♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Sinema

Kitap Kritik

Dizi

Latest Updates

Ahmet Rasim külliyatı edebiyatımıza kazandırılıyor

Salı, Şubat 23, 2021

VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY) edebiyatımızın etkili kalemlerinden, 19’uncu yüzyılın sonlarında eserler kaleme alan Ahmet Rasim’in romanlarından gazete ve seyahat yazılarına, hatıralarından makale, şiir ve öykülerine kadar tüm edebi birikimini bir külliyatta okura sunuyor. Yarım asrı bulan yazı hayatında birçok türde eser ortaya koyan Ahmet Rasim’in çalışmaları Prof. Dr. Yılmaz Daşcıoğlu’nun dizi editörlüğünde yayına hazırlanıyor. “Ahmet Rasim Kitaplığı 1 - İlk Sevgi” adıyla okura sunulan külliyatın birinci cildinde, yazarın ilk dönem eserlerinden İlk Sevgi, Meyl-i Dil, Nâkâm, Asker Oğlu ve Belki Ben Aldanıyorum isimli kısa romanları yer alıyor.

Büyük bir eksiklikti
Ahmet Rasim’in bir zaman kalemiyle bir devri dolduran önemli isimlerden olduğunu söyleyen Daşçıoğlu, ancak onu yıllar içinde kütüphane katalogları ile dergi-gazete sayfalarında bırakarak unutuluşa terk ettiğimizi söylüyor. Daşçıoğlu, “Edebiyatımızın bu tür adlarının böyle nisyan gölgesinde kalması izaha gerek duyurmayacak kadar açık bir eksikliktir; hem yazar açısından hem de edebiyatımız ve hatta kültürümüz açısından” diyor. 

Birçok türde onlarca eser
Daşçıoğlu, yazarın 50 seneyi aşkın bir süre devam eden gazetecilik ve yazarlık hayatı boyunca toplumun modernleşme sürecine tanıklık ettiği gibi dikkatini modernleşmenin yanı başında devam eden geleneksel ve mahallî hayata da fazlasıyla yönelttiğini belirtiyor. Daşçıoğlu, sözlerine şöyle devam ediyor: “Şehir hayatını ince dikkatlerle ördüğü çok yönlü bir bakışla müşahede eden yazar, hayatı ve yaşadığı şehri aile yapısıyla, sokaktaki yaşama biçimiyle, eğlence anlayışıyla, gelenek ve görenekleriyle eserlerinde yansıtmıştır. Yazar; roman, hikâye, hatıra, mensur ve manzum şiir, tarih, fıkra, makale, seyahat, monografi, tercüme, gramer, okul kitapları gibi çok değişik tür ve alanlarda eserler vermiş ve bu sayede geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır.”

117 bin nüsha incelendi
Bugüne dek Ahmet Rasim’in yaşamına ve eserlerine yönelik farklı çalışmaların gerçekleştirildiğini fakat kaleme aldığı eserlerin bir bütün olarak ve ilmî metotlarla henüz yayımlanmadığını belirten Daşçıoğlu, külliyatın detaylarını şöyle anlatıyor: 
“Türk dili, edebiyatı ve kültürünün olduğu kadar yarım asra varan gazetecilik hayatıyla Türk basınının da önemli bir tanığı olmuş olan Ahmet Rasim’in eserlerinin bir kısmı değişik baskılarla günümüz okuruna sunulmuşsa da büyük bir kısmı şu anda dağınık şekilde ve çoğu eski harflerle kütüphanelerde ve arşivlerde bulunmaktadır... Böylece bu yayın için bir tür ön hazırlık çalışması mahiyetini taşıyan ve arada dâhil olup ayrılanlar bir yana, on dört kişilik bir ekiple gerçekleştirilen bibliyografi taraması sırasında Ahmet Rasim’in yarım asırlık yazı hayatı sırasında yazmış olduğu ve yazması muhtemel olan gazete ve mecmua (ki 800’ü aşkın süreli yayın ve yaklaşık 117 bin nüsha) gözden geçirildi; elbette bazılarında yalnızca, ‘olmadığı/bulunamadığı’ bilgisine ulaşıldı. Bununla birlikte müstearlarıyla birlikte Ahmet Rasim’e ait olduğu düşünülen dört bin civarında yazı tespit edildi… Bütün eserleri dizisinin üç yüz sayfa civarında bir araya getirilecek yaklaşık otuz ciltlik bir külliyat oluşturması düşünülmektedir. Elinizdeki ciltte Ahmet Rasim’in ilk dönem eserlerinden İlk Sevgi, Meyl-i Dil, Nâkâm, Asker Oğlu ve Belki Ben Aldanıyorum adlı romanları bulunmaktadır.”

Ahmet Rasim kimdir?
1865’te İstanbul’da doğan Ahmet Rasim, 12 Haziran 1875’te Darüşşafaka’ya kaydoldu, ilk edebî yazı denemelerine buradayken başladı. 1883’te okulu birincilikle bitiren Ahmet Rasim, “Yolcu” ismini taşıyan ilk tercümesinin Tercüman-ı Hakîkat’te yayımlanmasının ardından işinden istifa ederek yazarlık mesleğinde karar kıldı. Burada birçok makalesi yayımlanan usta kalem, dönemin diğer dergi ve gazetelerinde de çalıştı, yanı sıra çeviriler yaptı. 1927-1932 yıllarında İstanbul milletvekili oldu. Akşam, İkdam, Malumat, Sabah, Servet-i Fünun ve Türk Yurdu başta olmak üzere pek çok süreli yayında imzasına rastlanan Ahmet Rasim, en çok İstanbul’un gündelik yaşantısı, kendi çocukluk anıları ve matbuat hayatını eserlerinde anlattı. Yazarın kitap olarak neşredilmiş eserlerinin sayısı yaklaşık 156’dır. “İlk Fıkra Yazarımız” olarak da tanınan Ahmet Rasim, fıkra ve denemelerinde çoğunlukla şehir hayatını, kendi çevresinin yaşayışını, zamanın adet ve geleneklerini yansıttı. Çağının tanığı eserler kaleme almanın dışında hayret uyandıracak bir çalışma azmi sergileyerek çeviri, monografi ve ders kitapları da hazırlayan Ahmet Rasim 21 Eylül 1932’de Heybeliada’daki evinde vefat etti.

Ahmet Rasim Kitaplığı 1 / İlk Sevgi
Yazar: Kolektif
Dizi editörü: Prof. Dr. Yılmaz Daşcıoğlu
Yayınevi: VBKY
Sayfa sayısı: 296
Fiyatı: 30 TL

Pakistan’dan yükselen adalet sesi : Namus Adına

Salı, Şubat 23, 2021

Yayımlandığı yıl Fransa’da en çok okunan üç kitaptan biri olan ve yirmi üç dile çevrilen Namus Adına, TIME tarafından "Dünyanın En Etkili Kişileri" listesine seçilen Mai'nin sarsıcı hikâyesi.

“Önceleri mutlak bir boyundurlukta yaşadım; şimdi isyanım da buna denk olacak.”

Mukhtar Mai, Haziran 2002'de acı dolu ve sarsıcı bir olay yaşadı. Pakistan'ın Meerwala köyünde hayatının beklenmedik şekilde değişeceğinden habersiz ailesiyle birlikte sessiz, sakin bir hayat sürmekteyken, erkek kardeşine yöneltilen suçlar için sorumlu tutuldu. Namus meselesi yüzünden, çarpık bir aşiret sisteminin mağduru oldu. Kadınlığını geri dönüşü olmayacak şekilde yaralayan bir grup erkek karşısında, kendisini bilinmeyenlerle dolu bir adalet denklemi içinde buldu. Yine de yaşadığı onur kırıcı trajedi karşısında pes etmemeyi seçti ve köyünde aynı çarpık sistemden mustarip diğer genç kadınların sesi olmak üzere, adalet mücadelesine başladı. Hikâyesi önce yerel gazetelerde, daha sonra BBC ve TIME gibi büyük yayınlar sayesinde global bir yankı buldu.

Yaşadığı trajediye rağmen Mukhtar Mai, 2002'de edindiği talihsiz ününü adalet, eğitim ve insan haklarına adanmış cesur bir yaşama ve hikâyeye dönüştürmeye devam ediyor. Mai'nin kendi köyünde yaktığı ışık sayesinde artık kadınlar adaletsizliğe karşı seslerini duyuruyor, haklarını arıyor.

Namus Adına’dan bir alıntı:
“Ulus için üzücü bir gün…”
“Bu tüm kadınlar için utanç verici…”
“Bir kez daha medeni hukuk kenara itildi…”
Hayrete düşmüş durumdayım. Muhabirlerin önünde titriyorum. Ne söyleyebilirim. Ne yapabilirim? Avukatım bu karar itiraz edecek ancak bu arada ne olacak? “Onlar” eve, çiftliklerine geri dönecek. Okulumdan ve evimden 100 metre uzakta olacaklar. Ailem tehdit altında ve ben bugünden itibaren ölüm tehlikesi ile karşı karşıyayım. Adalet istedim, asılmalarını istedim ve bunu söylemekten korkmadım. En azından hayatlarının geri kalanında hapis yatmalarını istedim. Sadece kendim için değil, aynı zamanda tecavüzünü kanıtlamak için dört görgü tanığını şart koşan bir yasayla hor görülen ya da terk edilen her kadın için savaşıyordum! Sanki tecavüzcüler bunu alenen yaparmış gibi! Bütün bir köy ne olduğunu bildiği hâlde, beni destekleyen tüm ifadeler bir kenara atıldı. Bu mahkeme, savunmanın argümanlarını kelimesi kelimesine kabul ederek ve beni davalıya dönüştürerek kaybettikleri sözde onurlarını Mastoilere geri vermeye çalışıyor. Soruşturma düştü, tecavüz kanıtlanamadı. Buraya kadar, Mukhtar. Susturulman gerekiyordu ve güçlü Mastoi kastı seni yendi. Bu, uğradığım ikinci tecavüz oluyor.

