♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

“Ben, Kirke” ve “İskandinav Mitolojisi”ni sevenlere müjde! “Cadının Yüreği” ilk kez Türkçede

Salı, Ocak 18, 2022

Son dönemin ilgi gören ve çok satarı olan "Ben, Kirke" romanını sevenler için müjde İthaki Yayınları'ndan geldi. Bu kez İskandinav mitolojisi'ne ilgi duyanların da dikkatine mazhar "Cadının Yüreği" ile buluşturuyorlar okuru. Heyecana ortak oluyor, merakla bekliyor ve pası bültene atıyoruz.

İskandinav mitolojisinin göz ardı edilen ancak kıyametin gelmesinde doğrudan rol oynayan buz devi cadı Angrboda’nın hikâyesini dinlemeye hazır olun!

“Cadının Yüreği”nde yazar Genevieve Gornichec, İskandinav mitolojisinin göz ardı edilen ancak kıyametin gelmesinde doğrudan rol oynayan buz devi cadı Angrboda’nın hikâyesini anlatıyor. Loki’nin Asgard tanrılarından gizlediği eşi; Fenrir, Hel ve Jormungundr’un annesi; Odin’in alt edemediği rakibi Angrboda, bu kibirli tanrılar dünyasında kendi destanını yazma fırsatına ilk kez kavuşuyor. İthaki Yayınları etiketiyle okuyucusuyla buluşan 336 sayfalık romanı Türkçeye çeviren Ceren Gürein. 

Library Journal’ın, “Madeline Miller'ın ‘Ben, Kirke’sini sevenler için birebir” dediği; Booklist’in, “Neil Gaiman’ın ‘İskandinav Mitolojisi’ni ve Joanne M. Harris’in ‘Loki’ romanlarını seven okurlar için eşsiz bir yeniden anlatım” diye tanımladığı “Cadının Yüreği için ABD’li tarih romanları yazarı Margaret George ise “Kadim İskandinav tanrılarının puslu diyarına uzanan benzersiz bir yolculuk. Kitabın merkezinde ise sevdiklerini korumak için çağlar boyunca fedakârlıklar yapan bir cadı duruyor” diyor.
 
Kapak arkası:
Derler ki, yaşlı bir cadı yaşarmış doğuda… 
Bu cadı güneş ve ayı kovalayan kurtlar getirmiş dünyaya.
Derler ki, Asgard’a gitmiş ve üç kez ateşe verilmiş, üç kez yeniden doğmuş kaçmadan önce. Derler ki, eşsizmiş büyüsü, kâbusuymuş tanrılar tanrısı Odin’in bile. Derler ki, yaralı dudakları ve sivri dili olan bir adamı sevmiş, Loki derlermiş adına. Derler ki, doğurduğu çocuklar tanrıların alacakaranlığını, Ragnarök’ü getirmiş. Ve yine derler ki, kendisi direnmiş Ragnarök’ün alevlerine sonuna kadar, kalbi dışında her şey bir kez daha küle dönene kadar. Ancak kimisi onun hâlâ yaşadığını söyler. İnsanlar ölür, tanrılar ölür ama o yaşamaya devam eder…
 
Genevieve Gornichec: Ohio Eyalet Üniversitesi tarih bölümünden mezun olan Gornichec, Vikingler üzerine yaptığı çalışmalarla konu üzerinde uzmanlaştı. İskandinav mitleri ve İzlanda destanları üzerine yaptığı çalışmalar ve araştırmalar ise yazın hayatındaki ilhamı oldu. Cleveland, Ohio’da yaşıyor. “Cadının Yüreği” yazarın ilk romanıdır.

Cadının Yüreği / Genevieve Gornichec
Orijinal Adı: The Witch’s Heart
Çevirmen: Ceren Gürein
336 Sayfa
45 TL

2020 Booker Ödüllü “Shuggie Bain” Can Yayınları etiketiyle raflarda!

Perşembe, Ocak 13, 2022

2020 Booker başta olmak üzere birçok ödül kazanan “Shuggie Bain” yoksulluk, aile bağları ve yıkıcı tutkuları konu alan olağanüstü bir roman.

1980'ler. Glasgow şehrinin adeta öleyazdığı, ailelerin güçbela ayakta kalabildiği bir dönem. Ne var ki orta yaşlarındaki alımlı Agnes Bain daha fazlasını hak ettiğine inanır; müstakil bir ev sahibi olmak, istediğini satın almak gibi... Gelgelelim taksi şoförü kocası tarafından sürekli aldatılan Agnes, üç çocuğuyla birlikte harap olmuş bir madenci kasabasında yaşamaya mahkûm olur. Çocukları, yavaş yavaş alkol batağına saplanan Agnes'i kurtarmak için ellerinden geleni yapsalar da, bir süre sonra kendilerini kurtarmak için bir bir onu terk ederler. Yalnızca en küçükleri Shuggie, bir gün düzeleceği ümidiyle annesinin yanında kalır.

Farklı bir çocuk olan Shuggie, annesinin iddialı tavırlarını benimser. Ancak davranışları yüzünden madenci çocukları onu hırpalarken yetişkinler tarafından da acımasızca yargılanır. Diğer oğlanlara benzemeye çabalayan Shuggie, bir yandan da annesini kurtarmak, bu yoz ortamdan çıkarmak derdindedir. 

Douglas Stuart'ın romanı Shuggie Bain yoksulluğu, sevginin sınırlarını ve kibrin beyhudeliğini ortaya seren, sakınmasız tavrına karşın olağanüstü çarpıcılıkta ve güzellikte bir eser.

"Bağımlılık, cesaret ve sevgi üzerine bu şaşırtıcı şekilde içten, duyarlı ve sürükleyici ilk roman bizi şaşkınlığa uğrattı… Yıkıcı tutkulara ve aile kurumuna dair alabildiğine hüzünlü, bununla birlikte umudun büsbütün solmadığı bir sorgulama."  Booker Ödülü Jürisi
 
2020 Booker Ödülü
2020 Amerikan Ulusal Kitap Ödülü finalisti
2021 İngiliz Kitap Ödülleri, "Yılın Kitabı Ödülü"
2021 İngiliz Kitap Ödülleri, "En İyi İlk Roman Ödülü"

#aile #seksenler #glasgow #thatcherdönemi #neoliberalizm #yoksulluk #alkolizm #toplumsalcinsiyet

DOUGLAS STUART, İskoçya, Glasgow'da doğdu. Londra'da Kraliyet Sanat Koleji'nde yüksek lisansını yaptı. On sene üstünde çalıştığı romanı Shuggie Bain, yayımlandığı 2020 senesinde büyük başarı elde ederek başta Booker olmak üzere başka birçok ödül kazandı ve "yılın kitabı" listelerinde yer aldı. "Found Wanting" ve "The Englishman" gibi kısa öyküleri The New Yorker dergisinde yayımlanan Stuart, 2000'den bu yana New York'ta yaşıyor.

Shuggie Bain / Douglas Stuart
Çeviri: Duygu Akın
Dizi: Can Çağdaş
Tür: Roman
Sayfa sayısı: 536
Fiyat: 80,00 TL         
 

Harlem : Güçlü Siyahi Kadınlar

Salı, Aralık 28, 2021

Amerikan sinema ve dizi sektörü kadınları ön plana çıkarmaya devam ederken siyahi kanat da “biz varız” mottosunu taşıyan dizilerle iyiden iyiye ana akıma doğru hamle yapıyor. Bir kısım geçmiş sorunları gündeme getirerek dönemi irdelerken bir kısım da günümüzü işleyerek modern siyahilerin yaşamlarına ayna tutmayı amaçlıyor. 3 Aralık’ta Amazon Prime’da yerini alan “Harlem” dört siyahi kadını anlatırken modern dünyada ait oldukları yeri arayışlarını, kimliklerini, kadınlıklarını ve ilişkilerini anlatıyor. On bölümlük sezonuyla “Güçlü Siyahi Kadın” tanımını yapan ve savunan bir komedi.    

