♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Sinema

Kitap Kritik

Dizi

Latest Updates

Başarılı Senarist Meriç Demiray’dan Maceralı, Renkli Bir ilk Roman : Kırmızı Bir Ölüm

Salı, Nisan 17, 2018
Uzun yıllar senaryo yazarlığı yapan, bir öykü kitabı yayımlayan ve son olarak Martıların Efendisi filmiyle gündeme gelen başarılı senarist ve yazar Meriç Demiray’ın ilk romanı Kırmızı Bir Ölüm, 20 Nisan’da hep kitap aracılığıyla kitapseverlere ulaşıyor. Kırmızı Bir Ölüm temposu, rengârenk insanlarıyla okuru soluk soluğa, maceralı bir yolculuğa davet ediyor.

Kahraman Odabaş kırk yaşında, hayata ve ilişkilere dair ümitlerini kaybetmiş, günübirlik yaşayan bir dizi oyuncusudur. Sonu hüsranla sonuçlanan evliliğinden küçük bir oğlu olan Kahraman eskisi gibi rağbet görmemekte, yeni oyunculuk teklifleri alamamaktadır. Hoşlandığı bir kadınla geçirdiği gecenin sonunda kadının eski kocası aniden eve gelince, çareyi balkondan atlayıp kaçmakta bulur. Yolda duran bir bisiklete biner ve pedallara bir kez asılınca artık kendini durduramaz. Çocukluğundan beri bisiklete binmemiş olan Kahraman başlarda zorlansa da, ilerledikçe arındığını hissederek hızlanır, hızlanır…

İstanbul’dan başlayan yolculuk Ege kıyıları boyunca devam ederken her durak ve bu duraklarda tanıştığı her insan Kahraman’a yepyeni deneyimler kazandırır ve onu kendisinin bile bilmediği geçmişine doğru götürür. 

Kırmızı Bir Ölüm, 20 Nisan’dan itibaren hep kitap logosuyla raflardaki yerini alacak.

MERİÇ DEMİRAY HAKKINDA
1975 yılında Aydın’da doğan Meriç Demiray, Enez ve Kuşadası’nda büyüdü. 1997 yılında Eskişehir Sinema TV Bölümü’nü bitirdi. Uzun yıllar senaryo yazarlığı yaptıktan sonra Demiray’ın ilk öykü kitabı Rocky, Cohen ve Muhsin Bey’den Örneklerle Hayatım 2016 yılında Sel Yayıncılık tarafından yayımlandı. Senaryosunu yazdığı Martıların Efendisi 2017 yılında vizyona girdi. Bahçeşehir Üniversitesi’nde drama dersleri vermekte, İstanbul’da yaşamakta ve Portekiz’de yaşayan eşiyle çocuğunun yanına gidip gelmektedir. Kırmızı Bir Ölüm ilk romanıdır.

Kırmızı Bir Ölüm / Meriç Demiray
Hepkitap, Nisan 2018
Sayfa Sayısı: 200
Satış Fiyatı: 15 TL


Yaşamın kıyısında gezinen "kadın" öyküleri : Katre

Salı, Nisan 17, 2018
6-7 Eylül olaylarını arka plana aldığı Elenika ve bir mübadele hikâyesi olan Ah Mana Mu ile tanıdığımız Handan Gökçek, yeni kitabı Katre’de, sevgisizlik, yalnızlaşma, aile içi şiddet gibi konuları ele alan sarsıcı öykülere imza atıyor.

Yazar Handan Gökçek’in 21 öykü ve bir tiyatro oyununun yer aldığı yeni kitabı Katre, Delidolu Yayınları etiketiyle yayımlandı. Toplum tarafından “ötekileştirilen” kadınların hayatlarından kesitler sunan Katre, şaşırtıcı sonları ve metinler arası göndermeleriyle okurları farklı deneyimlerin sınırında gezdiriyor.

Ağırlıklı olarak kadın hikâyelerine yer veren Katre, fiziksel ve ruhsal şiddet, baskı, çocukluk travmaları, öteki olma durumu gibi güncel sosyal sorunlar üzerinde duruyor.

Kâh bez bir bebeği konuşturan kâh albino dünyalarımıza giren Handan Gökçek, Katre ile sevgisizlikten yitip gitmekte olan kadınlara cesaret ve umut aşılıyor.

“Gözlerim düğüm benim, ağzım da. Çok oldu unutalı sesimi. Pencereme konan kuşlar bile fısıldıyor yalnızca. Konuşmak yasak burada. Ben yasakladım. Burada kimse inanmıyor masallara. Masallara inanmayanlar bana nasıl inanacaklar ki? Sustum, gözlerim düğüm benim, ağzım da…”

Handan Gökçek, yazın hayatına Bahçe, Bir Bilet Gidiş-Dönüş, Kum, Ardıçkuşu, Ünlem, Kül, Varlık, İzmir Kültür Edebiyat gibi dergilerde yayımlanan öyküleriyle başladı. İlk öykü kitabı Düş Hırsızı 2002’de yayımlandı. Bunu 2008’de yine bir öykü kitabı olan Sır Dökümü takip etti. 2010 yılında 1924 mübadelesini anlattığı ilk romanı Ah Mana Mu yayımlandı. 2014’te Elenika, 2017 yılında Ve Yokmuş adlı romanları yayımlandı. BEBEK-ler adlı tiyatro oyunu Tolga Yeter tarafından 2011’de İstanbul’da sahnelendi. Yazarın ayrıca Gökyüzü Perileri ve Yeryüzü Çocukları, Piri Reis, Minik Yağmur Damlasının Maceraları ve Charlie adlı çocuk kitapları vardır.

Katre / Handan Gökçek
Öykü, Yetişkin
Delidolu Yayınları
152 Sayfa
Fiyat: 16,00 TL


Melike İnci’nin Öyküleri “Örümcek Ağında Çırpınma”da Kitaplaştı

Salı, Nisan 17, 2018
“O Anda”, “Aşk Sıraya Girmez” ve “Herkes Kırılır” adlı romanların yazarı Melike İnci’nin ilk öykü kitabı “Örümcek Ağında Çırpınma” Yitik Ülke Yayınları etiketiyle yayımlandı. Edebiyat dergilerinde de adına sık sık rastladığımız başarılı yazar Melike İnci, yaşamın içinden süzdüğü güçlü öyküleriyle edebiyat okurlarına iyi bir okuma önerisi sunuyor.  

“Gönül. Kırk iki yaşında. Haftanın altı günü, hayat saat altıya çeyrek kala çalar saatin zırıltısıyla başlar. Yatağından kalktığı gibi banyoya koşar. Hızlıca yüzünü yıkayıp dişlerini fırçalar. Akşamdan kâğıda sardığı saçlarını açar. Buklelerini dikkatlice şekillendirir. Sonra iddialı bulduğu dalgalı saçlarını fırçalayıp sımsıkı bir topuz yapar. Yine yatmadan havalandırmak için balkona astığı giysilerini bir yerinde lekesi var mı, diye kontrol ettikten sonra hızlıca giyinir. Yatağını da hızlıca kapatıp altıyı beş geçe evinin kapısını kilitler.”