Mukhtar Mai otuz iki yaşında, Pakistanlı bir kadındır. Pencap’ın güneyinde, Hindistan sınırına yakın küçük bir köy olan Meerwala’da yaşamaktadır. Gazeteciler, köyündeki aşiret konseyi tarafından toplu tecavüze mahkûm edildiğini bildirdiğinde, bu korkunç haber tüm dünyada manşetlere taşındı. Okuma yazma bilmemesine ve avantajsız konumda olmasına ragmen Mukhtar Mai cesurdu ve ülkesinde onu neredeyse yok eden barbar bir geleneğe karşı savaşarak onurunu alan ilk kadın oldu. 2006 yılının Ocak ayında Fransa Dışişleri Bakanı’ndan davet alan Mukhtar Mai, tüm insanlığın haklarına adanmış bir yerde, Paris’teki Place des Droits de I’Homme’da, kadın hakları hakkında bir konuşma yaptı.

Namus Adına / Mukhtar Mai
Çeviri: Banu Tatari
Dizi / Tür: Biyografi
Yayım Tarihi: Şubat, 2021
Sayfa Sayısı: 104
Fiyat: 20,00 TL

Sel Yayıncılık’tan Şubat Yenileri

Salı, Şubat 23, 2021

Sel Yayıncılık Şubat ayını sekiz kitapla karşılıyor. Nick Hornby’nin aşk hikâyesi “Senin Gibi”, Angela Carter'ın, engizisyon hışmından kurtulabilmiş cadıların torunlarına armağan ettiği “Büyülü Oyuncak Dükkânı”, Romain Gary'nin Émile Ajar mahlasıyla kaleme aldığı “Kral Salomon'un Bunalımı” ve Mihail Bulgakov'un başyapıtı “Usta ile Margarita” ayın yeni romanları. Sâlah Birsel’in Günlükler dizisi dördüncü kitap “Bay Sessizlik” ile sürerken, Red Kitaplığı da Michel Foucault imzalı “Özgürlük ve Bilgi” ile sürüyor. Ann Cvetkovich'in kemikleşmiş savlara meydan okuyan cüretkâr hamlesi “Depresyon: Toplumsal Bir His” DüşünSel dizisinin yeni kitabı olurken, David Le Breton imzalı “Sessizlik Üzerine” de Yaşam Kitapları dizisinin yenisi… 

Senin Gibi * Nick Hornby
Modern İngiliz edebiyatının usta kalemi Nick Hornby, her zamanki, kıvrak, muzip, sade ve sahici üslubuyla yine bir aşk hikâyesi anlatıyor; ancak "21. yüzyıla özgü" bir aşk hikâyesi bu. Trajedi, intihar ve düello yok; akıllı telefonlar, kuşak gerilimleri, televizyon dizileri, Brexit referandumu ve bol bol mizah var. Yine de insanlığın hiç eskimeyen evrensel izlekleriyle dolu; yalnızlık korkusu, arzu, yanlış anlaşılmalar, sınıf ve ırk ayrımları, dile getirilemeyen sevgi ve kaçınılamayan ihanet...

Senin Gibi, ayrı kuşaklardan, ayrı kültürlerden, etnik kökenlerden ve sınıflardan iki Londra sakininin tesadüflerin imdada yetişmesiyle kendilerini içinde buldukları ilişkinin inişli çıkışlı seyrinin hikâyesi. O kendine özgü akıcı diliyle Hornby, politik çalkantılar ve belirsizliklerle dolu, her şeyin çabucak tüketildiği yaşlı bir dünyada sevginin imkânına olduğu kadar, insanın bitmeyen mutluluk ve tamamlanma arayışına ve varolmanın sonsuz ihtimallerine de neşeli bir bakış atıyor.
Özgün Adı: Just Like You * Çeviren: Deniz Keskin * Dünya Edebiyatı, Roman * 319 Sayfa * 40 TL

Büyülü Oyuncak Dükkânı * Angela Carter
Geçmişten bugüne en büyük İngiliz yazarlardan biri olarak kabul edilen ve Margaret Atwood ile Jeanette Winterson'a da ilham kaynağı olan Angela Carter'ın, engizisyon hışmından kurtulabilmiş cadıların torunlarına armağan ettiği Büyülü Oyuncak Dükkânı yeniden Türkçede...

Bedenin cehennemî bir arzu makinesine dönüştüğü çağlarda, anne baba şefkatiyle sarmalanmış korunaklı bir çocukluktan kopmak zorunda kalıp karanlık bir dönemece giren Melanie'nin hikâyesi; Angela Carter'ın büyülü gerçekçi dokunuşlarıyla kişinin kendini keşif yolculuğundaki tabuları bir bir yıkıyor. Genç bir kadının taşıdığı safiyane duyguların yetişkin dünyasına ait hakir ve lanetli arzularla kirlendiği, oyuncakların masumiyetini kaybettiği bir oyuncak dükkânında verilen reşit olma mücadelesi gotik imgelerle bezeli bir hayal evrenine dönüşüyor.
Özgün Adı: The Magic Toyshop * Çeviren: Begüm Kovulmaz * Dünya Edebiyatı, Roman * 239 Sayfa * 35,00 TL

Kral Salomon'un Bunalımı * Émile Ajar
Bulaşıcı bir iyimserlik, yıkıcı bir ironi ve yürekte taşınması güç hassasiyetler kuşanmış, tüm toplumsal önyargı ve klişeleri tehlikeye atan karakterleriyle faşizmin duyarsızlaştırdığı Fransız toplumuna meydan okuyan Romain Gary'nin Émile Ajar mahlasıyla kaleme aldığı Kral Salomon'un Bunalımı yazarın kıvrak zekâsı ve mizah anlayışının en olgun meyvelerinden biridir.

Zaaflardan kibre, sarsılmaz inançlardan amansız kararlılıklara insan doğasını tüm yönleriyle keşfe çıkan Gary, ömrünü yaşamın çetrefilli virajlarında kaybolmuş insanlara destek olmaya adamış geçkin ve vakur bir beyefendiyle kalbindeki temiz duygulara tutunmuş bıçkın bir taksicinin yollarını kesiştiriyor ve Stoacı bir dünya algısıyla okurun insanlığa dair inancını tazeliyor.
Özgün Adı: L'angoisse du roi Salomon * Çeviren: Tahsin Yücel * Dünya Edebiyatı, Roman * 238 Sayfa * 35,00 TL

Bay Sessizlik * Salâh Birsel
Kusursuz üslubu ve kıvrak zekâsını konuşturarak, entelektüel birikimini incelikli mizah duygusuyla sarmalayıp satırlara döken, Türkçenin gizli cevherlerinden Sâlah Birsel Günlükler dizisinin dördüncü kitabı Bay Sessizlik'te, us tasından taşanları hiç ziyan etmeden günlüğüne aktarıyor. Fır dönen düşüncelerin cevelan ettiği parlak zihnini günlüğüne sarılarak sakinleştiriyor. Dertop etmediği fırdöndü anılar, 1989 yılı boyunca tuttuğu notlarda hazırola duruyor.

İçre fikirlerini sakıncasızca kayda geçiren, ömrünü yedi cihanda filizlenmiş kültür sahaları arasında mekik dokumaya adamış bir aydının kaleminden, 20. yüzyılın tefekkür dünyasına kapsamlı bir bakış.
Edebiyat, Günlük * 126 Sayfa * 20,00 TL

 
Özgürlük ve Bilgi - Fons Elders'le Söyleşi * Michel Foucault
Okuru, Noam Chomsky'yle yaptığı "adalet" üstüne meşhur tartışmanın öncesine götüren ve ilk kez yayınlanan bu söyleşi, bir hakikat dillendiricisi olarak Foucault'nun özgürlük ile bilgi arasındaki gerilimli ilişkiyi sorunsallaştırmasına ışık tutuyor. Bu ilişki çerçevesinde iktidar sorununu ele alan Foucault, evrensel, ancak baskı aracına dönüşmeyen bir bilgi ihtimali üzerine düşünmemizi sağlayacak ipuçlarını sunuyor.

Özgürlük ve Bilgi, yalnızca düşünürün erken dönemine dair önemli bir teorik ekseni ortaya koymakla kalmıyor; söyleşiyi gerçekleştiren Fons Elders'in notlarıyla birlikte Foucault'nun televizyona çıkmaya dair çekincelerini, kendisine dair konuşmayı reddetmesinin nedenlerini ve hatta yayıncıların Deliliğin Tarihi'nin kapaklarına neden yanlış görselleri seçtiğini düşündüğünü de gösteren ve onu daha yakından tanımamızı sağlayan veriler içeriyor.
Özgün Adı: Freedom and Knowledge - a hitherto unpublished interview * Çeviren: Utku Özmakas * Red Kitaplığı, Kuram * 120 sayfa * 24,00 TL

Depresyon: Toplumsal Bir His * Ann Cvetkovich
Depresyon biyolojik veya tıbbi bir olgudan ziyade politik ve özel alana kök salmış bir deneyim olarak kavranabilir mi? Kendini süreğen bir kayıtsızlık, atalet ya da çaresizlik hissiyle gösterebilen depresyonun sömürgecilik, mülksüzleşme ve yerinden edilme geçmişleriyle bağı var mıdır? Sol melankoli ve politik depresyon arasındaki mesafeyi aydınlatmak adına bir Hıristiyan tasarısı olan acedia kavramına başvurmak mümkün müdür?

Ann Cvetkovich, Depresyon: Toplumsal Bir His'te tıbbi ve bilimsel modellere eleştirel bir mesafe koyarak kültürel, politik ve ırk temelli depresyon tarihinin izini sürmeye koyuluyor. Akademik yaşamın henüz başındayken deneyimlediği depresyonu ve yazar tıkanıklığını kaleme aldığı yazısını kitabın merkezinde konumlandırarak ilk Hıristiyan keşişlere ve yerlilere ait tinsel pratiklerden sömürgecilik, kölelik ve soykırıma, politik tükenişten queer de dahil çeşitli kimliklere çok katmanlı bir arşiv çalışması sunuyor. Depresyonun çıkmaz sokaklarında dolanırken gündelik alışkanlıkların, feminist elsanatlarının, queer performans ve tinsel pratiklerin onarıcı ve yatıştırıcı niteliğine başvuruyor.

