3” yani 25. bölümün 3. maddesi gibi). Okurun kolay takip edebilmesi için her sayfanın üstünde o sayfanın kaçıncı bölüme denk geldiğini ve hangi maddeleri kapsadığını göstermeyi tercih ettik. Yazarın dipnotları bölüm sonlarındadır. Orada yazarın referans verdiği kitaplar Türkçeye çevrilmişse köşeli parantez içinde Türkçedeki başlıkları eklenmiştir.

Yirmiye yakın dile çevrilmiş, Yunan mitlerinin ölümsüz hikâyelerini eksiksiz bir araya getiren bu klasikleşmiş çalışmayı yenilenmiş baskısıyla okurlarla buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz.

Robert Graves (1895-1985): İngiliz şair, roman yazarı, eleştirmen ve çevirmen Robert Graves, İrlandalı yazar Alfred Percival Graves ile Amalia von Ranke'nin oğlu olarak Wimbledon'da doğdu. Okuldan sonra katıldığı Birinci Dünya Savaşı’nda Kraliyet Gal Piyade Alayı’nda yüzbaşılık görevine getirildi. Esas uğraşı şiir olan Graves’in Seçme Şiirleri, 20. yüzyıl Penguin klasikler dizisinden yayımlandı. Kahire Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı, Oxford Üniversitesi’nde de şiir alanında dersler verdi. Hayatını, çoğunluğu tarihi romanlar olmak üzere yazarak kazandı; bunlar arasında I, Claudius, Claudius The God, Sergeant Lamb of the Ninth, Count Belisarius, Wife to Mr. Milton, Proceed, Sergeant Lamb, The Golden Fleece, They Hanged My Saintly Billy, The Isles of Unwisdom sayılabilir. 1929’da özyaşamöyküsü Goodbye to All That’i kaleme aldı. Üzerinde en çok tartışılmış iki kurmaca dışı kitabı, şiirsel etkiye yeni bir bakış getiren The White Goddess ve Hıristiyanlığın ilk dönemini yeniden değerlendiren The Nazarene Gospel Restored’dur. Aynı dönemde sürdürdüğü geniş kapsamlı mitoloji çalışmalarının ürünü olan Yunan Mitleri, Yunan mitolojisi alanında ilk modern ansiklopedik kaynak olarak kabul edilmektedir. Apuleius, Lukianos, Suetonius ve Ömer Hayyam’ın Rubailer’ini (Ömer Ali Şah ile birlikte) çevirdi. Hayatının son elli yılını geçirdiği İspanya’nın Mayorka Adası’nda öldü. Türkçede yayımlanmış kitapları arasında Ben, Claudius, Tanrı Claudius, Homeros’un Kızı, Ak Tanrıça ve İbrani Mitleri yer almaktadır.

Yunan Mitleri 
2 Cilt - Kutulu
Robert Graves
Özgün adı: The Greek Myths
Çeviren: Uğur Akpur
Yayınevi: Kolektif Kitap
Türü: Mitoloji, Yunan Mitleri, Dinler Tarihi
Katkıda bulunanlar: 
Yayına hazırlayan: Işık Doğangün 
Kapak tasarımı: Deniz Akkol / Kolektif Tasarım
Cilt bilgisi: Ciltsiz, iki kitap takım, özel kutulu
Basım tarihi: 1. Baskı Mart 2020
Sayfa sayısı: 888 s. (1. Cilt 432 s. / 2. Cilt 456 s.)
Satış fiyatı: 95,00 TL
Çıkış tarihi: 15 Nisan Çarşamba 


“Uygarlığın Ayak İzleri”nin rehberliğinde, masa başından dünya müzelerini gezmeye ne dersiniz?

Pazar, Nisan 19, 2020
Uzun bir süredir “Sanatın Tarihi”(@sanatntarihi) rumuzuyla sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlarından tanıdığımız sanat tarihçi Celil Sadık, 2019’un sonlarında “Uygarlığın Ayak İzleri” adlı ilk kitabını çıkarıp kısa sürede binlerce okura ulaştı. Medeniyeti biçimlendiren sanatçılar ve eserlerini olabilecek en romansı ve yalın dille anlatan Sadık, ikinci kitabı üzerinde çalışadursun, bizler onun anlattıklarından aldığımız ilhamla küçük bir dünya turuna çıkabiliriz… Hem de hemen! 

Leonardo da Vinci, Michelangelo, Cravaggio ve Bernini gibi sanat dehalarını konu eden kitabın izinde, müze müze dolaşmaya hazırsanız, bir tıkla erişebileceğiniz sanal müzelerden söz etmeye başlayalım. 

Vatikan Müzeleri ve Sistine Şapeli
“Günümüzde sanat tarihi ile ilgilenenlerin meraklı insanlar olduğunu düşünüyorum. Hayatın özüne varmak; geçmiş ve geleceği bir araya getirip ikisini birden okumak ve çağımızın olanca hızına rağmen yavaşlayıp küçük bir nefes almak isteyen insanlar…”

Celil Sadık, bu sözleri sarf ederken son derece doğru bir noktaya parmak basıyor ve şüphe yok ki, evlerimize sığındığımız bugünlerin gündemine de ilaç gibi gelecek bir tespitte bulunuyor!

Kitabın izinde uğrayacağımız ilk durak, Vatikan. Michelangelo’nun baş döndürücü tavan fresklerini, Raffaello’nun canlanmak üzereymiş gibi duran temperalarını ve daha pek çok ikonik sanatçının eserlerini yakından incelemek için yapmanız gereken tek şey bu linke tıklamak:
http://www.museivaticani.va/content/museivaticani/en/collezioni/musei/cappella-sistina/tour-virtuale.html

Louvre Müzesi
Kitabında, 1913 yılında Vincenzo Peruggia tarafından çalınan Mona Lisa’nın ününü biraz da bu sansasyonel olaya borçlu olduğunu iddia eden Sadık, resim hakkındaki komplo teorilerini de bir bir çürütüyor. Öte yandan, dünyanın en büyük müzelerinden biri olan Louvre’da Caravaggio ve Bernini’nin yapıtlarını da bulabileceksiniz. Kitapta okuduklarınıza kendi gözlerinizle tanıklık etmek isterseniz, dünyaca ünlü müzenin sanal tur adresi şöyle:
https://www.youvisit.com/tour/louvremuseum

Galeri Uffizi

1560 yılında Giorgio Vasari tarafından tasarlanan bu galeri, dünya sanat tarihinin akışına yön vermiş Medici’lerin özel koleksiyonuna evsahipliği yapmaktadır. Ailenin oynadığı role kıyasla, az bilinen bu sanat galerisinde adını tarihe kazımış pek çok sanatçının izine rastlamak mümkün. Caravaggio’nun ünlü Medusa’sı da bunlardan biri. Görmek için linke tıklamanız yeterli:
https://artsandculture.google.com/partner/uffizi-gallery?hl=en