Gönül, Elif, Nezihe, Aygül, Aslı ve daha birçok kadının hayatla ilişkileriyle/ilişkilenmeleriyle örülmüş ağdaki çırpınmaları birbirine bağlı öykülerde anlatılıyor. Melike İnci’nin yeni kitabı “Örümcek Ağında Çırpınma”, edebiyatımıza adeta can suyu veriyor. Öykü okurları bu güçlü kitabı okuma listelerine eklemeli. 


Cumartesi Kitaplığı ilk kitaplarıyla raflardaki yerini aldı

Salı, Nisan 10, 2018
Cumartesi Kitaplığı 24 Mart Cumartesi akşamı ilk kitaplarının da tanıtımının yapıldığı davetle yayın hayatına başladı.

Cumartesi Kitaplığı; dünyayı, bulunduğu coğrafyayı, insanı ve kendini anlamak için bir araya gelen, bu arayışta kitapların yol göstericiliğine sığınan, keşfettiklerini paylaşmak, paylaşılanları çoğaltmak, çoğalanları biriktirerek kocaman bir kitaplık yapmak için yola çıktı.

Hedef; en çok satanlar listesinden sıyrılarak dünyanın geniş coğrafyasının bir o kadar geniş edebiyat dünyasını ülkemize taşımak, Latin Amerika'dan Arap coğrafyasına, Batı Avrupa'dan Uzak Doğu'ya kadar uçsuz bucaksız yeryüzünün önemli kalemlerinin metinlerini okumak ve okutmak.

Cumartesi Kitaplığı’nın bu yolculukta attığı ilk adım, İtalyan mizah yazarı  Stefano Benni tarafından yazılan Deniz Dibindeki Bar. Zamansızlar Serisi’ne ait olan bu kitap, dünyanın ve hatta evrenin farklı bölgelerine ait olan, birbiriyle bağlantılı yirmi dört öyküden oluşuyor. Yayınevinin ikinci kitabı Christopher Kloeble imzalı Hep Hızlı Olur. Alman Edebiyatı’nın son dönemdeki seçkin örneklerinden biri olan bu kitap, hassas bir aile hikâyesi ile eğlenceli bir yol romanını bir araya getirmeyi başarıyor. Porto Riko’lu yazar Sergio Gutiérrez Negrón’un yazdığı Uyuyor Diyorlar ise, yayınevinin listedeki üçüncü kitabı, Uyuyor Diyorlar, hayat ve ölüm arasındaki konumumuzu sorgulatan eşsiz bir roman!

Cumartesi Kitaplığı; Dünya Edebiyat Atlası, Zamansızlar, Türk Edebiyatı, İnceleme ve 30 Altı ismini verdiği serileriyle neredeyse örneği olmayan kitaplarıyla tüm kitapçılarda okuruyla buluşmayı bekliyor.


Uyuyor Diyorlar / Sergio Gutiérrez Negrón
"Evine telefon ediyorlar ve senin acilde olduğunu söylüyorlar. Ama ölmüyorsun. Orada öylece dört yıl geçiriyorsun. Oradan sanki hiç bir şey olmamış gibi çıkıyorsun. Anlattığına göre rüyanda, tekneler kervanında bir tekneymişsin. Hiçbir bir şey bilmiyorsun.

Komadan çıkmak, komaya girmek gibi!"                            

Uyuyor Diyorlar, hayat ve ölüm arasındaki konumumuzu sorgulatan eşsiz bir roman!

Porto Riko edebiyatının genç temsilcilerinden Sergio Gutiérrez Negrón, mükemmel bir hikaye anlatıcısı olsa da en önemli özelliği bu değil. Ödüllü romancı, kendi ellerimizle inşa ettiğimiz şiddet dolu dünyanın sınırlarını anlatırken, kendimizi dev bir şiirin içinde hissetmemizi sağlıyor.

Orjinal Adı: Dicen Que Los Dormidos
Ülke: PORTO RİKO
Çevirmen: Serdar Çelik
İlk Baskı: Mayıs 2014
Sayfa Sayısı: 114
13,00 TL


Deniz Dibindeki Bar / Stefano Benni
"Bana inanacak mısınız bilemiyorum ama hayatımızın yarısını, başkalarının inandığı şeylerle alay ederek, diğer yarısını da başkalarının alay ettiği şeylere inanarak geçiririz.

Deniz Dibindeki Bar'a hoş geldiniz. Sizi aramızda gördüğümüz için çok memnun olduk. Şimdi lütfen oturun."

Dünyanın ve hatta evrenin farklı bölgelerine ait olan, birbiriyle bağlantılı bu yirmi dört öykü, bizleri sıra dışı insanlarla tanışmaya davet ediyor. En yalancı insanların oturduğu Sampazzo kasabasının, ünlü aşçı Gaspard Ouralphe'nin, sözcük yiyen kurdun, Marslı âşık Kraputnyk'in, şaşkın Arturo'nun, çekici Nastassia'nın ve ihtiyarcıkların öyküleri bizi bekliyor.

Sigmund Freud, John Belushi, Edgar Allan Poe ve Marilyn Monroe aynı barda. Stefano Benni deniz dibindeki bir barda oturan büyük ustalara saygı duruşu yapmakla kalmıyor, bir sandalye çekerek onların arasındaki yerini alıyor!

Orjinal Adı: Il Bar Sotto Il Mare
Ülke: İTALYA
Çevirmen: Sema Baykal
İlk Baskı: 1987
Sayfa Sayısı: 216
23,00 TL


Hep Hızlı Olur / Christopher Kloeble
"Bir kardiyoloğun manikürlü parmakları ne kadar süresi kaldığını göstermişti. Fred'i elinden tutup doktorun arkalarından seslenmesine aldırış etmeden hastaneden ayrılmışlardı.

"Beş parmak çok kötü Albert."

"Hayır, Fred. Beş parmak o kadar da kötü değil," diye karşılık vermişti Albert.

"Gerçekten mi? Sende kaç parmak var? Ölmene kaç parmak kaldı?""

Tüm zamanını ansiklopedi okuyarak ve yeşil arabaları sayarak geçiren babasına babalık yapmak zorunda olan Albert, hiç tanımadığı annesini arıyor. Ona yardım edebilecek tek kişi, ne söylediğinin farkında dahi olmayan Fred. Ve o ölmek üzere!

Christopher Kloeble, zamana karşı savaşan Albert'ın hikayesini anlatırken hassas bir aile romanı ile eğlenceli bir yol romanını bir araya getirmeyi başarıyor.

"Etkileyici! Kloeble'nin sinematik bakış açısı ve canlı öykü anlatımı, bizleri insani ve ahlaki değerlerle sarıp sarmalıyor." - Publishers Weekly

"Tamamıyla karmakarışık! Kloeble bu karmaşıklığı ustalıkla kullanarak okuru final için hazırlıyor." - Seeing the World Through Books

"Her Şey Hızlı Olur is dahice kurgulanmış, akıllıca yazılmış, hızlı ilerleyen güçlü bir roman. Son kelimesine kadar eğlence dolu!"-Ha Jin

Orjinal Adı: Meistens alles sehr schnell
Ülke: ALMANYA
Çevirmen: İlhan Yabantaş
İlk Baskı: Mayıs 2012
Sayfa Sayısı: 294
28,00 TL


Kerem Topuz Lavinya'nın fragmanını yayınladı!

