♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Sinema

Kitap Kritik

Dizi

Latest Updates

Ülker İnce ve Dilek Dizdar’dan Çeviri Atölyesi kitabı Can Yayınları etiketi ile kitapçılarda

Çarşamba, Temmuz 19, 2017
Ülker İnce ile Dilek Dizdar arasında, biri öğretmen biri öğrenciyken, doksanlı yıllarda başlayan, daha sonra meslektaşlık ve dostluk temelinde süren ilişki, aradan geçen zaman içinde, ikisinin sahip oldukları farklı deneyimlerin, bilgilerin ve birikimin ışığında çeviri üzerine tartışmalara, paylaşımlara zemin oluşturdu. Uzun yıllar süren bu tartışmalar da sonunda, birlikte planlanan ve yürütülen uygulamalardan damıtılarak elinizdeki kitaba dönüştü.

Çeviriyle ilgilenen herkes, bir metnin sözcüklerini ve yapılarını aktarmanın çeviri olmadığını bilir ve kabul eder. Peki, çeviri bu değilse nedir? Çeviri Atölyesi’nin yazarlarının birincil amacı işte bu soruya yanıt aramak oldu. 

Edebî metinlerin yanı sıra farklı işlevlere sahip oldukları için, farklı çeviri yaklaşımları, farklı çeviri tutumları gerektiren tiyatro, film, haber metni, teknik metin çevirileri üzerinde de durulmasının nedeni bu.

“Bu kitap, çeviri yapan ya da çeviri yapmayı öğrenmek isteyen ya da çevirinin nasıl bir iş olduğunu merak edenler için yazıldı.”

Çeviri Atölyesi, konuşma dilimizi bile esir alan yanlış çevirilere rağmen bize Türkçenin aslında ifade olanakları bakımından ne kadar zengin ve güçlü bir dil olduğunu haber veren, bizleri dilimizi sevmeye, dilimize saygı duymaya davet eden de bir kitap.

ÜLKER İNCE: 1974-1989 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu ile Mütercim Tercümanlık Bölümü’nde çalıştı. 1985 yılında Lawrence Durrell’in İskenderiye Dörtlüsü (Justine, Balthazar, Mountolive, Clea) çevirisiyle Yazko Çeviri dergisinin Azra Erhat Çeviri Ödülü’nü kazandı. Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Çeviribilim Bölümü’nde kuram ve uygulama dersleri verirken (1989-2000) Can Yayınları’nda ve Telos Yayıncılık’ta çeviri yayın editörlüğü yaptı. 2010 yılında Çeviri Derneği’nin onur ödülüne değer görüldü. Dorian Gray’in Portresi (Oscar Wilde) çevirisi 2014 yılında Dünya Kitap dergisince “Yılın Çeviri Kitabı” seçildi. Çevirileri arasında Başka Sesler Başka Odalar (Truman Capote); Constance ve Yalnızlıklar, Sebastian ya da Güçlü Duygular, Mekân Ruhu, Kıbrıs’ın Acı Limonları (Lawrence Durrell); Tüfek, Mikrop ve Çelik (Jared Diamond); Parayı Verdi Düdüğü Çaldı: CIA ve Kültürel Soğuk Savaş (Frances Stonor-Saunders); Uçarı Kızlar ve Filozoflar, Caz Çağı Öyküleri (F. Scott Fitzgerald); Bülbülü Öldürmek (Harper Lee); Dostoyevski (Joseph Frank) bulunmaktadır.

DİLEK DİZDAR
Boğaziçi Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü’nde lisans, Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra doktorasını Almanya’da, Heidelberg Üniversitesi’nde yaptı. Doktora eğitimi sürerken Paris’te Jacques Derrida’nın derslerine devam etti. 1999-2008 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Dizdar, 2008 yılından bu yana Mainz Üniversitesi Çeviribilim, Kültürbilim ve Dilbilim Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Çeviribilim Kürsüsü başkanı olarak çalışıyor. 2009 yılında Mainz Bilimler ve Edebiyat Akademisi’nin “Colloquia Academica” Ödülü’nü aldı.  2016’dan bu yana Leuven Üniversitesi CETRA Çeviribilim Doktora Yaz Okulu Danışmanlar Kurulu’nun sürekli üyesi olarak da görev yapıyor.

Çeviri Atölyesi 
Yazar: Ülker İnce - Dilek Dizdar
Tür: İnceleme
Sayfa sayısı: 260 
Fiyatı: 21 TL
Yayın tarihi: 18 Temmuz 2017

Ezgi Polat’tan İlk Kitap: Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda

Çarşamba, Temmuz 19, 2017
“Ona baktığım zaman kendi kurallarının dışına hiçbir zaman çıkmamış huysuz bir adam görüyorum. Hepimizde bulunan o geçirgen, biçim değiştiren şeffaf zar, onun çevresinde zamanla katılaşmış, koyulaşmış gibi. On yıldır ne tutkuyla birini sevdiğini gördüm ne de yeni bir arkadaşı olduğunu. Acaba bu da bir sevme biçimi mi? Bir tür yaşamak mı?”

Genç öykücülerimizden Ezgi Polat, ilk kitabı Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda ile okurun karşısına çıkıyor. Polat’ın öyküleri, yaşadığımız günlerin içeriden bir dökümü. Duygu hallerimizin, itirazlarımızın ve sustukça büyüttüğümüz ortak sorunlarımızın öyküleri. Öykü kişilerinin bol bol konuştuğunu, ama her konuşmada asıl çabalarının aslında aktarmaya değil, üstünü kapatmaya yönelik olduğunu göreceksiniz. Tıpkı kitabın adı gibi; Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda… 

“Bazen, asıl meseleye hiç girmeden saatlerce konuşuruz…”

EZGİ POLAT
1987 yılında doğdu. Endüstri mühendisliği bölümünü bitirdi. Öyküleri Notos, Kitap-lık, Sözcükler, Öykülem, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Çevrimdışı İstanbul, YM, Karahindiba, Peyniraltı Edebiyatı dergilerinde yayımlandı.

Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda / Ezgi Polat
Tür: Öykü   
Sayfa sayısı: 117 
Fiyatı: 12 TL
Yayın tarihi: 11 Temmuz 2017

Gustav Meyrink’ten bir başyapıt : Golem

Pazar, Temmuz 16, 2017
19. yüzyıl sonları: Prag, Yahudi Mahallesi. Kıymetli taş kesim ustası Athanasius Pernath gizemli bir ziyaretçinin ardından farklı evrelerde, tuhaf sanrılar arasında hep aynı kişiyi görür. Yoksa 33 yılda bir Yahudi Mahallesi’nde ortaya çıktığı söylenen efsanevi yaratık Golem’le mi karşılaşmıştır?

Bu karşılaşmanın ardından yaşantısı altüst olan Pernath, entrikalar, esrarlı olaylar, gölge benlikler, sanrılarla örülü bir ağın içinde hareket ederken, bir yandan da kendi benliğinin o âna dek farkına varmadığı katmanlarını keşfeder. 

“Kim Golem hakkında bir şey bildiğini söyleyebilir ki?”

Gustav Meyrink’in fantastik edebiyatın klasikleri arasında yerini alan eseri Golem, geçmiş ve gelecek, bilinç ve bilinç dışı, gerçeklik ve düş, ruh ve beden, nesneler dünyası ve metafizik evren katmanlarının giderek iç içe geçtiği, tekinsizliğin her satıra ustaca işlendiği bir başyapıt.  

GUSTAV MEYRINK, 1868’de Viyana’da doğdu. Asıl adı Gustav Meyer’dir. Mistik Yahudi halk efsanelerine dayanan başyapıtı Golem 1915’te yayımlandı ve yayımlanır yayımlanmaz fantastik-ezoterik edebiyatın klasikleri arasına girdi. Bunu Kardinal Napellus gibi öyküleriyle romanlar ve denemeler izledi. Meyrink, Münih, Viyana ve Prag sanat çevrelerinde bulundu; bu kültür merkezlerinden özellikle de Prag, yazarın yazınsal çalışmasında kendine sık sık yer buldu. Meyrink gizli derneklere, cemiyetlere ve tarikatlara üye oldu; büyü, okültizm, simya, yoga ve mistik felsefe üzerine çalışmalar yaptı. Son romanı Batı Penceresinin Meleği’ni 1927’de yayımladı. Aynı yıl Protestanlıktan Budizmin iki büyük mezhebinden biri olan Mahayanaya geçtiğini açıkladı. Gustav Meyrink 1932’de Bavyera’nın Starnberg kentinde öldü.

Golem / Gustav Meyrink
Çeviri: Sami Türk
Tür: Roman  
Sayfa sayısı: 277 Sayfa
Fiyatı: 22 TL
Yayın tarihi: 11 Temmuz 2017


Murat Uyurkulak Romanlarıyla April Yayıncılık'ta!

Pazar, Temmuz 16, 2017
Türk Edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Murat Uyurkulak’ın şimdiden klasikleşen üç romanı “Tol”, “Har” ve “Merhume” yeni edisyon ve kapak tasarımlarıyla April Yayıncılık’tan okurla buluşuyor.

Terapi / Murat Yılmaz imzalı kapak tasarımlarıyla daha şık özellikle de “Merhume”nin kapağını beğenmeyenlerin gönlünü alacak güzellikte. Romanlar için ekstra bir şey demeye gerek yok. Zira “Tol” her zaman en iyi romanlar listelerinin gediklisi. Okumamış olanlar varsa yeni baskı fırsatını kaçırmayın derim…

Murat Uyurkulak, romanları birçok dile çevrilen, geniş bir okur kitlesi tarafından büyük beğeni kazanan, son dönem Türkiye edebiyatının en önemli isimlerinden biri.

“Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi.”
Devletin, şiddetin, darbelerin darmadağın ettiği hayatlar...
İnatla baştan kurulan hikâyeler, boyun eğmeyi reddeden hayalciler...
Deliliğin sınırlarında dolaşırken, iyiliğe, direnişe, aşka, devrime inanmaktan vazgeçmeyenler...
Bir intikam romanı: Tol.

