♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Dizi Raporu : Eylül & Ekim Yenileri

Pazartesi, Kasım 30, 2015
15 Eylül’de “The Bastard Executioner”ın prömiyeriyle açılan 2015-2016 sezonu kanalların yeni dizileriyle şenlik havasına bürünmesi beklenirken hiç de umulduğu gibi olmadı. Yaracıların risk almak yerine tutmuş dizilerin bildik formüllerinden oluşturdukları karmalar ağırlıkta. Uzun yıllar konuşulacak diziler yerine yılı kurtaracak yapımları tercih etmeleri sayesinde dizi bağımlıları için bu sene fazla bir seçenek yok. Yeni başlayan her diziyi seyredenler için bu yıl ikinci bölümünü sabırsızlıkla bekleyecek bir şey de yok. Sonbahar sezonu için izleyiciyi tv’den kaçırma sezonu diyebiliriz rahatlıkla. “Ash vs Evil Dead”, “Modus” ve “The Last Kingdom” sezonun en iyileri ve izlenmesi gerekenleri olurken, “Heroes Reborn”, “Limitless”, “Minority Report” ve “Supergirl” de beklentilerin uzağında kalan saçmalıklar. İşte Eylül ve Ekim ayı içinde başlayan 26 dizinin konusu, kadrosu ve değerlendirmesi...


Ash vs Evil Dead
Evil Dead efsanesini televizyon ekranlarına taşıyan dizi sezonun en çok bağımlılık yaratacak işi. Sam Raimi’nin 1981 yılında armağan ettiği klasik “Evil Dead” yaratıcıları tarafından ilk elden uyarlanıyor. Doksanlarda “M.A.N.T.I.S.” ve “Spy Game” ile dizi denemesine soyunan yönetmenin tv’ye de geri dönüşü aynı zamanda. Yaratıcı üçlümüz de Sam Raimi, Ivan Raimi ve seksenlerin sonundan bu yana birçok diziye katkı vermiş Tom Spezialy’den oluşuyor. Filmde Ash’i canlandıran Bruce Campbell, Ray Santiago, Dana Delorenzo, Jill Marie Jones ve savaşçı prenses “Xena” olarak tanıdığımız Lucy Lawless de oyuncu kadrosunun başını çekenler. Filmden çok daha şiddetli ve eğlenceli olan dizi aradan geçen yıllarda uslu durmuş Ash ile tanıştırıyor izleyicisini. Umarsız, alkol ve uyuşturucu düşkünü, bir süpermarkette çalışan tembel adamımız karavanına attığı kızla alem yaparken hava atmak için şeytanın kitabını açmış ve okumuş. Haliyle bu salaklığının bedelini ödüyor. Yeniden elektrikli testeresini kuşanan kahramanımıza bu kez iş yerinden arkadaşları Pablo ve Kelly de eşlik ediyor. 31 Ekim’de Starz ekranlarında başlayan dizi daha prömiyerinden üç gün önce ikinci sezon siparişi alarak şovunu da yaptı. Filmden uyarlanan diziler kategorisinin en iyilerinden biri olduğunu göstermek içinse tek bölüm yetti. Efsaneler böyle geri dönecekse başımızın üstünde yerleri var...


Blindspot
NBC’nin ağır toplarından biri olan polisiyenin yaratıcısı “Stargate” serisi ile tanıdığımız Martin Gero. Jaimie Alexander, Sullivan Stapleton, Rob Brown, Audrey Esparza, Ashley Johnson, Ukweli Roach ve Marianne Jean-Baptiste de oyuncu kadrosunun başını çekenler. Günümüz New York’undayız. Times Square’de bir çanta açılır içinden hafızasını kaybetmiş bir kadın çıkar. Olay polise intikal edince devreye FBI girer. Tüm vücudu dövmelerle kaplı olan kadına Jane Do adı verilirken, sırtındaki dövmede bir ajanın Kurt Weller’ın adının yazmasıyla ekip işe dahil olur. Jane kimdir, dövmeler ne anlama gelmektedir, Jane’in hafızasındaki kalıntılarda kalan ve onu eğitip hazırlayan adam kimdir gibi soruların cevaplarına dair arayışlar da dizimizin konusunu oluşturmakta. Tek bir olayla yetinmeyen dizi, her bölümde dövmelerden çıkan ipuçlarını takip ederek dünyayı kurtarmayı da ihmal etmiyor. İnandırıcılıktan uzak ve çok sığ bir dizi olduğunu anlamak için ilk bölümü yarılamak bile yeterli. Ana hikayesini çok ucuz numaralarla canlı tutma çabası da yetersiz. Stapleton’un iticiliğiyle role hiç yakışmadığı dizi, “The Blacklist”in farklı bir versiyonu olmanın ötesine de geçemiyor. 21 Eylül’de iyi bir izlenme oranıyla başlasa da her bölümde oranların düşmesiyle kan kaybederek ilerleyen dizi buna rağmen tam sezona uzayarak şimdilik durumu kurtardı. 