Perşembe, Nisan 05, 2018
Film isimli uzun metrajının ardından yazıp yönettiği ikinci sinema filmi olan  Lavinya ile seyircinin karşısına çıkmaya hazırlanan Kerem Topuz, filmin merakla beklenen fragmanını yayınladı. Bir tesadüf sonucu yolları kesişen ve beraber bir yolculuğa çıkan iki sıra dışı karakterin hikayesinin anlatıldığı filmde baş rolleri Derya Ekşioğlu ve Timo Roy üstleniyor. 

Filmin ses tasarımı ve müziklerinde başarılı besteci ve müzisyen Murat Özdemir'in imzası bulunuyor. Filmin açılış müziği için kullanılan Beaten Fame'in Sony Music etiketiyle yayınladığı Dünya isimli parçası fragmanda da kullanılmış. 

Filmin konusuysa şöyle...
Hayatın anlamsızlığından yakınan, geçmişi şaibeli ve gizemli bir genç kız olan Lavinya (Derya Ekşioğlu), kendisi ve geleceği ile ilgili yeni kararlar vermek zorundadır. Ancak ne yapacağı konusunda hiçbir fikri yoktur. Bir gece ansızın karşılaştığı karizmatik bir delikanlı (Timo Roy) Lavinya'nın hayata karşı bakış açısının değişmesine yol açar.


Merakla izlemeyi bekliyoruz…

Celâl Üster’in edebiyatta 50. yılını Can Yayınları iki kitapla kutluyor!

Perşembe, Nisan 05, 2018
Usta çevirmen, yayıncı ve gazeteci Celâl Üster’in edebiyatta 50. Yılını Can Yayınları iki kitapla kutluyor.

Aslı Uluşahin tarafından yayına hazırlanan Celal Üster İçin / Çeviri Uğraşında 50 Yıl kitabı Celâl Üster’in çeviri alanındaki emeklerini alkışlamak için hazırlandı. Yalnız çeviriye değil; yayıncılığa ve gazeteciliğe de değer katan Celâl Üster, kültür dünyamızı zenginleştirdi, Türkçeyi taçlandırdı.

Kitapta birbirinden kıymetli yazılar ve görsel çalışmaların yanı sıra, Üster’le yapılmış geniş bir söyleşi de yer alıyor.

Celâl Üster’in gazete ve kitap eklerinde yazdıklarından derlenen Körün Taşı ise, renkli, sıkı ve hınzır bir deneme kitabı... 2014-2017 yılları arasında yazılan bu yazılardaki tartışma ve olaylar, yakından şahit olduğumuz bir atmosferi ortaya çıkarıyor.

Edebiyatta ve çeviride 50. yılını kutlayan Celâl Üster için özel bir armağan kitap
Celâl Üster İçin * Çeviri Uğraşında 50 Yıl

“Kimi zaman çevirmenler olmasaydı ne yapardık, diye düşünürüm.
Bırakın yanıtlamayı, soruyu sormak bile korkunç.
Evrensel kültürün, çevirmen diye adlandırılan bu karıncalarına, arılarına neler borçluyuz?
Benim yanıtım tek sözcük: her şeyimi.”
Ferit Edgü

Bu kitap Celâl Üster’in çeviri alanındaki emeklerini alkışlamak için hazırlandı. Yalnız çeviri değil; Celâl Üster yayıncılığa ve gazeteciliğe değer kattı, kültür dünyamızı zenginleştirdi, Türkçeyi taçlandırdı. 

Kitapta birbirinden kıymetli yazılar ve görsel çalışmaların yanı sıra, Üster’le yapılmış geniş bir söyleşi de yer alıyor.

“Doğru dürüst ilk çevirim 1960’ların sonlarında Memet Fuat’ın Yeni Dergi’sinde yayımlandı: Meksikalı yazar Juan Rulfo’nun ‘Bize Toprak Verdiler’ adlı kısa öyküsü. Bu öykünün dergide yayımlandığı gün, Sinematek’in filmlerinin gösterildiği Bomonti’deki Kervan Sineması’ndaydım. Dışarıda, kapının önünde sigara içiyorduk. Merdivenlerin başında Nedim Gürsel göründü ve elindeki dergiyi sallayarak, ‘Çevirin çıktı! Çevirin çıktı!’ diye bağırdı. Dünyalar benim oldu. O akşam bunu kutlarken, rakıdan çok, ilk çevirimin Yeni Dergi’deki basılı sayfalarıydı beni sarhoş eden. O sayıyı günlerce yanımda taşımıştım.”

Celâl Üster’den kültür, sanat ve edebiyat üstüne güncel denemeler : Körün Taşı
“Körün Taşı yazılarında çoğu kez sanat ve edebiyat alanında yaşanan yasaklamalar, densizlikler karşısındaki tepkilerimi yazıya dökmüşüm, kültür dünyasında egemenlik kurmaya kalkışan bilirbilmezlere karşı öfkemi dile getirmişim, bu âlemde kol gezen cahillere yergi okları fırlatmışım. Körün taşı kelin başına denk gelmiş mi, siz karar verin...”

Celâl Üster’in gazete ve kitap eklerinde yazdıklarından derlenen bu çalışma, renkli, sıkı ve hınzırca bir deneme kitabı... 2014-2017 yılları arasında yazılan bu yazılardaki tartışma ve olaylar, yakından şahit olduğumuz bir atmosferi ortaya çıkarıyor.

CELÂL ÜSTER, 1947’de İstanbul’da doğdu. İlkokulu Şişli Terakki Lisesi’nde okudu; İngiliz Erkek Lisesi ve Robert Academy’yi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim gördü. George Thomson’ın Tarihöncesi Ege adlı yapıtının çevirisiyle 1983’te Yazko Çeviri dergisinin Azra Erhat Çeviri Ödülü’ne değer görüldü. İzlerimiz, Yeni Dergi, Yeni Adımlar, Aries, Sözcükler, Notos gibi dergilerde çevirileri yayımlandı. Gelişim Yayınları ve Adam Yayınları gibi yayınevlerinde ve AnaBritannica Genel
Kültür Ansiklopedisi’nde editörlük yaptı. Belgelerle Türk Eczacılığı (Eczacıbaşı), National Geographic Fotoğraflarıyla İstanbul (Türkiye İş Bankası), Metropolis: Ana Tanrıça Kenti (Philsa), Unforgettable/Unutulmaz Dizisi (BBC Books/Boyut Yayınları), Ortak Kültürel Miras: Birlik İçinde Çokluk (Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü) gibi kitapların editörlüğünü; 1982-1993 ve 2008-2014 arasında Cumhuriyet gazetesinin kültür editörlüğünü; ilk yayımlandığı yıllarda Cumhuriyet Kitap’ın, uzun yıllar P Dünya Sanatı Dergisi’nin, 2003-2008 arasında Can Yayınları’nın yayın yönetmenliğini üstlendi. Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl ve Radikal Kitap’taki “Yeryüzü Kitaplığı” yazılarını Cumhuriyet Kitap’ta sürdürdü. “Körün Taşı” yazılarını Cumhuriyet’in kültür sayfalarında sürdürüyor. Robert Louis Stevenson, H.G. Wells, Jaroslav Hašek, James Joyce, Isaac Bashevis Singer, D.H. Lawrence, Julius Fučik, Liam O’Flaherty, George Orwell, Wolfgang Borchert, Juan Rulfo, Iris Murdoch, Maurice Sendak, Roald Dahl, Jorge Luis Borges, İsmail Kadare, Mario Vargas Llosa, Paulo Coelho, Willis Barnstone ve John Berger gibi yazarların yapıtlarının yanı sıra Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’su ve Lenin’in Devlet ve Devrim’i gibi Marksist klasikleri dilimize kazandırdı. Eski çağlardan günümüze ünlü yazarlar ve düşünürlerden özlü sözleri Sözü Özü, eski ozanlardan sevda şiirlerini Aşk Olsun adlı kitaplarda bir araya getirdi. İngiliz ve Amerikan Edebiyatında Kısa Öykünün Büyük Ustaları adlı bir seçki hazırladı.

