♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

3 Metros Sobre El Cielo : Motor, Trajedi, Aşk...

Büyük aşklar nefretten ve zıtlıklardan doğar düsturunun vizyondaki temsilcisi “3 Metros Sobre El Cielo”, aslında düsturu gibi eskimiş bir hikaye barındırıyor perde arkasında... İki zıt karakterin aşkını anlatan roman, ergenlerde yarattığı etki üzerine 2004’te İtalyanlarca filme çekilmiş... Pek etki yapmayan “Tre metri sopra il cielo”, Step’i canlandıran Riccardo Scamarcio’ya en iyi çıkış ödülüyle fırsat vermesi dışında pek adı anılmıyor... Ki bu durum İspanyol versiyonla ortak özelliklerinden biri... Step olmuş H., aynı ödülü bu kez Mario Casas almış...

Altı yıl sonra İspanyolların filme el atması, iki örnek karşılaştırıldığında doğru karar... "Gökyüzünün Üzerinde 3 Metre" adlı roman, yönetmen ve senarist Federico Moccia’nın eseri... 1987’de kendi yazıp, yönettiği “Palla al centro” ile başlayan filmografisinde en çok bilinen filmi, 2008 yapımı “Scusa ma ti chiamo amore / Pardon! Seni Seviyorum”... Devam filmi de çekilen İtalyan romantik komedisi, vizyon şansı da bulmuştu ülkemizde... Moccia’nın romanına yeniden şekil veren İspanyol, yönetmen/senarist/oyuncu Ramón Salazar... Adını 2002 yapımı “Piedras” ile duyuran Salazar, üç yıl sonra “20 centímetros” ile aynı başarıyı yakalamıştı... Yönetmen koltuğunda oturan Fernando González Molina ise, tv dizileriyle adını duyuran bir isim olarak ikinci uzun metrajında... 2010’da İspanya’nın en sevilen filmlerinden biri olarak, ergenleri tavlayan “3 Metros Sobre El Cielo”, iki yıl sonra devam filmi “Tengo ganas de ti”ye kavuşmuş... Ki serinin hayranları arasında, devam filmini daha çok beğenenler çoğunlukta...

Gelelim filmin konusuna... Okulunda başarılı, zengin kızı Babi ile aynı zenginlikte olan ama serserilikte de birinci olan H’nin nefretle, sataşmayla başlayan aşkını anlatıyor “Aşkın Yükselişi”... İkilinin tanışmaları sürtüşme, ilişkileri sürtüşme... Farklı hayatlar yaşayan gençlerin aşkı klasiğinden hiçbir farkı yok, hatta H’nin neden fakir olmadığını anlamak zor... Aynı oranda zenginken, sanki fakirmiş gibi yansıtma manevrası tutmayan aşı gibi.. Aslında filmin neredeyse tamamı tutmayan aşı gibi...

Motor yarışları yapmaktan başka bir meşguliyeti olduğunu görmediğimiz H, tipik kız ailelerinin korkulu rüyası modunda... Herhangi bir sebebe dayanmayan anlamsız nefret duygusuyla, ona buna saldıran gencimiz... Babi ise, varlıklı ailenin saflığı masumluğu temsil eden kızı... O nasıl saflıksa, daha açılışta partiye gider gibi hazırlanıyor okuluna... Film boyunca da sürekli iç çamaşırlarıyla arz-ı endam eyliyor... Yan karakter desek, arasak bulamıyoruz, bulduğumuz da trajik olay yaşanması için kullanılıyor... Babi’nin kardeşinin nasıl bir karakter olduğunu anlamak güç örneğin, anne babasının da... Tutmayan aşıların sonucu olarak, neyin neden olduğunu da anlamıyoruz, sadece oluyor! Bunun getirisi olarak, hiçbir sahnesi inandırıcı olmayan bir aşk geçiyor önümüzden... 

Neresinden tutulsa elde kalan filmin iyi yaptığı tek şeyse görüntü yönetimi... Bazı sahneleri tam da öykünün istediği tabloya dönüştüren film, klip mantığının da yardımıyla iyi bir görüntü dili kuruyor, bu sayede izlenebiliyor... Bu iyi makyaj sayesinde seyircinin aklına neden-sonuç ilişkisi kurmak gelmiyor... Ki bunun da tipik Hollywood formülü olduğunu belirtmeye gerek yok sanırım...

Oyunculuklar konusunda da durum hayli vahim... Filmin can damarı H’yi oynayan Mario Casas, tam bir odun olarak yer alıyor ve bolca biscolata erkeği modunda ergen kızların içine işlemek üzere bakıyor kameraya... Babi rolündeyse Melissa P’den tanıdığımız María Valverde, üzerine düşeni yapmaya çalışsa da, ortaya pek uyumlu bir ikili çıkmıyor...

Basit öyküsünü, zıt kutupların aşkına dair tüm klişeleri kullanarak anlatan “Aşka Yükseliş”, gökyüzüne dokunmak bir yana, yükselmeye çalıştıkça irtifa kaybeden başarısız bir deneme...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template