Blood and Oil
ABC’nin Dallasvari dizisinin yaratıcıları Rodes Fishburne ve Josh Pate. İkisinin de ilk işleri. Oyuncu kadrosu da Don Johnson, Chace Crawford, Rebecca Rittenhouse, Delroy Lindo, Amber Valletta, Scott Michael Foster, India de Beaufort ve Adan Canto’dan oluşan dizi 27 Eylül’de başlamış ve pek de parlak izlenme oranı yakalayamamıştı. Her bölüm bu oranların düşmesiyle sezonu da 10 bölüme düşürüldü. İptale de en yakın dizilerden biri olarak gösteriliyor. Billy ve Cody Lefever çiftinin yeni hayat kurma hayaliyle taşındıkları The Bakken girişinde kaza yapmalarıyla planları alt üst olur. Gündelik işlerle oyalanırken duydukları fırsatı değerlendirmek üzere harekete geçerler. Hayatlarını ipotek edecek yüksek bir borcun altına girerek kasabanın hakimi olan Hap Briggs ile başlayan ortaklıkları büyük test olacaktır. Üstelik bebekleri de yoldadır… Bildik tiplemeleri ve olay örgüsüyle vasat dizinin izlenecek bir yanı yok. Zaten hikayesi de yarım kalacak gibi görünüyor.


Casual
Sinemacıların dizi işlerine girmesinin son örneklerinden “Casual” bir Jason Reitman projesi olarak dikkat çekiyor. Aile komedisinin yaratıcısı da Zander Lehmann. Michaela Watkins, Tommy Dewey, Tara Lynne Barr, Nyasha Hatendi ve Frances Conroy’un başını çektiği oyuncu kadrosuyla 7 Ekim’de Hulu’da başlayan dizi kanalın yüzünü de güldürdü ve çok geçmeden ikinci sezon onayını da kaptı. Aile kavramına farklı bir bakış getirme iddiasıyla yola çıkan dizi, ergen kızıyla kardeşinin yanına taşınan dul bir psikolog kadının hayatına odaklanıyor. Üçlünün fazlasıyla serbest hayatları, dul annenin yeni birini tanıma çabaları, savruk kardeşin hayatındaki değişimler başta olmak üzere birçok konuyu incelikli bir bakışla işleyen dizi bağımsız filmleri sevenler için biçilmiş kaftan. Oldukça özgün, mütevazi ve eğlenceli… Sezonun dikkat çeken dizilerinden biri…


Code Black
Sezonun medical drama açığını dolduran Code Black, Ryan McGarry’nin aynı adlı ödüllü belgeselinden uyarlama. Uyarlamayı kotaran isimse “North Country” ile adını duyuran ve “Intelligence” ile hüsran yaşayan Michael Seitzman. Marcia Gay Harden, Raza Jaffrey, Bonnie Somerville, Melanie Chandra, William Allen Young, Harry Ford, Benjamin Hollingsworth ve Luis Guzmán da oyuncu kadrosunun başını çeken isimler. Los Angeles’ta bir acil servisteyiz. Her zamanki gibi iyi doktorlar ve hemşireler var ama haddinden fazla hasta ile baş etmeye çalışıyorlar. İnsan hikayeleri ve küçük kahramanlıkların dizisi 30 Eylül’de CBS ekranında macerasına başladı ama pek parlak bir gidişatı yok. Düşen izlenme oranlarına rağmen kanaldan altı bölümlük ek sipariş alarak durumu kurtarmaya çalışıyor. Hiçbir artısı olmayan tipik bir acil servis dizisinin ömrünün pek uzun olacağını sanmıyorum.