CELÂL ÜSTER İÇİN
Yayına Hazırlayan: Aslı Uluşahin
Sayfa sayısı: 103 
Fiyatı: 12,5 TL
Yayın tarihi: 2 Nisan 2018

KÖRÜN TAŞI
Yazar: Celâl Üster
Tür: Deneme 
Sayfa sayısı: 239  
Fiyatı: 21,50 TL
Yayın tarihi: 2 Nisan 2018

Sibel Türker’den ruh halimizin ayrıntılarıyla dolu bir roman : Burada Kalmak

Perşembe, Nisan 05, 2018
Burada Kalmak, adından da anlaşılabileceği gibi, insanımızın bugün içinde bulunduğu ruh durumuna ışık tutan bir roman. Sibel K. Türker, her zamanki güzel Türkçesiyle, kahramanlarının iç dünyalarına yönelik bir kazıya girişiyor. Burada Kalmak’ın lise çağındaki anlatıcısı Kutlu, çevresindeki tüm kalabalığı gözlemliyor… Böylece ortaya hem bugünün Ankara’sının hem de tüm bozulmalara karşın burada kalmak isteyenlerle kaçıp kurtulmak arzusunda olanların bir manzarası çıkıyor.

Öyle ya, dalgalar olduğuna göre bir deniz de olmalı. Hepimizin kendi şehrini kıyısına kurduğu bazen mavi ve dingin bazen tehditlerle dolu karanlık bir denizi olmalı. Herkesin kurtuluşunu ya da yıkımını bulacağı bir deniz. Acaba ölüm de oradan mı gelir?

SİBEL K. TÜRKER, 1968’de Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü. Radikal İki’de yazıları, Hayalet Gemi dergisinde öyküleri yayımlandı. Öykülerini KalpYazan (2003), Öykü Sersemi (2005, Yunus Nadi Öykü Ödülü), Ağula (2007, Haldun Taner Öykü Ödülü) ve Aşk’ın Kalplerimizdeki Mutat Yolculuğu (2014); romanlarını ise Şair Öldü (2006), Meryem’in Biricik Hayatı (2008), Benim Bütün Günahlarım (2010) ve Hayatı Sevme Hastalığı (2012, Yunus Nadi Roman Ödülü; Duygu Asena Roman Ödülü; Tepeyran Roman Ödülü) başlıkları altında kitaplaştırdı. Şair Öldü romanı, TEDA projesi kapsamında Almanca, Romence, Bulgarca, Arnavutça ve Arapçaya çevrildi.

Burada Kalmak / Sibel K. Türker
Tür: roman  
Sayfa sayısı: 240 Sayfa
Fiyatı: 21,50 TL
Yayın tarihi: 2 Nisan 2018

Teoman Hayatını Yazdı! “Fasa Fiso” hep kitap Logosuyla 6 Nisan’da Raflarda!

Perşembe, Nisan 05, 2018
Şarkılarıyla rock müziğe damgasını vuran Teoman bu defa kalemi, kendi hayatına dair hikâyelerini anlatmak için eline aldı! Teoman’ın, çocuk Teoman’dan rock yıldızı Teoman’a uzanan yolculuğunu anlatırken, zaman zaman şarkı sözleriyle röportajlardan alıntıların da anılara eşlik ettiği kitabı Fasa Fiso, hep kitap logosuyla 6 Nisan’da raflarda yerini alacak.

Merakla beklediğimiz kitabın basın bültenini de bizzat kendisi kaleme almış…

Merhabalar, 

Kitabım Fasa Fiso bitip de, iş basın bülteni yazmaya gelince, bari birinci elden ben yazayım dedim bülteni.

Fasa Fiso kitabını başta böyle tasarlamamıştım ben. Aslında, yirmi küsur yıllık röportaj arşivim ofisimizin duvarlarında boylu boyunca duruyordu ve ben bunlardan bir seçki yapıp yayınlamak istedim. Sonra aklıma geldi, yıllar boyunca bazı gazetelere, dergilere yazılar yazmıştım ara sıra, onları da bu kitaba ekleyeyim dedim. Sonrasındaysa iş çığırından çıktı,  kendimi bu kitabı yazar buldum.

Önceleri biraz hikâye ve bol röportaj seçkisi hayal etmişken, hikâyeler arttı, röportajlar kısaldı. (Bu röportaj seçkisini daha sonra ayrı bir kitap olarak yayımlayacağım.)

Kitabı yazarken bir ara korktum, iş başlangıçta hayal ettiğimden daha ciddiye bindi diye. Hikâyeleri kronolojik sıraya koymuştum, aralara röportajlar girmişti, yazdıklarımı ve yazmayı sevmiştim ama sonuç ciddi bir otobiyografiye benzemiyordu.

Kitapta birçok şey anlatmaya çalıştım. Çocukluk bakış açıları, hayatı, müziği ve daha pek çok şeyi anlamlandırma çabaları, büyüme sancıları, kafa karışıklıkları, hayat hedefleri, yıllarla değişim ve eninde sonunda, geldiğim şu noktadan bana geçmişin nasıl gözüktüğü gibi pek çok şey…

Çocukluğumda, gençliğimin ilk dönemlerinde beni etkilemiş insanları ve olayları da anlatmaya çalıştım. Çocukluğu 70’li, 80’li yıllarda geçmiş kişilerle ayrı bir bağ kurmak istedim. Şu dikkatimi çekmişti: Ne zaman kendi jenerasyonumdan insanlarla bir araya gelsek, sohbet eninde sonunda o dönemlerdeki çocukluk anılarına, detaylarına geliyor, hepimiz iştahla anılarımızı anlatıyorduk. Ben de kitapta, kendi hikâyelerimi anlattım. O dönemin, çocuk kişiliğimi nasıl etkilediğini belirtmek için.