Neoliberal kapitalizmin insanlığa sundukları karşısında ortaya çıkması muhtemel, makul bir tepki olan depresyonu; toplumsal, hatta politik bir dışavurum olarak yorumlayarak kemikleşmiş savlara meydan okuyan Ann Cvetkovich'ten cüretkâr bir hamle...
Özgün Adı: Depression: A Public Feeling * Çeviren: Zeynep Ertan * DüşünSel, Kuram * 325 sayfa * 40,00 TL

Sessizlik Üzerine * David Le Breton
Sesin, sözün ve dolayısıyla gürültünün gitgide esiri haline geldiğimiz günümüzde "sessizlik" de artık mühim bir yaşam belirtisi ve ihtiyacına dönüştü. Zaman zaman yakıcılaşan bazen de kaçınılan bu ihtiyacı ve kavramı antropolog ve sosyolog David Le Breton, bütün yönleriyle ele alıyor. Yürümeye Övgü, Acının Antropolojisi, Ten ve İz ve Bedene Veda'nın ardından gözler ve kulaklar bu kez sessizliğe çevriliyor.

"Sayısız söylemin açıkladığı bu dünyayı gittikçe daha az anlıyoruz. Çok sayıda iletişim aracının özgürleştirdiğini ileri sürdüğü söz, bu çoğulluğun içinde boğularak anlamsız hale geliyor. ... İletişim ne ölçüde yayılırsa susma özlemi de o denli güçlü oluyor; hiç değilse şeylerin uğultusunu işitmeye ya da bir olay ve daha sonra bir başkası, sonra tekrar bir başkası gelip eskisinin yerini almadan önce olayın sancısına tepki vermeye yetecek süre boyunca. ... Sözün doyum noktasına ulaşması sessizliği daha da cazip kılar. Kafka bu durumu kendi üslubunca şöyle dile getirir: Şimdi sirenler kendi çığlıklarından çok daha ölümcül bir silaha sahipler, sessizliğe. Bunu tahayyül etmek her ne kadar güçse de, biri onların seslerinin büyüsünü bozabilir ancak sessizliklerinin büyüsüne asla dokunamaz."
Özgün Adı: Du Silence * Çeviren: Zeynep Turan * Yaşam Kitapları, Deneme * 302 Sayfa * 40,00 TL
 
Usta ile Margarita * Mihail Bulgakov
Modern Rus edebiyatının tarihe damga vuran yazarlarından Mihail Bulgakov'un başyapıtı Usta ile Margarita, ilk kez yazarının ölümünden yirmi altı yıl sonra, 1966'da yayınlanabilmiştir. Mizah yeteneğiyle olduğu kadar keskin yergileriyle de tanınan –ve tam da bu sebeple eserleri sansüre uğrayan– Bulgakov bu eserinde de Sovyetlerdeki gündelik yaşam tarzına ve giderek çarpıklaşarak, savunageldiği değerlerin tam aksi yönde bir aygıta dönüştüren bürokrasinin işleyişi gibi meselelere sert bir tokat indirirken şahitlerinin yüzlerine tebessüm oturtmaktan geri kalmıyor.

Sıcak bir bahar günü, Moskova'daki Patrik Parkı'nda bir yabancı peyda oluverir. Kendisini kara büyü uzmanı Profesör Woland olarak tanıtan yabancı, tuhaf ekibiyle birlikte kısa sürede şehrin altını üstüne getirir. Artık Şeytan ortalıkta at koştururken kimileri öte dünyayı kimileri de akıl hastanesini boylayacaktır.

"Gitmeden önce sizden bir ricam olacak, şeytanın gerçekten var olduğuna inanmanızı isterim."
Özgün Adı: Ма́стер и Маргари́тa * Çeviren: Eyüp Karakuş * Dünya Edebiyatı, Roman * 504 Sayfa * 35,00 TL


Kült Müzisyenden Gözlemler : Müzik Nasıl İşler

Salı, Şubat 23, 2021

Talking Heads grubunun kurucularından David Byrne’ün olağanüstü kitabı Müzik Nasıl İşler, dâhi denebilecek kadar yetenekli bir müzisyenin dünya çapında bir kariyerden süzdüğü pratik deneyimleri ve bilgece gözlemleri içeriyor. Byrne müziği yalnızca bir sanat formu olarak ele almıyor, akustik, ekonomik, teknolojik ve sosyal yönlerini de tartışıyor. Müzik Nasıl İşler, bir iş kolu olarak müziğin çarklarının nasıl döndüğünü anlatmakla kalmıyor, şarkıların, senfonilerin, ritimlerin ve nakaratların hayatımız boyunca nasıl içimize işlediğini de gözler önüne seriyor.
 
“Talking Heads’in eski solistinden bir sanat dalı ve bir yaşam biçimi olarak müzik hakkında son derece ustalıkla yazılmış, had safhada zekice ve derinlemesine bir inceleme… Byrne her çağdan, her türden ve dünyanın her yerinden müzikleri ele alıyor… Müzikle ilgilenen herhangi birinin bu kitaptan öğreneceği çok şey var. Şiddetle tavsiye ediyorum.”  Kirkus
 
“David Byrne, Müzik Nasıl İşler için büyük bir övgüyü hak ediyor. Pop müzik kadar kolay anlaşılır bir yapıt yine de her paragrafta derin ve ürpertici orijinallikte fikirler ve keşifler ileri sürmeyi başarıyor… Bu kitap müziği başka bir kulakla dinlemenize yol açacak.”  Oliver Keens, The Telegraph
 
“Eğlenceli ve öğretici sıfatlarının bir arada bulunabileceğini kariyeriyle kanıtlamış birinden bu sıfatları hak eden bir kitap… Müzik ekonomisi hakkındaki bölüm GarageBand yazılımını kurcalayıp dolar işaretlerinin hayalini kuran tüm 16 yaş ergenleri için zorunlu okuma olmalı. ‘Bir Sahne Yaratmak’ bölümünün pop kültürü aracılığıyla kentsel dönüşüm elkitabından aşağı kalır yanı yok. Bir sanat dalının ilham verici olmayı da başaran, ciddi ve dolambaçsız hikâyesi. Kalıpların-dışında-düşün-işletme-rehberi veya üniversite ders kitabı olarak kullanılabilir: Sanat ve Topluma Giriş: Akılcı Olmayı Bırakın.”  Peter Aspden, Financial Times

David Byrne: Talking Heads’in arkasındaki güç ve daha sonra hayli prestijli plak şirketi Luaka Bop’un yaratıcısı olarak tanınan David Byrne aynı zamanda fotoğrafçı, film yönetmeni, yazar ve solo müzisyen olarak da çalışıyor; on yılı aşkın bir zamandır görsel sanatlar üretiyor ve sergiliyor. Byrne’ün yakın tarihli çalışmaları arasında New York’un Battery Maritime binasında ve Londra’daki Roundhouse’ta gerçekleştirdiği etkileşimli ses enstalasyonu Playing the Building [Binayı Çalmak]; 1981’de yayımlanan My Life in the Bush of Ghosts albümünden bu yana Eno ile ilk ortak çalışması Everything That Happens Will Happen Today; New York City Ulaşım Departmanı'yla işbirliği içinde New York’a yerleştirilen benzersiz bisiklet park aparatları; ve bisikletle yaptığı seyahatlerin günlüklerinden oluşan Bicycle Diaries [Bisiklet Günlükleri] bulunuyor. Fatboy Slim’le birlikte yaptığı Imelda Marcos’un hayatını anlatan şarkılar dizisi Here Lies Love 2013 baharında New York Public Theater’da gösterime girdi. 

Müzik Nasıl İşler / David Byrne
Çevirmen: Ergin Özler
Tür: Müzik/ İnceleme
Sayfa sayısı: 392
Fiyat: 75,00 TL

Ekonomik Tetikçi John Perkins yeni hayatın haritasını açıyor : Jaguara Dokunmak

Çarşamba, Şubat 17, 2021

Tüm dünyada büyük ses getiren, ülkemizde yıllardır hem çoksatan hem de hepsatan listelerinde olan “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” serisinin yazarı John Perkins, yeni kitabıyla şubat ayında okurlarıyla buluşuyor: Jaguara Dokunmak!

Modern zaman kâhini, ekonomik tetikçi John Perkins bir tek daha bir ekonomik tetikçi olarak yaşadıklarını anlatıyor, günümüzün Ölüm Ekonomisi’ni Yaşam Ekonomisi’ne nasıl çevireceğimizin ipuçlarını veriyor.

Perkins, dört hayat yaşadı. Bir ekonomik tetikçi. Başarılı bir alternatif enerji şirketinin ekonomik tetikçi geçmişini açıklamadığı için ödüllendirilen CEO’su. Yerel kültürler ve şamanizm uzmanı, uzmanlığını dünyaya nasıl daha iyi bakabileceğimizi öğretmek için kullanan bir rehber. Bir ekonomik tetikçiyken yaptığı sıra dışı işleri ve gerçek hayat hikâyesini anlatan ve Amerika’yı küresel bir imparatorluğa dönüştüren uluslararası entrikaları ve yolsuzlukları ifşa eden bir yazar. 

Jaguara Dokunmak bu dört hayatın kesişme noktası. Günümüzün hırslı ve vur-kaça odaklı bakış açılarının sebep olduğu problemlerine çözüm önerileri içeren bir rehber. 

Hayatımızı nasıl değiştireceğiz? 

Salgının, terörürün, politik sarsıntıların, iklim değişikliğinin gölgesinde biz, hemen şimdi ne yapabiliriz?

Ölüm Ekonomisi’ni Yaşam Ekonomisi’ne nasıl dönüştürebiliriz?

Amazon şamanlarıyla doymak bilmez tüketim baronları arasındaki vicdani uçurumdan sesleniyor: Modern zaman kâhini, ekonomik tetikçi John Perkins.

“Bu muhteşem kitap, göz alıcı gezegenimizde insan olmaya dair yeni bir gerçeklik yaratmamız için ilham veriyor.” Deepak Chopra

Ekonomik tetikçiler (ET'ler) yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı ve diğer yabancı "yardım" kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin doğal kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, darbeler, rüşvet, zorbalık ve cinayet bulunmaktadır. Nereden mi biliyorum? Ben de bir ET idim.

Her şey Perkins’in Barış Gönüllüleri’ne katılmasıyla başladı. Gittiği ülkelerde yıllar boyunca yaptıklarının yıkıcı etkisini gördü. Yerli halkların yok oluşuna, köleleşmesine tanık oldu. Ve sonunda anladı, en azılı suçluların ortağıydı. Sonra bir gün, bir Amazon kabilesinde, jaguara dokundu. 