Dizinin yaratıcısı yükselişteki isimlerden Tracy Oliver. 2016’da “Barbershop: The Next Cut”ın senarist kadrosunda yer alarak sıçrayış yapan Oliver, bir yıl sonra “Girls Trip” ile yükselişini sürdürmüştü. Dört siyahi kadının “Kızlar Gecesi” adeta ödül avcısına dönüşerek siyahi kanadın bayrak işlerinden biri olmuştu. 2019 yılıysa dönüm noktası olmuştu. Dile kolay, iki film ve bir dizi. “Little” ile bildik bir klişeye imza atsa da yine dikkat çekti ve ödülle taçlandı. Tek başına kotardığı ilk senaryo olan roman uyarlaması “The Sun Is Also a Star” ile eli iyice güçlendi. “First Wives Club” ise zirve noktası oldu. İlk adımı 2016 yılında atılan dizinin yapım süreci hayli sancılı geçmiş, kadro ve kanal değişikliklerinin ardından ekrana gelebilmişti ama iki sezonu devirdi. Böylece “Harlem” benzer soruları yaşamadan kabul görerek izleyiciyle buluştu. Dizinin kadrosu tanıdık simalardan oluşuyor. Meagan Good, Jerrie Johnson, Grace Byers ve Shoniqua Shandai ana dörtlüyü oluştururken onlara Tyler Lepley, Jasmine Guy, Andrea Martin, Juani Feliz, Kate Rockwell, Sullivan Jones ve Robert Ri’chard eşlik ediyor. En önemli eşlikçiyse yıldız isimlerden Whoopi Goldberg.

Birbirine omuz veren, her şeylerini paylaşan dört kadının hikâyesini anlatıyor Harlem. Başı çeken Camille dizinin açılış ve kapanışında anlatıcımız aynı zamanda. Üniversitede antropoloji dersleri veren ve bekleme listesi olacak kadar başarılı biri olmasına rağmen kadro alamamış. Hedefi kadroya geçmek. Planlarının bozulmasından muzdaripken bir de karşısına eski sevgilisi yeniden çıkınca büsbütün karışıyor. Grubun en oturaklı kişisi Tye, Queer flört uygulamasının mucidi olarak yükselişteki isim olmanın tadını çıkarırken kuşkularla boğuşuyor. Sonradan görme mi oldum kuşkusuyla ilişkilerindeki mesafeyi koruyamamaktan kaygılı bir eşcinsel. Grubun uslanmaz romantiği Quinn zengin ailenin kızı olarak keskin dönüş yapmanın zorluklarını yaşıyor. Moda tasarımcısı olup butik açmış ama müşterisizlikten batma tehlikesi geçiriyor. Grubun neşe kaynağı ve dizinin gülme gazıysa en akılda kalıcı karakter olan Angie. Kariyerindeki kırılmanın ardından yaşadığı hayal kırıklığını üzerinden atamış ve çıkış arıyor. Aklına gelen her şeyi söyleyen, özgüveni yüksek ve tabusuz bir karakter… Quinn’in yanında yaşıyor ve hiç utanmadan onun üstünden geçiniyor.

Aslında dizinin konusunu anlatmaya gerek yok. Camille’in ağzından ana fikri aktarmak yeterli olur: “’Güçlü Siyahi Kadın’ terimini kimin bulduğunu kimse bilmiyor. Ya da tam olarak ne zaman bulunduğunu... Bildiğimiz şey bunun Amerika'ya özgü olduğu ve kölelikten günümüze kadar uzandığı. Beyazlarda kadınlık, güzellik, kırılganlık ve anaç bir yumuşaklıkla değer görürken siyahi kadınlarda değer gören iş gücü oluyor. Hem gerçek hem de mecazi anlamda. "Güçlü Siyahi Kadın" duygularını bastırır, sıkıntısını kimseye göstermez. Hırslıdır ama destek vermeyi ihmal etmez. Gerektiğinde eşine, arkadaşlarına ve ailesine omuz verir. "Güçlü Siyahi Kadın" olarak etiketlenmek bir geçiş ritüelidir. Bu kadın dayanıklı, bağımsız ve yeteneklidir. "Güçlü Siyahi kadın" rütbesi iltifat olarak algılansa da siyahi kadınların da hassas olup acı çekebileceği, zayıf kalabileceği, desteklenebileceği ve koşulsuzca sevilebileceği konusundaki sorumluluğu dünyanın geri kalanının omuzlarından alıyor. Siyahi kadınlar, bu güçlü olma talebini reddedebilene kadar kendi insanlığını hiçbir zaman gerçekten yaşayamayacak.”

25-35 dakika arası değişen süreleriyle on bölümden oluşan dizi siyahi kadınların dünyasını mercek altına alırken, “Sex and the City”nin siyahi versiyonuna öykünmekten kaçınmıyor. Bazı bölümlerde yaklaşıyor da. Cinsellikle ilgili ilginç laf ve deyimlerle güldürüyor. Çok rahat ve özgüvenli, yer yer de çılgın takılıyor. Elbette klişelere uğramayı ihmal etmiyor ama vasatı aşmayı başarıp keyifli izleniyor. Ucu açık bittiğini ve pası ikinci sezona attığını belirteyim ama ikinci sezon gelmese de izlenebilir. Özellikle ikinci yarısında açılan dizi vakit geçirmelik çerez dizi arayanların gönlünü şenlendirebilir.

Mixtape : Yanlış Şarkının Peşinde

Pazartesi, Aralık 27, 2021

Doksanlar deyince, müzik deyince akla gelen ilk şeylerden biri basit görünen ama her saniyesine anlam yüklenmiş “mixtape”ler “karışık kasetler”dir. Birine açılmak istiyorsanız soluğu çift kasetli teybin önünde alırdınız. Yolculuğa çıkıyorsanız da öyle… Birini yolcu ediyorsanız da öyle… Şarkı sıralamaları çok mühimdi. Neyle başlayacak, neyle devam edecek ve nasıl bitecek. Kendine ait bir matematiği olmalıydı o kasetin. Şarkı sözlerinden çıkan anlam dinleyene yansımalıydı. Duygusal bağ kurmanın ilk adımıydı karışık kasetler. İçine bolca anı sığdırarak oluşan şarkılar da toplanıp bir nevi günlük haline de gelirdi. Ya tasarımı. Kapağı, yazıları… Düşündüklerimi şarkılar versin manifestosuydu. Kasetin yerini cd’ler aldığında aynı tadı vermedi. Cd’nin yerini online müzik siteleri aldığındaysa tüm anlamı kayboldu neredeyse. Bugünün mixtapeleri dinleyicinin sevdiklerini analiz eden algoritmanın o zaman bunları da sever mantığıyla oluşturulmuş keşif toplamalarından ibaret. Oysa kasete doldurulmuş bir mixtape okunmaya hazır kitap gibidir. Yıllar sonra bile okunup anlam çıkarılır. 2021 yapımı “Mixtape” o anlamın peşinden koşan bir öykü sunuyor izleyicisine.