Müziğin, yaptığım işin, şarkıların beni nasıl etkilediğinin de hikâyesini anlatmak istedim. Çocuksu bir şekilde etkilenmiştim bu işten, o bakış açısıyla yazmaya çalıştım yaptığım işi. Müzik uğraşımda çocukluğumdan, bugüne beni etkilemiş birçok kişiye de yer verdim o günleri anlatırken.

Peki bu kitabı niye çıkarıyorum? Çok cevabı var bunun, bazılarını yazayım. Ben yeni yetişirken, bu tarz kitapları yalayıp yutardım. Sevdiğim bir sanatçıya dair her şeyi bilmek isterdim. Ayrıca, röportaj okumayı ve olaylara farklı gözlerle bakan birilerinin fikirlerini duymayı da çok severdim. Sadece etkilenmek için değil, kendi bakış açımı oluşturmama da yardım ederdi bu tarz röportajlar.

En önemli nedenlerden birini sona sakladım. Sanatçının kişiliğinin, yaptıklarına bir başka boyut daha kazandırdığını düşünüyorum. Bu işe de yarasın isterim yazdığım kitap.

Kitaptaki hikâyeleri “light” bir perspektiften yazmaya çalıştım. Geçmişin dertlerini, üzüntülerini de bu perspektiften yansıtmaya baktım. İnsanlar bu kitaptan çıktıklarında, hafif hissetsinler istedim.

Çok önemli hikâyeler beklemeyin okurken.  Eninde sonunda çocuksu bir mesleğe hayatını vermiş bir kişinin hikâyelerini okuyacaksınız. Ne kadar önemli olabilir ki bu hikâyeler? Zaten o yüzden kitabımın adı da, Fasa Fiso.


Fasa Fiso / Teoman
Yayın Tarihi: Nisan 2018
Sayfa Sayısı: 252
Satış Fiyatı: 22 TL

Hayatın içinde daha fazla edebiyat olsa : Can Dükkân

Perşembe, Mart 29, 2018
Edebiyat dünyası artık sadece kitaplığımızdaki kitaplardan ibaret değil. Farklı ürünlerle artık sadece kitaplar yok çantamızda. Defterler, bloknotlar, bez çantalar ve porselen kupalarla sevdiğimiz yazarlar ve kitaplara dair şık ürünlerle okurun kitap evreni genişliyor. Can Yayınları da bu evrene birbirinden güzel ürünlerle adım atmış. Şahane ürünler var inceleyin derim…

1981 yılından beri Türk ve dünya edebiyatının en değerli kitaplarını okurlarına ulaştıran Can Yayınları, kitaplardan esinlenen farklı ürünleri de artık edebiyatseverlere sunuyor. 

“Sevdiğimiz yazarlar, sevdiğimiz kitaplar yaşamın farklı alanlarında da karşımıza çıksa” düşüncesiyle yaratılan Can Dükkân markası altındaki ürünler şimdilik dört seri halinde sunuluyor. 

Portreler Serisi’nde Fyodor Dostoyevski, Maksim Gorki, Edgar Allan Poe ve Jane Austen yer alıyor. Her yazarın portresinin bulunduğu porselen kupalar ve dört ismi bir arada edinme imkânı veren dörtlü defter seti, dünya klasiklerini renkli ve şık tasarımlarla okurların beğenisine sunuyor. 

Çağdaş Edebiyat Serisi’nde ilk aşamada Kafka, Kazancakis ve Paulo Coelho yer alıyor. Bu seride de bez çanta, içi renkli kupa ve sert kapaklı defter tasarımları Dönüşüm, Zorba ve Simyacı gibi başucu kitaplarından esinleniyor.

Sözleri ve tasarımlarıyla çok sevileceğine inandığımız Laforizma Serisi ise beş klasik kitabın başkahramanlarını esprili bir dille günümüze taşıyor. Raskolnikov, Dorian Gray, Gregor Samsa, Genç Werther ve Oblomov’un bugün yaşasalar söyleyebilecekleri sözler, Can Yayınları'nın klasik beyaz kapaklarının olduğu tasarımlarla defter ve çanta çeşitleri olarak karşımıza çıkıyor.

Dünyanın en bilinen, sevilen ve çok satan kitapları arasında yer alan Küçük Kara Balık da, özel çizimleriyle tasarlanmış bez çanta, kalemlik ve defterler gibi farklı ürünlerle çok yakında sevenleriyle buluşacak. 

Can Dükkân ürünlerinin tasarımlarını, Can Yayınları’nın kurumsal kimlik ve kapak tasarımlarını da yapan Lom Creative gerçekleştiriyor. 

Can Dükkân ürünleri çeşitlenerek edebiyatseverlerle buluşmaya devam edecek.

Osmanlıca Âdâb-ı Muâşeret Kitaplarında Sofra ve Yemek : Âdâb-ı Taâm

Perşembe, Mart 29, 2018
Yemek kültürü üzerine yayımladığı kitaplarla ruhumuzu besleyen Ruhun Gıdası Kitaplar, “Osmanlı Kitaplar Serisi”ne altıncı kitapla devam ediyor. “Âdâb-ı Taâm” Nisan ayında raflarda…

İnsanları aynı mekânda birleştiren en önemli eylemlerden birisi yemek olsa gerek. Ailelerden dostlara, fikir paylaşımlarında bulunan entelektüellerden günün yorgunluğunu atan çalışanlara kadar toplumun her kesimi belirli saatlerde bir yemek masasında toplanır. İşte bu masanın ve yemeğin de kendine ait belirli kuralları ve ritüelleri vardır.

Kitap, Osmanlı’nın sön dönemi ile erken Cumhuriyetin ilk yıllarında yazılmış âdâb-ı muâşeret kitaplarının yemek ve sofraya dair bölümlerinden oluşuyor. Bu yüzden adını Âdâb-ı Taâm koyduk! Eş dost yemeğe nasıl davet edilir, kim kimin yanına oturur, yemek nasıl dağıtılır gibi birçok konunun işlendiği eğlenceli fakat şimdi bize garip gelebilecek ayrıntıları ve incelikleri içinde bulacağınız Âdâb-ı Taâm, masaları süsleyen mevsimlik çiçeklerin kokusuyla bizi geçmişin sofralarına davet ediyor.

Sofra meraklılarının yanısıra gündelik işlerden ve insanlar üzerinden alternatif bir tarih okuması yapmak isteyenlere de ayrı bir pencere açıyor. Buyurunuz efendim, hep birlikte eğri oturalım doğru yiyelim...

Âdâb-ı Taâm
Genel Yayın Yönetmeni: Güzin Yalın
Derleyen: Emin Nedret İşli 
Editör: Abdullah Uğur
Latin Harflere Aktaran: Sedanur Temel Sunuş: İrvin Cemil Schick
Kapak: Ömer Ülkenciler
1.Basım: Nisan 2018
Sayfa: 192
Fiyat: 24 TL


Dorothee Elmiger’den Herkesin “tanıdık” ama “öteki” olduğu bir dünya : Uykuyayatanlar

Perşembe, Mart 29, 2018
Türk okurun ilk romanı “Cesurlara Davet” ile tanıştığı İsviçre Edebiyatının önde gelen yazarlarından Dorothee Elmiger’in yeni romanı “Uykuyayatanlar” DeliDolu Kitap etiketiyle raflarda…

İsviçre edebiyatında, son dönemin en cesur ve sıradışı kalemlerinden biri olarak kabul edilen Dorothee Elmiger’in yeni romanı “Uykuyayatanlar” aidiyet, sınırlar ve mültecilik gibi konuları diyaloglardan oluşan bir kurgu ile ele alıyor. 