Jaguara Dokunmak bir tetikçinin Ölüm Ekonomisi'yle savaşan bir kahramana dönüşmesini anlatıyor. Hayatlarımızı ve topraklarımızı yıkıcı sistem ve projelerden korumamızın ipuçlarını veriyor. John Perkins bu kez iyinin yanında, bize yeni hayatın haritasını açıyor. Şimdi elimizi taşın altına koyma zamanı!

“Perkins son kitabı Jaguara Dokunmak ile okurları korkularıyla yüzleşme, sorumluluk alma ve gerekli değişimleri yapma konusunda yüreklendiriyor.” Publishers Weekly 

“Zamanımızda tutulmuş en önemli kayıtlardan biri. Ruhunuza dokunacak, cesaretinizi artıracak, kalbinizi ısıtacak. Büyülü, isyankar ve gerçek. Perkins’ten bir başyapıt.” Lynne Twist, Paranın Ruhu kitabının yazarı 

“Yıkıcı Ölüm Ekonomisi'ni sürdürülebilir bir Yaşam Ekonomisi'ne nasıl dönüştürebiliriz? Kendimizin en iyi versiyonu olmanın önünde ne engel var? John güçlü, zekice yanıtlar veriyor. Okuyun!” Marci Shimoff, #1 New York Times çoksatan yazarı

Yazarın Türkiye'deki okurlarına selamı var:



Jaguara Dokunmak / John Perkins
Orijinal Adı: Touching the Jaguar
Çeviri: Esra Even
Kategori: Dünya Politika
April Yayıncılık, Şubat, 2021
Sayfa Sayısı: 296
Etiket Fiyatı: 36 TL

George Saunders'tan hiciv dolu bir öykü ''Tilki 8''

Çarşamba, Şubat 17, 2021

Yüzyılın en iyi öykücüleri arasında sayılan, Man Booker Ödüllü George Saunders'ın yazdığı Tilki 8, insanın içinde yaşadığı dünyaya yabancılaşma eğilimini irdeleyen ezber bozan bir novella.

Eserinde, modern toplumların insan-doğa ilişkisi bağlamında gündemden hiç düşürmedikleri çevre sorunları ve hayvan hakları gibi önemli meseleleri hicveden yazar; rant uğruna talan edilen doğal alanların ekosistem üzerinde yarattığı tahribata dikkat çekiyor.

İnsanlığı, hem yapan hem bozan, hem seven hem kıran bir varlık olarak, kurnazlığıyla nam salmış bir hayvanın gözünden anlatan kitap; ''sözde'' girişimlerle devamlı koruma altına alındığı yinelenen doğal yaşamın planlı bir şekilde nasıl katledildiği gerçeğine de vurgu yapıyor. 

Mutlu sonları sadece istemek yetmez, bazen onu hak etmek gerekir...
Tilki 8, diğer tilkilerden biraz farklıdır. Sürüdeki herkes de onun biricikliğinin ayırdındadır. Hayalperesttir öncelikle. Bir de delicesine meraklı! Üstelik, çat pat da olsa insan dilini öğrenmeyi başarmıştır. Hem de pencere dibinde dinlediği sevgi dolu hikâyelerden. Zihnini kurcalayan sözcüklerden aldığı cesaretle, şimdi de insanlığa dair çok özel bir şeyi daha aramaya karar vermiştir: sevgiyi. Fakat izini sürdüğü bu ''nadir'' bulunan şeyin, gerçek hayatta onu büyük hayal kırıklığına uğratacağına dair en ufak bir fikri bile yoktur...

Chelsea Cardinal'ın zarif desenleriyle resimlenmiş Tilki 8'in dostane öyküsü, insanların kendilerine olan özsaygılarını ve doğaya karşı sergiledikleri duyarsız tutumu sorgulatıyor.

Gözü pek bir tilkinin kendi sözcükleriyle insanlara seslenişine aracılık eden bu merak uyandırıcı eser, kalıpların dışına çıkan dilsel yapısıyla da özgürlükçü bir anlatımı benimsiyor.

''Tilki 8 aynı zamanda çevreci bir tutum takınıyor: İnsanlığın, pek değer verdiğini her daim iddia ettiği doğayı sistematik bir şekilde nasıl tahrip ettiğini vurguluyor.'' The Guardian

George Saunders: Aralığın Onu adlı öykü seçkisiyle 2014 Folio Ödülü'nü kazanan George Saunders'ın bugüne kadar yayımlanmış on bir kitabı vardır. The New Yorker, 2002'de Saunders'ı ''40 Yaşın Altındaki En İyi Yazarlar'' arasında göstermiş, Time dergisi ise 2013'te ''Dünyadaki En Etkili 100 Kişi'' listesine seçmiştir. Lannan Vakfı, Amerikan Sanat ve Edebiyat Akademisi ile Guggenheim Vakfı'ndan burslar kazanan yazar, GQ, Harper's ve The New Yorker dergileri için yazılar yazmakta, Syracuse Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık alanında ders vermektedir. George Saunders, Arafta isimli ilk romanıyla 2017 Man Booker Ödülü'nü kazanmıştır. Aralığın Onu, İkna Ulusu, Phil'in Dehşet Verici Kısa Saltanatı, Pastoralya, Arafta, İçSavaşDiyarı Feci Düşüşte ve Frip'in Aşırı Israrcı Pırtlakları adlı kitapları Delidolu Yayınları tarafından yayımlanmıştır.

Tilki 8 / George Saunders
Resimleyen: Chelsea Cardinal
Türkçeleştiren: Niran Elçi
Novella, Yetişkin
64 sayfa
Fiyat: 40,00 TL

Sanatın İzinde Aşkın Tüm Gerçek Yüzleri: Batı Resminde Aşk ve Bazı Küçük Felaketler

Çarşamba, Şubat 17, 2021

Celil Sadık, Uygarlığın Ayak İzleri serisinin üçüncü kitabında sadece müthiş tablolara konu edilen aşkı irdelemiyor, aynı zamanda okurları aşktan ayrı düşünülemeyecek olan kıskançlık, öfke ve özlem gibi duygularla yüzleştiriyor.  

Bu dünyadan gelip geçmiş bütün aşkların şerefine!
Aşk deyince herkesin dinlemek istediği masal farklıdır, değil mi? Kimi mutlu sonların, yüzü gülen âşıkların peşindedir, kimi de hem cenneti görmek ister hem de cehennemi. Bu durum Batı resim sanatına adını yazdıran ressamlar için de farklı değildi; iyi ya da kötü, hepsinin anlatacak bir hikâyesi vardı. Bazıları ilahi aşkları anlattı, bazıları mitolojinin efsanevi âşıklarını. Birbirlerine tutkuyla bağlı çiftler gibi sadakate sırt çevirmişlerin suretleri de belirdi tuvallerde.

Celil Sadık, Uygarlığın Ayak İzleri serisinin üçüncü kitabında Batı resim sanatında aşk temasını irdelerken madalyonun iki yüzüne de bakma cesareti gösteriyor. “Resim sanatında aşkı konu eden bir kitapta ondan söz etmemeyi düşünemezdik,” diyen Sadık, ilk iki bölümün ardından Avrupa’yı terk edip sıcak bir iklime göçerek Frida Kahlo’nun hayatıyla eserlerine değindiği son perdeye varıyor.

Kitapta anlatımına yer verilmeyen dört kült eser için kaydedilen ve QR kodlarıyla son sayfadaki yerini alan mini seminerler ise Uygarlığın Ayak İzleri serisinin sanata âşık okurlarına armağanımızdır.

Frida Kahlo hakkında yazılan bölümden kısa bir alıntı:
Henüz on dokuz yaşındayken kendini kadife bir elbiseyle resmettiği eserin arka planında gördüğümüz kargaşa ve iç bunaltıcı, kapalı atmosfer burada yine karşımıza çıkıyor. Görkemli bir sadelikle altını çizdiği duyguysa yalnızlıktan başka bir şey değil: Frida’nın hâlinden sadece Frida anlıyor. Frida’nın elinden sadece Frida tutuyor…

Bu yıllardan sonra gitgide yalnızlaşan ressam, iç dünyasını yansıtan sayısız eser vermiştir. 1940 yılında tamamladığı Kırpık Saçlı Otoportre de bunun bir örneği. Kompozisyonda, saçlarını kesen Frida’nın bir erkek gibi giyinmesi oldukça dikkat çekicidir. Eski eşine duyduğu özlem Frida’yı Diego’ya dönüştürmektedir. Resmin üst kısmında bir aşk şarkısına atıfta bulunan notalar ve şarkının sözleri vardır:
“Bak, eğer seni sevdiysem bu saçların içindi. Artık kelsin ve ben de seni sevmiyorum şimdi.”

Celil Sadık diyor ki:
Batı resim sanatının tarihi, aşkın görsel tarihidir. Bizi zamanda bir yolculuğuna çıkarır. Yaşadığımız aşkların, aşkın getirdiği mutluluğun ya da felaketlerin her yüzyıl içinde aynı yaşandığını fark ederiz bu tarihe baktığımızda. Ben, bu kitabımda okuru zamanda aşkla bir yolculuğa çıkarmak ve elimden geldiğince onlara rehberlik etmek istedim. Onlara Roma’nın sokak aralarından göklerdeki Olympos’a kadar çeşitli aşk hikâyelerini anlatmak istedim. Aşkın görsel tarihine yaptığımız bu zaman yolcuğu umarım size de keyif verir. 

Celil Sadık: 26 Ekim 1991’de Ankara’da doğdu. Pamukkale Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü’nden 2016 yılında mezun oldu. Fakülteyi “Bizans Dönemi Ankara’sı” ve “Roma Hamamındaki Bizans Eserleri” adlı çalışmalarla tamamlayan Sadık’ın uzmanlık alanı Bizans ve Batı sanatıyla modern sanatlardır. Tezi için Ankara’da altmışın üzerinde köy gezerek Bizans Dönemi yerleşkeleri ve eserlerini inceledikten sonra mesleğini seven, bilgilerini daima canlı tutmak isteyen bir sanat tarihçisi olarak “Tarihli Sanat” (www.tarihlisanat.com) adlı bir web sayfası oluşturup makalelerini yayınlamaya başladı. @sanatntarihi rumuzuyla sosyal medya üzerinden paylaşımlar yapan Celil Sadık’ın yüzbinlerce sanatsever takipçisi bulunmaktadır. Ankara ve İstanbul’daki çeşitli sanat galerilerinde seminerler veren Sadık, ressamların hayatlarından Mısır piramitlerine dek pek çok ilgi çekici başlığa dair bilgilerini paylaşıyor ve Türkiye’nin dört bir yanındaki takipçilerine sanat sevgisi aşılamayı sürdürüyor. 
 