“Kırık Kaset” adıyla Netflix’te yerini alan filmin senaryosunu “The Boy / Lanetli Çocuk” ile bilinen Stacey Menear kotarmış. Peliküle aktaran ise Valerie Weiss olmuş. İlk uzun metrajına “Losing Control” ile 2011’de imza atan Weiss, dört yıl sonra “A Light Beneath Their Feet” ile iyi kolej draması çıkarmıştı. 2016’da ise tuhaf bir kırma “The Archer” ile yaşadığı başarısızlığın ardından tv’ye geçiş yaparak dizi setlerinde motor dedi bol bol. Gençlik dizileri ve renkli, neşeli yapımların başarılı ismi hale geldi. Kendini Mixtape’de bulması o yüzden sürpriz değil. Tam ona göre bir dünya kurulmuş zira. Mütevazı bir oyuncu kadrosu kurulmuş. Üç genç kız Gemma Brooke Allen, Audrey Hsieh ve Olga Petsa’ya “Modern Family”nin Claire Dunphy’si Julie Bowen ile Nick Thune eşlik ediyor. 

12 yaşındaki Beverly Moody ile tanışıyoruz. Anne babası bir araba kazasında öldüğünde henüz bebekmiş. Anneanesi ile yaşıyor. Anne babasını tanıma isteğiyle dolup taşsa da büyükannesi onlardan bahsetmeyi hiç sevmiyor. Varsa yoksa şikayetler ve yasaklarla dolu bir söylemle oluşan buzdağının arkasında kalmışlar. Okulda da pek dikkat çekmeyen sıradan bir kız olan Beverly’nin dönüm noktasıysa anne babasına ait bir kaseti bulması oluyor. Bulduğu karışık kasetin dinlenemez olduğunu gördüğünce hedefini belirliyor. Şarkıları bulup dinlemek ve annesinin nasıl biri olduğunu öğrenmek… En önemlisi soruysa “tanısa beni sever miydi”… Cevapları almak için bir plak dükkanına gitmesiyle serüveni başlıyor.

Karakterlerini kısa sürede sevdiren, müziğin gücünü hissettiren bir film “Mixtape”. Yan yollara sapmadan, öyküsünü derli toplu anlatma derdinde. Tanıdık karakterler içerse de her birine minik dokunuşlar yaparak özgün olmasını isteyenlerden. Plak dükkanı sahibi Anti örneğin. Çok tanıdık ama bir o kadar özgün karakter olabilmiş. Büyükanne de aynı şekilde. Şarkılara giden yolda kurulan üçlü dostluk da filmin akıcılığını arttırırken sevimliliğini de yükseltiyor. Daha önce izlemiştim hissi taşıyor bol bol. Ortasına gelmeden seyircisinin öngörülerine karşılık vererek interaktif bir izleme de yaratıyor. Sanki senaryoyu izleyici yazmış gibi ne düşünsek çıkıyor. Buna rağmen kaybettiği bir şey yok. Akıp gidiyor.

Bilinen arketipler ve klişelerle dolu olsa da sevimli ve iç ısıtan bir film “Mixtape”. O yılları bilenlerin nostalji dehlizine dalmasını sağlıyor. Öte yandan da o kaseti bırakan anne baba ile özdeşleşerek izleniyor. Doğruya doğru, her ilişkide “çocuğumuz olursa ona bizden ne kalır”lar vardır bir parça. Müzik arşivimiz ona kalır. Ne şanslıdır. Tüm şen şakrak ilerleyiş ve keşiflerin ardından gelen finalle ağlatma görevini de tamamlıyor film. Listenin en zorlu şarkısı “Yanlış Şarkı”nın gizemi çözüldüğünde geriye sıcaklık, kendini iyi hissetme ve birkaç damla gözyaşı kalıyor. Çalıştığımız yerden soruyor Mixtape. Birlikte cevaplarken akın eden şarkılarla baş başa bırakıp gidiyor. Demiştim, iyi bir “karışık kaset”in özel güçleri vardır.

Tüm dünyada 2,5 milyondan fazla okurun kalbine dokunan Çocuk, Köstebek, Tilki ve At Türkçede!

Pazartesi, Aralık 27, 2021

Bir bahar günü kırlarda tek başına dolaşmaya çıkan bir oğlan çocuğu, önce bir köstebekle, sonra da bir tilki ve bir atla tanışıp arkadaş oluyor; konuşa konuşa yürürlerken birbirlerine sordukları sorular üstünden kitap da bizi dostluk, hayat, sevgi ve ihtiyaçlar üzerine düşündürüyor.

Çocuk, Köstebek, Tilki ve At yalnızca nefis bir kitap değil, aynı zamanda derinlikli bir sanat yapıtı. Bazılarına göre bir felsefe kitabı, bazılarına göre bir ahlak manifestosu, bazılarına göreyse bir mutluluk rehberi. Sevgi, dostluk, iyi kalplilik üzerine düşündüren, yürek ısıtan çizimlerle bezenmiş evrensel bir kitap.

İlk olarak Ekim 2019'da yayımlanan Çocuk, Köstebek, Tilki ve At yüz haftadan uzun bir süre boyunca Sunday Times Çoksatar Listesi'nde ilk onda kaldı; ayrıca aynı yıl içinde hem Barnes and Noble Yılın Kitabı Ödülü'nü hem de Waterstones Yılın Kitabı Ödülü'nü kazanan ilk kitap oldu. British Book Awards'ta 2020 için kısa listeye kalan Çocuk, Köstebek, Tilki ve At, Nielsen Çoksatar Ödülleri 2020'de de Platin Ödül kazanan sekiz kitap arasında yer aldı.

"Yaşamam gereken dünya burası ama keşke orada yaşasam dediğim dünya, Mackesy'nin yarattığı dünya." - Elizabeth Gilbert

"Sevgi, dostluk ve iyi kalplilik - bu kitap evrensel bir dil konuşuyor." - Bear Grylls 

"Harika bir sanat eseri ve insan kalbine açılan harika bir pencere." - Richard Curtis

"Açıkçası dünyanın şu anda Charlie'nin yapıtına ihtiyacı var." - Miranda Hart
 
Charlie Mackesy, Britanyalı sanatçı, illüstratör ve yazar Charles Mackesy, 11 Aralık 1962'de, soğuk ve karlı bir günde doğdu. Radley College ve Hexham, Queen Elizabeth Lisesi'ne devam etti ama yüzmek ve çizmek ilgisini okuldan daha çok çekiyordu. İki kez üniversite okumaya teşebbüs ettiyse de haftası dolmadan vazgeçti. Hiç sanat eğitimi almadı fakat Amerika'da bir portre ressamıyla üç ay geçirmek ona insan anatomisi ve tahtakurularıyla baş etme konusunda çok şey öğretti. Çizerlik kariyerine The Spectator'da başladı, daha sonra Oxford University Press için kitap illüstrasyonları çizdi. Londra'daki ilk sergisinden sonra New York ve Edinburgh'taki birçok galeride de çizimleri sergilendi. Ekim 2019'da yayımlanan Çocuk, Köstebek, Tilki ve At yüz haftadan uzun bir süre boyunca Sunday Times Çoksatar Listesi'nde ilk onda kaldı; ayrıca aynı yıl içinde hem Barnes and Noble Yılın Kitabı Ödülü'nü hem de Waterstones Yılın Kitabı Ödülü'nü kazanan ilk kitap oldu. British Book Awards'ta 2020 için kısa listeye kalan Çocuk, Köstebek, Tilki ve At, Nielsen Çoksatar Ödülleri 2020'de de Platin Ödül kazanan sekiz kitap arasında yer aldı. Mackesy ayrıca 2020 yılında Maddox Gallery Yılın Sanatçısı Ödülü'nü ve British Book Awards'ta Yılın İllüstratörü Ödülü'nü kazandı. Güney Afrika ve New York'ta yaşamış olan Mackesy'nin çizimleri bugün hapishanelerden sınıflara, kadın sığınma evlerinden hastane odalarına birçok kamusal alanda ve kitaplarda, dergilerde, özel koleksiyonlarda yer alıyor.