"Bu ülke, ki Netamiye derler adına, ulu bir ejderhanın mide fesadından doğdu. Biz oradaydık, gördük her şeyi. Kıyametin yarım boy küçüğü bir alamet gündü."
Yedi kat yerin üstünden, yedi kat yerin altına uzanan bir meydan okuma... 
Âlemin meleklerine, şeytanlarına, cinlerine ateşli bir selam, edebi bir salvo... 
Tutkunun, inancın, var olmanın kıyametine kelimelerden mürekkep bir yolculuk... 
Bir kıyamet romanı: Har. 

"Bir gün, öyle bir an geldi ki, kötü biri olmaya karar verdim. Taştan bir kalple kurtulurum sandım. Ama çok geçti artık, tüm vakitlerin sahibi silahına benden önce davranmıştı, şahane bir tebessümle bastı tetiğe, kurtulamadım, günaha girdiğimle kaldım.
Şimdi önümarkamsağımsolumüstümbaşımyüzümgözüm tövbe..."
Salya ve kan ve ter kuşatmasında günler...
Arka sokaklar, ışık girmez evler, batakhaneler...
Hep kaybedenler, son gülenler, şahane gülenler... 
Bir cinayet romanı: Merhume.


Çağdaş dünya edebiyatının öykü ustası Alice Munro’dan Açık Sırlar

Pazar, Temmuz 16, 2017
Bu kitaptaki 12 öykü, 1850’lerden başlayıp iki dünya savaşının içinden geçerek günümüze geliyor; Kanada’dan Brisbane’e, Balkanlar’a ve Somme’a uzanıyor. Bu büyüleyici öyküler kısıtlanmayı, frenlenmeyi reddeden sıra dışı kadınların sırlarını ortaya koyuyor.

Ünlü İngiliz kültür tarihçisi ve biyografi yazarı Lucy Hughes-Hallett, bu kitap hakkında The Sunday Times’a yazdığı yazıda şöyle diyor:

“Alice Munro’nun duru anlatım biçemi ve insan yüreğine akıllıca yaklaşımıyla mucizevi bir nitelik kazanan öyküleri, kısa öyküde sadece tek bir olayın aktarılabileceğini öngören geleneğe meydan okuyor. Onun öyküleri kuşaklar ve kıtalar arasında dolaşan birden çok yaşamı içeriyor. Munro’nun çizdiği yaşamlar sıkıcı değil. Romantizmden uzak bir biçimde ayakları yere basıyor. Bu öykülerde yemek pişirmekten hayal kırıklığı yaratan sekse ve en kusursuz ilişkilerde bile görülen önemsiz yüz karalarına, cinayetten kırık kalplere ve pervasız tutkulara kadar büyük bir çeşitlilik yer alıyor.”

ALICE MUNRO, 1931’de Ontario’da doğdu. Kanadalı eleştirmenlerin “Bizim Çehov’umuz” diye tanımladıkları usta hikâyecinin Dance of the Happy Shades (Mutlu Gölgelerin Dansı, 1968); Something I’ve Been Meaning to Tell You (Sana Söylemek İstediğim Bir Şey, 1974); The Beggar Maid (Fakir Hizmetçi, 1978); The Moons of Jupiter (Jüpiter’in Ayları, 1982); The Progress of Love (Aşkın Gelişimi, 1986); Gençlik Arkadaşım (1990); Açık Sırlar (1994); Çocuklar Kalıyor (1998); Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik (2001); Firar (2004); Castle Rock Manzarası (2006); Bazı Kadınlar (2009); Sevgili Hayat (2012) dışında Lives of Girls and Women(Genç Kızların ve Kadınların Yaşamı, 1971) adlı bir romanı yayımlandı.

Munro, yazarlık kariyeri boyunca, Kanada’da Governor General, Uluslararası Man Booker, Marian Engel, Trillium Edebiyat, Rea Öykü, PEN/ Malamud, Giller, Libris ve O. Henry gibi birçok ödüle layık görüldü. Ayrıca 2013 Nobel Edebiyat Ödülü’nün de sahibi oldu.

Açık Sırlar / Alice Munro
Çeviri: Püren Özgören
Tür: Öykü
Sayfa sayısı: 334 Sayfa
Fiyatı: 25  TL
Yayın tarihi: 11 Temmuz 2017


Sibel K. Türker’den “Benim Bütün Günahlarım” Can Yayınları etiketiyle kitapçılarda

Pazar, Temmuz 16, 2017
İlk kez 2010 yılında yayımlanan  Benim Bütün Günahlarım, Sibel K. Türker’in okurlarının başucu kitaplarından biri. Yalnızca özgün anlatımı ve hikâyesiyle değil, okuru sürüklediği derin kaygılarla da yaşadığımız günlerin mutlak okunması gereken romanlarından.

“Peki hepimize ne oluyordu kuzum? Güzelim hakikate ne olmuştu, nereye çekip gitmişti?”

Romanın anlatıcısını, yaşamının iplerini tümüyle bırakmış bir halde, bir otel odasında buluyoruz. Yanında adeta cisimleşmiş, Sorum adını verdiği alt kişiliğiyle birlikte. Böylece daha ilk satırlarda kendimizi, bu romanın asıl kişisine, anlatıcı yazarına bitmek bilmez sorular sorarken buluyoruz: Geçmişimiz peşimizi kolay kolay bırakır mı?
Benim Bütün Günahlarım, kimlikle, gelenekle, toplumsal olaylar karşısında aldığımız tavırla ilgili bakışlarımızı sarsan, sorgulayan, okurunu rahatsız etmeyi başaran bir roman.

SİBEL K. TÜRKER: 1968’de Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü. Radikal İki’de yazıları, Hayalet Gemi dergisinde öyküleri yayımlandı.  Öykülerini KalpYazan (2003), Öykü Sersemi (2005, Yunus Nadi Öykü Ödülü), Ağula (2007, Haldun Taner Öykü Ödülü) ve Aşk’ın Kalplerimizdeki Mutat Yolculuğu (2014); romanlarını ise Şair Öldü (2006), Meryem’in Biricik Hayatı (2008), Benim Bütün Günahlarım (2010) ve Hayatı Sevme Hastalığı (2012, Yunus Nadi Roman Ödülü; Duygu Asena Roman Ödülü) başlıkları altında kitaplaştırdı. Şair Öldü romanı, TEDA projesi kapsamında Almanca, Romence, Bulgarca ve Arapçaya çevrildi.

Benim Bütün Günahlarım / Sibel K. Türker
Tür: Roman
Sayfa sayısı: 229 Sayfa
Fiyatı: 19,5 TL
Yayın tarihi: 11 Temmuz 2017


Sel Yayıncılık'tan Temmuz Yenileri

Cumartesi, Temmuz 08, 2017
Sel Yayıncılık Temmuz ayını dört kitapla karşılıyor. Gustave Flaubert’in başyapıtı “Madam Bovary”, John Steinbeck’in işçi sınıfına dair başyapıtlarından “Sardalye Sokağı”, Marguerite Duras’ın sinemaya da uyarlanarak ses getiren romanı “Sevgili” ve William Golding’in “Deniz Üçlemesi”nin ikinci kitabı “Yan Yana” ayın yeni kitapları…

Madam Bovary - Taşra Töreleri * Gustave Flaubert
1857’de yayınlanan Madam Bovary, yayıncısının ve yazarı Gustave Flaubert’in “kamu ahlakına, gelenek göreneklere ve dine hakaret”le yargılandığı, o tarihten bu yana geniş okur kitlelerinin ilgisini daima çekmiş bir başyapıttır.

Taşra sıkıntısını, genç bir kadının özlemlerini ve aşklarını yalın bir gerçekçilik ve romantizmle ele alırken, sona eren romantik yüzyılın eşiğinde yükselen burjuva değerlerinin, Emma Bovary’nin kitaplardan ve hülyalarından derlediği bütün duyguları nasıl ayaklar altına alıp çiğnediğini, paranın, iktidarın ve gücün karşısındaki çaresizliğini de gözler önüne serer.

Bütün zamanların en iyi romanları listesindeki yerini hep korumuş olan Madam Bovary, her türlü ahlaki yargının, iyinin ve kötünün ötesindeki karakterleriyle bize insan varlığının özünü, geleneksel yargıların bu varlığı ne ölçüde ezip yok ettiğini zengin bir toplumsal zeminde gösteren unutulmaz bir şölen sunar.

Flaubert’in yargılandığı mahkemede sarf ettiği sözlere atıfta bulunursak: “Madam Bovary hepimiziz!”

GUSTAVE FLAUBERT, (12 Aralık 1821 - 8 Mayıs 1880) Edebiyatta gerçekçilik akımını başlatan Fransız yazar. İlk yazı çalışması 1837’de yayınlandı. Yaklaşık iki sene boyunca Maxime du Camp ile birlikte Yunanistan, Anadolu, Mısır, Filistin, Suriye ve İtalya’yı dolaştı. Ünlü romanı Salambo’yu esinleyen de bu yolculuklar oldu. Edebiyat dünyasından birçok kişiyle mektuplaştı. Bu mektuplar daha sonra büyük ün kazandı. Flaubert’in gerçekçilik akımını başlatan kişi olarak gösterilmesinde bu mektuplarda dile getirdiği edebiyat ve sanatla ilgili görüşleri etkili oldu. Yaşamının son yıllarında tüm zorluklara karşın, manevi oğlu olan Guy de Maupassant’ın başarısı ve Emile Zola’nın başını çektiği natüralist (doğalcı) grubun ona verdiği değer, avuntusu oldu. Bugün dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Madam Bovary, 1856‘da yayınlandığında, yazar ve yayıncı hakkında ahlaksızlığa teşvik suçundan dava açıldı. Yazarın Bir Delinin Anıları (1838) ve Doğu’ya Yolculuk (1849-1851) adlı eserleri ilk kez yayınevimiz tarafından Türkçeye kazandırılmıştır.
Özgün Adı: Madame Bovary, Türkçesi: Yaşar Avunç, Roman, KlasikSel 05, 367 Sayfa, 25 TL

Sardalye Sokağı * John Steinbeck
Konserveciliğin zirveye ulaştığı 1930’lar Amerikası’nda fabrika işçilerinin yanı sıra sanatçılar, bilim insanları, fahişeler ve serserilerin bir arada yaşadığı bir dünyadır Sardalye Sokağı. Memleketi California’daki bu küçük sokağın tüm renkliliğini, canlılığını, yaşanılan çelişkileri ve kavgaları okurla buluşturan John Steinbeck, gerçek hayattan esinlenerek unutulmaz karakterler yaratır.