Kitabın başlığındaki mesajı görüp “Uygarlığın Ayak İzleri”ni keşfe çıkacaksak elbette gezebileceğimiz sayısız yer var… Sanatseverlere sanal tur hizmeti sunan diğer müzelerden bazıları şunlar:
British Museum, Londra
https://britishmuseum.withgoogle.com/

Musée d’Orsay, Paris
https://artsandculture.google.com/partner/musee-dorsay-paris?hl=en

Rijksmuseum,Amsterdam https://artsandculture.google.com/streetview/rijksmuseum/iwH5aYGoPwSf7g?hl=en&sv_lng=4.885283712508563&sv_lat=52.35984312584405&sv_h=311.1699875145569&sv_p=-5.924133903625474&sv_pid=fOVcUXQW2wpRf33iUmxEfg&sv_z=1.0000000000000002

Van Gogh Museum, Amsterdam
https://artsandculture.google.com/partner/van-gogh-museum?hl=en

Pergamon Müzesi, Berlin
https://artsandculture.google.com/entity/pergamon/m05tcm?hl=en

Salvador Dali Müzesi, Amerika
https://thedali.org/virtual-tour/index.html

Uygarlığın Ayak İzleri
Celil Sadık
RÖNESANS’TAN BAROK DÖNEM’E SANAT DEHALARI
Leonardo da Vinci, Michelangelo, Caravaggio, Bernini
“Tarihli Sanat” adlı web sayfası ve “Sanatın Tarihi” (@sanatntarihi) rumuzuyla yaptığı paylaşımlardan tanıdığımız Celil Sadık, bugüne dek sosyal medya çağının tüm nimetlerinden faydalanarak yüz binlerce takipçisini zamanda yolculuğa çıkardı. Bu kitaptaysa uygarlığı biçimlendiren sanatçılar ve eserlerinin öykülerini, olabilecek en romansı ve yalın dille anlatıp bir gizem avına dönüştürüyor. Üstelik Leonardo, Michelangelo, Caravaggio ve Bernini üzerinde durduğu bu ilk cilt, sadece bir başlangıç! 

Uygarlık tarihinin ikonik isimleri üzerinden yaptığımız bu okumada sanatçıların hayatından en az bilinenleri öğrenmekle kalmıyor, eserlerinde saklı sırları da birer birer deşifre ediyoruz. 

POLİSİYE KURGUNUN MATEMATİĞİYLE SANAT TARİHİNİN GİZEMLERİNİ BULUŞTURAN BU YENİ EVRENE HOŞ GELDİNİZ!

UYGARLIĞIN AYAK İZLERİ
Yazar: Celil Sadık
Dizi / Tür: Kurgudışı – Sanat Tarihi
Yayın Tarihi: Kasım, 2019
Sayfa Sayısı: 224
Fiyat: 44,50 (KDV’den muaftır.)

Yüzyıllar öncesinden yadigâr, gizem dolu bir macera : Bu Romanda Tüm Yollar Ölüler Nehri’nde Son Bulur!

Cuma, Nisan 17, 2020
Vatikan Kütüphanesi, Viyana Ulusal Kütüphanesi ve Fransız Milli Kitaplığı’nda yıllarca araştırma yapan Alpay Asar, Tanrı’nın Krallığı ile Türk yazınında eşine az rastlanır bir gizem avına imza atıyor!

Adam kasvetli ortama aldırmadan ellerini ovuşturarak koridorda yürümeye başladı. Sadece yatağına uzanmak ve tüm düşüncelerden sıyrılmak istiyordu. Fakat kendi odasına vardığında hiç beklemediği bir şeyle karşılaştı. Dedelerinden miras hançer, giriş kapısına saplanmıştı. Hançerin bronz kabzasından rulo yapılmış bir kâğıt parçası sarkıyordu. Genç adam kötü bir şeyler olduğunu sezerek bir süre öylece durdu, sonra cesaretini toplayıp notu okumaya karar verdi.

"Büyük Kilise’nin atlarını takip et. Başları kesik atların nalları altında parlayacak yıldızların yıldızı. Ve kardeşler yeniden, bir arada, zafere yürüyecekler."

01 Aralık 1485’te Sarayburnu açıklarına bir gemi yanaştı. Beklediği, o zamanlar bir cami olan Ayasofya’nın imamı Davud ile Galata Manastırı’nın kilercisi Ferruccio idi. Gizemli bir atlının önderliğinde, dehşetengiz dehlizlerden geçip gemiye vardıklarında insan aklının alabileceği en karanlık yolculuklardan biri başladı. Öyle ki bu bir aylık seyir süresince dünyanın tüm ırmakları denize, tüm denizleri okyanusa dönüştü ve hepsinin yolu Ölüler Nehri’nde buluştu…

ALPAY ASAR, 1973 yılında aslen Balıkesirli olan, memur bir ailenin ilk çocuğu olarak Kırklareli’nde doğdu. 1991 yılında İstanbul Üniversitesi Kütüphanecilik Bölümü’ne girdi. Burada okuduğu sırada Viyana Ulusal Kütüphanesi (Österreichischen Nationalbibliothek), Vatikan Kütüphanesi ve Fransız Milli Kitaplığı (Bibliotheque nationale de France) başta olmak üzere birçok yerli ve yabancı kütüphanede araştırmalar yaptı. Bu süreçte fiziki bir nesne olarak “kitap” kavramından ziyade “bilgi”nin anlamı, doğruluğu ve erdemine merak sardı. Aynı üniversitenin felsefe bölümüne devam etti. Çeşitli gazete ve dergilere yazılar yazdı, röportajlar yaptı (Varlık, Hürriyet Gösteri, Cumhuriyet, Virgül, Kitap Haber vb.). Postmodern düşünce üzerine Türkiye’deki ilk yazılardan birini kaleme aldı. (“Postmodern Düşünce ve Görecelik”, Hürriyet Gösteri, 1996)

Antikçağ felsefesi ve ortaçağ estetiği üzerine çalışmalar yaptı. Osmanlıca ve Latincenin yanında aldığı İbranice derslerle birlikte bilim-din paradoksuna kütüphaneci, felsefeci ve tarihçi kimliklerini bir potada eriterek yaklaşıyor.

TANRI’NIN KRALLIĞI: REGNO DEI
Yazar: Alpay ASAR
Dizi / Tür: Roman / Tarihi Macera
Yayım Tarihi: Mart, 2020
Sayfa Sayısı: 312
Fiyat: 29,50 TL (KDV’den muaftır.)

Almanya’nın Stephen King’inden: Ölümsüzlerin Tarihi 2 - Vampir

Perşembe, Nisan 16, 2020
15. yüzyıl Doğu Avrupa’sında yeni bir karanlık baş gösteriyor. 
Kazıklı Voyvoda’nın elinden kurtulmanın tek yolu, onunla yüzleşmek.