Çocuk, Köstebek, Tilki ve At / Charlie Mackesy
Çeviri: Tankut Baler
Tür: Çizgi-Yaşam
Sayfa sayısı: 128
Fiyat: 80,00 TL
 

Yüz Kitap’tan yeni kitap : Hikâyemiz Burada Başlıyor

Salı, Aralık 21, 2021

Öykü okurları olarak sevip baştacı ettiğimiz Yüz Kitap yeni kitabını duyurdu. Yine dilimize bir öykücü kazandırmışlar. Amerikalı yazar Tobias Wolff öyküleriyle ilk kez Türkçede! Seda Ateş'in çevirisiyle “Hikâyemiz Burada Başlıyor” bu hafta okurlarla buluşuyor. Sevinç ve heyecanla karşılıyor, listelerinize ekleyin diyor ve pası bültene atıyoruz.

Amerikalı yazar Tobias Wolff, öykülerinde aciliyet hissiyle dolu küçük dramalar resmediyor.

Kızına saldıran köpeğin sahibinden öç almayı planlayan bir baba, susmayı bilmediği için soyguncular tarafından vurulan sinik bir kitap eleştirmeni, Roma’da cüzdanını çalmaya çalışan yankesiciyi evine götüren bir Amerikalı, karısını ve çocuğunu bir benzincide terk edip giden bir adam.

Bu öykülerde, kahramanın kişiliğinin fay hattı anlatının bir yerinde aniden ortaya çıkıp metni sarsıyor ve kahraman kibrinin veya kendini kandırmasının sonuçlarıyla hesaplaşmak zorunda kalıyor. Wolff, kendi tarihlerinden kaçamayan kahramanların geçmişlerine yakalandıklarında ödedikleri bedelleri, hayal kırıklıklarını ve öfkeyi ustalıkla aktarıyor.

“Wolff’un özgünlüğünü hiç kaybetmeyen bir üslubu var. Amerikalılığın bütün hallerine aşina, kapsayıcı, bağışlayan öyküler yazıyor.”  —The New York Times Book Review

“Herkesin kitaplığında yer bulacak bir eser. Wolff, insanın hafızasına kazınan, yani artık sizin bir parçanıza dönüşen öyküler yazıyor.” —Los Angeles Times Book Review

Tobias Wolff 1945 yılında Alabama’da doğdu, Oxford ve Stanford üniversitelerinde öğrenim gördü. This Boy’s Life ve In Pharaoh’s Army adlı anı kitapları, The Barrack’s Thief ve Old School adında iki romanı vardır. Yazarın Hunters in the Snow, Back in the World ve The Night in Question adlı öykü kitapları da bulunmaktadır. Wolff, Kuzey Amerikan edebiyat akımı Kirli Gerçekçilik ekolüne dahil yazarlardan biri olarak kabul edilmektedir. California’da yaşayan Wolff, Stanford Üniversitesi’de yaratıcı yazarlık dersleri vermektedir.
Hikâyemiz Burada Başlıyor / Tobias Wolff
Özgün adı: Our Story Begins
Türü: Edebiyat / öykü
Çeviri: Seda Ateş
Yüz Kitap, Aralık 2021
424 sayfa
65.00 TL 
 

César Aira'dan Dr. Aira'nın Mucizevi Tedavileri : İnsan sadece görmek istediğini görür

Salı, Aralık 21, 2021

Kimilerinin deha, kimilerinin ise şarlatan olarak gördüğü Dr. Aira ününün temelindeki mucizelere artık katlanamıyor. En büyük arzusu Mucizevi Tedaviler projesini yazıya dökerek somutlaştırmak. Ama önce baş düşmanı Dr. Actyn'in tertiplediği tuzaklardan sıyrılması gerek. Dr. Aira'nın Mucizevi Tedavileri César Aira'nın kendine has edebiyat, düşünce ve gerçeklik sisteminin yaratıcı bir yansıması.

Bir gün, şafak sökerken, Dr. Aira kendini Buenos Aires'in mahallelerinden birindeki ağaçlı bir sokakta yürürken buldu. Bir tür uyurgezerlikten mustaripti ve aslında hepsi birbirinin aynı olduğundan gayet iyi tanısa da kendisine o sırada yabancı gelen sokaklarda ayıldığı nadir değildi.

 #mucize #felsefe #gerçeklik #edebiyat #metakurmaca #postmodern #arjantin

Dr. Aira'nın Mucizevi Tedavileri'ne ilgi duyanlar için ek öneriler: Roberto Bolaño - Mösyö Pain, Enrique Vila-Matas - Portatif Edebiyatın Kısaltılmış Tarihi, Julio Cortázar - Oyunun Sonu, Samanta Schweblin - Ağızdaki Kuşlar, Georges Perec - Harikalar Odası

CÉSAR AIRA, 1949'da Arjantin'de doğdu. 1967'de Buenos Aires'in, halen yaşadığı ve kimi eserlerine mekân seçtiği Flores semtine taşındı. Denemeler, makaleler ve tiyatro oyunları kaleme aldı. Franz Kafka, Jane Austen, William Shakespeare, Jan Potocki ve Antoine de Saint-Exupéry'den eserler çevirdi. 1996'da Guggenheim bursu kazandı. Buenos Aires ve Rosario üniversitelerinde Rimbaud, Copi, Pizarnik, Mallarmé ve yapılandırmacılık konulu dersler verdi. 1990'lardan beri onlarca kısa romana imza attı ve eserleri birçok dile çevrildi.

Dr. Aira'nın Mucizevi Tedavileri / César Aira
Çeviri: Emrah İmre
Dizi: Can Çağdaş
Tür: Roman
Sayfa sayısı: 80
Fiyat: 15 TL  
 

Oya Denizyaran’ın romanı “Düş Uykusu” Kurgusuyla Okuyucuyu İçine Çekiyor

Salı, Aralık 21, 2021

Oya Denizyaran’ın ilk kitabı olan “Düş Uykusu”, güldürü ögeleri ile bezeli bir toplumsal eleştiri olarak kabul edilebilecek yapısıyla oldukça dikkat çekiyor. Okuyucuyu toplumun alışılagelmiş değer yargılarını sorgulamaya iten Düş Uykusu, hem güldürüyor hem de düşündürüyor. 