Batı Resminde Aşk ve Bazı Küçük Felaketler / Celil Sadık
Dizi / Tür: Kurgudışı / Sanat Tarihi
Yayım Tarihi: Ocak, 2021
Sayfa Sayısı: 212
Fiyat: 54,50 TL

Rosi Braidotti’den olumlayıcı yol haritası: İnsan Sonrası Bilgi

Çarşamba, Şubat 17, 2021

Kolektif Kitap’ın Düşünce Dizisi’nin dokuzuncu kitabı “İnsan Sonrası Bilgi” raflarda yerini alıyor. Otuz yılı aşkın süredir beşeri bilimler alanında çalışmalar yapan Rosi Braidotti, pek çok açmaz ve çelişki barındıran insan sonrası dönemde ortaya çıkan yeni öznellik türleri, bilgi üretim pratikleri ve akademik çalışma alanlarını inceleyerek ileriye yönelik olumlayıcı bir yol haritası çiziyor. Nefis serinin her kitabını olduğu gibi bunu da merakla bekliyor, alıntıları inceleyerek listelerinize almanızı tavsiye ediyoruz.

Otuz yılı aşkın süredir beşeri bilimler alanında çalışmalar yapan Rosi Braidotti, pek çok açmaz ve çelişki barındıran insan sonrası dönemde ortaya çıkan yeni öznellik türleri, bilgi üretim pratikleri ve akademik çalışma alanlarını inceleyerek ileriye yönelik olumlayıcı bir yol haritası çiziyor. Bütün canlı yaşamı, ekolojiyi ve teknolojiyi bir süreklilik olarak gören; duygulanıma, ilişkiselliğe ve çapraz üretkenliğe odaklanan, farklılıklardan beslenen, olumlayıcı etiği kendine rehber edinen, materyalist ve eleştirel, neşeli, tutkulu ve yaratıcı bir insan sonrası yaklaşım öneriyor. İnsan Sonrası Bilgi Dördüncü Endüstri Devrimi ile Altıncı Yok Oluş’un kesişiminde yaşadığımız insan sonrası dönemde beşeri bilimlerin dönüştürücü potansiyelini gerçekleştirmeye yönelik bir çağrı niteliğinde.

Kitaptan alıntılar:
“Zamanımıza layık olmak, eleştirel ve yaratıcı bir tutum içinde ona tesir etmek önemlidir. Umutsuzluk bir proje değildir ama olumlama öyledir. Temellendirilmiş, hesap verebilir ve aktif bir ‘biz’ oluşturarak işe başlamamız gerekir. İçinde bulunduğumuz insan sonrası zamanlarda, teknolojinin aracılık ettiği sosyal ilişkiler içinde, ekonomik küreselleşmenin olumsuz etkileri ve hızla bozulan bir çevrede, ‘hakikat sonrası’ politik liderlerin paranoyak ve ırkçı retoriğine karşı, olumlayıcı etik ve politik pratikleri inşa etmek için birlikte nasıl emek verebiliriz? Yaratıcı direnişle nasıl toplumsal olarak sürdürülebilir umut ufukları üretebiliriz? Beşeri bilimlerdeki akademisyenler mevcut durumda insan sonrası zorluklara cevap olacak şekilde bilgi alanlarını nasıl yeniden şekillendiriyor? Nihilizme direnmek, tüketici bireycilikten kaçınmak ve yabancı düşmanlığına karşı bağışıklık kazanmak için hangi araç gereçleri kullanabiliriz? Tüm bunların yanıtı ittifaklar, çapraz bağlantılar ve başımızı derde sokan konularda güç de olsa konuşarak ‘bizi; bir halkı’ oluşturma praksisinde yatıyor. Bu bakımdan içinde bulunduğumuz insan sonrası zamanlar, geniş ölçekli insandışı bileşeniyle birlikte, bütünüyle pek insanca.”

“Bu kitapta yaratıcı bir insan sonrası yaklaşımı ileri sürüyorum; insan sonrası bilgi üretimi örneklerini, onları belgelemek adına da yükselen post-beşeri bilimler alanını inceliyorum. Tükenmişlik durumunun daha şimdiden etkinleştiğini ve kendimiz hakkında farklı düşünmeyi öğrenmenin üretken önkoşuluna dönüştüğünü iddia ediyorum. Böyle bir bilgi, insan olan/olmayan ve insansız bileşenleri kapsayan transversal bir öbekleşmeyi inşa etmemize yardımcı olabilir. İnsan sonrası bilgi heterojenlikler ve transversalliklerden beslenir: Amacımızı sürdürebilir kılan ve ona rehberlik eden temel ilkeler çokluk ve karmaşıklık olacak.”

“Günümüzde herkes kişisel kulaklıklar ve Spotify listeleriyle pekiştirilen kendi işitsel fanusuna dalmış halde geziniyor etrafta. Aynı beyaz gürültü içinde ayrı ama bir arada yaşayan nicel benliklere döndük, yani hem bireyselleştirilmiş hem de bölünmüşüz (Deleuze’ün tabiriyle ‘bölünebilir şey’lere [dividual], başkalarının tabiriyle ‘fitbit özneler’e* dönüşmüşüz). Durağanlık ve olasılıklar arasında bir yerde kapana kısılmışız; ümitsizliğe teslim de olabiliriz, risk alıp kendimizi baştan da yaratabiliriz. Yeniden doğuş koşullarında, bu durumu boşluğa düşmek olarak değerlendirmeyip yeni virtüel olanaklara açılmayı kucaklayan, insan olan/olmayan, yeterince kişi ortaklaşırsa, tükenmişlik olumlu bir şeye dönüşebilir. O halde, bizim bir halka, bir topluluğa, bir öbekleşmeye ihtiyacımız olduğu doğrudur: ‘Biz’ –bu karmaşık çokluk– tek başına ne hareket edebilir ne de hayatta kalabilir.”

“Beckett karakterlerinden farksız ‘biz’ insan sonrasılar, son bir kereliğine bile olsa eski numaralarımızı çekebileceğimiz tüm olası kombinasyonları tükettik. Radyo oyunlarındaki sessiz pasajlar gibi boş bir varoluşsal uzayla karşı karşıya kaldık; illa özlemek gerekmez ama, hatırlamalı, Varoluş’un o müthiş yaygarasını, Logos’un sözcüsünün yüce bildiriler ve büyük kuramlarla kulaklarımızı patlattığı o şamatalı özgüvenini. Bunların hepsi nasıl da değişti!”

“İnsan sonrası-oluş, kişinin ortak ve paylaşılan bir dünyayla, bölgesel bir uzamla bağlantısını ve ona bağlılığını kentsel, toplumsal, ruhsal, ekolojik, hatta gezegensel anlamda yeniden tanımlama sürecinin tam kalbindedir. Bu bir nevi dünya-oluştur. Söz konusu gerçekçi perspektif çoklu aidiyet ekolojilerimize açıklama getirir. Öznellik düzeyinde bu, kişinin kendini anlama yetisinde duyusal ve algısal bir dönüşüm gerektirir, kolektif doğaya ve hâlâ ‘benlik’ dediğimiz şeyin dışa yönelimine yer açabilmek için. Aslında bu ‘benlik’, ortak yaşam uzamı içinde hareketli bir öbekleşmedir. Özne onun asla hâkimi olamaz, ancak bir topluluk, bir takım veya öbekleşmenin parçası olarak onun sakini olabilir.”

“Bir halk her zaman kayıp ve virtüeldir, bu sebeple aktüelleşmeye ve öbekleşmeye ihtiyaç duyar. Bu, farklı öbekleşmeler yaratacak kolektif bir taahhüdün, bir praksisin sonucudur. Biz aynı değiliz ama birbirimizi etkileyebiliriz.”

ROSI BRAIDOTTI: Utrecht Üniversitesi’nde Beşeri Bilimler Profesörü. Utrecht Üniversitesi Kadın Çalışmaları Birimi ve Beşeri Bilimler Merkezi kurucusu. Göçebe Özneler (Türkçesi: Kolektif Kitap, 2017), Patterns of Dissonance: an Essay on Women in Contemporary French Philosophy (1996) [Uyumsuzluk Örüntüleri: Çağdaş Fransız Felsefesinde Kadınlar Üzerine Deneme], Kadın-Oluş: Cinsel Farkı Yeniden Düşünmek (Türkçesi: Otonom Yayıncılık, 2019) Metamorphoses: Towards a Materialist Theory of Becoming (2002) [Metamorfoz: Materyalist Bir Oluş Teorisine Doğru], Transpositions: On Nomadic Ethics (2006) [Transpozisyonlar: Göçebe Etik Üzerine] ve İnsan Sonrası (Türkçesi: Kolektif Kitap, 2014) kitaplarının yazarı.

İnsan Sonrası Bilgi / Rosi Braidotti
Özgün adı: Posthuman Knowledge
İngilizce Aslından Çeviren: Seyran Sam, Eda Çaça
Tür: Felsefe, Epistemoloji, Etik
Kolektif Kitap, 1. Baskı, Ocak 2021, İstanbul
232 sayfa
35,00 TL

Mehtap Şafak’tan çocukluğunda kaybolanların umuda yolculuğunu anlatan sarsıcı bir roman: Şey

Çarşamba, Şubat 17, 2021

Hiçbir şeyle birleşmeyen ŞEY gibi yapayalnız hissedenlerin hikayesi... Mehtap Şafak’ın yeni romanı Şey, Feniks Yayınevi’nden çıktı! Romanda, beş farklı karakterin çocukluk travmalarının, erişkinlik dönemine yansımaları ve geçmişleriyle yüzleşme süreçleri anlatılıyor. Şafak’ın üçüncü kitabı; Şey, okuru girdap gibi içine çeken, sorgulayıcı ve sürükleyici bir roman.
 