Renkli tiplemelerin ve olayların süslediği hikâyede, çalışmayı, düzenli bir hayat sürmeyi, sıradanlaşmayı inatla reddeden Mack’in başını çektiği aylak takımı sistemin dışında yaşamanın, sömürü çarklarına başkaldırmanın, dayanışmanın, ihtiyaç duyulan kadarıyla yetinmenin ete kemiğe bürünmüş halidir.

Her insan gibi hata yapan, kimi zaman coşan, kimi zaman hayata küsen, planlarını her zaman istediği gibi hayata geçiremeyen tüm tanıdık karakterlerin sıradan yaşamlarından sarsıcı kesitlerle gerçek dünyayı usta yazar Steinbeck’in gözlerinden görmek isteyenler için...

JOHN STEINBECK, babası Prusya, annesi ise İrlanda göçmeni ırgat bir ailenin çocuğu olarak, 1902 yılında California’nın Salinas kentinde doğdu. Çocukluk ve ilkgençlik yılları boyunca okul dışındaki zamanını Salinas Vadisi’ndeki çiftliklerde çalışarak geçirdi. Eserlerinin çoğunda da mekân olarak burayı seçti. Erken yaşlarda yazar olmaya karar veren Steinbeck, 1919’da girdiği Stanford Üniversitesi’nde yalnızca yazarlığına katkısı olacağını düşündüğü derslere katıldı. Öğrenimini sürdürdüğü altı yıl boyunca tezgâhtarlık, ırgatlık, marangozluk, laborantlık, boyacılık, kapıcılık gibi pek çok işte çalıştı. Steinbeck’in ilk romanlarından başlayarak emekçilerin yaşam koşullarını ve ilişkilerini başarıyla yansıtabilmesinde bu yaşam deneyimi etkili oldu. Üniversiteyi bıraktıktan sonra New York’a giderek gazetecilik yapmayı denedi ancak yazılarının büyük kısmını yayınlatmayı başaramayarak California’ya döndü. İlk romanı Altın Kupa (1929) fazla ilgi görmedi. Yazarlık yeteneği 1935 yılında Yukarı Mahalle’nin yayınlanmasının ardından dikkat çekti. Bu eserini her biri birer klasik sayılan Bitmeyen Kavga (1936), Fareler ve İnsanlar (1937) ve Pulitzer Ödülü kazanan Gazap Üzümleri (1939) takip etti. Kitaplarında işçi sınıfının gündelik ilişkilerini, yaşam koşullarını ve mücadelelerini, döneminin ve çağımızın en temel toplumsal meselelerini tüm insani ayrıntılarıyla resmetti. Sardalye Sokağı, Cennetin Doğusu, Al Midilli ve daha pek çok başyapıt veren yazar 1962 yılında edebiyata katkılarından dolayı Nobel Edebiyat Ödülü ile onurlandırıldı. Eserleri edebi değerleri kadar güncellikleriyle de övgü alan ve birçoğu sinemaya da uyarlanan Steinbeck, 1968 yılında öldü.
Özgün Adı: Cannery Row, Türkçesi: Püren Özgören, Çağdaş Dünya Edebiyatı, Roman, 191 Sayfa, 16 TL

Sevgili * Marguerite Duras
Modern Fransız edebiyatının en önemli ve üretken isimlerinden Marguerite Duras, sömürge toplumunun değer yargıları, ailesi ve yoksulluk arasında sıkışmış genç bir kadının ilk aşkını ve ilk cinsel deneyimini kaleme aldığı yarı otobiyografik romanı Sevgili’de, kendi bedeni ve yaşamı üzerinde hakimiyet hakkını kimseye vermeyen tavrıyla, kadın özgürleşmesi yönünde de önemli bir yapıta imza atmış olur.

Gerçeklikle imgeselliğin birbirine karıştığı Sevgili, yasaklarla ve benliğiyle boğuşan bir genç kızın kendini yaratma sürecine dair edebiyat tarihinin en şairane, en olgun metinlerinden biri olarak unutulmazlar arasında yerini almıştır.

Yayınlandığı 1984 yılında Goncourt Ödülü’ne, 1986’da ise İngilizcede yayınlanan en iyi roman ödülüne layık görülen, tüm dünyada milyonlarca okurla buluşmuş ve sinemaya da uyarlanmış bu ölümsüz eser Tahsin Yücel çevirisiyle yeniden Türkçede...

MARGUERITE DURAS, 1914’te Hindiçin’de dünyaya geldi. Babası matematik, annesi ise ilkokul öğretmenliği yapıyordu. Çocukluğu boyunca Fransa’da geçirdiği kısa bir süre dışında, on sekiz yaşına dek Saygon’dan hiç ayrılmadı. Paris’te hukuk, matematik ve siyaset bilimi okudu. İlk romanı Les Impudents’ı 1943 yılında yayınladı. Bunu roman, oyun, senaryo, söyleşi, deneme ve öykü türünde birçok eser izledi. Otobiyografik eseri Sevgili ile 1984’te Fransa’da Goncourt Ödülü’nü aldı. Kariyerinin başında daha geleneksel formda eserlere imza atan Duras’nın tarzı, ileri dönem eserlerinde deneysel bir hal aldı. Yazarın adı, Fransa’daki “Nouveau Roman” [Yeni Roman] edebiyat akımıyla da anıldı. Duras 1996 yılının Mart ayında, 82 yaşında öldü. Savaş Yılları Defterleri ve Diğer Metinler (Türkçesi: Işık Ergüden, 2015), Duras’nın 1943-1949 yılları arasında kaleme aldığı ve 1995’te bir arşive bağışladığı metinleri içerir. Yazarın Yann Andréa Steiner, Yaz Yağmuru ve Acı isimli kitapları da yayınevimiz tarafından yayınlanmıştır.
Özgün Adı: L’Amant, Türkçesi: Tahsin Yücel, Çağdaş Dünya Edebiyatı, Roman, 96 Sayfa, 12 TL

Yan Yana * Deniz Üçlemesi: II *  William Golding
Soğuk coğrafyaların insanlarını taşıyan gemi, tropik sularda boğucu sıcak, sis ve kıpırtısız denizle mücadele halindedir. Aynı sulara saplanıp kalmış bir başka gemi daha olduğu ortaya çıktığında ise sinirler gerilir. Diğer gemidekiler dost mudur, düşman mı? Fizik kuralları gereği büyük kütleler durgun suda birbirini çekmeye başlar. İki geminin yan yana gelmesi kaçınılmazdır.

William Golding’in “Deniz Üçleme”nin ikinci kitabı olan Yan Yana’da, kibirli Edmund Talbot’ın yelkenli bir yolcu gemisiyle çıktığı macera devam ediyor. Düşmanlığın, ölüm korkusunun, deliliğin ve aşkın sardığı gizemli ve sarsıcı bir deneyime davet...
WILLIAM GOLDING, 1911 yılında İngiltere’de doğdu. II. Dünya Savaşı sırasında Kraliyet Deniz Kuvvetleri’nde görev aldı. 1961 yılına kadar öğretmenlik yaptı. Bu tarihten sonra kendini tamamen yazmaya adadı. 1954’te yayınlanan ilk romanı Sineklerin Tanrısı yönetmen Peter Brook tarafından 1963 yılında beyazperdeye aktarıldı. Golding, 1983 yılında Nobel Ödülü’ne layık görüldü ve 1988’de “Sir” unvanı aldı. 1993 yılında hayata gözlerini yumduğunda ardında çeşitli alanlardaki eserlerinin yanı sıra on iki roman bıraktı. “Deniz Üçlemesi”nin ilk iki kitabı Geçiş Ayinleri ve Yan Yana’nın ardından Aşağıdaki Yangın adlı üçüncü cilt de yayın programımızdadır.
Özgün Adı: Close Quarters, Türkçesi: Bülent Doğan, Çağdaş Dünya Edebiyatı, Roman, 270 Sayfa, 20 TL

Suudi Arabistan'ın ilk kadın yönetmeni Haifaa Al Mansour'dan Yeşil Bisiklet

Perşembe, Temmuz 06, 2017
Suudi Arabistan’ın ilk kadın yönetmeni Haifaa Al Mansour tarafından çekilen Wadja filminden hareketle kitaplaştırılan Yeşil Bisiklet, baskıcı bir yönetim altında hayallerinin peşine düşen kız çocuğu Vecide’nin hikayesini anlatıyor.

“Herkesin onlara kabul edilebilir diye dayattığı bir yaşamdan mutlu olmaları olası mıydı, gerçekten olası mıydı?”

ASLA HAYALLERİNDEN VAZGEÇME!
“Daha hızlı pedal çevirmeye başlarken kendi kendine, Bu duyguyu hayatım boyunca kimselere bırakmayacağım, diyordu.”

Filmden kitaba…
On bir yaşındaki Vecide, Suudi Arabistan’da ailesiyle yaşan bir kız çocuğudur.

Kadınların araba kullanmalarının yasak olduğu, kız çocuklarının bisiklete binmelerinin bile engellendiği bu dünyada yeşil bir bisiklet süslüyordur hayallerini.

Bisikletine atlayacak, mahalle arkadaşı Abdullah’ı geçecek ve sınırları zorlayıp hayata meydan okuyacaktır.

Vecide’nin hikâyesini okurken onun umut dolu mücadelesine ortak olacak, yasaklara ve engellere rağmen hayallerinin peşinde koşan bu kız çocuğunu seveceksiniz…

“Vecide gözlerini ta uzaklardaki bir noktaya dikmiş, ileriye bakıyordu. Her ne kadar tam olarak göremese de orada olduğunu biliyordu. Gelecek artık onundu.”

