♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Fatih’in Fedaisi Kara Murat : Bale Müsameresi

Bazı filmler vardır üzerine yazmak, bir iki cümle kurmak çok zordur... Daha izlerken başınıza neler geleceğini anladığınız filmi seyretmek bile sıkıntılıyken yazmak... Neresinden tutsanız elinizde kalan filmin en azından bir şeyi iyi yaptığını görmek için kendinizi zorlarsınız ama nafiledir... En azından emek vermişler diyebilmek bile zor gelir bittiğinde... “Fatih’in Fedaisi: Kara Murat” tam da böyle filmlerden... 2015 yılında izlemiş olmanın başlı başına olay olduğu bir film aynı zamanda... Benzer kötülükte bir filme denk gelme ihtimaliniz o kadar düşük ki, rahatlıkla “sinemada izlediğim en kötü film” diyebilmek için gidilebilir sinemaya ancak...

Gerek fragmanları, gerek konusu gerekse de uzun zamandır tarihi filmlerin yeniden diriltilmesini beklediğimizden farklı bir yerde duruyordu “Fatih’in Fedaisi: Kara Murat”... Yakın zamanda “Karaoğlan”dan umut beklenmişti ama olmamıştı... Bir de “Fetih 1453”ün gişe başarısını bu beklentiye eklediğimizde doğru bir projeydi bu, kağıt üstünde... Lakin sinema tarihi her daim teorinin pratiğe dönüştürülemediği örneklerle doludur... Özellikle sinemamız da sayıları çoktur bunların... “300 Spartalı”nın yarattığı etki sonrasında “bizden buna benzer ne öyküler çıkar yahu” diyenleri de görmüştük... Fragmanları izlediğimizde de “acaba” demiştik doğrusu... Ama bu kadar kötü bir filmin gelişini hangi mantığa sığdırmalı bilemiyorum... Nasıl anlatılır, Türkçe buna ne kadar yeter bilemiyorum açıkçası...

Kurguculuktan gelme Aytekin Birkon’un senaryoyu da kotararak ilk yönetmenlik deneyimine soyunması bir yana kadro da tanınmamış isimlerden oluşunca tamamen kapalı kutuydu film... Senaryoya da katkı veren Fatih Usta'nın Kara Murat'ı canlandıdığı filmde ona; Bahadır Sarı, Nezih Işitan, Ceyda Tepeliler, Ömer Faruk Hakeri, Kaan Erkam, Nefise Karatay ve Cem Baza gibi isimler eşlik ediyor... Daha önce Cüneyt Arkın yorumuyla beyazperdeye aktarılan Osmanlı İmparatorluğu'nun genç akıncı beyi Kara Murat, günümüzün imkanlarıyla müthiş bir şov sunabilirdi bizlere... İçimizdeki umut da buydu zaten... Gala davetiyelerinde osmanlıca kullanımı ile gündeme gelen film, islami öğeleri de kullanarak rengini baştan da belirtmiş oldu... Ülkemizde Dolby Atmos teknolojisini kullanan ilk aksiyon filmi ibaresiyle vizyonda nihayetinde...

1444-1453 arasındaki dönemi anlatmaya soyunan film, bir yandan Kara Murat’ın kahramanlığını işlerken diğer yandan Osmanlı İmparatorluğunun zor dönemi aşmasını da konu ediniyor kendine... 

Kara Murat; yağız, güçlü ve genç bir akıncı beyidir. Osmanlı ve Bizans İmparatorlukları arasında Sırbistan'da geçen savaşta tek başına Bizans askerlerinin arasına girip savaşın gidişatını değiştirebilecek bir savaşçıdır. Akıncılarla beraber Osmanlı sınırlarını koruyarak Bizans'ın dikkatını çeker. Savaşta yaptıklarıyla ne kadar cesur ve korkusuz olduğunu gösteren Kara Murat, bundan sonra ülkesini, halkını, Osmanlı İmparatorluğu'nu ve ailesini korumak için elinden geleni yapacaktır. Sultan Murat'ın kardeşi Orhan Çelebi'nin tek amacı ise tahta geçmektir. Fakat Sultan Murat'ın padişahlığı oğluna bırakmasıyla genç, cesur ve bir o kadar da inançlı olan Sultan Mehmet'in dönemi başlar. Sultan Mehmet'in güçsüz olduğunu düşünenler bu durumu fırsat bilirler ve hain planlar yaparlar.