Doğu ve batı edebiyatını harmanlayan yazar, “Ahlâksızlar ülkesinde, ahlâklı olmaya çalışanların” hikâyesini, birbirinden ilginç karakterlerin çarpıcı diyalogları ile edebiyat severlerle buluşturuyor.
 
“Bugünün yangınları çocukluğun kıvılcımıdır” diyen yazar Şafak okura, toplumsal ve bireysel olaylara derinden bakmasını sağlıyor ve çocuklukta yaşanan travmaların yetişkinlikte nasıl su yüzüne çıktığını tüm çıplaklığıyla anlatıyor. Hissedilen duyguları, yıkımları ve her şeye rağmen umudu; “Şey” kelimesiyle ifade eden Mehtap Şafak, roman karakterleri üzerinden toplumun olay ve olgulara bakışını değerlendiriyor. Şafak, “çocuklara bırakılacak en eşsiz miras, sevgi ve güven” derken; duyguların ‘aile mirası’ olduğuna da dikkat çekiyor.

Gençliğini sallanan bir ipte asılı tutan Kenan, kitap kurdu olan bir fahişe Sokratpare, sahte bir krallığın içinde çocukluğunu yitiren Erol, prenseslikten gerçek hayata terfi eden Amber, gizemini Huzur Köyü’ne yuvalayan Kırıkçı Abdullah ve hayatın “ahlâk”ı anlatılıyor “Şey”de.
 
“Ahlaksızlığa sürüklenen mi sürükleyen mi asıl ahlaksız” dedirtiyor!
Çocukluk döneminden itibaren çarpık iletişim problemleri ve bilinçsiz davranışlarla şekillenen insanlığa vurgu yaparak sağlıklıymış gibi görünen ilişkilerin sorgulandığı romanda; kulağımızın duyduğu, gözümüzün gördüğü her olayın karakterimize nasıl etki ettiğini gizemli, alaylı, hüzünlü ve ustaca bir üslupla anlatıyor yazar. Şey, yeni yüzyılın maskelerini, keyifli cümlelerle izlemek ve kimi zaman da şaşkınlığa kapılarak durup düşünmek için, önce konaklanan sonra yeni bir yolculuğa çıkılan etkileyici bir deneyim sunuyor. 
 
Mehtap Şafak’ın son romanı kitabevlerinde, tüm online kitap adreslerinde!
 
MEHTAP ŞAFAK  HAKKINDA: Çayıralan’da doğup Frankfurt, Kayseri ve Ankara’da büyüyen Mehtap ŞAFAK, Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi, Anadolu Üniversitesi İşletme ve Halkla İlişkiler eğitimlerini aldı. Henüz okul döneminde çalışmaya başlayan ŞAFAK, RTÜK’ten sonra çeşitli kuruluşlarda üst düzey yöneticilikler yaptı. Milliyet Gazetesi’nde ve çeşitli dergilerde köşe yazarlığı yaptı. 2012’de ilk romanı “Öpücük Kıvamında” yı çıkarttı. 2013 yılında da Osmanlı – Rus savaşını (93 Harbi) anlatan “Muhacir” adlı romanını okurlarıyla buluşturdu. “Adolf Hitler & Eva Braun” ilişkisini şiddet gören kadınlar yararına öyküleştiren Şafak, çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde halen gönüllü çalışmalarını sürdürmekte. Ankara’da yaşayan ŞAFAK, Aile - Evlilik / İlişki Danışmanlığı ve Oyun Terapi Danışmanlığı (MEB Onaylı) sertifika eğitimleri aldı. 2020’de son romanı ŞEY’i okurlarıyla buluşturan Mehtap ŞAFAK, şu anda yeni proje üzerine çalışmasını sürdürmektedir.
 
Şey / Mehtap Şafak
Feniks Kitap
216 Sayfa
22 TL

Baki Can Ediboğlu’ndan kötülüğün içinde iyi kalabilmeye dair ruh çözümlemeleriyle dolu bir roman : Olamayanların Mabedi

Pazartesi, Şubat 15, 2021

Başarılı ve kendine has üsluba sahip yazar Baki Can Ediboğlu’nun üçüncü romanı “Olamayanların Mabedi”, Doğan Solibri tarafından yayımlandı. 

İtibarını yitiren, tüm malvarlığına el konulan işadamı Egemen Dortay, bir gün teknesiyle açılır ve bir daha geri dönmez. Parçalanmış teknesine ulaşanlar onun intihar ettiğine hükmeder. Herkesin gözünde bir ölüdür artık. Olay intihar mı, cinayet mi, kaza mı; kesin olarak bilinmez. Sürekli hayatını ve varoluşunu sorgulayan, ara ara ölmeyi düşleyen on dokuz yaşındaki kızı Eylül ise herkesin düşündüğünün aksine babasının ölmediğine inanır. Ona göre, babası, anlattığı masallardaki “An”ın Çocukları gibi, Hayaller Alemi’ndeki mabedini bulmuş, sırra ermiştir. O sırra erme sırası şimdi Eylül’dedir. Çünkü babası ona mabede ulaşması için işaretler bırakmıştır. Eylül dünyanın bir ucundan öbür ucuna işaretleri takip ederek geçmişin karanlık taraflarıyla yüzleştiği uzun bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta Eylül kendi içine doğru bir serüvene dalarken aynı zamanda babasının herkesten gizlenen hikâyesini gün ışığına çıkaracak, hayat, anlam, varoluş, ölüm, yokluk gibi derin sorularına yanıtlar bulmaya çalışacaktır. Ve sürprizlerle döşenmiş yol, onu ulaşılması en zor olan şeye götürecektir. 

Mistik bir yolculukta hakikatin arayışına uzanan ve bilinçaltının derinliklerine inen roman okuyuculara kendi mabetlerinin neresi olduğunu da sorgulatıyor. Kapak tasarımı Mert Kaygusuz’a ait olan Olamayanların Mabedi, aynı zamanda Türkiye’nin en genç yayınevlerinden Doğan Solibri’nin de ilk romanı olma özelliğini taşıyor. 

Baki Can Ediboğlu, 1987 yılında Londra’da doğdu. Saint Joseph Lisesi ve University of Pennsylvania Sistem Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. İlk kitabı Karaköy’de Günbatımı 2013 yılında Alfa Yayınları, ikinci kitabı Üç Nokta 2015 yılında Doğan Kitap tarafından yayımlandı.

“Roman sanatının modalara yenik düştüğü günümüzde, yazılması cesaret gerektiren eserlere imza atan genç bir kalem!” Selim İleri

Olamayanların Mabedi / Baki Can Ediboğlu
Doğan Solibri, 2021
448 sayfa, 42 TL.

Empati Kraliçesi “19 Dakika” ile Türkçede!

Cuma, Şubat 12, 2021

“Kız Kardeşim İçin”, “Cam Çocuk”, “Bir Daha Bak”, “Abra Kadabra”, “Ayrılık Vakti” ve “Ev Kuralları” gibi uluslararası çoksatan romanlarıyla tanıyıp sevdiğimiz Jodi Picoult’un yeni romanına kavuşuyoruz. Uzun süredir beklediğimiz romanı “19 Dakika” raflarda. Okurunun gönlünü ilk okumada çalan yazarlardan Picoult. Asla ilk okumada bırakmayanlardan. Yazdığı her şeyi okumalıyım dedirtenlerden. Yazarı ve romanı şevkle tavsiye ederken pası bültene atıyorum. Bülten deyip geçmemeli esasen. Sevgili Nazlı Berivan Ak, nefis bir bültenle Picoult özeti çıkararak hafızamızı da tazelemiş.

Tüm dünyada 30'dan fazla dilde okurlarıyla buluşan, her romanıyla yeni bir tartışmayı ateşleyen Jodi Picoult'nun uzun süredir beklenen romanı 19 Dakika bu ay raflarda yerini alıyor. Türkçe okuru Jodi Picoult ismini iyi biliyor. İkilemlerin, zorlu konuların, büyük tartışmaların yazarı Picoult.

Kız Kardeşim İçin’de ablasını hayatta tutmak için dünyaya gelen proje çocuk Anna’nın hikayesini anlattı; Cam Çocuk’ta ise az bilinen, çok can acıtan osteogenesis imperfecta sendromlu Willow’un hikayesini. Ev Kuralları’nda “Oğlunuzun gözlerinize bakamaması… Suçlu olduğu anlamına mı gelir?” diye sorarak Asperger sendromlu Jacob karakteri üzerinden kusursuz bir dünyada kusurlu olmanın kodlarını tartıştı. Toplumsal konular hep radarındaydı Picoult’nun, Bir Daha Bak’ta Amerika’nın gizli tarihinin, ıslah projesinin izini sürdü. Eve Dönüş Şarkısı’nda kendi hayatından ilham alarak LGBT+ konusunu işledi, bütün dünyanın cephe aldığı karakterin hayat yolculuğunda kendine varma öyküsünü yazdı. Bu kez sorusu “Hayatınız bir film olsa, eve dönüş yolunda hangi parça çalar?”dı. Hafızanın doğasını tartıştığı Abra Kadabra, iyi aile kavramını, saklamayı ve açık etmeyi, kabullenmeyi ve yeni bir yaşam inşa etmeyi anlattığı bir başyapıt olarak Picoult okurlarının favori romanlarından oldu. Küçük Muazzam Şeyler'de Picoult “Kaideleri sorgulamak için kaç istisna gerekir?” diye sordu. Ayrıcalığa, güce, ırka dair her şeyi, tüm önyargıları bir kenara bırakmak romanın ön şartıydı.

Picoult bu kez 19 Dakika ile okurlara meydana okuyor, akran zorbalığını, aile bağlarını ve eksiksiz görünenin ardındaki sırrı tartışıyor. 

Otuzdan fazla dilde milyonlarca okura ulaşan Picoult için Empati Kraliçesi denilmesi boşa değil, taraf olmuyor, günün ve güncelin nabzını tutuyor, akıcı dili ve kışkırtıcı sorularıyla her romanında etkileyici bir okuma deneyimi sunuyor. 19 Dakika tüm kitapçılarda.