Haifa Al Mansour kimdir?
Haifa Al Mansour,  1974 yılında doğdu. Suudi Arabistan’ın en çok bilinen ve en tartışmalı yönetmenlerinden biri ve ilk kadın Suudi sinemacıdır. Babasının teşvikiyle, Kahire'deki Amerikan Üniversitesi'nde karşılaştırmalı edebiyat okudu. Daha sonra, Avustralya'nın Sidney kentinde film okuluna gitti. Way Out filmiyle Birleşik Arap Emirlikleri ve Hollanda'da ödül kazandı. Bunu Gölgeler olmadan Kadınlar isimli belgeseli izledi. Basra Körfezinde ki Arap Devletlerindeki kadınların gizli yaşamlarını inceleyen belgesel, 17 uluslararası festivalde gösterildi. Yönetmen olarak senaristliğini de yaptığı Vecide adlı filmi, 2012 Venedik Film Festivali'nde dünya prömiyerini yaptı. Bir kadın yönetmen tarafından Suudi Arabistan'da yapılan tek uzun metrajlı film olan Vecide, en iyi film dalında Oscar aday adayı seçildi. Amerikalı diplomatla evlidir ve iki çocuğuyla birlikte Bahreyn'de yaşamaktadırlar.

Yeşil Bisiklet, Haifa Al Mansour, 359 Sayfa, Siyah Kuğu, Edebiyat-Roman, 25 TL


Isabel Allende’nin kaleminden: Japon Sevgili

Perşembe, Temmuz 06, 2017
1939’da Polonya Nazi işgaline uğrayınca ailesi sekiz yaşındaki Alma Belasco’yu San Francisco’da rahat bir yaşam süren akrabalarının yanına gönderir. Dünyanın savaşa tutuştuğu dönemde Alma ile ailenin Japon bahçıvanının oğlu Ichimei Fukuda arasında masum bir aşk filizlenmeye başlar. Pearl Harbor saldırısının ardından ABD’nin ülkedeki Japonlara muameleleri, kamplara kapatılan birçok Japon’unki gibi iki âşığın hayatını da altüst eder. Onlarca yıl sonra ortaya çıkan gizemli mektuplar, kökeni neredeyse yetmiş sene öncesine dayanan olağanüstü bir tutkuyu ortaya çıkarır.

“Alma’yla Ichimei’ye göre bitmek bilmeyen bir süre boyunca, karşılıklı gönderilen bu mektuplar o gizli buluşmaların yerini almıştı. Alma’nınkiler, ayrılık yüzünden acı çeken bir kadının samimi ve kederli mektuplarıydı; Ichimei’nin mektuplarıysa durgun ve billur, berrak bir su gibiydi, ama paylaştıkları o tutkulu aşk satır aralarında yürek gibi çarpıyordu. Bu mektuplar Alma’ya Ichimei’nin o zarif iç dünyasını, heyecanlarını, düşlerini, özlemlerini ve ideallerini apaçık gösteriyordu; aşk buluşmalarından çok, bu mektuplar sayesinde onu tanıyabilmiş, sevebilmiş, arzu edebilmişti.”

20’den fazla dile çevrilen ve tüm dünyada büyük ses getiren Japon Sevgili, Şilili yazar Isabel Allende’nin kaleminden kıtalara ve nesillere yayılan bir aşk, aidiyet ve kader hikâyesi.

“Tek bir hayatın var, ama eğer onu güzel yaşayabilirsen bu yeterli olur. Gerçek olan tek şey şimdiki zamandır, bugündür. Mutlu olmaya başlamak için ne bekliyorsun?”

“Dokunaklı, çarpıcı... ‘dünü ya da yarını’ olmayan, zamansız bir dünya.”
 Boston Globe

“İhtişamlı... Kader, savaş ve her şeye rağmen yılmayan aşk üstüne nesillere yayılan bir 
destan.”
 Harper's Bazaar

“Peri masalı gibi bir roman... Allende’nin diğer eserlerinde olduğu gibi burada da birçok renkli karakterle karşı karşıyayız...”
 New York Times Book Review

ISABEL ALLENDE : 1942 yılında Peru’nun başkenti Lima’da doğdu. Ancak birkaç yıl sonra ailesi Şili’ye göç etti. Isabel Allende, amcası Salvador Allende’nin 1973’te öldürülmesinden sonra ailesiyle birlikte Venezuela’ya sığınmak zorunda kaldı. 17 yaşında gazeteciliğe başlayan Allende, bir süre sonra San Francisco’ya yerleşti. 1982’de yayımlanan ilk romanı  Ruhlar Evi’ni, 1984’te Aşktan ve Gölgeden, 1985’te Eva Luna adlı romanları, 1989’da Eva Luna Anlatıyor adlı öykü kitabı izledi. Sonsuz Düzen adlı romanı 1991’de, Paula  1994’te,  Kaderin Kızı 1999’da, Sararmış Bir Fotoğraf 2000’de, Yüreğimdeki Ülkem 2003’te yayımlandı. Allende 2002-2004 yılları arasında Canavarlar Kenti, Altın Ejder Krallığı  ve Pigmeler Ormanı adlı romanlardan oluşan gençlik üçlemesini kaleme aldı. Allende, gerçekçi bir anlatım ve siyasal bir yaklaşım ile büyülü gerçekçiliğin gerçeküstücü geleneğini ustaca kaynaştırdı.

Japon Sevgili / Isabel Allende
Çeviri: İnci Kut
Tür: Roman
Sayfa sayısı: 333 
Fiyatı: 25 TL
Yayın tarihi: 4 Temmuz 2017


Usta yazar Adnan Binyazar’dan Ozanlar, Yazarlar, Kitaplar

Perşembe, Temmuz 06, 2017
Edebiyatımızın usta kalemi Adnan Binyazar’ın denemeleri, derinliği, kapsayıcılığı ve evrenselliğinin yanında açık, arı Türkçesiyle de okurlarımız tarafından ilgiyle takip ediliyor. Binyazar, anlatımında yazınsal tatlar barındıran denemelerinde “fikir gösterisi” peşinde koşmuyor. Okuruna kültürel birikimimizin aktarılması konusunda yoğun, açık bir çaba sarf ediyor.

İlk baskısı 1998 yılında yapılan Ozanlar, Yazarlar, Kitaplar da bu çabanın ürünlerinden biri. Bu kitapta yer alan denemeler, edebiyatımıza katkıda bulunmuş yazar-şairlerin birer portresini çiziyor. Ömer Seyfettin’den Nurullah Ataç’a, Gülten Akın’dan Adalet Ağaoğlu’na, hangi değerli sanatçımızın kültürümüze nasıl katkıda bulunduğunu, kendi bakış açısıyla değerlendiriyor. Böylece ortaya, sonsuz yarar derleyeceğiniz bir kaynak kitap çıkmış oluyor. Genişletilmiş, gözden geçirilmiş yeni baskısını sunuyoruz.

ADNAN BİNYAZAR: 1934’te Diyarbakır’da doğdu. Dicle Köy Enstitüsü ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nde okudu. Türk Tarih ve Türk Dili kurumlarında görevler üstlendi. Kültür Bakanlığı’nda daire başkanlığında bulundu. Ulusal Kültür ve Çeviri dergilerinin sorumlu yönetmenliğini yaptı. Berlin Eğitim Senatosu’nca hazırlatılan Türkçe kitaplarının yazımında görev aldı. Binyazar, edebiyat üzerine denemeleri, roman ve öyküleriyle çağdaş edebiyatımızın gelişmesine ve evrensel değerlere katkıda bulunan yazarlarımızdandır. Toplum ve Edebiyat, Kültür ve Eğitim Sorunları, Ağıt Tolumu, Ozanlar Yazarlar Kitaplar, Ayna, Edebiyatın Dar Yolu, Duyguların Anakarası, Ardında Leke Bırakmamalı Sevgi, Aklın İç Kalesi adlı deneme kitaplarında, ancak ulusal kültürünü geliştiren toplumların evrensel bir dünyada varlık gösterebileceğini savundu. Romanları Masalını Yitiren Dev, Ölümün Gölgesi Yok; öyküleri Şairin Kedisi, Şah Mahmet, Bozkır Aydınlığında Aşk, Kızıl Saçlı Kontes adlarını taşıyor. Gençlere yönelik romanları, anlatıları, incelemeleri de var: Günışığına Yolucuk: 1. Kaçış / 2. Varış / 3. Okul Yılları; Dede Korkut, Âşık Veysel, Atatürk Anlatıyor, Halk Anlatıları, Elif ile Mahmut, On Beş Türk Masalı, Kerem ile Aslı. “Tohum” adlı öyküsüyle Öğretmenler Bankası Öykü Ödülü’nü (1965), Ölümün Gölgesi Yok ile 2005 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı, 2011 Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödülü’nü, Toplum ve Edebiyat ile 2010 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü, Dil Derneği Beşir Göğüş Türk Dili Geliştirme Ödülü’nü aldı; 2012 Uluslararası Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü’ne, 2016 Cumhuriyet Halk Partisi Bilim ve Sanat Ödülü’ne değer bulundu.

OZANLAR, YAZARLAR, KİTAPLAR / Adnan Binyazar
Tür: Deneme
Sayfa sayısı: 383
Fiyatı: 28,5  TL
Yayın tarihi: 4 Temmuz 2017


Ozan Han’dan Bir Tarih Anlatısı : Mavi Rüzgâr

Perşembe, Temmuz 06, 2017
Alakarga Yayınları Temmuz ayını bir tarih anlatısıyla karşılıyor. Ozan Han’ın “Mavi Rüzgâr”ı raflarda…

“Kâğıt yığınını sıkıca saran kalın parşömeni -pek iyi işlenmemiş deri parçası demek daha doğru açtım, bu kez yumuşacık ve incecik bir parşömen kâğıdıyla karşılaştım. Tozunu üfledim. Kenarları süslü sayfada büyük harflerle ‘Anna’nın özel şeyleri’ yazıyordu.”

Venedik’ten Selanik’e, İstanbul’a, tarihin tozlu sayfalarından günümüze uzanan bir hikâye Mavi Rüzgâr. Venedikli bir yayıncının eline geçen parşömenlerle tarihe tanıklık ettiğimiz bu kitap, birbirinden farklı dünyalara, insanlara ulaştırıyor okuru. Savaşın, iktidar mücadelesinin ortasında filizlenen bir aşkı, tüm zorluklara karşı direnen dostluğu, bir babanın oğlu için feda edebileceklerini gözler önüne seren bir tarih anlatısı. Tarihi şahsiyetlerin ve olayların da yer aldığı Mavi Rüzgâr’ı okurken geçmişin büyüsüne kapılacak, serüven dolu bir yolculuğa atılacaksınız.