İsviçre edebiyatının gelecek vadeden isimlerinden biri olarak gösterilen ödüllü yazar Dorothee Elmiger’in yeni romanı “Uykuyatanlar”, Delidolu Yayınları etiketiyle yayımlandı. “Mültecilik”, “aidiyet” ve “sınır” olgularına dair yeni bir bakış getiren kitap, “Herkesin birbirini tanıdığı ve yabancılaştığı bir dünyada, ‘öteki’ olmamak ne kadar mümkün?” sorusunu yöneltiyor.

Avrupa’nın orta yerinde, farklı meslek ve geçmişlere sahip bir grup insan bir evde buluşur. Aralarında, aidiyet kavramına ilişkin, derin ve bitimsiz bir sohbet başlar. İnsanın varoluşundan bu yana konuşulan konular, kimi zaman eski bir portreye, kimi zaman güncel bir habere, kimi zamansa mahalleye yeni taşınan yabancılara gelir. Ardı sıra akıp giden cümlelerin ucu hep aynı yere dokunur: İnsanın “ait olamama” sorunu. Hiç susmadan konuşan bunca insanın, bir yere varabildiklerini kim iddia edebilir?

Adını, sanayi devriminin ilk yıllarında kırsaldan kente yoğun göç nedeniyle yaşanan evsizlik ve yersizlik olgularından alan Uykuyayatanlar, günümüzün “uyuyanlarına” yönelik politik ve sosyolojik bir çalar saat görevi üstleniyor. 

“Uykuyayatanların, uyumak için öyle çok güvenli yerleri yoktu, yeniden çalışmaya hazır olabilmek adına birkaç saatliğine kiralık bir yere kıvrılıveriyorlardı. Kaçak varlıklar olarak adlandırılıyorlardı...”

1985 yılında İsviçre’de doğan Dorothee Elmiger, yazarlığa adım atmadan önce İsviçre Edebiyat Enstitüsü’nde yaratıcı yazarlık dersleri aldı ve eğitimini bir süre Leipzig’de sürdürdü. İlk romanı Cesurlara Davet, 2010’da Kelag Ödülü’ne ve ZDF’nin ilk roman ödülüne; 2011’de ise Rauriser Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. 2014’te yayımlanan ikinci romanı Uykuyayatanlar ile övgüleri toplamaya devam etti. Elmiger, İsviçre edebiyatının gelecek vadeden isimlerinden biri olarak gösteriliyor.

Uykuyayatanlar / Dorothee Elmiger
Türkçeleştiren: Olcay Mağden Ünal
144 sayfa,  25 TL



Kaybedenler Kulübü Yolda : Doldur Aynı Pompadan

Cuma, Mart 23, 2018
Kadıköy sokakları, x kuşağı, özel radyoların patlaması… Doksanlı yıllar mümkün bir patlamanın dönemiydi. Seksen ihtilalinin izlerinden arınmanın etkisi, seksenlerin fantastik evreninden bolca hayal gücü ile yetişmenin yarattığı kafa yapısı derken özgürleşmenin ilk adımlarıydı gençler için. Herkesin kendisi gibi olmanın peşinde daha ısrarcı davranma dönemiydi. Hiçbir şey basit değildi, detaydı değildi. Her şeyi anlamlandırma telaşındaydık. Bir yere ait olma telaşındaydık. Metallicacılar ve guns n rosescılar olarak ayrılırdı bir kesim, Michael Jacksoncılar ve George Michaelcılar olarak ayrılırdı başka bir kesim. Doksanlar ruhunun bu kadar güzel görünmesinde tüm bunlar önemli etken. O her şeyi anlamlandırma tutkusu ile saflık birleşimi hava milenyumla birlikte ciddiyete ve değersizleştirmeye kaydı. İkibinli yıllar şikayetlenmeler, değersizleştirmeler, beğenmemeler dönemi olarak ilerliyor. Doksanlar bu anlamda köprüden önce son çıkıştı… Geriye dönüp bakıldığında herkesin aklına çok şey gelecektir, sayıp sayıp bitmeyecek denli çok ama “Kaybedenler Kulübü” fenomen mertebesine ulaşarak özel bir yere sahip olanlardan. Zaman içerisinde popüler kültüre de kayarak sonunda filme dönüşmüştü bundan yedi yıl önce. Her güzel şeyin başına gelen onunda başına geldi ve devam filmiyle karşımızdalar.

Yedi yıl sonra dönen ikili bu kez yolda… Açılışı yaz sonu biten tatille yapıyor. Kaan ve Mete her motorcunun yaptığı gibi dönüş yolunu uzatıyor. İkilimiz İstanbul’a dönene kadar geçenleri anlatıyor film. Onlara katılan bir kadınla… Anlatıyor demek mümkün değil aslında. Zira ortada bir hikaye yok. Eldeki hazır kalıbı kullanarak ilerlemeye çalışıyor. Bildik bakış, klişeler, kemikleşmiş diyaloglar ve bolca aforizma… Ha bir de iyi bir görüntü işçiliği mevcut. Ufak tefek bir şeylere değinme girişiminde bulunuyor ama hep havada kalıyor. Mete’nin alkolikliği öyle havada asılı mesela… Kaan’ın Sevda’ya aşık oluşu da. Ortada bir hikaye olmadığı için herhangi bir sahnenin önemi de yok. Eksiği fazlayı değerlendirmek de mümkün değil bu yüzden.

Halen eril kalıplarla ilerliyor film. İkilimizin ilişkiden anladığı çağırınca sorgusuz sualsiz gelecek, çok konuşmayacak sorgulamayacak bir kadın. Paylaşmak falan hak getire. Bunu bir de allayıp pullayıp örnek olarak göstermek. Tuhaf seks sahnelerinden sonra çıplaklığı sırf düzülmek için düzülen bir kadınla vermek… Olabildiğince önemsizleştirerek, değersizleştirerek… Kadın izleyicilerin pek hoşlanmayacağı bir testosteron yağmuru mevcut…

Kaybedenler Kulübü Yolda İstanbul’da geçenleri de paralel olarak işliyor. Yayınevinde Alper ve Murat arasında geçenler filme eğlence katıyor, hatta Murat Menteş ve Tuna Kiremitçi’nin konukluklarıyla ilginç hale de geliyor ama hikayeye hizmeti sıfır. Kaan’ın aforizmalarıyla ağırlaşan izleyiciyi hafifletiyor diyebiliriz ancak zorlarsak. Filmin akılda kalan tek öyküsüyse Çiçek Mustafa… Bir pompa hikayesinden başlayıp filmin sonuna kıssadan hisse olarak bağlanacak kadar kilit bir öykü olarak düşünülmüş. O kadar kilit olmasa da akılda kalıcı. Nejat İşler ve Yiğit Özşener iyi iş çıkarıyorlar yine. Lakin Hande Doğandemir için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Özellikle oyunculuk gerektiren bir sahnede o kadar kötü ki katlanmak zor. Plağı basılacak kadar iyi olan müziklerinden sonra devam filminin kaybettiği bir noktada müzikleri. Vasat tınılar eşlik ediyor görüntüye.