Meydana gelmiş bir şeyi geri döndüremezsiniz; yüksek sesle söylenmiş bir sözü geri alamazsınız. Hepimiz bu noktaya tek başıma gelmediğimi biliyoruz. Peki ama beni özleyecek misiniz? Daha da önemlisi; ben sizi özleyecek miyim?

On dokuz dakikada ön bahçenizdeki otları biçebilir, saçınızı boyayabilir, börek pişirebilir, beş kişilik bir ailenin çamaşırlarını katlayabilirsiniz. On dokuz dakika, reklamlar hariç standart bir komedi dizisinin süresidir. On dokuz dakikada verdiğiniz pizza siparişini teslim alabilirsiniz. Çocuğunuza masal okuyabilir ya da motor yağınızı değiştirtebilirsiniz. On dokuz dakikada dünyayı durdurabilir ya da durmasını beklemeden atlayabilirsiniz. On dokuz dakikada en büyük intikamı alabilirsiniz.

Peter yıllarca sınıf arkadaşlarından zorbalık gördü. Defalarca sınırda olduğunun mesajını verdi, sessizliği yardım çığlığıydı. Sonunda on dokuz dakikalık cehennemin baş kahramanı oldu. Sahi, sevgi dolu, harika bir genç bu noktaya nasıl geldi?

Empati kraliçesi Jodi Picoult’tan zamansız bir roman. Bugünün ve geleceğin izindeki tüm okurlar için.
“Meydan okuyor, sınırları zorluyor. Müthiş bir romanla karşı karşıyayız.”  The Sun

“Picoult tezatları bir araya getiriyor, şüphe ve gerilim dozunu yükseltiyor, göz alıcı bir finalle son vuruşu yapıyor. Nefis bir roman, güncel ve çok katmanlı.” The Times

19 Dakika / Jodi Picoult
Orijinal Adı: 19 Minutes
Çeviri: Serkan Göktaş
Kategori: Dünya Roman
April, Şubat, 2021
Sayfa Sayısı: 600
Etiket Fiyatı: 45 TL


Belediye başkan yardımcısı saraydaki damadın hazin sonunu yazdı : Hasbahçede Sonbahar

Cuma, Şubat 12, 2021

Yeni vergiler, göçler yüzünden İstanbul’da meydana gelen işsizlik, her gün değişik yerlerde hoşça vakit geçiren Damat ile yakınlarına karşı duyulan hoşnutsuzluğu biraz daha arttırıyordu. Sonunda patlak veren halk ayaklanması bastırılamayınca Damat padişahın gözünden düştü. Damat, öfkeli isyancıların ısrarı üzerine sarayda öldürüldü, âsilere teslim edildi. Damat’ın cesedi İstanbul sokaklarında dolaştırılarak çeşitli hakaretlerden sonra parçalanmış bir halde Sultanahmet Meydanı’nda III. Ahmed Çeşmesi civarına terkedildi.

Bahçelievler Belediye Başkan Yardımcısı Zekeriya Yıldız, bir yanda zenginlik, diğer yanda fakirlik; bir yanda eğlence diğer yanda çaresizliğin hüküm sürdüğü Lale Devri’nin ibretlik hikayesini romanlaştırdı. Yıldız, Martı Yayınları’ndan çıkan Hasbahçe’de Sonbahar isimli romanında, padişahın bir numaralı adamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın bir hamam tellağının başlattığı isyanla zirveden mezara gidişinin dramatik hikayesi anlatılıyor. 576 sayfalık tarihi roman, Osmanlı devlet idaresinde israfa ve eğlenceye dalan, adaletle hükmetmeyen üst düzey yöneticileri ve akrabalarını resmediyor.

Bir yanda zenginlik, diğer yanda fakirlik…
Bir yanda eğlence diğer yanda çaresizlik…
Bir yanda değişim, diğer yanda çözülme…
Sefahat ile sefalet arasında akıp giden yıllar…
Gelişme ve yozlaşmanın birbirini tetiklediği derin fay hatları…
Devletin tepesinde bir vezir, halkı peşine takan bir hamam tellağı…
Ve derin bir hesaplaşma…
 
Şiirlerin, şarkıların, köşklerin, kasırların, isyan çığlıklarıyla inleyen meydanların Lale Devrini hiç böyle okumadınız…
 
18. yüzyıl İstanbul’unda nefes kesen bir yolculuğa hazır olun…

Hasbahçede Sonbahar / Zekeriya Yıldız
Martı Yayınları
Dizi / Tür: Roman
Sayfa Sayısı: 576
Fiyat: 35 TL


Monterroso üçlemesinin sonuncusu yayımlandı: Kara Koyun ve Diğer Masallar Türkçe’de

Cuma, Şubat 12, 2021

VakıfBank Kültür Yayınları, Latin Amerika edebiyatının Boom kuşağı yazarlarından Augusto Monterroso’nun “Kara Koyun ve Diğer Masallar” isimli kitabını Türkçe’de ilk kez yayımlıyor. Üçlemenin sonuncusu olan ve 40 öykünün yer aldığı bu kitapta, toplumsal düzendeki çarpıklıkları hicveden Monterroso, yaşadığı kültürün inceliklerini ortaya seriyor. Türkçe çevirisini Mehmet Sait Şener’in yaptığı kitapta, fabl ve masallar mecazi anlatımla iç içe geçiyor.

40 öykü ve göndermeler
Monterroso, birbirinden bağımsız olay dizilerine sahip sıra dışı konuları 40 kısa öyküde işliyor. Öykülerinde Antik Yunan, Pygmalion ve Homeros’a, Ulysses’e, edebiyatın tarihinin unutulmazları Kafka ile Gregor Samsa’ya gönderme yapıyor. Objeler, hayvanlar konuşuyor; ağustos böcekleri, aslan, baykuş, kartal ve tavşanlar mecazi anlatımda yer edinirken, öyküler bir mesaj ve toplum yapısını yansıtabiliyor.

Darbeler coğrafyasında edebiyat
Monterroso’nun yalnızca “Kara Koyun ve Diğer Masallar” kitabını anlamak için değil, diğer eserlerini, dil ile anlatım yapısını anlamak için Latin Amerika edebiyatında Boom etkisine yakından bakmak gerekiyor. Darbeler coğrafyası olarak da geçen Latin Amerika’da Márquez, Fuentes, Cortázar ve Llosa gibi önemli yazarlar, baskıcı rejimler karşısında dilin ve konu hatlarının tüm imkânlarını değerlendirdi. Darbe karşıtı yazarlar dolaylı anlatım, mizah ve ironi başta olmak üzere varoluşçu bir bakış açısıyla ortaya koyulan yepyeni anlatım yöntemleri geliştirdi. Monterroso da eserlerini böyle bir yapıda yazdı. Monterroso, “Devridaim” eserinde âşıklar ve mutsuzları yan yana getirdi, hikâye-deneme anlatısı sundu. “Kara Koyun ve Diğer Masallar”da ise “Toplu Eserler ve Diğer Hikâyeler”de yaptığı gibi farklılığını yansıttı.

Toplumsal sorunlar…
Kitaba da adını veren “Kara Koyun” öyküsünde, toplumsal yapı ile hayata bakışı tek potada eriten Monterroso, adeta rejim güçleri tarafından hayatlarını yitirenlerin sesi oluyor. “Kötülüğün Monoloğu” öyküsünde de yine toplumsal yaşamda sabitleşen iyilik ve kötülük anlayışını kurgusunun merkezine alan Monterroso, şu satırları kaydediyor: “Günlerden bir gün Kötülük İyilik ile yüz yüze geldi; onu yutarak aralarındaki anlamsız çekişmeye sonsuza dek son vermesine ramak kalmıştı ki, onun ufak tefek hâlini gördü ve şöyle düşündü: ‘Bu bir tuzak olmalı, zira çelimsiz görünen İyilik’i şuracıkta yutarsam, insanlar kötülük ettiğimi düşünür; bense utanç içinde kıvranırken İyilik fırsatı kaçırmayıp beni yutar, fakat bu sefer de insanlar onun iyilik ettiğini düşünürler, çünkü Kötülük’ün yaptığı kötüdür, İyilik’in yaptığı iyidir gibi sabit, basmakalıp zihniyetlerini değiştirmeleri zordur.’ Böylece İyilik bir kez daha paçayı kurtardı.”

Guatemalalı yazar Augusto Monterroso’nun “Kara Koyun ve Diğer Masallar”ı, kısa masal ve fabllarıyla Latin Amerika kültürüne dair ayrıntılar sunan özgün bir eser. 

Augusto Monterroso: Latin Amerika edebiyatında Gabriel García Márquez, Carlos Fuentes ve Julio Cortázar gibi Boom kuşağı yazarları arasında yer alan Augusto Monterroso, 21 Aralık 1921’de Guatemala’da dünyaya geldi. Honduras vatandaşı olarak hayatını sürdürdü. Ubico rejimine karşı 1944’te Meksika’ya sürgüne giden Monterroso, Bolivya ve Şili’de yaşadı. Monterroso, kısa öykülerinde kullandığı ironik ve mizahi üslubuyla tanındı, ünü Güney Amerika’ya yayıldı. Birçok edebiyat ödülünün de sahibi olan Monterroso,  7 Şubat 2003’te hayata veda etti. Monterroso’nun “Kara Koyun”, “Devridaim”, “Toplu Eserler ve Diğer Hikâyeler” isimli kitapları VBKY tarafından Türkçe’de ilk kez edebiyatseverlerle buluşturuldu.

Kara Koyun ve Diğer Masallar / Augusto Monterroso
Çevirmen: Mehmet Sait Şener
VBKY
Sayfa sayısı: 60
Fiyatı: 18 TL

Aşkı yeniden keşfetmek: Alain Badiou'dan Aşka Övgü

Cuma, Şubat 12, 2021

Çevrimiçi flörtün risksiz romantizm vaat ettiği, sevginin ise çoğu zaman sadece arzu ve hedo-nizmin bir çeşidi olarak görüldüğü tüketimcilikle dolu bir dünyada Alain Badiou, aşkın tehdit altında olduğuna inanıyor. Rimbaud’nun ünlü “Aşkı yeniden icat etmeli, besbelli” sözünü özümseyen Aşka Övgü; Kierkegaard, Platon, de Beauvoir ve Proust gibi isimlerin de eşlik ettiği, 21. yüzyıl modernliği karşısında yeni bir aşk anlatısı.

