♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Dickinson : Kalbim, unutacağız onu…

Televizyon ve dizi izleme alışkanlıklarını değiştiren online izleme platformları ya da diğer bir deyişle stream servisleri arasındaki savaşa Kasım ayı itibariyle büyük bir marka daha katıldı. Netflix, Hulu ve Amazon arasındaki rekabete büyük isimlerle anlaşarak dahil olan Apple, anlaşma haberleri yarattığı heyecanın sonunda ay başında ilk şovunu da yaptı. APPLE TV+, dört diziyle yaptığı başlangıca ay sonunda beşinci diziyi de ekleyerek devam edecek. 1 Kasım itibariyle izleyiciye sunulan dizilerden “Dickinson”, en çabuk ikinci sezon onayını alarak öne çıkmış durumda. Viktoryen dönemde geçen romantik komedi önemli bir ikonu, büyük şair Emily Dickinson’u konu ediniyor. On bölümlük ilk sezon platformda izleyici bekliyor.

İlk hazırlıkları geçtiğimiz yıl yapılan ve mayıs ayında verilen onayla adı anılmaya başlayan Dickinson, Ağustos itibariyle de kadrosuna son şekli vermişti. Hazırlık aşamasında ilgi çekmeye başlayan dizinin yaratıcısı Alena Smith ilk önemli projesinde. “The Newsroom”un senarist kadrosunda yer alarak ilk adımı atan Smith, “The Affair”in senaryo editörü olarak sivrildikten sonra ilk dizisine soyunmuş. Altı kişilik yazar kadrosunun başında yer almış. Yönetmen koltuğundaysa iki bölümde bir değişiklik var. Beş yönetmenden en çok öne çıkan isimse David Gordon Green. İlk filmi “George Washington” ile şahane başlangıç yapan yönetmen iki binli yılların önemli isimlerinden. Her ne kadar onca filmden sonra “Halloween”in yeniden çevrimiyle stüdyolara teslim olmuşsa da bağımsız sinema kökleriyle yarattığı harmanla özgün işlere imza atmaya devam ediyor. Dizinin ana çizgisi ve tonlarını da yaratma konusunda önemli iş çıkarmak üzere motor demiş. Oyuncu kadrosu da gayet iyi… Şairi Hailee Steinfeld canlandırırken Toby Huss, Anna Baryshnikov, Ella Hunt, Adrian Enscoe, Jane Krakowski ve Darlene Hunt ona eşlik eden isimlerden öne çıkanlar. 

Tam adıyla Emily Elizabeth Dickinson, edebiyat dünyasının şanssız figürlerinden biri. 10 Aralık 1830, Amherst, Massachusetts doğumlu bir kadın. 15 Mayıs 1886’da ölene dek neredeyse hiçbir şey yaşamamış. Bir münzevi olarak kalmış. Tüm yaşamını o kasabada geçirmiş, şiirlerini kendi kendine yazmış. Birkaçının anonim olarak yayımlanması dışında hiç gün ışığına çıkmamış, hiç okunmamış ve bilinmemiş bir şair olarak ölmüş. Hak ettiği ilgiyi ölümünden sonra görmüş isimlerden. Ölümü sonrası bulunan şiirleri yayımlanınca ölümsüz mertebesine yükselmiş. Yaşam hikâyesi de her daim ilgi çekici olarak kalmış. Amerika’nın en sevilen şairlerinden biri olmasının yanı sıra popüler kültürün ve özellikle de feminist akımın önemli figürleri arasında yer alıyor. Dickinson, bu yaşam öyküsünün bilinen çatısını kullanarak içini doldurmaya çalışan bir dizi. Şairin hayatındaki dramaya romantik komedi sosunu ekleyerek post modern bir anlatım tercihiyle ironiyi ve eğlenceyi işleyerek görece hafif ve eğlenceli bir pamuk şekeri kıvamı tutturmayı hedeflemiş. Bunu başardığı da söylenebilir. Ağırlıklı olarak genç kitleyi hedeflemiş gibi görünüyor. Çok büyük şeyler söylemek yerine şiirler de yazan sıradan bir genç kadının maceralarını anlatıyor. O yıllarda bu fikirlere sahip her kadınının böyle yaşıyor olması ihtimalini daha çok önemsiyor.

Yarımşar saatlik süresiyle on bölümlük ilk sezon, daha ilk bölümden itibaren seyirciye kendini sevdirmeyi başarıyor. Bin sekizyüzlü yıllarda kadın olmanın ne demek olduğunu, sosyal hayatı ve bugün bakıldığında saçma görünen fikirleri irdeleyerek hızlı bir giriş yapıyor. Üç kardeşi ve anne babasıyla yaşayan Emily’nin hayatı şiir yazmaktan ibaret. Ev işlerini yapmak istemiyor. Kasabanın önde gelen isimlerinden biri olan babası hayli baskın bir figür… Kadınların yeri konusunda makale yazacak ve bunu her fırsatta vurgulayacak kadar katı. Şiirlerin herhangi bir yayımlanmasını istemiyor. Kadın dediğin ev işlerinden ibaret… Hayatları sadece bu kadar olabilir. Emily’nin tüm bu kısıtlamalar arasındaki yaşam mücadelesi de dizinin ana konusu. Ona aşık bir arkadaş, sosyeteden bir arkadaş grubu ve en yakın arkadaşı Sue ile ilişkileriyle şekillenen bir hayat. Sue ile yaşadıklarının arkadaşlıktan öte olması, biraz buruk ve hüzünlü cümlelerle altı çizilen “ben hiçbir şeyim” tanımlaması ve bölüm sonunda görünen azraille arkadaşlığı ile gayet iyi bir ilk bölümle açılan dizi sonraki bölümlerde de aynı tavrı sürdürerek eğlenceli ve akıcı şekilde ilerliyor. İyi bir sezon finali yaptığını da vurgulayalım. Her bölümde bir şiiri işleyen dizinin müzikleri, atmosferi ve dönemi yansıtması da başarılı. 

“Emily Dickinson 1830 yılında Amherst, Massachusetts'te doğdu. Hayatı boyunca babasının evinde yaşadı. Hayatının sonlarına doğru, odasından çok az çıkar oldu. Anonim olarak yayımlanan dörtlükleri dışında, eserleri hiç yayımlanmadı. Şiirleri, öldükten sonra keşfedildi. Bazıları, şimdiye dek yazılmış en garip, en büyüleyici şiirlerdi. Neredeyse iki bin tanesi, sandığının içinde öylece duruyordu.” cümleleriyle başlayan “Dickinson” şiir ve yalnızlıkla beslenen bir hayatı başarıyla işliyor. “Kalbim, unutacağız onu, / Bu gece, sen ve ben. / Ben ışığı unutayım, / Onun sıcaklığını sen. // Unuttuğun vakit, söyle bana, / Ola ki düşüncem donar. / Acele et, oyalanırken sen, / Hatırlayabilirim tekrar.” der Dickinson en sevilen şiirlerinden birinde. Hayatı da öyle geçmiş. Unutmak zorunda kalmaların toplamından oluşmuş. Hayatının büyük bölümünü inzivada geçiren büyük şairi tanıma şansını kaçırmayın derim. Elbette şiirleri okumayı da es geçmeyin.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template