İlk filmin çok gerisinde kalan Kaybedenler Kulübü Yolda, bir “Easy Rider” tribi olarak ‘kervan yolda düzülür’ düsturuyla yola çıksa da hiçbir şey anlatmadan geçip gidiyor. Nasıl olsa tuttu, sevildi. Fazla uğraşmadan dolduralım aynı pompadan gitsin kafasıyla 105 dakikayı öyle ya da böyle kotarıyor. 


Adnan Binyazar’dan sanat, edebiyat, siyaset ve günlük yaşam üzerine denemeler : Sözün Onuru

Salı, Mart 20, 2018
Usta edebiyatçı Adnan Binyazar’ın yeni denemeleri, Sözün Onuru başlığıyla okurların karşısında. Edebiyatın aracı sözdür, hele bir düşünce yazısının sözüyse bu; sözün onuru, yazar için her şeyden önemli olmalıdır. Kitap, sözün onurunu onlarca yıl taşımış bir kalemden çıkma. 

“Genellikle yaratıcı aklın özgür yolunu etkili bir söylemle arayan deneme, içerik yönünden de, düşünceleri, duyguları gölgeleyen her türlü yasağı delip bilgiyle, gözlemsel ayrıntılarla, gerçek kanıtlarla, okuyanı sormaya-sorgulamaya-yorum yapmaya yöneltir. Denemenin beslenme alanı bilgidir, bilginin insan yaşamındaki yeridir.”

ADNAN BİNYAZAR, 1934’te Diyarbakır’da doğdu. Dicle Köy Enstitüsü ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nde okudu. Türk Tarih ve Türk Dili kurumlarında görevler üstlendi. Kültür Bakanlığı’nda daire başkanlığında bulundu. Ulusal Kültür ve Çeviri dergilerinin sorumlu yönetmenliğini yaptı. Berlin Eğitim Senatosu’nca hazırlatılan Türkçe kitaplarının yazımında görev aldı. Binyazar, edebiyat üzerine denemeleri, roman ve öyküleriyle çağdaş edebiyatımızın gelişmesine ve evrensel değerlere katkıda bulunan yazarlarımızdandır.  Toplum ve Edebiyat, Kültür ve Eğitim Sorunları, Ağıt Tolumu, Ozanlar Yazarlar Kitaplar, Ayna, Edebiyatın Dar Yolu, Duyguların Anakarası, Ardında Leke Bırakmamalı Sevgi, Aklın İç Kalesi adlı deneme kitaplarında, ancak ulusal kültürünü geliştiren toplumların evrensel bir dünyada varlık gösterebileceğini savundu. Romanları Masalını Yitiren Dev, Ölümün Gölgesi Yok; öyküleri Şairin Kedisi, Şah Mahmet, Bozkır Aydınlığında Aşk, Kızıl Saçlı Kontes adlarını taşıyor. Gençlere yönelik romanları, anlatıları, incelemeleri de var: Günışığına Yolucuk: 1. Kaçış / 2. Varış / 3. Okul Yılları; Dede Korkut, Âşık Veysel, Atatürk Anlatıyor, Halk Anlatıları, Elif ile Mahmut, On Beş Türk Masalı, Kerem ile Aslı. “Tohum” adlı öyküsüyle Öğretmenler Bankası Öykü Ödülü’nü (1965), Ölümün Gölgesi Yok ile 2005 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı, 2011 Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödülü’nü, Toplum ve Edebiyat ile 2010 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü, Dil Derneği Beşir Göğüş Türk Dili Geliştirme Ödülü’nü aldı; 2012 Uluslararası Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü’ne, 2016 Cumhuriyet Halk Partisi Bilim ve Sanat Ödülü’ne değer bulundu.

Sözün Onuru / Adnan Binyazar
Tür: Deneme 
Sayfa sayısı: 335 
Fiyatı: 27,50 TL
Yayın tarihi: 20 Mart 2018

Latin Amerika Edebiyatının Huzursuz Devi Juan Carlos Onetti Alakarga’da…

Salı, Mart 20, 2018
Alakarga Yayınları Mart ayını önemli bir yazarla karşılıyor. Latin Amerika Edebiyatının huzursuz devi Juan Carlos Onetti üç kitabıyla okurla buluşuyor. Jorge Luis Borges‘in can yoldaşı olarak tanıdığımız Uruguaylı romancı ve öykü yazarı ustanın iki roman ve bir öykü toplamı raflarda…


Artık Fark Etmediğinde
Bazen Don Chon diye çağırırdı beni, kimi zamansa patroncuk. Bazen de sarışın kız anılarımı kurcalamaya gelirdi. Hikâyeler anlatmamı isterdi, ben de birkaç bozukluk verip fevkalade yalanlar anlatırdım ona.

Karısı tarafından terk edilen, hayatla çok da bağı kalmamış bir adamın, gazetede gördüğü “İhtirasları hiçbir sınır tanımayan ve seyahat etmeye hazır bir adam için iş telifi” ilanıyla hayatının yönü bir anda değişir. Olduğu yerden çok uzaklara giderek, bilmediği yaşamlara, ilkel şartlara, ensest ilişkilere şahit olur. Büyük usta Onetti’nin Artık Fark Etmediğinde’sini elinizden bırakamayacaksınız.
Çevirmen: Nurhayat Çalışkan
Sayfa: 232
Fiyat: 20TL


Veda Ederken
Kadın kafasında kurduğu tüm imgeleri unuttu, genç kızı tam karşısında durduğu gibi düşlediğini anımsadı, kızın yaşını, geçici güzelliğini, dürüst ve temiz yürekli ifadesinin sahteliğinin gücünü kabullendi. Yeniden, kendini hiç zorlamadan, eski bir alışkanlığın getirdiği kolaylıkla hayatı boyunca ona karşı kin duyduğu inancıyla genç kızdan nefret etmeye başladı.

Juan Carlos Onetti, bu kısa romanında ele aldığı konuya son derece farklı bir yönden yaklaşmış. Veda Ederken’de olayın kahramanı, son günlerini geçirmek için bir sayfiye kasabasına gelmiş, orta yaşın üstünde bir adamdır. Ama onu neredeyse hiç görmeyiz; öyküsünü kasabanın sakinlerinin gözünden bölük pörçük izleriz. Onetti’nin hınzır, çetin ama olağanüstü dünyasına hoşgeldiniz.
Çevirmen: Münir H. Göle
Sayfa: 92
Fiyat: 16TL


Yarın Başka Bir Gün Olacak
Mutfakta bulaşığı yıkarken, içeriden gelen kahkahaları, boğuk fısıltıları dinledi, bunu sessizlik izledi. Birinin sinsice yürüdüğü geldi kulağına, ama kafasına inen demirin tok sesini duymadı. Doğrusu, bir daha hiç duymadı, sendeledi, gövdesi mutfağın zemininde kımıltısız kaldı.

