♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Işıklı Ev : Hatıraların Esansı

Sürekli boğuştuğumuz hatıraları hafızamıza objelerle, kokularla alırız. Unutamadığımız o kokular sayesinde yaşatırız içimizde. Her seferinde yeniden yüzleşirken objelere dokunuruz sanki zaman makinesiymiş gibi. Yanımızdan ayırmayız. Tüm uyarılara, bir şeylerin ters gideceğini hissetmemize rağmen bu anlarda çaresizizdir çoğu zaman. Futh ve Ester gibi… Alison Moore’un şahane novellası “Işıklı Ev” o anları anlatıyor.

İlk kez dilimize çevrilen yazar 1971 Manchester doğumlu… Öyküleri çeşitli dergilerde ve antolojilerde yer almış. İlk öykü kitabı “The Pre-War House” ile Bridport ödülü, Manchester Kurgu ödülü ve Scott ödülü adayı olmuş. İlk romanı “The Lighthouse” ile yayımlandığı yıl 2012’ye damga vurmuş. Edebiyat dünyasının en prestijli ödüllerinden Man Brooker ve National Book ödüllerinde “Yılın en iyi yeni yazarı” adayı olurken, 2013’te McKitterick ödülünü kazanmış. Observer dergisine göre de 2012’nin en iyi romanı “The Lighthouse”ın yunanca çevirisi de “Hellenic American Union Literary Translation Prize 2014” ile taçlanmış. Levent Göktem’in çevirisiyle dilimize kazandırılan “Işıklı Ev” aldığı övgülerle yazarın adını dünyaya duyuran roman. The Guardian yazarlarından Jenn Ashworth “Leziz bir şekilde sarsıcı… Kaçınılmaz felaketi sürekli hissetmek ve beklemek dayanılmaz hale geliyor.” diyerek özetlemiş. 2014’te yayınlanan ikinci romanı “He Wants” ile çıkışını sürdüren Moore’un üçüncü romanı “Death and the Seaside”ın Ağustos ayında yayımlanması merakla bekleniyor diyerek “Işıklı Ev”e dönelim... 

Bir yaz günündeyiz, İngiltere’den Avrupa’ya geçen bir feribotun güvertesinde... Eşinden boşanmasının ardından tatil için yola düşen Futh ile tanışıyoruz. Her şeyi günü gününe eksiksiz planlamış, güzergâhını belirlemiş, otel rezervasyonlarını yaptırmış. Almanya’ya yürüyüş yapmaya gidiyor. Bir hafta boyunca günde en az yirmi beş kilometre yürüyecek. Feribotta tanıştığı yolcu ile sohbete dalıyor ve onu yolu üzerindeki evine bırakmayı teklif ediyor. Tam bu sırada yeni arkadaşı “Senin de bazen içine bir şeylerin ters gideceğine dair bir his doğuyor mu?” diye soruyor. “Hani böyle bir şeyler olacağına dair kötü bir his?” Futh, “Tabii ki,” diye cevaplıyor ve her şeyini gözden geçirmeye, sorgulamaya başlıyor. Tüm hayatını, çocukluğunu, ilişkilerini gözden geçirdiği yolculukta ona eşlik ediyoruz. Yanından ayırmadığı deniz feneri şeklinde gümüş parfüm kutusu gibi... 

Hellhaus Oteli’ndeyiz... Ester ile tanışıyoruz. Odaları temizlemeyi bitirince bara inip ilk içkisini içmeyi âdet edinmiş. Kocasının baskısı altında nefessiz kalmış kadının kendi özgürlük alanını yaratmasına şahit oluyoruz. O da her şeyini gözden geçirmeye, sorgulamaya başlıyor. Hayatını, çocukluğunu, ilişkilerini gözden geçirirken ona da eşlik ediyoruz. Yanından ayırmadığı ahşap deniz feneri kutusu gibi... 

İki kahramanının öyküsünü bir arada işleyen Moore, harika bir atmosfer yaratmış. Ağır ağır, duru bir anlatımla okurunu ilk sayfalardan itibaren tatmin ediyor. Gergin atmosferini hayranlık uyandıran bir melankoli ile harmanlamış. İnce ayrıntılardan, kokulardan, simgelerden faydalanarak harika bir kurguyla derinleştiriyor. Gerçekçi ve çok akıcı... Ortaya müthiş bir okuma hazzı çıkmış. Allayıp pullamadan anlatıyor, süslemiyor, karakterlerine de mesafeli, sevip sevmememizi de umursamıyor. Zaten Futh de sevmesi mümkün olmayan biri. Silik, aciz, yaşamla ilgisi olmayan çok sıradan bir adam... Karısının onca söyleminden sonra ancak boşanmanın ardından ehliyet alacak kadar sığ bir adam. Yaşadıklarını sorguladıkça okurun onun yerine isyan edeceği, “iki tokat atayım da kendine gelsin” diye düşüneceği bir adam. Özellikle romanın atmosferi ile çok daha etkili bir sönüklük onunkisi... Ester ise denge unsuru, hafifletici bir karakter onun yanında. Cinselliği sayesinde romanın atmosferini yaratan kadının öyküsü de Futh’e paralel olsa da en azından o kaçış noktasını bulabilmiş, kendince isyanı var.

“Fener her üç saniyede bir çakar ve elli kilometre uzaktan görülebilir. Sisli havalardaysa sis düdüğü kullanılır.” diyor Futh’un babası ve ekliyor “Deniz feneri inşa edildikten sonra bile gemiler karaya oturuyordu.” İnsanlar da öyle diyor Moore, onlar da karaya oturur. Hayatlarındaki kırılma anlarıyla yüzleşmek için kokuları stoklar, objelere sığınır. Hatıraların esansı da kötü kokar. Hayatlarında çakan fenerleri göremeyen, düdükleri duymayan Futh ve Ester’in karaya oturmalarını anlatan şahane bir novella “Işıklı Ev”... Çok iyi bir yazarla tanışmanın hazzı da cabası. 

Işıklı Ev - Alison Moore
Özgün Adı: The Lighthouse 
Çeviren: Levent Göktem
Kırmızı Kedi Yayınevi, Ağustos 2015
Sayfa: 168 
Fiyatı: 12 TL  

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template