“Bu dünyayı doğrudan, ötekiyle birlikte olmanın bana kazandırdığı mutluluğun kaynağı olarak görüyorum ben. ‘Seni seviyorum’ sözü şuna dönüşür: Senin benim yaşamım için oluşturduğun kaynak bu dünyada var. Bu kaynağın sularında, sevincimizi, öncelikle seninkini görüyorum. Mallarmé’nin şu şiirindeki gibi görüyorum onu:
Döndün dalga içinde
Çıplak sevincine”

ALAIN BADIOU, 1937’de Rabat’ta doğdu. École Normale Supérieure’de Felsefe Bölümü eski başkanı ve Gilles Deleuze, Michel Foucault ve Jean-François Lyotard ile Université Paris VIII Felsefe Fakültesi’nin kurucusudur. Akademik kariyerinin yanı sıra politik kişiliğiyle de tanınan Badiou, uzun bir süre Fransız Genç Komünistler Birliği’nin önde gelen üyelerindendi. Halen L’Organisation Politique içinde siyasal mücadelesini sürdüren ve Paris’teki Uluslararası Felsefe Okulu ile École Normale Supérieure’de dersler vermeye devam eden Badiou’nün Türkçeye çevrilen eserlerinden bazıları şunlardır: Etik: Kötülük Kavrayışı Üzerine Bir Deneme, Bir İdea Olarak Komünizm, Felsefe İçin Manifesto, Başka Bir Estetik: Sanatlar İçin Küçük Bir Kılavuz, Platon’un Devleti. 

NICOLAS TRUONG, 1967’de Paris’te doğdu. 1988’de yayın hayatına başlayan ve 1993 yılına kadar devam eden Lettre dergisini kurdu. Le Monde de l’éducation gazetesinde gazetecilik ve Philosophie Magazine’in yazıişleri danışmanlığını yapan Truong, aynı zamanda 2004’ten beri Avignon Festivali’nde “Théâtre des idées” [Fikirler Tiyatrosu] sorumlusudur. 

Aşka Övgü / Alain Badiou, Nicolas Truong
Çeviri: Orçun Türkay
Tür: Felsefe
Sayfa sayısı: 72
Fiyat: 15,00 TL


Jean-Jacques Sempé'den enfes bir dostluk hikâyesi

Cuma, Şubat 12, 2021

Dünyaca ünlü Fransız karikatürist Jean-Jacques Sempé'nin Desen Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan kitabı Elma Surat'ın Akılalmaz Hayatı, zarafet ve nefaset dolu bir dostluk hikâyesi anlatıyor. 

Zıtlıkların mükemmel uyumundan ilham alan ve farklılıkların birlikteliğine vurgu yapan kitap, kalplerde yeşerttiği duygularla büyük küçük herkesin yüzünü gülümsetmeyi başarıyor.

Okurlarını, sıradışı iki çocuğun anılarına ortak edip nostaljik bir yolculuğa çıkaran Sempé; hayat serüvenimizi anlamlı ve katlanılır kılan dostlarımızı yâd etmeye fırsat tanıyor, ''edebî'' dostluğun sırlarını yeni baştan keşfetmenin hazzını yaşatıyor.  

Küçük Savaş Kızıltaş'ın, namıdiğer Elma Surat'ın hayatı epey zordur. Yüzünü ''kızartıp'' duran, tuhaf bir hastalıktan mustariptir. ''Utandığında ya da saçmaladığında her çocuk azıcık kızarır,'' diyecek olsanız da, Savaş'ın durumu farklıdır. Çünkü onun yüzü, ortada hiçbir neden yokken kızarıp bozarmaktadır. Bu yüzden çok sıkıntı çeker, hatta yalnızlaşır. Kendini bildi bileli aklında hep aynı soru döner durur: Yüzü neden kızarıyordur? Acaba sihirli değneği olan bir Orman Perisi ya da hünerli bir doktor onu bu dertten kurtarabilir mi? Ama nafile... Şimdiye dek ne bir periye ne de kendisini iyileştirebilecek bir doktora rastlamıştır. Belki de eksiliğini hissettiği şey, onu hayata bağlayacak bir dosttur. Hani mesela, apartmanlarına yeni taşınan, sürekli hapşırıp duran şu Barış Bahçetırmığı gibi biri...

Zaman rüzgârıyla savrulup gitmiş nice dosta selam gönderen bu naif hikâye; hiçbir karşılaşmanın tesadüf olmadığının altını çiziyor; karşılıklı saygı, sevgi ve hoşgörü temeline dayanan ''dostluk sanatı''nın incelikleri üzerine düşündürüyor.

Çoksatan kitapları ve sansasyonel karikatür çalışmalarının yanı sıra New York Times, Paris Match, New Yorker gibi gazete ve dergilere yaptığı çizimleriyle tanınan Sempé, Elma Surat'ın Akılalmaz Hayatı ile gerçek dostluğun engel tanımadığına tanıklık ettiriyor, bizi biz yapan özelliklerimizin dostluk ilişkilerimizi nasıl da renkli kılabileceğini gözler önüne seriyor.

''Bazen sohbet ediyor, bazen susuyorlardı, çünkü birlikteyken asla sıkılmıyorlardı...''

Jean-Jacques Sempé: 1932 yılında Bordeaux'da doğdu. 60'lı yıllardan beri süregelen kariyeri boyunca Marcellin Caillou (namıdiğer Elma Surat), Martin Pebble ve Raoul Taburin gibi meşhur tiplemeler üretti. Asteriks ve Red Kit'in de yazarı René Goscinny ile birlikte ünlü Pıtırcık serisini yarattı ve büyük bir tanınırlığa kavuştu. İnce esprileri, ilk bakışta anlaşılmayan zarif kinayeleri ve müthiş istihza yeteneği, çalışmalarının temelini oluşturdu. L'Express, Télérama ve The New Yorker için karikatürler çizdi; Paris, Münih, New York, Londra ve Salzburg'da sergiler açtı. Hâlen Paris'te yaşayan çizer, dünyanın en ünlü karikatüristlerinden biridir.

Elma Surat'ın Akılalmaz Hayatı / Jean-Jacques Sempé
Türkçeleştiren: Damla Kellecioğlu
Resimli Kitap, Her Yaş
128 sayfa
Fiyat: 42,00 TL


Farklı Zaman Dilimlerinde ve Bambaşka Coğrafyalarda Geçen Sarsıcı Bir Roman: Hiyerofant

Cuma, Şubat 12, 2021

Sizinle kitabın sonunu tahmin edip edemeyeceğinize dair bahse tutuşmayacağız, ilk bölümün başlığında zaten “Son” yazıyor... Asıl mesele şu: Her şeyin nasıl başladığını anlayabilecek misiniz?

Sıradan bir kitap tanıtım yazısında görmeye alışkın olduğumuz şeyler vardır; kitabın konusundan haberdar olur, göz teması kurduğumuz o kısacık an içinde cezbedici unsurların listesini edinir, bizi neyin beklediği öngörüsüne kavuşuruz.

Ancak bu kez tersinden gidip kitapta olmayanları sayacağız çünkü bu, kalıpların fersah fersah ötesindeki eser tam da bunu gerektiriyor: Hiyerofant’ta bildiğimiz anlamıyla zaman yok ve alışılageldiği üzere akıp gitmiyor. Çanakkale’nin kanla sulanıp çamurlaşan toprağına bastıktan hemen sonra, kallavi bir son yemeğin ardından toplu intihara hazırlanan Nazileri gözleyebilirsiniz. Çoğumuzun adını ezberden saydığı, hiddetinden sual olunmaz, unutulmuş tanrılar yok; hem mesele hiddet olunca sıra onlara gelmediğinden hem de bu âlemde rolleri dağıtan asıl varlığa yer açmak istendiğinden. Simyanın sırrını ararken ölümsüzlüğü yâr gibi özleyenler yok; ölümüne susamış ölümsüzlerin iç yakan öyküsünü de dinleyelim diye muhtemelen. Dudaklarına anne sütünden önce baba kanı değenlerin, bir vakitler İstanbul’un göbeğinden geçmiş Vikinglere tanıklık edenlerin, Aşiyan’daki hayaletlerden başka arkadaşı olmayan çocukların, yaşlı bir adamın suretine bürünüp evvel ezel var olanların, gözlerini kısarak Boğaz’a bakınca devasa bir mezarlık görenlerin yurdu burası... Kısacası, imkânsız denen bir şey yok!

“Bu karanlıkta farklı bir şeyler var. Neredeyse kusursuz… Sanki tek bir gölge görmemiş gibi beyaz ve aç.”
Hiçbir şey yokken, her şeyin başlangıcı buydu. Önce bir ses geldi. Tanımadığı bir ses. Tanımanın ne demek olduğunun dahi bilinmediği bir tanınmazlıktan gelen ses.
 “O halde, birer kadeh daha…”
Sonra kayboldu. Sonra hiç var olmadı. Beyaz karanlığa odaklandı yeni doğan…

Hasan Hayyam Diyor ki:
Hiyerofant aslında bir soru… Bir cevap arayışı. Ölülerin hareketsizliği, yaşayanların da attığı kahkahalarla ikna olmayan bir zihnin kuşkusu. Bu kuşku ve sorunun peşinde yaptığım seyahatlerden, insanın çeşit çeşit var oluş şeklinin arasında aheste dolaşmalarımdan, sahaf kitaplarının kenarlarına düşülmüş yazanı belirsiz notlardan hayalimde kalanların toplamı. Bir cevap arayışı elbette ki bir öğrenme çabasıdır.  Bu çabanın bir parçası olmanız dileğiyle.

Hasan Hayyam, 1980 yılı Haziran’ında Gelibolu’da doğdu. Anne memleketi Diyarbakır’da büyüdü. Liseyi Adana’da bitirdi. 2003 yılında Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Altı yaşında dedesinin oynaması için verdiği sarı saman kâğıtlara hayali mektuplarla yazma macerası başladı. O günden beri hayal kurmayı sürdürüyor.

Hiyerofant / Hasan Hayyam
Dizi / Tür: Roman
Yayım Tarihi: Ocak, 2021
Sayfa Sayısı: 336
Fiyat: 34,50 TL

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template