Çok kötü başlamıyor aslında... İlk anlarından itibaren Kara Murat’ın ne kadar büyük bir kahraman olduğunu göstermek iyidir... Koca bir mancınığı ele geçirip düşman hattına çevirerek kullanan kahramanımız, bir arkadaşını kaybederken en büyük rakibini de tanıyor: Talus... İkili arasındaki rekabetin kızışmasını bekleyecek ve final sahnesinde büyük kapışmanın heyecanı ile coşacağız ne de olsa... Ama ortada bir karakter yaratımı yok maalesef... Bizans’ın en güçlü savaşçısı Talus, tüm film boyunca Kara Murat’ı övüyor... Karısına söylüyor güya ama hep bize mesaj... “Uğruna savaşacak bir şeyleri var” diyor... Bizans’ın ya da kendisinin yok mu? Niye yok? Muamma... Zaten Konstantin de evlere şenlik... Alıştığımız karikatür tiplemesinden hareketle sadece yiyip içen, hain planlar kuran ve pis pis sırıtan bir adam... Talus’un eşi, Konstantin’in kız kardeşi Tanya da niye var, ne işe yarıyor meçhul... Konstantin ile birlik olan Orhan Çelebi de saf kötülükten nasibini almış... Sultan Murat’ın bir iki cümle sonra tuhaf bir şekilde hastalanmasıyla öne çıkan Fatih Sultan Mehmet de saf iyi ve kızgın bakışlı bir adam... Herkesin rengi baştan belli... Kara Murat’ın rolü bu oyunu bozmak...

Ortada bir senaryo olduğunu söylemek mümkün değil öncelikle... Bir dramatik yapı olmadığı gibi karakter yaratımı diye bir şey de yok ortada... Kartondan karakterler, berbat oyuncuklarının da eklenmesiyle sürekli kitabi cümleler ediyor... Diyalogların suniliği karşısında bir gülme hissi geliyor ki, bırakmıyor insanın yakasını... Gerçekliğin çok dışında her şey... Devamlılık, kurgu falan da aramayın... Onların da yerlerinde yeller esiyor... Hatta öyle sahne geçişleri var ki, akıllara feza... Oyunculuklar desek facia... Fatih Sultan Mehmet, gözlerini tek bir noktaya dikiyor ve kızgın bakıyor tüm film boyunca... Berbat diyalogların da yardımıyla oyunculuklar tastamam müsamere havasında... 

Elde kalan tek şeyin en azından aksiyon olmasını bekliyor insan ama nafile... İlk sahnedeki etkili girişin özelliği, Dolby Atmos’un atmosfere katkısı oluyor ona tamam ama ağır çekimin de bunu katladığını görüyoruz... Filmin açılışı için çok uygun... Ama bu yöntem bütün film boyunca kullanılınca iş artık filmden çıkıp baleye dönüyor... Düşmanların tamamının mutlaka havada parende atmak gibi bir özellikleri mevcut... Havada iki dönmeden ölmemeye yemin etmişler... Ve tüm bu ölümler de “slow-motion”... Tamamı uzayda geçen filmlerde bile bu kadar süzülme görmemişsinizdir emin olun... İstisnasız her sahnesi “slow-motion”a boğulan film, sadece savaş sahnelerinde de kullanmıyor bunu... Sürekli müziğin yükselmesiyle başlayan bu ağır çekim tercihi o kadar yoğun ki, tekrara da düşüyor... Hatırlama sahnelerinde de kullanılmasına diyecek herhangi bir söz bulamıyorum artık... Savaş sahnelerinin koreografilerinin kötü olmasını da geçelim, kalabalık sahnelerde amatörlük de hafif kalıyor... Önde Kara Murat üç beş kişiyi harcarken arkadakiler aynı senkronizasyonla kılıçlarını bayrak sallar gibi sallıyorlar... Ölen de öldüren de yok arka planda... Ama sahne sonunda kamera yukarı çıkınca ortalık ölü kaynıyor... Ne ara öldüler, muamma... Tüm bu slow-motion istilasının sonunda pastanın üstündeki mum da devam filmine açılan kapı olarak İstanbul’un fethine artık hazır olunduğu... Hadi gazanız mübarek ola...

Anlatıcının “Hain Konstantin” gibi direk tanımlamalarıyla ortamı şenlendirdiği “Fatih’in Fedaisi: Kara Murat”, sinemanın hiç bir temel gereğini yerine getiremeyen bir facia... 2015 yılında böyle bir facianın vizyona girmesiyse, en hafif tabirle utanç verici bir durum, çok ağır bir leke Türk Sineması adına... 


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template