Engizisyon yargıcı “Büyücüleri yakın” emrini verdiğinde, Andrej’in de kaderini çizmişti. Kısa bir süre önce korkunç korsan Abu Dun’a karşı amansız bir savaş verdikten sonra, Andrej’in şimdi de çok daha korkunç bir tehlikeyi savuşturması gerekiyordu. Sadece onun ve koruyucusu olduğu Frederic’in hayatı değil, bütün Transilvanya’nın kaderi tehlikedeydi artık. Aynı zamanda sevgilisi Maria da karanlık güçlerin tehdidi altındaydı… Andrej, Maria’yı ararken Osmanlı ve Transilvanya arasındaki savaşın tam ortasına düşünce, esrarengiz Drakula’nın karanlık planlarıyla karşı karşıya kaldı. Drakula, Andrej gibi vampirleri kullanarak ölümsüzlüğün sırrını bulmaya çalışıyordu ve çözüme ürkütücü bir şekilde yaklaşmıştı. Ancak Andrej’in içindeki vampir, gömüldüğü yerden çıkmaya başlıyordu…

“Hohlbein’ın en büyük yeteneği yarattığı imgeler. Öyle güçlüler ki okurken bir film izlediğiniz hissine kapılıyorsunuz.” –Die Welt

“Hohlbein, çalışmalarıyla ‘kral’ olduğunu kanıtlıyor.”  –Michael Ende,  Bitmeyecek Öykü ve Momo’nun yazarı

Serinin ilk kitabı, yenilenen kapağı ve gözden geçirilen baskısıyla raflarda! 
ÖLÜMSÜZLERİ TARİHİ 

15. yüzyıl Doğu Avrupa’sı Osmanlılar tarafından fethedilmenin eşiğindeydi.
Fakat ortada daha büyük bir tehlike vardı.

Transilvanya’nın küçük bir köyü engizisyonun zalim infazcıları tarafından bir anda yerle bir edilmişti. Köy halkından hayatta kalanlar tutsak alınmış ve geriye sadece çocuk yaştaki Frederic kalmıştı. Bu genç adamı savaşçı Andrej buldu ve onu da yanına alarak tutsakları kurtarmaya karar verdi. Ancak çok geçmeden Frederic’in içine bir şüphe düştü: Alevlerin içinden geçen ve en ağır yaraları bile kolaylıkla atlatan bu yetenekli savaşçı, belki de sandığı gibi biri değildi. 
Ulusal En İyi Fantastik Yazarı Ödülü, 2004
NUX Uluslararası Edebiyat Ödülü, 2012
RPC Fantastik Ödülü En İyi Roman, 2012

ÖLÜMSÜZLERİN TARİHİ
Yazar: Wolfgang Hohlbein
Almanca Aslından Çeviren: Gülçin Erkman
Dizi / Tür: Dünya Edebiyatı / Roman / Fantastik
Yayım Tarihi: Mart, 2020
Sayfa Sayısı: 284
Fiyat:  32,50 TL (KDV’den muaftır.)

VAMPİR
Yazar: Wolfgang Hohlbein
Almanca Aslından Çeviren: Gülçin Erkman
Dizi / Tür: Dünya Edebiyatı / Roman / Fantastik
Yayım Tarihi: Mart, 2020
Sayfa Sayısı: 280
Fiyat:  32,50 TL (KDV’den muaftır.)

İntikam hikâyesinden çok daha ötede bir trajedi : “Hamlet ya da Hekuba” VBKY’de

Çarşamba, Nisan 08, 2020
VakıfBank Kültür Yayınları, Alman siyaset kuramcısı Carl Schmitt’in “Hamlet ya da Hekuba” isimli kitabını Türkçe’de ilk kez okura sunuyor. Schmitt, kitapta İngiliz oyun yazarı William Shakespeare’in eseri, dünya tiyatro tarihinin unutulmazı “Hamlet”in zihinsel arka planına odaklanıyor, eseri tarihsel bağlamda değerlendiriyor.

Cana Bostan tarafından Türkçe’ye çevrilen kitap, eleştirmenlerin görüşlerini aktarmasının yanı sıra Dumas, Sartre, Goethe ve Schiller gibi yazarlara yaptığı atıf ve yorumlar ile eserin estetik-siyaset ilişkisini ortaya koyması açısından kapsamlı bir çalışma.

Her yönüyle sıra dışı bir karakter
Shakespeare’in “Hamlet”i bugüne dek genel itibarıyla bir intikam öyküsü olarak sahnelendi. Her dönem izleyici rekorları kırarken arkasında sayısız soru işareti bıraktı. Öncelikle bu oyunun Shakespeare’in diğer tragedyalarından farklı olduğunu belirtmek gerekiyor. Schmitt, bunun nedenlerini incelediği kitabında, karakterin ve olay dizisinin siyasi ve tarihsel bir olaydan etkilendiğini söylüyor. Oyuna da adını veren Danimarka Prensi Hamlet, trajiğin kaynağı, dönemin koşulları, eylemsizliği, aşka bakış açısı, insan ilişkileri, içsel çatışmaları ve tarihsel bağlamı göz önüne alındığında bir hayli sıra dışı bir karakter. Schmitt’e göre, oyunun öyküsü basit bir intikam hikâyesinden çok daha ötedeki bir trajediyi barındırıyor.

Annesi de katil olabilir
Oyunda iyi eğitimli Prens Hamlet, babasının ölüm haberini alınca ülkesine döner. Annesi Gertrude ile amcası Claudius evlenmiştir ve sıra Hamlet’te olmasına rağmen amca Claudius tahtta oturmuştur. Bir gece vakti Hamlet, surların üzerinde dolaşırken babasının hayaletini görür. Hayalet kendisini öldüren kişinin amcası Claudius olduğunu söyleyince Hamlet, bu cinayeti ortaya çıkarmak ve intikam almak ister. Beş perdelik oyun bunun üzerine kurulu gibi görünür. Schmitt kitabında, Kral Hamlet’i öldüren kişinin kraliçe eşi de olabileceği saptamalarına yer vererek anlatıyor: “Annenin suçluluğu meselesi oyunun başından itibaren seyirciye musallat olur ve sonuna dek de seyircinin peşini bırakmaz. Cinayete kurban gitmiş babasının intikamını almak isteyen bir oğul ne yapmalıdır, hele ki bu durum artık katilin karısı olan annesine de bir darbe indirmesine yol açıyorsa?”