Mavi Rüzgâr / Ozan Han
Yayınevi: alakarga
1.Basım: Temmuz 2017
Sayfa: 193
Fiyat: 18 TL


Stella Aciman’dan Bir Kadının Arayış Hikâyesi : Bella

Perşembe, Temmuz 06, 2017
Her şeyin başı iş ve para mı? Gerçekle yalan arasındaki çizgi o kadar ince mi? Ahlaklı olmak nedir? Ya aldatmak, aldatılmak? Aşk illa diğer cinse mi yönelmeli? İnsan aşkı dilediği gibi yaşamak için nelerden vazgeçebilir? 

Bella, aynadan kendine ve geçmişe bakarken bu soruların yanıtlarını veriyor.

Bella ile birlikte İstanbul, Bodrum, Milano ve Atina arasında gidip gelirken farklı kültürlerden insanları tanıyacaksınız. Dario, Selin, Emine, Maro, Mimi, Baby, Şeyh Cemali Baba, Selma, Filiz…

Bella’nın kimliğini ararken sürüklendiği sularda onunla birlikte yüzeceksiniz. Her kulaçta aynı heyecanı yaşayarak ve avuçlarınızdan kayan yıldızlara bakarak...

“İçindeki beni bile kandıracağını sanıyorsan yanılıyorsun. Ancak bastırabilirsin, çoğu zaman yaptığın gibi...”

“Hangi aşk, sevgi sonsuza kadar sürmüş? Bak... Karşındaki adama bak. Sana âşık olduğunu, her fırsatta seni sevdiğini söyleye söyleye... Aldattı!”

Stella Aciman kimdir?
1953 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İşletme Bölümü’ne bir süre devam ettikten sonra ticarete atıldı. Pek çok kuruluşta işletme müdürü olarak görev aldı, radyolarda müzik direktörlüğü ve program yardımcılığı yaptı. Kuzey Kıbrıs’ta yaşıyor.
Romanları; Kırlangıçların Ömrü (2003), Bir Masaldı Geçen Yıllar (2006).

Bella, Stella Aciman, 408 Sayfa, Siyah Kuğu, Edebiyat-Roman, 25 TL


El yapımı, ev yapımı, hayat yapımı 12 öykü : Yenilir Bu Hayat

Perşembe, Temmuz 06, 2017
Ruhun Gıdası Kitaplar, çağdaş yazarların kaleme aldığı 12 öyküden derlediği “Yenilir Bu Hayat”ı 12 Temmuz itibariyle okurla buluşturuyor.  Öykülere imza atan yazarlar; Ayla Özberk, Ebru Ojen, Faruk Turinay, Güzin Yalın, Hakan Akdoğan, Neyran Günüçer, Nilüfer Açıkalın, Seray Şahiner, Sula Bozis, Tamara Pur, Vassilis Danellis, Ayça Güçlüten...

Evet, hem de nasıl afiyetle yenir.
Bu yüzden “tadına doyum olmaz” denir.
Şu acı tatlı hayat, önümüze ne getirirse getirsin mideye indirilir.

Bol kepçe aşkla meşkle,
Bir tatlı kaşığı inatla,
Birkaç diş korkuyla 
Bir çay kaşığı intizarla,
Eh bir paket de abartma tozuyla
Yenilir de bu hayat.
Biz istersek...
El yapımı, ev yapımı, hayat yapımı 12 öykü...

Dereotlu poğaçalar, kayık tabaklar, ekmek kırıntıları, kurutulmuş sosisler, filizli patatesler, hamursuzlar, çiçekli porselen takımlar, büyük yudumlar, semaverden ince fısıltılar, pasticiolar, masalarda mumlar, dizlerde örtüler, tavandan yağan fasulyeler, kalabalık sofralar, koyunlar, çığlıklar, kalk saati, bıçaklar, patlayan düdüklü tencereler, anadan kızına tarifler, kucaklanan biberler, katledilen soğanlar...

Ayla Özberk, Ebru Ojen, Faruk Turinay, Güzin Yalın, Hakan Akdoğan, Neyran Günüçer, Nilüfer Açıkalın, Seray Şahiner, Sula Bozis, Tamara Pur, Vassilis Danellis, Ayça Güçlüten...
Güçlü kalemlerden tadı damağınızda, izi yüreğinizde kalacak öyküler.

Kitaptan alıntı
“...Sonra biliyorum, tam çıkarken sırf benim çok sevdiğimi bildiği için, üzerleri pudra şekeriyle bezeli, içlerine hangi meyveden yapıldığı belli olmayan kırmızı reçeller koyulmuş ponçiklerden de alacak iki tane. Çok yeni pişmiş, yumuşacık ve sıcacık olacaklar; mis kokacaklar. Sonra bana eğilip kulağıma fısıldayacak anneanneciğim: “Bunları annene söylemiyoruz, tamam mı?” Tamam anneannem, sırrımız bu bizim; söylemek yok. Eve kadar göğsüme bastırdığım paketi koklayıp mutlu olacağım.”

Yenilir Bu Hayat
Genel Yayın Yönetmeni: Güzin Yalın
Editör: Ayça Güçlüten 
Kapak: Erkan Bulut  
1. Basım: Temmuz, 2017
Sayfa: 112
Fiyat: 16 TL


Petros Markaris’ten Bir Komiser Haritos Polisiyesi : Batık Krediler

Cuma, Haziran 23, 2017
2010 yazı: Yunan hükümetinin bir borç dalgasına kapılıp sürüklendiği sıcak günler… Kriz, devlet güvencesinde olduğunu sanan herkesi vurmuştur. Kesintiye uğrayan maaşıyla Komiser Haritos da durumdan nasibini alanlar arasındadır. Üstelik tam da kızı evleniyorken…

Çok geçmeden krizin sadece ekonomik olmadığı anlaşılır. Sosyal yaşama yayılan kriz, kriminal alana da sıçrar ve böylece Yunan finans dünyası birbiri ardı sıra yaşanacak ölümlerle sarsıntıdan sarsıntıya yuvarlanır. Cinayetleri soruşturmakla görevlendirilen Haritos, haksız kazançlarla kimlerin hızla zenginleştiğinin izini sürmeye başlar.

Polisiye edebiyatın nevi şahsına münhasır komiserlerinden Kostas Haritos, Batık Krediler’de Avrupa Birliği’nden Yunanistan’a akan paranın peşine düşüyor. Batık Krediler, İstanbul doğumlu Petros Markaris’in Yunanistan’ı iflasa sürükleyen ekonomik sarsıntıya adadığı bir Atina polisiyesi. 

Ayrıca Petros Markaris’in kaleminden yine Can Yayınları tarafından  yayımlanmış iki Komiser Haritos polisiyesi "Che İntihar Etti" ve "Alan Savunması" da yeni kapaklarıyla okuyucularla  buluşuyor.

İstanbul doğumlu yazar Petros Markaris, "Alan Savunması"nda Atina’nın bize hiç yabancı gelmeyen atmosferinde, medyası ve polisiyle soluk soluğa okunacak bir serüven sunuyor.

Markaris’in tüm Komiser Haritos kitapları gibi "Che İntihar Etti" de toplumsal polisiyenin en çarpıcı örneklerinden. Günümüz gündelik yaşamından, yakın geçmişin politik dolambaçlarına uzanan bir polisiye roman. 

PETROS MARKARİS, 1937’de İstanbul’da, Heybeliada’da doğdu. Ekonomi öğrenimi gördükten sonra, edebiyat dünyasına ilk adımını Ali Re-co’nun Öyküsü adlı oyunuyla attı. Kral İbu’nun Destanı ve Atlar gibi oyunlar da yazan Markaris, ünlü sinema yönetmeni Theo Angelopoulos’un 1936 Günleri, Sonsuzluk ve Bir Gün, Büyük İskender, Leyleğin Geciken Adımı ve Ulysses’in Bakışı gibi filmlerinin senaryolarını kaleme aldı. Aralarında Bertolt Brecht’in de bulunduğu birçok Alman yazarını Yunan diline kazandırdı, Goethe’nin Faust adlı yapıtının çevirisiyle büyük başarı kazandı. Yunan televizyonunda üç yıl kesintisiz gösterilen Bir Cinayetin Anotomisi adlı polisiye dizisinin senaryosunu yazdı. 1950’li yılların ünlü polisiye yazarı Yannis Maris’in geleneğini sürdüren Markaris, son yıllarda başkahramanı Komiser Kostas Haritos olan polisiye romanlar yazıyor.

Batık Krediler / Petros Markaris  
Çeviri: Hulki Demirel 
Tür: Roman
Sayfa sayısı: 358 Sayfa
Fiyatı: 27,5 TL
Yayın tarihi: 20 Haziran 2017


Kedi : “Pek Çok Zen Ustasıyla Yaşadım, Hepsi Kediydi”

Pazartesi, Haziran 19, 2017
Çocukluğu, bahçesinde, evinin içinde, yatağında-döşeğinde kedilerle geçmiş bir insan olarak Ceyda Torun’un Kedi belgeselini izlerken, kedilerin yaşamımda ne kadar büyük bir yer kapladığını, ancak bunun farkında olmadığımı anladım. Metropol sakinleriyiz ve bu şehr-i İstanbul keşmekeşinde doğayla aramızdaki bağlar her an baltalanırken, kediler yanı başımızdalar ama farkında bile değiliz. Her şeye rağmen, tüm bu yapaylaşmaya, şehirleşmeye, betonlaşmaya rağmen doğayla aramızdaki köprü olarak, kediler iyi ki var. İçine düştüğümüz yapaylığa hızla eklemlenirken rehberliğine ihtiyacımız olan kedileri hiç gözlemlemiyoruz, oysa onlar bir zen ustası gibi bizi sürekli izliyorlar…

Kedi, fazlasıyla sempatik bir çalışma ancak Kedi’nin sempatikleri sadece kediler değil, kedi severlerle yapılan söyleşilerde kedileri öylesine sevmekten öte, bir kediyi olduğu gibi kabul etmenin ve onu olduğu gibi sevmenin ne kadar güzel bir hal olduğunu gördüm. Kedi severlerin, hayatlarının bir parçası haline gelen kedilerden bahsederken gözlerindeki o parlama, kedilere ayrı ayrı karakter atfedişleri ayrıca duygulandırıyor. Kedi’yi izlerken bazı anlarda gözlerinizin dolması, tam o anda bir kahkaha atmanız da olası üstelik…  Gamsız’ın semtin psikopatı olması, semtte aniden beliren başka bir kediyle giriştiği iktidar mücadelesi, mıntıka savaşları ve semt sahiplerinin de Gamsız’ın tavrını, karakterini tebessümle anlatması dinlemeye değer. Belki de kediler varoluşla aramızdaki tek bağdır, zira Ceyda Torun’un çalışmasında gördüğüm, filmin kedi severlerinin modernleşmeye, şehirleşmeye, yapaylaşmaya (bir anlamda) ayak uyduramamışlık hali, doğasına özlem duyan ama zaman koşulları içinde doğasıyla ve doğayla kediler aracılığı ile bağ kuran insanlar. “İyi değildim, beni kediler iyileştirdi”, “kedilerle mutluyum” diyen insanlar, bu sözleri önemsiyor ve çok özel buluyorum. Batan teknesi ile büyük bir yıkım yaşayan balıkçının kediler aracılığı ile maddi manevi yeniden, küllerinden doğması… Kedilere dair anısını anlatırken “buna inanmayan kâfirdir” sözlerindeki içtenlik, varoluşla arasındaki güçlü bağ ve yıkılmaz köprü kedilere duyduğu sevgi, saygı duygulandırıyor.