Romanı okurken akıllara takılacak bir soru olan “İç sesimi kaybetsem ne olurdu?” düşüncesi ile perçinlenen hikâye, karakterler üzerinden okuyucuyu toplumsal yapı, gelenek ve görenekler, batıl inançlar, namus kavramı gibi meseleler üzerinden iyilik, doğruluk, dürüstlük gibi unsurları sorgulamaya davet ediyor. İç sesini kaybettiğine inanan İrfan, “sistit” hastası olan annesi Naciye’nin komik hallerini, Naciye’nin “ahretliği” Alzheimer hastası arkadaşı Remziye’yi, üfürükçü “hoca”yı, 32 yaşındaki “evlenme ümidini yitirmiş” İsmihan’ı ve diğer yan karakterler üzerinden işlenen hikâye, Türk Edebiyatı’na önemli bir katkı sağlıyor. Trajikomik kimliği ile dikkat çeken Düş Uykusu, başarılı anlatımı, sürükleyici ögeler barındıran kurgusu ve toplumsal kurallara başka bir pencereden bakan duruşu ile sevilen bir roman olmayı başarıyor. İlmek ilmek dokunmuş karakterleri ile toplumun hemen hemen her kesiminden insanın yansımasını taşıyan roman, okuyucuyu hem ağlayacakları hem de gülecekleri bir deneyimle tanıştırıyor. 

“Bir sabah bambaşka biri olarak uyanan İrfan… Onu çöküntüsünden kurtarmak için götürdüğü ve çok saygı duyduğu hocadan istediklerini alamayınca ilk bulduğu kızla evlendirmeye çalışan annesi Naciye… Bu macerada kendisine yardım edebilecek tek yol arkadaşı, ahretliği, kırk yıllık komşusu, unutkanlık hastalığından mustarip Remziye… Gelin adayı, gördüğü erotik rüyaları gerçekten yaşadığı duygusuna sık sık kapılan İsmihan… 

Oya Denizyaran’ın romanı tam bir karnaval! Okuduklarınızı hem çok komik hem de duygulandırıcı bulacağınız için gözyaşlarınızı tutamayacaksınız. Rengârenk karakterlerle dolu bir kitapla karşılaşmaya hazır olun!”  Mario Levi

Düş Uykusu / Oya Denizyaran
Roman
İnkılap Kitabevi, Kasım 2021
280 Sayfa
39 TL

Sadık Usta’nın Felsefenin Öyküsünü Anlattığı “Şüphenin Tarihi” Kafka Kitap Logosuyla Raflarda!

Salı, Aralık 21, 2021

Tarihçi, yazar ve çevirmen Sadık Usta’nın kaleminden, düşünce dünyamızda “daha fazlasını bilme” kıvılcımının parladığı ilk andan bugüne felsefenin öyküsü: Şüphenin Tarihi - Felsefeye Giriş, Kafka Kitap’tan çıktı! Başta gençler olmak üzere felsefeye ilgi duyan her yaştan insana hitap eden kitabında Sadık Usta, son derece yalın bir dille insanlığın düşünce tarihini anlatıyor. Felsefenin günlük yaşamda ne işe yaradığını bilmek, felsefi-düşünsel merakını gidermek, düşünme yönteminin yasalarını kavramak isteyen, felsefe yapmanın ne olduğunu merak eden herkes için kaleme aldığı kitapta Sadık Usta, akla takılan tüm soruları yanıtlıyor.

Kafka Kitap, tarihçi, yazar ve çevirmen Sadık Usta’nın Dünyayı Değiştiren Düşünürler adlı kapsamlı felsefe tarihi serisinin ardından yeni serisinin ilk kitabı Şüphenin Tarihi - Felsefeye Giriş’i de okurlarla buluşturdu. 

İnsanı diğer türlerden ayıran en önemli özelliğin düşünme yetisi olduğu bilsek de bu meziyeti temel alan “felsefe” kavramıyla daima mesafeli bir ilişkimiz olmuştur. Peki, esasen attığımız her adımda bir izi olan bu disiplini araştırma ya da hayatımıza uygulama gayretinden geri durmamıza sebep nedir? Sadık Usta, insanlığın düşünce tarihini olabilecek en yalın dille anlatmaya koyulduğu bu yeni seride akla takılan tüm soruları yanıtlıyor. Zihinde şüphe kıvılcımlarının ilk belirişinden bugüne, benzersiz bir öyküyü kaleme alırken felsefe kürsülerinin korkutucu dilinden fersah fersah uzakta durarak okurla müthiş bir sohbete koyuluyor.

Herkesin felsefe öğrenebileceğini; herkesin felsefeci ve hatta bazılarının filozof da olabileceğine inanan Sadık Usta, bunun için sorgulamanın, araştırmanın, merak etmenin, derinlemesine okumanın, mevcut durumu eleştirmenin ve her anlatılana kanmamayı öğrenmenin yeterli olduğunu ifade ediyor.

Sadık Usta’nın yeni serisinin ilk kitabı Şüphenin Tarihi - Felsefeye Giriş, Kafka Kitap logosuyla raflarda ve internet satış sitelerinde! 

SADIK USTA HAKKINDA
Sadık Usta, 1960 yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. 16 yıl Almanya’da yaşadı. Stuttgart Üniversitesi ve Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde (Tarih ve Siyasal Bilimler) okudu. 2003 yılında İngilizce öğrenmek üzere dokuz ay Londra’da kaldı. 2012’de Goethe Üniversitesi’nde “Ütopya ve Devrim, Türkiye’de Modernleşme Hamleleri (1908-1938)” başlıklı master tezini verdi.

Dolunay İki Gece Sürer : Göklere Revan, Okura Haz

Cumartesi, Aralık 18, 2021

Başar Başar’ın 2017’de yayımlanan romanı “Sibop” mutsuz ve mağlupsanız, sık kullanılan söylemle “dibin dibindeyseniz” el verip yukarıya çekiyordu. Üslubuyla neşe verip, güle oynaya okuma deneyimi sunuyordu. Öykülerden sonra gelen ilk roman yılın da en keyif veren romanlarındandı. Bittikten sonra da sürüyordu o keyif ve heyecan. Bir de soru geliyordu akla: Sonraki roman ne olacak? Ne yazacak? Konusu ne olacak? Şimdi dönüp baktığımda en azından kendi adıma bu soruların ve heyecanın hep canlı kaldığını tereddüt etmeden söyleyebilirim. O heyecanla kitap fuarında “Sibop”a imza alırken yazara sormamı bile sağlamıştı. Ki normalde imzamı alır çekilirim, hiç sormam böyle durumlarda. İyi ki de sormuşum diye düşündüren bir yanıt almıştım. Sıradaki romanı anlatmıştı Başarır. “Dolunay İki Gece Sürer” tastamam oydu. En baştan söyleyeyim o beklenti ve heyecanı fazlasıyla karşılıyor roman. Okumaya başlar başlamaz bunu görmek ve emin olmak okur için büyük konfor oluyor. Sonrası da bitmesin diye azar azar okumak ve keyfini çıkarmak oluyor ki bu duyguyu da pek sık yaşamıyoruz artık. O okuma hazzını dibine kadar hissediyorsunuz.

“Dolunay İki Gece Sürer” 2001 yılına götürüyor okurunu. Bizim kuşak bilir. En karışık dönemlerden biri… Milenyum diye diye şenlikli girilen 2000’den sonra siyasetin sürekli olaylarla kriz üretir olduğu, popüler kültürün yavaş yavaş ekran saçmalıklarının boşluğuna sürüklendiği bir dönemdi. Anayasa kitapçığı, yazarkasa fırlatmaları, kardak krizi derken hem içerde hem de dışarda oluşan bu gerilime büyük bir ekonomik kriz de eklemlenmişti. Bir yıl sonra yapılan seçimden şu anki iktidarın ilk galibiyeti olduğu da malum. Dünya siyaseti için de aynı şekilde önemli yıldı. 11 Eylül saldırısı ile çok şey değişti malumunuz. Romanın son karışık dönemde geçtiğini söylemek yanlış olmaz. O dönemi yansıtmak konusunda da çok başarılı ve satırbaşı olaylara değinerek atmosferi tamamlıyor ama “Tarih zaten saçmalıklar yoluydu. Dünya bir etme bulma kurumuydu.” diyerek şerh de koyuyor.