“Kaynağı tarihsel bir gerçeklikte bulabildim.”
Hamlet, ikinci perde ikinci sahnede tüm karakterler sahneden çıkınca kendi kendine konuşur; Hekuba tiradıyla, annesi ve amcasına bir oyun sahneleyeceğini, bu oyunla her şeyin ortaya serileceğini söyler. Bu da üçüncü perdedeki oyun içindeki oyun sahnesiyle aktarılır. Herkes şaşkına döner. Schmitt’in tirat ve oyun içinde oyun mantığından yola çıkarak adını verdiği kitabının ilerleyen sayfalarındaki görüşleri, kraliçe tabusu ve bir intikamcı figürüyle ilgili. Schmitt, konuyla ilgili şunları söylüyor: 

“Bu bizi trajik olayın kökeni meselesine, trajiğin kaynağı meselesine götürür ki, ben kendi adıma bu kaynağı yalnızca tarihsel bir gerçeklikte bulabildim. Buradan hareketle Hamlet’i, onun somut durumundan yola çıkarak anlamaya çalıştım… Shakespeare’in ‘Hamlet’i ve onun çeşitli yorumları üzerinde yeterince mesai harcayan kişi mevzunun havsalaya sığmayan derinliğine de yakinen vakıf olur. Orada öyle patikalar görür ki, pek çoğu uçuruma sürüklerken, kimisi de uçurumdan doğar. Bunun yanı sıra benim gibi Shakespeare’in Hamlet’inin Mary Stuart’ın oğlu Kral James ile bir ilgisi olduğu kanaatine varan biri pek çok tabuyla karşılaşır ve fazladan yanlış yoruma teslim olma tehlikesine atılır.”

Carl Schmitt kimdir?
1888 yılında doğan Carl Schmitt, 20’nci yüzyılın önde gelen hukuk ve siyaset teorisyenlerinden. Siyaset bilim ve hukuk öğrenimi gören Schmitt, 1933’te Berlin Üniversitesi’ne hukuk profesörü olarak atandı. Siyasal düşünceye dost-düşman, olağanüstü hal, politik romantizm gibi kavramlar etrafında pek çok fikir sunan Schmitt 1985’te öldü. Yazarın VBKY tarafından okura sunulan kitapları arasında “Kara ve Deniz: Bir Dünya Tarihi İncelemesi”, “Roma Katolikliği ve Politik Form” ve “Hamlet ya da Hekuba” isimli eserleri bulunuyor. 

Hamlet ya da Hekuba / Carl Schmitt
Çevirmen: Cana Bostan
Yayınevi: VBKY
Sayfa sayısı: 96
Fiyatı: 20 TL

Rafik Schami’nin Yeni Romanı Raflarda: Hattatın Sırrı

Salı, Nisan 07, 2020
Bir dedikodu, Şam’da hızla yayılmaktadır: Meşhur hattat Hamid Farsi’nin güzeller güzeli karısı Nura kaçmıştır. 1957 yılının Şam’ında görülmedik bir olaydır bu. Kimileri Nura’nın insanı kıskançlıktan çatlatacak türden bir hayatı ardında bırakıp gittiğini, kimileriyse kocasının düşmanları tarafından kaçırıldığını dillendirmektedir.

Çocukluğundan beri hat dehası olarak görülen Farsi, Arap yazısını radikal bir şekilde ıslah edip modern çağa uygun hale getirme planlarına odaklanmıştır. Gözünü öyle bir hırs bürümüştür ki bu projesinin, yobazlar tarafından şeytan işi olarak algılandığını ve kendi hayatını tehlikeye attığını göremediği gibi, onun bu arzusundan bihaber, sadece soğuk ve mesafeli yüzüyle muhatap olan karısı Nura ile çırağı Salman arasında tutkulu bir aşkın filizlendiğini de fark edemez.

Rafik Schami, Müslüman bir kadın ile Hıristiyan bir erkeğin aşkını romanın odağına alırken, çocukluklarından beri bu iki âşığın hayatlarına temas etmiş, iyisiyle kötüsüyle tüm karakterlerin yaşamlarını da zengin detaylarla öyküleştiriyor ve çizdiği bu incelikli portrede, tüm kokuları, lezzetleri, dolambaçlı sokakları, gelenek ve görenekleriyle Suriye’nin tarihsel ve çağdaş gerçeklerini gözler önüne seriyor.

"Schami hem aşk romanlarının hem de toplumsal gerçekçi romanların motiflerini bir arada kullanarak, rengârenk bir hat eseri kadar büyüleyici ve egzotik bir anlatı yaratmış."
—Neue Zürcher Zeitung

Rafik Schami, 1946 yılında Şam’da Hıristiyan Arap bir ailede dünyaya geldi ve üniversite eğitimini Şam’da tamamladı. 1971 yılında Almanya’ya yerleşen ve 2002’den bu yana Bavyera Güzel Sanatlar Akademisi üyesi olan Schami, Avrupa’daki göçmen edebiyatının önemli temsilcilerindendir. Roman, öykü, tiyatro oyunu ve çocuk hikâyelerinden oluşan eserleri yirminin üzerinde dile çevrildi; aralarında Zürih Çocuk ve Gençlik Kitabı Ödülü, Hermann Hesse Ödülü ile Independent Publisher Book Award Altın Madalyası’nın bulunduğu sayısız ödüle layık görüldü. Yazarın Sophia veya Tüm Hikâyelerin Başlangıcı adlı romanı, 2018 yılında Sevinç Altınçekiç çevirisiyle yayınevimizden çıkmıştır.

Hattatın Sırrı / Rafik Schami 
Çeviren: Sevinç Altınçekiç
Dizi / Tür: Alman Edebiyatı / Kurgu / Roman
Yayım Tarihi: Mart, 2020
Sayfa Sayısı: 464
Fiyat: 42,50 TL

Kendi sesini aramaktan daha değerli bir yolculuk var mı?

Perşembe, Mart 19, 2020
Bengisu Gençay’ın kaleme aldığı Zem Sesini Arıyor, Uçan Balina Görme Rehberi adlı yepyeni bir dizinin ilk kitabı… Yirmiden fazla kitabıyla çocuk edebiyatı alanında üretken bir yazar ve çizer olan Rıfat Batur’un da baş döndürücü çizimleriyle eşlik ettiği seri, çocuklar için ilham verici bir serüven yaratıyor!

Tüm çocukların “ince sesli”, “orta sesli” ya da “kalın sesli” olarak üçe ayrıldığı bir gezegenle tanışın! Burada yaşayanların ne iş yapacakları, kimlerle arkadaşlık edecekleri ses tonlarına göre belirleniyor. Peki, günün birinde bu gezegende, sesi olmayan bir çocuk doğarsa ne olur?

Sesi olmayan kahramanımız Zem, yaşam sesi diğerlerinden farklı olanların kapatıldığı, Mostrosul adlı, gizemlerle dolu yerde maceraperest Do ve sıra dışı aşçılık becerilerine sahip Tiz’le tanışır. Kısa süre sonra bu üç arkadaş kendilerini heyecan verici, sonunda özgürlüklerine kavuşma ihtimali olan bir maceranın içinde bulur: Haykıran çamurlarla, bulmacalarla, dehlizlerde gizlenmiş vahşi bitkilerle, zamanda geriye giden kütüphaneyle ve korkularına ayna tutan sihirli ormanla yüzleşmeleri gerekir. Zem’in sesini aradığı bu yolculuğun sonu, belki de her şeyin başlangıcı olacaktır.