Otuz beş Kedi hikâyesi yakalayıp yedi kedi ile yoluna devam etmiş Ceyda Torun,  üç aylık araştırma süreci sonunda filmin ana karakterlerini seçip eserini tamamlamış. Bu noktada filmin başrolünde yer alan yedi kedinin takibi de alkış istiyor, kedi gibi zapt edilmesi güç varlıkları günlerce haftalarca takip ederek günlük rutinlerinden hikâyeler çıkarmak takdir edilmeli.


Kedileri özel yapan nedir? Aslında kargalarla da kediler kadar iç içe yaşıyoruz, şehrin kargaşasında onlar da aramızdalar ama uzaklar, belki biraz mizantroplar, yüz bulamadığımız için de pek sevmiyor olabiliriz. Kedilerden de yüz bulmuyoruz gerçi ama yaftamız hazır, nankörler ve bu kendimizi yüce hissetmemizi sağlıyor, çünkü iyilik yapıyoruz ama onlar nankör, kargalar iyilik yapma fırsatı da vermiyor, bir alışverişimiz yok ki yücelelim! Kedilere teşekkür borçlu olabiliriz, iyilik yapma fırsatı tanıdıkları için. Köpekler de hep yanı başımızda, daha bir severiz zaten, İtaatkârlıkları, muhtaçlık halleri çekici geliyor olmalı, egolarımızı besler gibiler ve nankör de değiller, yine yücelemedik ama ya kedileri hepsinden farklı kılan nedir? Bülent Üstün’ün dediği gibi, “teşekkür etmek zorunda mı, besledik, iki kap yemek verdik diye kucağımıza gelmek zorundalar mı? Kedilerin bu dik ve minnetsiz duruşunun insana neden nankörlük olarak göründüğü mercek altına alınmalı belki, belki de insan türü olarak kendimizle yüzleşmeliyiz!

Kedi filmi, bu ezberlerimizi gözden geçirmemiz için de ayna tutuyor. Nankörlük ve iyilik görecelidir, sana iyilik gibi görünen eylem kedi için basit bir nezakettir ya da zaten olağan olandır, ortada bir iyilik yoktur, teşekkür etmek için kendini sevdirme ya da minnet duyma gibi mecburiyeti olmadığını bilir. Kedilere dair söylenecek ne çok söz var değil mi?  Kedilerin bir izleme üstadı olması, bir zen ustası olması gibi… Sessiz gözleme/izleme hali ve doğru nefes tekniğini öğrenebileceğimiz yegâne öğretmen. Anda kalmak üzerine birçok mecrada onlarca yazı çizi var, oysa kedileri izlemek yeterli kavramak için. Erckhart Tolle’nin dile getirdiği gibi “pek çok zen ustasıyla yaşadım, hepsi kediydi.” 

Amerika’da uzun süredir gösterimde olan Kedi’nin kendi topraklarına bu kadar geç gelişi üzücü. Ama bütün dünya kedilerimiz izlemeye hazırlanırken Ceyda Torun’un bu çok sevimli, çok emek verdiği çalışmasını kaçırmayalım zira yedi kedinin hikayesini, kedi severlerin hikayeleriyle kurgulamak ve ortaya terapi gibi bir eser çıkartmak perdede izlenerek takdir edilmeyi hakkediyor. 




İletişim Yayınları’ndan Haziran Yenileri

Cumartesi, Haziran 17, 2017
İletişim Yayınları Haziran ayını on iki yeni kitapla karşılıyor. Pelin Buzluk’un bir arada sunulan ilk iki kitabı “Deli Bal ve Kanatları Ölü Açıklığında”, Melike Uzun’un yeni romanı “Soğuk ve Temiz”, Wolfgang Schorlau’nun siyasi polisiyesi “Koruyan El” ve Mary Shelley’in başyapıtı Frankenstein ayın edebiyat kitapları. Funda Şenol Cantek’in derlemesi “Aynanın Önünde Cımbızın Ucunda - Kuaför Kitabı”, Psikolog Derya Koptekin’in araştırması “Biz Romanlar Siz Gacolar - Çingene/Roman Çocukların Kimlik İnşası”, Cafer Solgun’un anılar “Demeyin Anama, İçerdeyim”, Atilla Barutçu ve Figen Uzar Özdemir’in derlediği “Yüz Karası Değil, Kömür Karası - Zonguldak”, Anthony Elliott ve Bryan S. Turner’ın derlediği “Çağdaş Toplum Kuramından Portreler”, Ayala Malach Pines’in kaynak kitabı “Çiftlerde Tükenmişlik - Sebepleri ve Çözümleri”, Emilio Gentile imzalı “Demokraside Halk Her Zaman Egemendir (Yalan!)” ve Susan Neiman’ın “Niçin Büyüyelim? - Çocuksu Bir Çağ İçin Altüst Edici Düşünceler”i de ayın diğer kitapları…

Deli Bal - Kanatları Ölü Açıklığında / Pelin Buzluk
Son dönem Türkçe edebiyatın en önemli genç öykücülerinden Pelin Buzluk’un ilk iki kitabı, Deli Bal ve Kanatları Ölü Açıklığında, şimdi bir arada… İletişim Yayınları tarafından tek bir kitap olarak edebiyatseverlerle buluşturulan bu kitapların biriyle Yaşar Nabi Nayır diğeriyle Selçuk Baran Öykü Ödülü’nü kazanan Pelin Buzluk’un kendine has anlatım tarzı ve öykü evreni okurlara unutulmaz zamanlar vaat ediyor…

Zerre zerre büyüyen bunaltılar ve sırlı hayatlar…

Başka türlü bir öykü evreni, başka türlü bir hayat bahçesi… Balkonsuz evin düğün gecesi ve gözlerini gözlerimize diken kargaları… Dünya bazen uysal bir karanlıktı, bazen tarumar olmuş bir gündüz.

Pelin Buzluk’un biri Yaşar Nabi Nayır diğeri Selçuk Baran Öykü Ödülü almış iki kitabı bir arada… Durup durup seslenen öyküler.
Türkçe Edebiyat, 153 Sayfa, 17 TL

Soğuk ve Temiz / Melike Uzun
İletişim Yayınları, Kürar adlı öykü kitabı hem eleştirmenler hem de okurlar tarafından ilgiyle karşılanan Melike Uzun’un yeni romanı Soğuk ve Temiz’i yayımlıyor. Hesaplaşmanın, yokluğun, merhametsizliğin ve acının ağır bastığı bir hayatı ustalıkla anlatan Uzun, Soğuk ve Temiz ile edebiyatseverlere yine ellerinden bırakamayacakları bir kitap sunuyor…

Mırıltılar, kokular, nar taneleri, karıncalar, pencereler, boş arsalar, zeytin taneleri ve yılanlar… Defne’nin elleri, kırık aynadaki yüzü, tenhalığı, Defne’nin tarihi…

Soğuk ve Temiz, yokluğun, merhametsizliğin ve hesaplaşmanın romanı. Bir kâbus tortusu… Melike Uzun, acının içinden geçerek yazıyor. Dünya dönüyormuş!
Türkçe Edebiyat, 130 Sayfa, 15 TL

Koruyan El / Wolfgang Schorlau
İletişim Yayınları, dünya edebiyatının en önemli siyasi polisiye yazarlarından Schorlau’nun Koruyan El’ini edebiyatseverler ile buluşturuyor. Mavi Liste ve Münih Komplosu romanlarıyla Türkçede de kendi okur kitlesini oluşturan Schorlau, bu romanında Almanya’da 2000-2006 yılları arasında öldürülen biri Yunanistanlı, sekizi Türkiyeli göçmenin hikâyelerine odaklanıyor. Devlet ve Neonaziler arasındaki kirli ilişkileri sorgulayan bu metni soluk soluğa okuyacaksınız…

Siyasî polisiye ustası Schorlau, bu defa, Almanya devletinin gizli servisleri ve neonaziler arasındaki “derin” ilişkilere dair ürpertici şüphelerin izini sürüyor.

Almanya’da 2000-2006 yılları arasında biri Yunanistan, sekizi Türkiye kökenli dokuz göçmen öldürüldü. Bu cinayet serisi, medyada uzun süre Türkiyeliler arası mafyavari işlere bağlanarak “döner cinayetleri” diye magazinleştirildi. Bu cinayetlerin failleri 2007’de bir de polis öldürdüler. 2011’de, bir banka soygunu sonrasında kuşatıldıkları karavanda şüpheli bir biçimde öldüler. Bu iki failin, “Nasyonal Sosyalist Yeraltı” adlı bir örgütün üyeleri olduğu anlaşıldı. Güvenlik aygıtının eğilimi, bu örgütü, hayatta kalan kadın yoldaşlarıyla birlikte üç kişilik bir hücreye indirgemek oldu. Ancak ortaya saçılan bilgiler, anlatımlar, şüpheler, resmî olarak da kollanan dallı budaklı bir şebekenin varlığını ortaya koyuyor.
Çeviri: Hulki Demirel, Dünya Edebiyatı, 392 Sayfa, 28 TL

Frankenstein / Mary Shelley
İletişim Yayınları, Mary Shelley’in sinemadan tiyatroya, popüler dizilerden karikatüre birçok sanat dalını etkileyen başyapıtı Frankenstein’ı yayımlıyor. Genç bilim adamı Frankenstein’ın ceset parçalarından yarattığı “canavar”ının hikâyesini anlatan bu metin, 1818 tarihli ilk basımından çeviriyle okurlara sunuluyor. Serpil Çağlayan’ın titiz çevirisi ve Murat Belge’nin önsözü ile hem ilk kez okuyacaklara hem de yeniden okumak isteyenlere keyifli anlar vaat eden Frankenstein, modern çağların edebi bir gözle eleştirisini sunuyor.