Üniversite öğrencisi kızımız Gamze ile tanışıyoruz ilkin. Babasıyla arasındaki mesafeyi öğrendikten ve bulumik kedi çıtırı da tanıdıktan sonra, safları sıkılaştırıyor roman. Pintiliğin kitabını yazacak İhsan Sami Bey ile onun kadar ilginç arkadaşı Süreyya romanın en muzip damarını oluşturuyor. En çok güldüren diyaloglar, muziplikler, hınzırlıklar ve çılgınlıklar onların başının altından çıkıyor. Romanı sürükleyen ve nefes aldıran karakterler oluyorlar. Hele o ne derlermiş diyerek giriştikleri deyişler tam gülme gazı. İkinci aşamanın da hazırlayıcısı olurken okura şunu yaparlar şimdi, şunu derler şimdi öngörülerini de vererek etkileşim yaratıyorlar. Bir noktadan sonra ikisiyle özdeşleşip onların gözünden bakar hale gelmek de mümkün. Zira Gamze’nin vurguladığı mesafeden dolayı onu net kabulleniyor çok fazla içli dışlı olmuyoruz ikili kadar. Öte yandan Gamze’nin romana kattığı canlılıksa şahitlik oluyor. Dönemin olaylarını ve bu olaylara yapılan yorumları onun merkezde olduğu bölümlerden okuyoruz. Ki bir noktadan sonra her şeye dair bir şeyler söylüyor roman. Daha kapsayıcı hale geliyor. “İnsan nedir bilir misiniz gençler? İnsan iki kulağı, iki gözü, iki de yüzü olan çiğ süt emdirme tekniğiyle üretilmiş sütlü tatlıdır. Tatlılardan insan." diye genel tanımlarda da bulunuyor roman, “Çünkü susmak da bir şiddetti, icabında en ağır, en bitirici darbe. Konuşmayacaksın. Karışmayacaksın. Darılmayacaksın." da diyor,  "Üzüntü öfkenin tohumudur. Yaprak verir hiddet olur, yanlış yerde çiçek açsa şiddet olur. Tehlikelidir yani, şiddetin mazereti olmaz çünkü." de diyerek duygulara da iniyor. “Hepimiz eksiğiz, hiç kimse tamam değil. Herkesin hasarı vardır." diyerek o hasar tespitini de zenginleştiriyor.

İkinci bölümle birlikte ise romanın başkarakteriyle tanışıyoruz. Gamze’nin pek de çok tanımamıza gerek olmayan Stavros’a duyduğu hislerle bizi de peşinden sürükleyerek gittiği Girit. Romanı bir “Girit güzellemesi” olarak tanımlamamızı sağlayacak denli etkili bir anlatım var. Soluğu orda alma isteği yaratan bir anlatım. Ne kadar zenginlik kattığını ise anlata anlata bitiremeyiz, o derece. Akdeniz canlılığını, denizin kokusunu, rakının kokusunu da romana ekliyor Girit. Can damarı oluyor, ekstra can katıyor adeta. Karakter zenginliğini de ekliyor. Bir Yunan bir Türk bir İngiliz yollara düşüyor fıkra gibi. Yunanistan ile Türkiye arasındaki malum ilişkilerin gölgesinde aslında ne kadar benzer olduğumuzu gösteriyor. Zaten daha ilk baştan kolayca kurulan bir bağ da mevcut. Dünya ile ilgili söylemler de o bölümlerde geliyor. Ki altı çizilecek, bugünü de kapsayacak cümleler onlar. “Anlaşılan ülkede dolar kuru yükselirken insanlık irtifa kaybetmekteydi. Hep öyle olmaz mıydı?” sorusuna cevabımız aradan yirmi yıl geçmesine rağmen değişmedi örneğin. Temelde ise İstanbul-Girit hattında geçen macera Gamze’nin “sınırlar olmamalı” ile “iyi ki sınırlar var” cümleleri arasında ilerliyor. Sınır meselesine onunla birlikte kafa yoruyor okur. Ankara-Atina hattında bahar havası varken çıkılan ve bitmesin istenen bir serüven.

“Zaman denen zillinin hayata yaptığı kötülükleri, güzellikleri ziyan edişini” anlatan “Şiddeti bir kültür olarak benimsemek sizi cehaletten kurtaracak mı sanıyorsunuz” diye soran bir roman Dolunay İki Gece Sürer. “Kimse kendini sorgulamak, ötekinin duygularını dikkate almak istemiyor” diyen ve “Etnik kökenler, inançlar, kültürel geçişkenlikler, bütün bunların ne anlamı var ha? İnsan insandır. Daha önce de söyledim sana, benim için hepsi bir. Senin için öyle değil mi?” sorusuna yanıt beklerken reçeteyi de vermeyi ihmal etmiyor: "Öğrendim ki şu manyak dünyada asıl mesele duyarlılığı kaybetmemek, hissedebilmek. hissetmekten vazgeçmemek. İnsan kalabilmek için tek şart bu. Ve tabii sonra o duyarlılığın gereğini yapmak. Duyduğun şeyi anlamına erdirmek." Tüm bu tespitler ve sorular göklere revan olur mu onu zaman denen zilli gösterecek. Okura verdiği haz ise hiç değişmeyecek.

Bir Salyangozun Ağzından Yalnızlık Hikayeleri : Yalnızlık Bakanlığı

Salı, Aralık 14, 2021

“Form dışı edebiyat” mottosuyla yayın hayatına başlayan Amorf Kitap, ilk kitabıyla merhaba dedi. Menekşe Gülben imzalı öykü toplamı “Yalnızlık Bakanlığı”, yalnızlık biçimleriyle toplumsal bir sorun haline gelen yalnızlığın boyutlarını irdeliyor ve yeni bir harekete çağrı yapıyor;  “Yalnızlık Bakanlığı kurulabilir mi?”

Sanat gazetecisi Gülben ilk kitabında alternatif bir benlik oluşturuyor ve bir salyangozun ağzından yalnızlığa dair dokuz öykü yazıyor. Her öyküde kendinizi bulduğunuz bir yolculukta onun yalnızlık bakanlığına, yıkılan kulelerine, salyangozunun kalbine, büyülü divanına konuk oluyorsunuz. 

Öykü toplamının adı olan “Yalnızlık Bakanlığı”, aynı isimdeki öyküde Serap adlı bir mendilci kızın ülkedeki yalnızlar için büyüyünce Ankara'ya gidip Yalnızlık Bakanlığı’nı kurma hayalini anlatıyor. İngiltere’de kurulan ilk Yalnızlık Bakanlığı’nın ardından Japonya’nın da geçtiğimiz yıl Yalnızlık Bakanlığı’nı kurması milyonlarca insanın yalnızlıktan muzdarip olmasının resmi olarak fark edilmesi anlamına gelirken, kitabın ismine de bu vesile ile ilham kaynağı oluyor.  

Yalnızlık Bakanlığı’nın ülkemizce de kurulması konusunda edebiyatın gücünü kullanarak bir çağrı yapmayı amaçlayan yazar, yarattığı karakterler üzerinden, yalnızlığın bazen bir insan bazen bir hayvan bedeninde nasıl yaralar açtığını içsel dünyalarının analiziyle okuyuculara aktarıyor. 