BENGİSU GENÇAY: 1982 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nü bitirdikten sonra senarist olarak çalıştı. Hikâyeleri, gezi yazıları, masalları pek çok edebiyat ve gezi dergisinde yayımlandı. 2002 yılında üç öyküsü, Gençlik Kitabevi Öykü Ödülleri’nde kitaplaştırma ödülü alarak yayımlandı. 2004’te “Nohut Oda, Bakla Sofa” adlı kısa film hikâyesi TÜRSAK, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, TRT tarafından prodüksiyon desteğine layık görülerek kısa filme dönüştürüldü. Filmin öyküsü aynı zamanda, Uçan Süpürge Vakfı tarafından kitaplaştırıldı. 2006 yılında ise “Teğet” isimli uzun metraj film projesi T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan Senaryo Geliştirme ve Diyalog Desteği aldı. Daha sonra, Hindistan’da dijital reklam alanına evrilen kariyerini, Türkiye’de devam ettirdi. Bu süreçte çeşitli ödüller aldı. Zem Sesini Arıyor, Güney Amerika’ya gerçekleştirdiği bir buçuk yıllık gezi sırasında yazıldı. Kitap Amazon Ormanları’nda, Kutsal Vadi’nin koynunda ve Uruguay’ın uçsuz bucaksız düzlüklerinde tamamlandı.

RIFAT BATUR: 1976 yılında doğan sanatçı, resim sanatı alanında doktora düzeyinde eğitim aldı. Çok sayıda çocuk kitabı yazdı ve resimledi. Yazar, çizer ve eğitimci olarak çalışmalarını Ankara’da sürdürmektedir.

ZEM SESİNİ ARIYOR
Uçan Balina Görme Rehberi – 1 
Yazar: Bengisu Gençay
Resimleyen: Rıfat Batur
Editör: Yağmur Yavaş Aydın
Türü: Kurgu / Çocuk Edebiyatı / Resimli Roman
Fiyat (KDV’den muaf): 32,50 TL
Basım Tarihi: Mart, 2020
Sayfa Sayısı: 224


160 yıllık ilk politik ekonomi denemesi “İlm-i Tedbir-i Mülk” günümüz Türkçesi ile ilk kez VBKY’de

Perşembe, Mart 19, 2020
VakıfBank Kültür Yayınları “İlm-i Tedbir-i Mülk” isimli eseri günümüz Türkçesi ile ilk kez okura sunuyor. İngiliz oryantalist Charles Wells’in kaleme aldığı bu çalışma, 160 yıl önce “Devlet Yönetme Bilimi ya da Türkçe Yazılan İlk Politik Ekonomi Denemesi” alt başlığıyla Londra’da yayımlandı. Bu önemli eser şimdi aynı kitapta hem günümüz Türkçesi hem de Latin harfleriyle yazılmış Osmanlı Türkçesi ile okurla buluşuyor.

160 yıl önce yazılan “İlm-i Tedbir-i Mülk: Devlet Yönetme Bilimi” günümüz Türkçesi ile ilk kez VBKY tarafından yayımlanıyor. İngiliz şarkiyatçı ve dilbilimci Charles Wells’in yazdığı, Mutlu Dursun’un da Osmanlı Türkçesinden yayına hazırladığı kitapta; ticaret, iş bölümü, sermaye, madeni paranın ortaya çıkışı ve vergiler gibi iktisadi alandaki birçok konu başlığı hakkında detaylar paylaşılıyor.

Yayımlandığı dönem anadili Türkçe olmayan biri tarafından editörlüğü yapılan kitabın anlatımındaki kimi bozukluklar, metnin özgünlüğüne müdahale etmemek adına olduğu gibi okura sunuluyor. 
Sultan Abdülaziz’in çevirmeniydi

1839’da doğan Charles Wells, Oxford Üniversitesi’nde okudu, doktorasını Leipzig Üniversitesi Şarkiyat Çalışmaları Bölümü’nde tamamladı. Daily Telegraph Gazetesi’nde gazeteciliğe başlayan Wells, Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığı’nda danışmanlık ve diplomatik çevirmenlik yaptı. Londra ziyaretinde Sultan Abdülaziz’in de çevirmenliğini üstlendi. 

Hürriyet Gazetesi’nin yayımlanmasına katkısı önemli
Sultan Abdülaziz’in daveti üzerine İstanbul’a gelen Wells, İngilizce dersleri verdi. Londra’da kaldığı yıllarda düşünce adamları Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi ile arkadaşlık kuran Wells, Yeni Osmanlılar hareketinin en önemli yayın organı Hürriyet Gazetesi’nin yayınlamasına katkı sağladı. “İlm-i Tedbir-i Mülk” 1917 yılında hayatını kaybeden Wells’in ilk eseridir.

Fabrikalar artınca memleket güzelleşir
Wells, dokuz bölümden oluşan kitapta sırasıyla iş bölümü ve ticaret hakkında görüşlerini aktarıyor. Kitabında üçüncü bölümü olan “Mal hakkındadır” başlığında Wells, “Daha önceki zamanlarda insanlar güçle bedenî ihtiyaçlarını elde ettiler. Hiçbir şeyi biriktirmediler. Ürettikleri kadar da tükettiler ama iş bölümü ve ticaret ortaya çıktıktan sonra günlük ihtiyaçlarından fazlası ellerinde kaldı. Bu fazla, yavaş yavaş artıp mal denilen şey vücuda geldi” diyor. Wells ayrıca, ticaret ve fabrikaların çoğaldıkça memleketin gelişip güzelleşeceğini, halkın hâlinden hoşnut olacağını söylüyor. 

İlm-i Tedbir-i Mülk: Devlet Yönetme Bilimi / Charles Wells
Çevirmen: Mutlu Dursun
Yayınevi: VBKY
Sayfa sayısı: 80
Fiyatı: 14 TL

Serkan Kaya Almalı'dan İnsanın tekinsiz ve zıtlıklarla dolu doğasına doğru bir keşif : Yuvarlandığım Mezarlar

Çarşamba, Mart 18, 2020
Genç yazar Serkan Kaya Almalı'nın kaleme aldığı Yuvarlandığım Mezarlar, insanlığın yüzyıllardır körü körüne savunduğu köhne değerlerin gerçekte ne denli içi boşaltılmış ve çürümüş olduğuna gönderme yaparak yabancı korkusu, varoluş ve yalnızlık gibi konuları özgün bir bakışla ele alıyor. 

Haritadaki yeri bile neredeyse unutulmuş bir kasabaya bir akşamüstü iki yabancı gelir. Bu yabancıların bildiği tek şey vardır, durup dinlenmeden kazmak. Gerçekten var olduklarını kendilerine kanıtlayacak bir çift başka gözün bile yıllardır topraklarına uğramadığı kasabada bir tedirginlik hâli baş gösterir. Bütün kasaba, kazıcıların açtıkları çukurlarla dolarken zihinlerdeki sorular ve kuşkular da büyümektedir: Nereden ve neden geldiler? Niçin böyle delicesine bir tutkuyla kazıyorlar? Toprak ona ettiklerimizi bağışlar mı? Kasabalıların tek bildiği, kazıcıların gece gündüz, durmaksızın çalışıp toprağı onların anlayamadığı bir şey için hazırladıklarıdır. Karanlık, tedirgin edici ve elle tutulmaz bir şey için... 