Doğanın ve yaşamın sırrına vakıf olduğunu düşünen genç bilim adamı Victor Frankenstein ceset parçalarından bir canavar yaratır. Victor’un denetiminden çıkan canavar sevgisizlikten ve kimsesizlikten yakınacak kadar “insanlaşır” ve yaratıcısından ona bir eş yaratmasını ister. Victor’un bu noktadaki tercihi kendi yarattığı canavarla yüzleşmekten kaçınan bütün bir insanlığın trajedisine dönüşecektir. Sinemadan tiyatroya, popüler diziden karikatüre birçok modern sanat dalında bir arketip haline gelen Frankenstein 1818 tarihli ilk basımıyla Türkçede.

Serpil Çağlayan çevirisi, Murat Belge’nin önsözü, Walter Scott’ın sonsözleri, Yazar ve dönem kronolojisi, Kitaba dair görsellerle.
Serpil Çağlayan, İletişim Klasikleri, 300 Sayfa, 22,50 TL

Aynanın Önünde Cımbızın Ucunda - Kuaför Kitabı / Derleyen: Funda Şenol Cantek
Daha önce okurlara bir “berberler kitabı” sunan İletişim Yayınları, bu kez de bir “kuaförler kitabı” ile karşımıza çıkıyor.  Pavyon kuaförlerinden gelin başına, ojeden ağdaya, büyük şehirdekinden taşradakine, kuaför ortamları, kuaförler, manikürcüler ve müşterileri Funda Şenol Cantek’in derlediği Aynanın Önünde Cımbızın Ucunda ile dünyamıza giriyor.

Bir ortam, hatta adeta bir “kurum”, kuaför; merkezden taşraya, her yerde hazır ve nazır. Kuaförlük bir zanaat; giderek bir endüstrinin, güzellik endüstrisinin parçası haline gelen bir zanaat. Sınıfsal farkların canlı bir şekilde yansıdığı bir performans alanı… Esasen erkeklerin icra ettiği bir iş olması, bu “kadın ortamına” başka bir toplumsal cinsiyet “karmaşası” da katıyor. “Müşteri”nin arzuları ve hayalleri ile kuaförün “otoritesi” arasındaki gerilimler de cabası. “Manikürcü kızı” da unutmamalı… Kuaförde geçen hayata, rengârenk bakışlar var elinizdeki derlemede. Esasen kadınların deneyimleri üzerinden; “horoz”undan “kırığına”, pavyon kuaförlerinden gelin başı yapanlara ve tesettür modasına, “salaş doğal”dan ”üzüm salkımlı topuz”a, türlü marifetleri, türlü tipleri, türlü huyları, türlü hikâyeleriyle, kuaför “realitesi”…

Funda Şenol Cantek’in hazırladığı derlemeye, onun yanı sıra Yelda Şahin Akıllı, Feyza Akınerdem, Sevgi Can Yağcı Aksel, Ece Zeber, Aksu Bora, Gaye Boralıoğlu, Levent Cantek, Gökçe Çöçel, Ayla Deniz, Ümit Deniz, Rita Ender, Serra Akyüz Gönen, Burcu Hatipoğlu, Nurten Kara, Merve Öztürk, Ezgi Sarıtaş, Merin Sever, Burcu Şenel, Hülya Türker, Emel Uzun, Emek Yıldırım ve Şenay Yılmaz katkıda bulundu.
Bugünün Kitapları, 391 Sayfa, 32 TL

Biz Romanlar Siz Gacolar - Çingene/Roman Çocukların Kimlik İnşası / Derya Koptekin
Psikolog Derya Koptekin’in klişelerin ötesinde nasıl bir hayat yaşadıkları pek de bilinmeyen Çingene/Roman dünyasını çocuklar üzerinden inceleyerek daha yakından tanımamızı sağlayacak araştırması Biz Romanlar Siz Gacolar İletişim Yayınları’ndan çıktı. Etnik gruplarını nasıl adlandırıyorlar, ne gibi ayrımcı yaklaşımlara maruz kalıyorlar, gelecekten beklentileri neler gibi temel sorulardan yola çıkan Biz Romanlar Siz Gacolar hep önünden geçtiğimiz ama neyi örttüğünü pek de bilmediğimiz bir kapıyı ardına kadar açan temel bir kaynak niteliğinde…

Çingene, Roman, esmer vatandaş, şopar... Varlıkları hep bilinen ama dünyaları nadiren inceleme konusu olan, topluluk adları üzerinde bile bir uzlaşma bulunmayan bir etnik grup... Derya Koptekin, İzmir’in “Çingene mahalleleri”ndeki sosyal hizmet merkezlerinde yıllarca çalışmış, günlerini Çingene/Roman çocuklarla iç içe geçirmiş, “sahayı da bilen” bir psikolog olarak özellikle çocuklara yöneliyor ve bütün sorularını onlar hakkında bildiğimizi sandığımız tüm klişeleri bir yana bırakarak soruyor; cevabı onların seslerinde arıyor: Kendilerini hangi gruba ait görüyor, etnik gruplarını hangi isimle adlandırıyorlar? Hayalleri, beklentileri neler, ne tür ayrımcılık örnekleriyle karşılaşıyorlar? En önemlisi, Türkiye’nin ötekilerinden olan Çingene/Romanlar, kendi kimliklerini hangi ötekiler üzerinden kuruyor, toplumsal hiyerarşide kendilerini nasıl konumlandırıyorlar?

Biz Romanlar Siz Gacolar ile Derya Koptekin, “Gacoların” hep teğet geçtiği, baktığı ama görmediği bu dünyaya ışık tutuyor.
Araştırma İnceleme, 205 Sayfa, 20 TL

Demeyin Anama, İçerideyim / Cafer Solgun
İletişim Yayınları, uzun yıllarını siyasi mahkûm olarak geçiren Cafer Solgun’un anılarını Demeyin Anama, İçerdeyim adıyla kitaplaştırdı. 1978’den 1987 yılına kadar yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla anlatan Solgun, 12 Eylül’ün hapishanedeki etkilerini, ilk özel tip hücre uygulamasını, açlık grevlerini ve ölüm oruçlarını anlatırken, aynı zamanda Türkiye’nin yakın geçmişini sorguluyor.

Tecrübeli bir mahpus, Cafer Solgun, yirmi yıla yakın süren hapishane deneyiminin aralıklarla 1978’den 1987’ye uzanan ilk faslını anlatıyor. Sinop, Davutpaşa, Metris, Sağmalcılar… 12 Eylül darbesinin “içeriden” görünüşü… Hapishanelerde ilk “özel tip hücre” uygulaması, açlık grevleri, ölüm oruçları… Direniş…

Hem olağanüstü günleri hem olağan rutini ve ilişkileri ile hapishanedeki hayat… Zulmün ve direnişin gündelik yordamları.  Racon ve “iç” hukuk… Cafer Solgun, sadece “içerideki” hayatı anlatmakla kalmıyor, bizi Türkiye’nin yakın geçmişiyle yüzleşmeye davet ediyor. “Hayat akıyordu ve mahpushanelerinde Türkiye’nin, varlıkları ülkülerine karışmış hasretler birikiyordu…”
Anı, 256 Sayfa, 23 TL

“Yüz Karası Değil, Kömür Karası” Zonguldak / Derleyenler: Atilla Barutçu, Figen Uzar Özdemir
İletişim Yayınları’nın Türkiye’nin dört bir yanındaki şehirlerin ve insanların hikâyelerini anlatan dizisi Memleket Kitapları, bu kez Zonguldak’ı okurlarla buluşturuyor. Atilla Barutçu ve Figen Uzar Özdemir tarafından derlenen bu kitapta Zonguldak, madenlerinde yaşanan zorluklardan gündelik hayatına, termik santral karşıtı muhalefetinden futboluna tüm yönleriyle inceleniyor. Zonguldak’ı ve Zonguldak özelinden yola çıkarak bir coğrafyayı tanımak için eşsiz bir kaynak…

Zonguldak, bir işçi şehri; Türkiye’de işçi sınıfı kültürünün belli başlı havzalarından biri. Elinizdeki derleme, “deresi siyah akan” diyarın elbette öncelikle bu yanına bakıyor: Zorunlu çalışma mükellefiyetinden özelleştirme sürecine, uzun bir sınıflaşma ve direniş tecrübesi… Günümüzde, termik santral karşıtı muhalefete de akan bir gelenek... Ama o kadar değil. Konut politikasından sanatsal faaliyetlere, her boyutuyla şehir kültürü de var derlemenin içinde. Zonguldak’ın gündelik hayatında kadınlık ve erkeklik halleriyle ilgili canlı gözlemler de var... Zengin tasvirleriyle, edebiyatta ve sinemada Zonguldak’ın görünümleri var... Görünmezlikleriyle şehrin görünmezliğini simgeleyen madenci çöpçü katırları var… Kömürspor-Zonguldakspor da var.