Yazarlığın olmazsa olamazlarından biri olarak kabul ettiği yalancılığını açıkça söylemekten çekinmeyen Juan Carlos Onetti, Yarın Başka Bir Gün Olacak’ta bazen yaşlı bir kadının torununa benzettiği çocuklardan gördüğü vefasızlığı bazen yakınları ölen insanların kederli hallerinden faydalanıp zengin olan bir adamı bazen de arzu ve tutku dolu bir aşkın ufacık bir şeyden bitişini anlatıyor bizlere, onun düş dünyasında zevkle gezineceksiniz.
Çevirmen: Münir H. Göle
Sayfa: 101
Fiyat: 16TL


hep kitap’ın “Atölyesi”nde Yazarların Dünyasına Yolculuk : Bir Yazar Nasıl Okunur?

Salı, Mart 20, 2018
Dünyaca ünlü eleştirmen John Freeman, yazarlarla yaptığı en iyi elli beş söyleşisini Bir Yazar Nasıl Okunur?: Çağdaş Dünya Edebiyatından Yazarlarla Söyleşiler kitabında derledi. Doris Lessing, Haruki Murakami, Kazuo Ishiguro, Elif Şafak, Paul Auster gibi çok sevilen yazarların dünyasına büyüleyici bir kapı açan Bir Yazar Nasıl Okunur?, 23 Mart’ta hep kitap’ın Atölye serisinin diğer kitaplarının yanındaki yerini alacak.

hep kitap’ın yazmayı ve okumayı hayatının merkezine yerleştirenlere yol arkadaşlığı yapmayı hedefleyen “Atölye” serisinden; okuduğu kitabın her detayını özümsemek isteyenlere rehber niteliğinde bir kitap: Bir Yazar Nasıl Okunur?: Çağdaş Dünya Edebiyatından Yazarlarla Söyleşiler!
Dünya çapında iki yüzden fazla dergi ve gazetede kitap eleştirileri yayımlanan John Freeman, ne zaman yeni bir kitap çıksa elinde kayıt cihazı ve not defteriyle yazarın yanında belirmesiyle meşhur bir eleştirmen. Freeman, Bir Yazar Nasıl Okunur? kitabında çağdaş dünya edebiyatından elli beş yazarla yaptığı en iyi söyleşilerini derleyip onlardan öğrendiklerini okurlarla paylaşıyor.

Doris Lessing, Haruki Murakami, Kazuo Ishiguro, Elif Şafak, Salman Rushdie, Mo Yan, Toni Morrison, John Updike, Jonathan Franzen, Paul Auster ve çok daha fazlası... Hepsi John Freeman’ın sorularına cevap vererek, kitaplarını anlatarak okura bir kapı aralıyor aslında. Kitaplarının tahmin edilemez derinliklerine açılan büyüleyici bir kapı. Haliyle Bir Yazar Nasıl Okunur? da eline kitabını alıp bir köşede okuyarak kendine küçük bir dünya yaratmayı sevenlere, bu dünyayı mümkün kılanlar hakkında daha fazlasını öğrenme fırsatı sunuyor!

Viki Çiprut’un İngilizce aslından dilimize çevirdiği Bir Yazar Nasıl Okunur?: Çağdaş Dünya Edebiyatından Yazarlarla Söyleşiler! kitabı 23 Mart’tan itibaren hep kitap logosuyla raflardaki yerini alacak.

Bir Yazar Nasıl Okunur?
Çağdaş Dünya Edebiyatından Yazarlarla Söyleşiler
Yazar: John Freeman
Çevirmen: Viki Çiprut
Sayfa Sayısı: 376
Hepkitap, Mart 2018
Fiyatı: 32 TL

Tabucchi’den insan ruhunun karanlığına bakan öyküler : Kara Melek

Salı, Mart 20, 2018
Öyküleriyle okurlarını imgelerle yüklü yolculuklara sürükleyen Tabucchi, kalemini bu kez insan ruhunun kuytularına itilen ve günün birinde şu ya da bu yolla açığa çıkan karanlık yanlara yöneltir. İlk olarak 1991’de yayımlanan Kara Melek öyküleri kötücüllüğü, nefreti, zorbalığı, ihaneti, düş kırıklığını, yalnızlığı ve korkuyu düşsel bir temellendirmeyle, şiirsel bir dille görünür kılar. Öykülerin içinden süzülen “melekler”, yazarın deyişiyle tüm melekler gibi “zorlayıcı yaratıklardır”, onların tüyleri yumuşacık değil, “kısacıktır, diken gibi batar”. Tek tip olmadıkları gibi, barındırdıkları anlamlar da hayatın kendisi gibi çok katmanlıdır. Nasıl ki Tabucchi’nin kurmaca dünyasında şimdi, geçmiş ve gelecek, bu dünya ve “öte dünya” arasındaki sınırlar geçirgense “iyi” ve “kötü”nün de belirlenegelmiş sınırları kayganlaşır, akışkanlaşır... geriye sadece insan ve duyguları kalır. 

“Melekler zorlayıcı yaratıklardır, hele bu kitapta anlatılan türden melekler.”

“Geçmişte olan şeyler geri döner; ısrarla, dilenerek, imalı sözlerle kapımızı çalarlar. Çoğunlukla dudaklarında bir gülümseyiş vardır; oysa insan kanmamalıdır, aldatıcı bir gülümseyiştir o. Ve o arada biz hayatımızı yaşarız, yazarız − bizi menzile doğru sürükleyen bu yanılsamada ikisi de aynı şeydir zaten.”

ANTONIO TABUCCHI 1943’te İtalya’nın Pisa kentinde doğdu. Romanları, öyküleri, denemeleri ve oyunlarıyla Avrupa edebiyatının en seçkin yazarları arasında yer aldı. Fernando Pessoa’nın yapıtlarının İtalyanca basımlarının editörlüğünü de üstlendi. Kitapları kırktan fazla dile çevrildi. Bazı romanları beyazperdeye ve sahneye uyarlandı. Tabucchi, İtalya’da “Pen Kulübü”, “Campiello” ve Viareggio-Répaci”, Fransa’da “Prix Méditerranée”, Yunanistan’da “Aristeion”, Almanya’da Leibniz Akademisi’nce verilen “Nossack”, Avusturya’da “Avrupa Edebiyatı için Avusturya Devlet Ödülü”, İspanya’da “Hidalgo” ve Asturias Prensi’nce verilen basın özgürlük ödülü “Fransisco Cerecedo” gibi saygın ödüllere değer görüldü. Avrupa’nın önde gelen gazeteleri ve kültür dergilerine yazılar yazdı. Uluslararası Yazarlar Parlamentosu’nun kurucuları arasındadır. 2012’de Lizbon’da öldü.

Kara Melek / Antonio Tabucchi
Çeviri: Neyyire Gül Işık
Tür: Öykü   
Sayfa sayısı: 135
Fiyatı: 14,50 TL
Yayın tarihi: 13 Mart 2018

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template