Yuvarlandığım Mezarlar, insanın tekinsiz ama kucaklayıcı, zıtlıklarla dolu doğasına doğru okuru keşfe çıkarıyor. 

''Bir kazmanın tek vuruşuyla dağılan toprağın birliğine ve sağlamlığına dair kuşkularım, adımlarımın tedirginliğini artırdı; demek toprak güvenilmez bir yerdir, ansızın dağılıp bizi yutmak için ufacık bir neden bekler; oysa ben insanların mezarları bile isteye, biraz da zevkle doldurduğunu sanırdım.''

Serkan Kaya Almalı : 1990 yılında Çorum'da doğdu. 2014'te Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü'nden mezun oldu. 2018 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde öyküleri dikkate değer bulundu. Yuvarlandığım Mezarlar, yazarın yayımlanan ilk romanıdır.

Yuvarlandığım Mezarlar / Serkan Kaya Almalı
DeliDolu Kitap, Roman, Yetişkin
152 sayfa
Fiyat: 18,00 TL


Bir Stranger Things Romanı: Karanlık Şehir

Salı, Mart 17, 2020
Stranger Things'in son bölümünden sonra muhtemelen hayranların aklında tek bir soru kaldı: Hopper'a ne oldu? Tam da bu sorunun cevabını beklerken Karanlık Şehir, en çok sevilen karakterlerden birinin hayatına bir kapı açıyor. Hopper karlı bir kış günü mutfak masasına oturmuş, 1977 yılında başından geçenleri Eleven'a anlatırken, biz de sıcacık çaylarımızı alıp Eleven'ın yanında yerimizi alıyor ve yeni bir maceraya dalıyoruz.

Hawkins’te 1984 Noel’iydi. 
Polis şefi Jim Hopper’ın tek dileği Eleven’la ilk Noel’inin sakin geçmesiydi, ancak Eleven’ın başka planları vardı. Hopper’ın itirazlarına rağmen bodrumdan, üstünde “New York” yazan bir kutu getirdi ve cevaplaması zor sorular sormaya başladı. Hopper onca sene önce Hawkins’ten neden ayrılmıştı? “Vietnam” ne demekti? Ayrıca neden hiçbir zaman New York hakkında konuşmuyordu?

Geçmişiyle yüzleşmek yerine bir demogorgon ordusuyla savaşmayı tercih etse bile, Hopper gerçeklerden daha fazla kaçamayacağını anlamıştı. Böylece bütün hayatı değişmeden önce New York’ta yaşadıklarını anlatmaya başladı…

New York’ta 1977 yazıydı. 
Hopper, Vietnam Savaşı’ndan evine dönmüştü. Küçük kızı ve eşiyle beraber sivil hayatına devam etmek için New York Polis Teşkilatı’nda dedektifliğe başlamıştı. Fakat şüphe uyandıran bir federal ajan karakolda belirip çözülmemiş vahşi cinayetlerin dosyasına el koyduğunda Hopper işleri eline alıp gerçekleri öğrenmek için her şeyi riske atacaktı. 

Çok geçmeden Hopper, New York’un korkunç çeteleri arasına sızdı. Ancak cinayetleri çözmek üzereyken bütün şehri karanlığa gömen bir elektrik kesintisi, Hopper’a daha önce hiç yaşamadığı zorluklarla yüzleştirecekti.

“Hawkins Polis Teşkilatı’nın şefi olmadan önce New York’ta bir polistim; daha doğrusu dedektiftim, cinayet masasında çalışıyordum.” 
El, dudaklarını oynatarak alışık olmadığı kelimeyi söylemeye çalıştı.
“Aa, evet,” dedi Hopper. “‘Cinayet’ adam öldürmek demek.”
El’in gözleri kocaman oldu.
Hopper az önce Pandora’nın kutusunu açıp açmadığını düşünürken içini çekti.
“Her neyse, 1977 yazında, çok tuhaf bir şey oldu…”

ADAM CHRISTOPHER, roman ve çizgi roman yazarı olmasının yanı sıra ödüllü editördür. The Burning Dark, The Machine Awakes gibi romanlarına ek olarak ünlü televizyon dizisi Elementary’nin uyarlaması romanlar da kaleme almıştır. Yeni Zelanda’da doğan yazar, 2006’dan beri Birleşik Krallık’ta yaşamaktadır.

Karanlık Şehir: Bir Stranger Things Romanı Adam Christopher
İngilizce Aslından Çeviren: Kübra Tekneci
Dizi / Tür: Dünya Edebiyatı / Roman / Bilimkurgu - Gerilim
Yayım Tarihi: Mart, 2020
Sayfa Sayısı: 424
Fiyat: 34,50 TL

Tekinsiz kurmacanın başyapıtlarından “Hayalperest Ölünün Şarkıları” raflarda…

Pazartesi, Mart 16, 2020
Çağdaş korku edebiyatının önde gelen imzalarından Thomas Ligotti, Hayalperest Ölünün Şarkıları’nda günlük hayatın ardındaki ürkütücü gerçekliğin açığa çıktığı, aklın sınırlarının aşılarak yaşam ile ölüm arasındaki çizginin silikleştiği öyküler anlatıyor.

Ligotti’nin öyküleri, aşina olunmayan bir kente gidiş, akademik bir araştırma projesi, eski bir binanın yıkılması, bir tımarhane serüveni gibi görece sıradan olaylarla başlıyor. Ne var ki, bütün bu sıradan görünüşün altında gerçeğin yavaş yavaş saptırılması hatta sapkınlaştırılması, akıl sınırlarının aşılması, hatta yaşam ile ölüm arasındaki çizginin silikleşmesi kendini gösteriyor.

Bu ilgi çekici ve ürpertici öykülerin bir özelliği de açık sonla bitmeleri ve okurların hayal gücünü tetiklemesidir. Dahası kitaptaki her bölümün sonunda, yazar kendi türünün yazım yöntemlerine ilişkin görüşlerini de açıklıyor.