Hermafrodit bir canlı türü olan salyangoz toplumsal cinsiyete vurgu yaparken; kitabın kapağında yer alan güncel sanatın en önemli isimlerinden Gülsün Karamustafa’nın 2013 yılında üretilen ve Salt Galata’da sergilenmiş olan “Çifte Hakikat” enstalasyonu aynı vurguya dikkat çekiyor.

“Bak abla, gökyüzüyle aynı renktesin artık. Bildin mi benim dünyamı şimdi?
Bildim.” 

“Sadece bölüyordum, bazen ikiye, bazen üçe, bazen beşe. Bölerek öldürüyordum babalarımı, gelmiş geçmiş tüm babalarımı öldürdüğüm gibi, onu da dört buçuk ay önce bölerek öldürmüştüm. Vicdanımla kalbim arasında nefessiz, ışığı yakamadığım, önüme bakamadığım harabe bir yerdeyim.”

“Ne de olsa sular yeniden çekilecek, lakin aylar gerek. Suyun çekilmesi, minarenin yenide görünmesi ve hatırlaması için bir kalbin. Aylar.”

“Gökyüzüyle aynı renge bürünüp Yalnızlık Bakanlığı’nı kuruyoruz."

Yalnızlık Bakanlığı / Menekşe Gülben
Kapak Görseli: Gülsün Karamustafa
Yayın Yönetmeni: Çiğdem Aldatmaz
Amorf Kitap
96 sayfa
24 TL

Geçen zaman, eski yozlaşmışlıkların izini silebilir mi?

Salı, Aralık 14, 2021

Nehir Kıyısı Kadınları, savaş sonrası Almanya'sında diyaloglar ve monologlar üzerinden bu soruya yanıt arıyor. Heinrich Böll'ün hayattayken yayımladığı bu son roman, Nobelli yazarın ülkesinin tarihi ve karakteriyle son kez hesaplaşması.

Nobel Ödüllü yazar Heinrich Böll'ün son romanı okuru 1980'li yıllara, Bonn'da Ren Nehri kıyısındaki seçkin villalara götürüyor. Politikacıların, bankerlerin, aristokratların yaşadığı bu evlerde bu kez başroller ipleri elinde tutanlarda değil, iktidar oyunlarını ve entrikalarla dolu bir dönemi sorgulayan eşlerinde ve sevgililerindedir. İşledikleri suçları ve yolsuzlukları halktan büyük bir beceriyle saklayan aristokratlarla, geçmişteki suçlarının üstünü örterek liberal Almanya'ya uyum sağlayan eski Nazilerle, yozlaşmış bir düzenin maskeli aktörleriyle hesaplaşan Nehir Kıyısı Kadınları, savaş sonrası siyasetin karanlıkta kalan köşelerine ayna tutarken okuru etik bir hesaplaşmaya da davet ediyor.

Rüşvet alıyorlar, füzeler yağdırıyorlar, ölüme tapıyorlar - bunların hiçbiri yeni değil. Yeni olan şu: Kendilerini suçlu hissetmiyorlar.
 
#almanmodernleri #siyaset #entrika #güçoyunları #savaşsonrasıalmanya

Nehir Kıyısı Kadınları'na ilgi duyanlar için ek öneriler: Heinrich Böll: Fotoğrafta Kadın da Vardı; Thomas Mann: Buddenbrooklar / Bir Ailenin Çöküşü; Joseph Roth: İsyan; Siegfried Lenz: Saf Değiştiren; Hans Fallada: Neden Ucuz Saat Takıyorsun?

HEINRICH BÖLL, 1917'de Köln'de doğdu. İkinci Dünya Savaşı'na katıldı, esir düştü, 1945'e kadar özgürlüğüne kavuşamadı. Savaştan sonra hem üniversite öğrenimini sürdürdü hem de ağabeyinin marangozhanesinde çırak olarak çalıştı. 1950'den sonra yaşamını yazar olarak Köln'de sürdürdü. Alman ve Uluslararası PEN Derneği'nin başkanlığını yaptı. 16 Temmuz 1985'te öldü. Heinrich Böll, edebiyat yaşamına öykü yazarak başlamış ve öykücülüğü hep ön planda tutmuştur. İlk çalışmalarından en nitelikli yapıtlarına kadar, Böll'ün öykülerinde keskin gözlemcilik yeteneği, çağdaş ve eleştirel düşünce yapısı, alaycılığı, insancıl yaklaşımı kendini açıkça belli eder. Aldığı ödüller arasında 1967 Georg-Büchner Ödülü, 1972 Nobel Edebiyat Ödülü vardır. Böll'ün eserleri yalnız Almanya içinde ve Alman dilini kullanan ülkelerde değil, bütün dünyada 20. yüzyılın önde gelen klasikleri arasına girmiştir. 

Nehir Kıyısı Kadınları / Heinrich Böll
Çeviri: İlknur İgan
Dizi: Can Modern
Tür: Roman
Sayfa sayısı: 240
Fiyat: 34,50 TL         


Yaşamın Tüm “An”larını Olağanüstü çizimler ve Şiirsel Bir Dille Sunan “Hayatın Tüm Renkleri” Epsilon’dan raflarda!

Salı, Aralık 14, 2021

Norveç’in sevilen yazar ve çizerlerinden Lisa Aisato’nun yazıp resmettiği Hayatın Tüm Renkleri, Ayşe Erbulak’ın çevirisi ve Epsilon logosuyla raflarda yerini aldı! Hayatın Tüm Renkleri’nde Aisato’nun büyüleyici güzellikteki çizimlerine, çocukluğun renkli dünyası ve oyunlarından hassas ve kaotik gençlik yıllarına; yetişkinliğin ağırlığından yaşlılığın özgürlüğü, özlemleri ve bilgeliğine insan hayatının bütün aşamalarını anlatan evrensel ve duygu yüklü bir hikâye eşlik ediyor. Yaşamın ta kendisini, büyük küçük tüm önemli anlarıyla ele alan Hayatın Tüm Renkleri, bize sunulan bu kısa ve benzersiz vaktin değerini yeniden hatırlatan eşsiz bir eser…

Lisa Aisato’nun, göz kamaştıran yüzden fazla resim eşliğinde yaşamın güzelliğini, neşesini ve şiirselliğini anlatan kitabı Hayatın Tüm Renkleri, Türkiye’de Epsilon logosuyla okurlarla buluşuyor. Oyuncu ve yazar Ayşe Erbulak’ın Norveççe aslından dilimize çevirdiği kitap, aynı zamanda çok anlamlı bir yılbaşı hediyesi olarak raflarda okurları bekliyor.

Bir hayata neler sığar? Çocukluğun hayal dolu oyunları ve iz bırakan yaraları. Gençliğin arayışları ve fırtınaları. Daha biz büyüyemeden kapımıza dayanan yetişkinlik. Aldığımız tüm kararlar ve yapmaktan korktuğumuz tüm seçimler. Ailemize katılan yeni sesler ve zamanla yüzlerini unutmaya başladıklarımız. Ve bir gün bizim de o yüzlere katılacak olmamız. Hayat, içinde sonsuzluğu taşıyan bir avuç an... Norveçli ünlü yazar ve çizer Lisa Aisato, Hayatın Tüm Renkleri’nde yaşamın büyük küçük tüm bu anlarını şiirsel dili ve büyüleyici çizimleriyle kâğıda döküyor. İnsan hayatının ortak evrelerini ve duygularını –sevgiyi, kederi, endişeyi ve neşeyi– kendine has üslubuyla altı bölümde ele alan Aisato, acı-tatlı hatıralarımıza farklı gözlerle bakmamızı sağlıyor.