Atilla Barutçu ve Figen Uzar Özdemir’in derlediği Yüz Karası Değil Kömür Karası’na ayrıca İbrahim Akyürek, E. Atilla Aytekin, Akın Bakioğlu, Şeyma Balcı, Fahri Bozbaş, Hanen Çiftdoğan, Ayça Demir, Naz Hıdır, Alaaddin Kara, Ayhan Kaya, Caner Özdemir, Hasan Anıl Sepetci, H. Tarık Şengül, Mete Arif Tokmak, Güzin Yamaner, Ayça Erinç Yıldırım, Evrim Yılmaz katkıda bulundu.
Memleket Kitaplar, 349 Sayfa, 29 TL

Çağdaş Toplum Kuramından Portreler / Derleyenler: Anthony Elliott, Bryan S. Turner
İletişim Yayınları, aralarında Heidegger, Adorno,  Derrida, Foucault ve Edward Said’in de bulunduğu, günümüz toplum kuramının en önemli isimlerinin eserleri ve hayatları üzerine yazılmış makalelerden oluşan Çağdaş Toplum Kuramından Portreler’i yayımlıyor.  Anthony Elliott ve Bryan S. Turner’ın derlediği bu kitapta ilk kez yer alan bu makaleler, toplum kuramlarını Marksizm ve yeni-Marksizm, yapısalcılık ve postyapısalcılık, modernite ve postmodernite, feminizm ve psikanaliz, fenomenoloji ve yorumbilim başlıkları altında incelerken, çok yönlü düşünmeye giden yolun kapılarını ardına kadar açıyor.

Çağdaş Toplum Kuramından Portreler günümüz toplum kuramının önde gelen entelektüelleri ve kuramcıları hakkında kapsamlı bir kılavuz sunuyor. Çağdaş toplum kuramındaki başat eğilimleri ele alan Anthony Elliott ve Bryan S. Turner önde gelen kuramcıların, düşünce hareketlerinin ve yorum geleneklerinin çalışmalarına yön veren temel konu ve gelenekler hakkında her biri yetkin kalemlerin elinden çıkmış ve ilk kez bu kitapta yayımlanan makalelere yer veriyorlar. 20. Yüzyıl felsefesi, iktisadı, siyaseti ve sosyolojisini Marksizm ve yeni-Marksizm, yapısalcılık ve postyapısalcılık, modernite ve postmodernite, feminizm ve psikanaliz, fenomenoloji ve yorumbilim başlıkları altında inceleyen Çağdaş Toplum Kuramından Portreler Heidegger’den Adorno’ya, Derrida’dan Foucault’ya, Anthony Giddens’tan Edward Said’e çağdaş toplum kuramında iz bırakan düşünürlerin hayat öyküleri ve yapıtları hakkında derinlikli analizler sunarken kuramsal düşünceye zengin ve ufuk açıcı bir katkıda bulunuyor.

Toplumsal olgular, kültürel yapılar ve kuramsal söylemler arasındaki bağlantıları inceleyen Çağdaş Toplum Kuramından Portreler’de okur hem toplumsal-kuramsal eğilimlerin parametreleri hem de toplum eleştirisinin doğası hakkında faydalı ve öğretici bir kılavuz bulacaktır.
Çeviri: Barış Özkul, Başvuru, 566 Sayfa, 38,50 TL

Çiftlerde Tükenmişlik - Sebepleri ve Çözümleri / Ayala Malach Pines
İletişim Yayınları, klinik psikolog Ayala Malach Pines’in çiftlerde sıklıkla karşılaşılan duygusal tükenmişliği derinlemesine incelediği çalışması Çiftlerde Tükenmişlik’i yayımlıyor. İlişkiler neden sonsuza dek sürmüyor, romantizm neden ölüyor, çiftler arasındaki bağ neden korunamıyor gibi temel soruların peşine düşen Pines, bu soruların cevaplarını arıyor, yol gösteriyor. Hem ilişkilerinde sorun yaşayan çiftler hem de terapistler için temel bir başvuru kaynağı…

İçinde yaşadığımız kültürde yetişmiş birçok insanın aşk ve evliliğe dair beklentileri epey yüksek. Hepimiz beraberliklerimize büyük hayallerle başlıyor, ilişkilerimize büyük anlamlar yüklüyoruz. Ancak bir süre sonra sevdiğimiz insanın üzerindeki yaldızlar dökülmeye, ilişkimizin tepesindeki mutluluk halesi solmaya başlıyor. Peki bu yokuş aşağı süreç işin tabiatından mıdır, başka bir deyişle ilişkilerin sıradanlaşması kader midir?

“Tükenmişlik sendromu” daha çok iş bağlamında karşımıza çıksa ve o alana özgü sayılsa da, duygusal ilişkilerde de karşılaşılabilen bir kavram. Aşklarının sonsuza dek sürmesini umut eden ve ilişkileriyle fazla özdeşleşen idealist kişiler, günlük yaşamın çıplak gerçekleriyle yüz yüze kalınca kaçınılmaz görünen bir sonla, yani büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaşıyor. İşte beklentiler ile gerçeklik arasında oluşan bu makas, hem fiziksel hem de duygusal ve zihinsel tükenmişliğe kapı aralıyor. Bu tuzaktan korunmanın yolları nelerdir? Romantik imgeler tükenmişlik sürecini ne yönde etkiliyor? Aşkta ve işte tatmin edici ve dengeli bir hayat sürmek nasıl mümkün olabilir? Tükenmişlikte çevrenin etkisi nedir? Kadınlar ve erkekler tükenmişlikle nasıl başa çıkıyorlar? Romantizmi canlı tutmanın, sevgi ve bağlılığı korumanın ipuçları nelerdir? Elinizdeki kitap, bu sorulara cevap arıyor.

Klinik psikolog Ayala Malach Pines, Çiftlerde Tükenmişlik’te uzun yıllara yayılan akademik araştırmalarının sonuçları ışığında çift terapisine dair deneyimini aktarıyor. Çiftleri tükenmeye götüren nedenleri, tükenmişliğin tehlike sinyallerini ve belirtilerini derinlemesine irdelerken bu kaçınılmaz gibi görünen olgunun önüne geçmenin etkin yollarını gösteriyor. Hem terapistler hem de ilişkilerinde sıkıntı yaşayıp bunları aşmak isteyenler için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı.
Çeviri: Meral Güneş, Psykhe, 328 Sayfa, 27,50 TL

"Demokraside Halk Her Zaman Egemendir" (Yalan!) / Emilio Gentile
İletişim Yayınları Emilio Gentile’nin halkın “demokrasi sahnesi”ndeki rolünü sorguladığı Demokraside Halk Her Zaman  Egemendir” (Yalan!) başlıklı kitabını yayımlıyor. Oy vermenin amacını ve halkın oy verdikten sonraki sürece ne derece müdahil olabildiğini sorgulayan Gentile, halkın egemenliğinin gün geçtikçe göstermelik bir kavrama dönüştüğünü vurguluyor. Günümüz siyasetini ve bu siyasette halkın rolünü anlamak için bir başucu kitabı…

Bugün hemen hemen bütün ülkelerde, siyasal partiler ve siyasal hareketler kendilerini demokrat olarak tanımlıyor. Abraham Lincoln demokrasiyi “halk tarafından, halk için, halkın yönetimi” olarak tanımlamıştı. Günümüz demokrasilerinde durum böyle mi? Ünlü bir faşizm tarihi uzmanı olan Emilio Gentile, şimdi halkın ancak bir sahne demokrasisinde küçük bir rol alabildiğini iddia ediyor. Oy verme sahnesine sıra gelince halk sahneye çıkarılıyor, sonra hemen sahneden indiriliyor. Bu nedenle, partiler ve hükümetler oligarşisi, siyaset sınıfı içinde yolsuzluk, liderlerin demagojileri, halkın ilgisizliği, kamuoyu manipülasyonları, reklama dönüşen siyasal kültürün bozulması öne çıkıyor. O çok övülen temsilî demokrasi ve halkın egemenliği birçok yerde sahne demokrasisine dönüşmüş durumda.

Günümüz demokrasilerinin bu özellikleri salt içinde bulunduğumuz dönemin koşullarının bir sonucu mu? Gentile, bu özelliklerin demokraside doğuştan var olduğunu gösterip, bunlara karşı mücadelenin demokrasiyi esas diri tutan etmen olduğuna işaret ediyor.
Çeviri: Volkan Çandar, Politika, 134 Sayfa, 15,5 TL

Niçin Büyüyelim? - Çocuksu Bir Çağ İçin Altüst Edici Düşünceler / Susan Neiman
İletişim Yayınları daha önce Ahlâkî Açıklık kitabını yayımladığı Susan Neiman’ın Niçin Büyüyelim? adlı eserini okurlarla buluşturuyor. Neiman, çağımızda insanların sürekli bir “vesayet” altında yaşadıklarını ve yaşamlarını şekillendirecek temel konular hakkında bile seçim yapma şanslarının ellerinden alındığını düşünürken, okurlarına bu vesayeti ortadan kaldırmanın yollarını sunuyor, yani “büyümeyi”, yetişkin bireyler olduğumuzu hatırlamamızı öneriyor. Modern insanı cesaretlendiren, tekrar tekrar okunacak bir kitap…

Ehemmiyetsiz konularda bize fuzulî “seçme” fırsatları sunarken, hayatımızı ve dünyanın geleceğini ilgilendiren hayatî konularda karar özgürlüğümüzü giderek daraltan bir sistemde yaşıyoruz, Susan Neiman’a göre. Kısacası, giderek daha vesayetçi hale gelen bir hükümranlık altında yaşıyoruz. Neiman, bizi bu gidişe boyun eğmemeye, büyümeye çağırıyor... Yetişkin insanlar olduğumuzu hatırlamaya, reşit olmanın gereğini yapmaya...

Gerçek anlamıyla büyümek, özgürlük ve sorumluluk etiğini içselleştirmek demek. Kitap, bunun yolları olarak eğitim, seyahat ve iş (emek ve etkinlik) deneyimlerine eğiliyor. Eğitimin, seyahatin, emeğin-etkinliğin anlamlı, yaratıcı ve insanı olgunlaştıran biçimlerini arıyor.

Solun “iyi, güzel ve doğru”ya dair iddiasını yeniden yükseltmesi gerektiğini savunduğu Ahlâkî Açıklık kitabındaki arayışını sürdüren felsefeci, burada da öncelikle Aydınlanma’nın itibarını iade etme ve onu doğru anlama derdinde. Bu bağlamda Aydınlanma’nın “ceberrut yüzü” Rousseau’yu yeniden yorumlayışı başlı başına ilgiye değer. Arendt’in doğarlık kavramına özel bir önem atfettiği bu kitapta, Neiman düşünsel macerasının kerterizini yine Kant’tan alıyor.
Çeviri: Nagehan Tokdoğan, Politika, 208 Sayfa, 20 TL


 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template