 “Hayalperest Ölünün Şarkıları’nı, kitaplığınızda H.P. Lovecraft ve Edgar Allan Poe kitaplarının tam ortasına, yani ait olduğu yere yerleştirin.”  The Washington Post

 #tekinsiz #korku #gerilim #edgarallanpoe #çürüme #kabus #görüneninardındaki

Bu kitaba ilgi duyanlar için ek öneriler: Edgar Allan Poe: Kuyu ve Sarkaç; Niccolò Ammaniti: Anna; Bram Stoker: Dracula; László Krasznahorkai: Şeytan Tangosu

THOMAS LIGOTTI, 1953 yılında, Sicilya ve Polonya kökenli bir ailenin çocuğu olarak Detroit, Michigan’da dünyaya geldi. Çağdaş Amerikan korku edebiyatının önemli temsilcilerinden biri olan Ligotti’nin yapıtları, korku romanları yerine daha çok “tekinsiz kurmaca” (weird fiction) diye tanımlanan yazın türü içinde yer alıyor. Detroit’teki Wayne Devlet Üniversitesi’nden mezun olan Ligotti, 2001 yılına kadar Gale Grubu’na bağlı yayınevinde editör olarak çalıştı. Yazarlık kariyerine 1980’lerin başında bazı dergilerde yayımlanan öyküleriyle başlayan ve kariyeri boyunca çeşitli ödüller alan yazar, 1986’da yayımlanan Hayalperest Ölünün Şarkıları yazarın ilk kitabıdır. 

Hayalperest Ölünün Şarkıları / Thomas Ligotti
Çevirmen: Berna Seden
Dizi: Can Çağdaş
Tür: Öykü
Sayfa sayısı: 328
Fiyat: 34,00 TL

Stefan Zweig’den bir yeryüzü cenneti : Brezilya

Pazar, Mart 15, 2020
Brezilya: Geleceğin Ülkesi, kendini yok etmekte olan Avrupa’dan kaçan Stefan Zweig’ın, onu doğal güzelliği, hoşgörüsü ve barışçıllığıyla büyüleyen ülkeye ilanıaşkı.

Stefan Zweig’ı dünyada başka hiçbir ülke Brezilya kadar cezbetmemişti. Kozmopolit yazar İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında, Avrupa kendini yok ederken bu ülkeye geldi ve doğal güzelliği, barışçıl yaşam tarzı, insanlarının hoşgörüsüyle büyülendi. Brezilya’yı her bakımdan Avrupa’nın karşı modeli olarak değerlendiren Zweig, dünyanın geleceğini burada görüyordu; Yaşamak için bu ülkeyi seçmişti, ölmek için de burayı seçecekti. İlk kez 1941 yılında Stockholm’de yayımlanan Brezilya, Stefan Zweig’ın bu ülkeye ilanıaşkıdır.

 #yirminciyüzyıl #avrupa #brezilya #geçmiş #gelecek #yaşam #anı

Bu kitaba ilgi duyanlar için ek öneriler: 
Nikos Kazancakis: İspanya Yaşasın Ölüm; Joseph Roth: Hotel Savoy; Hans Fallada: Neden Ucuz Saat Takıyorsun?; Mario Vargas Llosa: Cennet Başka Yerde; Patrick Deville: Viva

STEFAN ZWEIG, 1881’de Viyana’da doğdu. Avusturya, Fransa ve Almanya’da öğrenim gördü. Savaş karşıtı kişiliğiyle dikkat çekti. 1919- 1934 yılları arasında Salzburg’da yaşadı, Nazilerin baskısı yüzünden Salzburg’u terk etmek zorunda kaldı. 1938’de İngiltere’ye, 1939’da New York’a gitti, birkaç ay sonra da Brezilya’ya yerleşti. Önceleri Verlaine, Baudelaire ve Verhaeren çevirileriyle tanındı, ilk şiirlerini ise 1901’de yayımladı. Çok sayıda deneme, öykü, uzun öykünün yanı sıra büyük bir ustalıkla kaleme aldığı yaşamöyküleriyle de ünlüdür. Psikolojiye ve Freud’un öğretisine duyduğu yoğun ilgi, Zweig’ın derin karakter incelemelerinde ifade bulur. Özellikle tarihsel karakterler üzerine yazdığı yorumlar ve yaşamöyküleri, psikolojik çözümlemeler bakımından son derece zengindir. Zweig, Avrupa’nın içine düştüğü siyasi duruma dayanamayarak 1942’de Brezilya’da karısıyla birlikte intihar etti.

Brezilya / Stefan Zweig
Çevirmen: Hulki Demirel
Dizi: Modern
Tür: Deneme
Sayfa sayısı: 328
Fiyat: 23,00 TL

Bir Hikâyenin Yüreği, Bir Kadınınki gibi Basittir

Cumartesi, Mart 14, 2020
Bu yılın Oscar adayı belgesellerinden biri olan “For Sama”, Suriye’de yaşanan dramın beş yıllık görüntülerinin kolajından oluşuyor. Telefon kamerasıyla başlayan çekimleri daha sonra profesyonel kamerayla sürdüren Waad Al-Kateab’ın beş yüz saati aşan görüntüleri çekmesinin nedeni devlet kontrolündeki yayınların yaşanan gerçekleri ve vahşeti göstermemesi olmuş. 2019’un ilk çeyreğinden itibaren sayısız festivalde gösterim yapan ve elli dokuz ödülle taçlanan belgeselin toplumsal hafızaya katkısı yaşananların unutulmamasını sağlayacak. Toplumsal hafıza, yaşadığımız çağda hiç kuşkusuz en önemli şeylerden biri. Toplumsal travmalar hükümetler ve medya işbirliğiyle hasıraltı ediliyor. Haber alma hakkının hükümetlerce gasp edildiği ülkelerin vatandaşları sosyal medya gibi bir alternatife sahip olsalar bile mücadele sürüyor. Bizim gibi balık hafızalı ülkelerin daha sık yaşadığı sorun dünyayı etkiliyor. Bizim gibi demişken, siyasal konjonktürü bize benzeyen bir ülkenin yazarı, Arjantinli Ricardo Piglia’nın Ocak ayında raflarda yerini alan romanı “Yok Şehir” tam da bu meseleleri anlatıyor.

Piglia’nın romanı ilk olarak 2018 yılında grafik roman “Yok Kent” adıyla çıkmıştı okurun karşısına. Luis Scafati’nin çizimleriyle zenginleşmiş uyarlama, romanın “Ada” başlıklı bölümüne ağırlık veriyor ve karanlığı resmeden siyah beyaz çizgileriyle atmosferi hissettiriyordu. İki yıl sonra roman formatıyla okur karşısında. Kısa bir metin gibi kolay lokma olarak görünüyorsa da tam bir demir leblebi. Piglia’nın ustalığına “Suni Teneffüs” ile şahit olanlar için sürpriz değil. Yine Arjantin tarihini sorgulayan yazar, genel okuru zorlayabilecek kısa ama öz bir metinle evrensel bir sorunu işlemiş. Tüm gerçeklerden uzak bir fütürist polisiye kurarak totaliter sistemlerin hasır altı ettiği toplumsal travmayı dile dökmenin üzerine kafa yoruyor ve yorduruyor. Klasik roman formatının dışına çıkarak başka bir şey yaratmış. Özgün bir metin ve anlatımla dilin, sözcüklerin, hikâyelerin, anlatıcıların sorgulamalarıyla derinleştirmiş. Her söyleminin de altı çizilecek denli önemli olmasıyla gerçeğin hakikatini arayan etkileyici bir başyapıt oluşturmuş.