Lisa Aisato’nun yazıp resimlediği Hayatın Tüm Renkleri, Epsilon logosuyla raflarda ve internet satış sitelerinde!

LISA AISATO HAKKINDA
Norveç’in sevilen çizerlerinden Lisa Aisato, aralarında beyaz perdeye de uyarlanan (Odd er et egg), yazarlığını ve çizerliğini üstlendiği altı adet çocuk kitabı yayımlamıştır. Birçok çoksatan seriyi de görselleştirmiştir. On yılı aşkın süre boyunca Norveç’in ünlü gazetesi Dagbladet’da çizerlik yapan Aisato, çocuk ve genç yetişkin edebiyatına yaptığı olağanüstü katkılardan dolayı 2022 Astrid Lindgren Anma Ödülü olan ALMA’ya aday gösterilmiştir.

Hakan Yılmaz’dan Şiir Kitabı: Kalbin Merkezine Seyahat

Cuma, Aralık 10, 2021

Şair, şarkı yazarı ve şarkıcı Hakan Yılmaz, 1980’li yıllardan itibaren yazılmış şiirlerinden derlediği bir seçkiyi ilk defa “Kalbin Merkezine Seyahat”te okuyucuyla paylaşıyor. 1981’de Ezginin Günlüğü müzik grubunun kurucuları arasında yer alan sanatçı 80’ler boyunca Ezginin Günlüğü’nün birçok albümüne şarkı yorumcusu, şiir düzenleyicisi, şiir okuyucusu olarak katkıda bulundu. Daha çok Alagözlü Yar, Sabah Türküsü, Doğu Türküleri albümlerindeki büyüleyici sesin sahibi olarak tanınsa da müzisyenliğinin yanı sıra Hakan Yılmaz’ın şair kimliği de vardır. Bu kitapta, iç sesle okunan şiirlerle birlikte, şairin ağzından yüksek sesle ve ezgi eşliğinde çıkmış şarkı-şiirler de yer alıyor. 20. yüzyıl Yunan şiirinden ilham alan, kendi özgün sesiyle dokunan Yılmaz’ın şiirleri sizi kalbin merkezine doğru bir seyahate çıkaracak.

"atların deli gibi koştuğu bir bozkırda
bir yangının kül ettiği, sonra yeniden
yeşillenen bir ormanda
geçmişin güzel şarkılarının söylendiği
asude bir gelecekte
zamanın hamarat bir temizlikçi gibi
hayatı köşe bucak temizlediği bir dünyada
yeniden yazılır bütün hikâyeler"

Kalbin Merkezine Seyahat / Hakan Yılmaz
Alakarga Sanat Yayınları, Aralık 2021
144 Sayfa
20 TL

Sisi delip geçen bir ışık görmeye çalışmak: Göz Güneşe

Cuma, Aralık 10, 2021

Bellek, hatırlama, unutma gibi temaları işleyen Göz Güneşe'nin başkahramanı yaşlı bir kadın; bir bakımevinde ölüm kalım savaşı verirken unuttuğu anılarının yerine yenilerini yaratarak hayata tutunuyor. Anı kırıntıları ve çağrışımlara bakımevinde yaşananların eklemlenmesiyleserimlenen bu çok katmanlı romanında Reyhan Karaarslan, "Nasıl varlığa geliriz?" ve "Nasıl varlıktan çekiliriz?" gibi zorlayıcı meseleleri irdeliyor.

Pencerenin önündesin. Dışarıya bakıyorsun. Hiçbir şey göremiyorsun. Kurşuni bir sis etrafı kaplamış. İnsanların, evlerin, ağaçların siluetlerini arıyorsun. Bulamıyorsun. Sisi delip geçen bir ışık görmeye çalışıyorsun, o da yok. Şaşırıyorsun.

#yaşlılık #bakımevi #unutma #hatırlama #gerçeklik #varoluş #ölüm

Göz Güneşe'ye ilgi duyanlar için ek öneriler: Müge İplikçi: Kül ve Yel; Murat Gülsoy: Nisyan; Ayfer Tunç: Aziz Bey Hadisesi; Aziz Gökdemir: Yangından Sonra; Neslihan Önderoğlu: Mevsim Normalleri

REYHAN KARAARSLAN 1973'te İstanbul'da doğdu. Marmara Üniversitesi Fransız Dili ve Eğitimi Bölümü'nden mezun oldu. İlk romanı Vanilya 2013'te yayımlandı. İstanbul'da yaşamaktadır.

Göz Güneşe / Reyhan Karaarslan
Dizi: Can Çağdaş
Tür: Roman
Sayfa sayısı: 136
Fiyat: 22 TL  
 

Çağdaş sanat, "kavram"ı aştı mı?

Cuma, Aralık 10, 2021

Peter Osborne gerek felsefi, tarihsel ve sosyal açıdan, gerekse sanat eleştirisi açısından yeni bir yaklaşımla yerleşik fikirlere meydan okuyor. "Çağdaş sanat post-kavramsal sanattır" iddiasını ortaya koyan Osborne; Navjot Altaf, The Atlas Group, Amar Kanwar, Sol LeWitt, Gordon Matta-Clark, Gerhard Richter ve Robert Smithson'ın eserlerinin bir dizi kavramsal inşasını ve yorumunu detaylandırıyor; ayrıca "sanat uzamı" ve "sanat zamanı"nın kurumsal ve varoluşsal karmaşıklıklarına dair yeni açıklamalarda bulunuyor.

Küresel kapitalizm çağında hem eleştirel hem de çağdaş olan bir sanat için kavramsal alanın haritasını çıkaran Kavramdan Sonra: Çağdaş Sanatın Felsefesi, sanat teorisine büyük bir felsefi müdahale.

"Bu gecikmiş çağdaş sanat felsefesi, bize hem çağdaş sanat tarihini hem de sanat eleştirisi felsefesini yeniden düşünmek için kavramsal araçlar sağlıyor. Tutkulu ancak analitik bir yaklaşım benimseyen Osborne, yalın ve zevkle okunan anlatımıyla politik açıdan ferasetli bir söylem sunuyor. Bu eser, çağdaş sanat veya onun felsefesiyle ciddi olarak ilgilenenler için temel bir okumadır." Ruth Noack, documenta 12'nin küratörü

 PETER OSBORNE, Londra Kingston Üniversitesi'nde Modern Avrupa Felsefesi profesörü ve Modern Avrupa Felsefesi Araştırma Merkezi (CRMEP) direktörüdür. Aynı zamanda Radical Philosophy dergisinin editörlerinden olan Osborne, The Politics of Time (Zaman Politikası), Philosophy in Cultural Theory (Kültür Teorisinde Felsefe), Conceptual Art (Kavramsal Sanat) kitaplarının yazarı ve üç ciltlik Walter Benjamin: Critical Evalutions in Cultural Theory (Walter Benjamin: Kültür Kuramında Eleştirel Değerlendirilmeler) editörüdür.

Kavramdan Sonra: Çağdaş Sanatın Felsefesi / Peter Osborne
Çeviri: Nüvit Bingöl
Tür: Sanat / Felsefe
Sayfa sayısı: 352
Fiyat: 47,50 TL    
 

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template