Bir gazetecinin, hafıza barındırdığı söylenen makinanın varlığını araştırmaya başlamasıyla açılan roman kasetlerden dinlenen kayıtlarla siyasi tarihi irdelerken dilin ve konuşmanın önemine değiniyor. Piglia, bu ilk adımdan romanın sonuna dek yeni bir dil yaratmanın olanaklarını sınıyor. “Köylüler dizelerle konuşur, işçiler ise kekelerdi. Emekçilerin dünyasında, fabrikalarda öyle her şey birden konuşulmaz. İşçilerin sözleri… işçinin sözcükleri, kendini ifade etmekte zorlanan bir geveleyiş ve birer kekelemedir.” İkinci bölüm “Müze” ile anlatırken öğrenen makinenin maharetlerini gösteren yazar hikâyelerle alternatif bir tarih de yaratmış oluyor. Hikâyenin önemini de “Bir hikâyenin yüreği, bir kadınınki gibi basittir; ya da bir erkeğinki gibi, ama bir kadınınki gibi demeyi tercih ederim.” sözleriyle dile getiriyor. Pek çok alandan göndermelerle süslü anlatımın ortasında güne dair net cümlelerde kuruyor. “Siyasi iktidar daima suçludur.” genellemesinin üstüne makinenin işlevini de anlatıyor; “Başkan delinin teki, bakanlarının topu psikopat. Arjantin Devleti telepatik bir devlet; istihbarat servisleri uzaktan zihinleri okuyor. Düşünceye temelden sızıyorlar. Fakat telepatik becerinin ciddi bir kusuru vardır. Seçim yapamaz, her istihbaratı emer, insanların marjinal düşüncelerine fazlasıyla duyarlıdır; bu, yaşlı psikologların bilinçdışı adını verdiği şeydir. Ellerinde o kadar fazla veri var ki, uyguladıkları baskıyı arttırdılar. Makine onların ağlarına sızmayı başardı ve şimdi, hangi hikayenin gerçek, hangisinin saptırılmış versiyon olduğunu anlayamaz oldular.”

“Ölülerin dünyası, Dante’nin cehennem haritası. Çemberler, çemberler, çemberler” tanımlamasından sonraysa roman bambaşka bir boyuta evriliyor. Üçüncü bölüm “Mekanik Kuşlar”dan itibaren nitelikli okuru benzersiz bir deneyim bekliyor. Sevdiği yazarlar, romanlar ve karakterlerle dolu göndermeler, James Joyce’un başyapıtı “Finnegan’s Wake”e saygı duruşu ve dile dair olağanüstü tespitler ile derinleşiyor. 

Romanın olağanüstü bölümü “Ada”ya kapıyı da fütürüstik bir hikâyeyle açıyor Piglia; “Başta robotlar vardı. Robotlar zamanı, en kötü salgınları, taşları un ufak eden suyu alt edebiliyordu. Sonra beyaz düğümleri keşfettiler; sözcüklerin kayıtlı olduğu canlı malzemeydi bu. Dil kemiklerde ölmüyor, her türlü dönüşüm karşısında direnç gösteriyordu.” O direncin sonrasında dünyanın bütün dillerinin birbirine karıştığı ada ile dil ve hafıza ilişkisini irdeliyor. “Dil değişkendir” diyor Piglia, “Bizimkinden daha ilkel bir dilin özlemini çekiyoruz” diyor. Dilin serbeste dolaşabilmesi, yazılı metinlerin miras olarak kuşaktan kuşağa geçişi, zamana rağmen ayakta kalışını vurguluyor. 

“Hayatı, onun en önemli işlevlerini anlamanın ve yeniden üretmenin kolay olduğu bir mekanizma gibi görme sanatının doruğuna eriştik; daha hızlı ya da yavaş ritimlerle ve bunların sonucu olarak daha fazla ya da daha az yoğun biçimde işler kılabileceğimiz bir mekanizma. Bir hikâye, dünya düzeninin tamamen sözel bir düzlemde üretilmesinden başka bir şey değildir. Hayat sadece sözcüklerden oluşur desek, hikâye de hayatın bir replikasıdır.” cümlesinin derinliğini saatlerce tartışabiliriz. Toplumsal tüm karşı çıkışlarımızın kuşaklardan kuşağa aktarılan hikâyeler olduğunu, büyüklerin yaşadıklarını küçüklere aktararak devamlılık sağlandığı gelir aklımıza. Ülkemizde solun dönemsel düşüşlerinin arkasında kuşaklar arası kopukluğun olduğu gelir. Devletin ürettiği hikâyeleri masal tadında dinleyerek neleri kaybettiğimizi anlayabiliriz. Siyasete de değiniyor elbette Piglia; “Siyaset ölme sanatıdır. Kibirli ve acımasızdır; hıncını mütevazı ve mutsuz insanlardan çıkarmak için gece vakti ortaya çıkar ve bir ölme sanatıdır.” Bu ölümleri halen yaşamıyor muyuz?

“Her yerde mikrofonlar, gizli kameralar ve polisler var; sürekli bizi izliyorlar, kaydediyorlar.” cümlesini 1992’de yayımlanmış bir romanda görünce ya bugünlerde yazılsaydı diye düşünmeden edemiyor insan. Daha fazla kaynaktan izleniyoruz ama sözcükler değişse de anlam baki. Yazarın çözüme dair cümlesi de var elbet; “Yalnızca bedenimi görüyorlar, ama kimse içime giremez; zihnin yalnızlığı elektronik gözetimden bağışıktır; televizyon, sadece ona bakanların düşüncelerini yansıtır. Ancak düşündüklerini izlemeye gönüllü olanların düşüncüleri kaydedilip aktarılabilir. Buna güncel yayın akışı diyorlar. Devlet aklının genel bir haritası.”

“Onca dehşete rağmen süren gündelik hayat, birçok kişinin akıl sağlığını kaybetmemesini sağlıyordu. Ölüm ve dehşetin izleri fark edilebiliyordu ama görünürde alışıldık davranışlarda bir değişiklik yoktu. Köşelerde minibüsler bekliyor, ticaret devam ediyor, çiftler evlenip kutlamalar yapıyordu; yani ciddi bir durum olamazdı. Heraklitos’un cümlesi tersine döndü, diye düşündü Junior. Sanki herkes aynı rüyayı görüyor, ama farklı gerçekliklerde yaşıyordu.” cümlesini tarihin her dönemine bırakan Piglia’nın “Yok Şehir”i okunması, üstüne düşünülüp tartışılması gereken bir roman. İletişimin giderek yok olmaya yüz tuttuğu günlerde hikâyeleri yaşamanın ve yaşatmanın önemini anlamak ve anlatmak insanlık tarihine verilmesi gereken bir söz. 


Yok Şehir / Ricardo Piglia
Türkçeleştiren: Pınar Savaş
DeliDolu Kitap, Roman, yetişkin, Ocak 2020
148 sayfa
Fiyat: 24,00 TL 

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template