Crazy Ex-Girlfriend
The CW’nin tek yeni dizisi aslında Showtime için yapılmış yarım saatlik müzikal komedi olarak planlanmış. Bu değişiklik bölüm sürelerinin uzamasını da beraberinde getirmiş. Sezonun en özgün dizisinin yaratıcıları kısa filmlerle yaratıcılığını konuşturan Rachel Bloom ve “27 Dresses”, “Morning Glory” ile “The Devil Wears Prada” gibi uyarlamaları kotaran Aline Brosh McKenna. Başrolü de üstlenen Bloom’a, Vincent Rodriguez III, Santino Fontana,, Donna Lynne Champlin, Pete Gardner ve Vella Lovell’in başını çektiği kadro eşlik ediyor. Rebecca Bloom ile tanışıyoruz. Başarılı ve güzel bir kadındır ama hayatındaki eksikleri doldurmaya çalışmaktadır. Tam da bu arayışın ortasında unutamadığı lise aşkıyla karşılaşır. Terk edilmesine rağmen aşırı derecede takıntılı olduğu erkeği yeniden elde etmek için hayatındaki her şeyi feda ederek California’ya taşınır. Eski aşkına takıntılı deli bir kadının maceralarını anlatan komedi hayli eğlenceli bir başlangıçla 12 Ekim’de başlarken, pilot bölümün kozu yönetmen koltuğunda “(500) Days of Summer”ın yönetmeni Marc Webb’in oturuyor olması. Aslında tam Amerikalıların sevdiği tarza sahip ama nedense henüz beklenen etkiyi yapamamış gibi görünüyor. Henüz bir şey söylemek için erken ama her bölüm düşen izleyici sayısına bakılırsa sezonu tamamlaması zor görünüyor.


Dr. Ken
“The Hangover” serisinin “Mr. Chow”u olarak tanıyıp sevdiğimiz Ken Jeong’un dizi çıkarması her türlü çılgınlığa müsait. Dizinin yaratıcıları başrolü de üstlenen Ken Jeong, “The Player”ın yaratıcısı John Fox ve “Wreck-It Ralph”ın senaristlerinden Jared Stern.  Suzy Nakamura, Tisha Campbell-Martin, Jonathan Slavin, Albert Tsai, Krista Marie Yu, Kate Simses ve Dave Foley’de kadronun başını çekenler. Başarılı bir doktor olan ama hastaları ile sağlıklı bir iletişim kuramayan Dr. Ken’in maceraları dizinin konusunu oluşturuyor. Evli ve iki çocuklu bir baba olan doktorun en büyük destekçisi de terapist eşidir. Oyunculuğa doktorluktan geçiş yapan Jeong tam da rolüne uygun ve dizinin havasına da olumlu yansımış. Çok iyi esprilere dayanmasa da hayli eğlenceli olan dizi, 2 Ekim’de başladı. Henüz bir şey söylemek için erken ama diziler için en dezavantajlı gün olan Cuma’dan şimdilik etkilenmemiş görünüyor. Üçüncü bölümün ardından tam sezona uzayan dizinin ilk sezonu 22 bölümden oluşacak.


Grandfathered
Bildik konuya sahip aile komedisi Fox’un bu sezonki eğlence denemelerinden biri. Dizinin yaratıcısı “The Simpsons” ve “The Office” kadrosunda pişen Daniel Chun. John Stamos’u yeniden aile ortamına sokan dizide ona Paget Brewster, Josh Peck, Christina Milian, Ravi Patel ve Kelly Jenrette eşlik ediyor. Başarılı restoran sahibi Jimmy ile tanışıyoruz. 50 yaşında gözde bekarın işi dışında bağlı olduğu bir şey yok. Gündelik ilişkilerle avunduktan sonra evine gittiğinde yapayalnız ama bu durumdan şikayetçi değil. Kendince tüm huzurunu kaçıran ise bir anda ortaya çıkan Gerald oluyor. Meğer bir oğlu varmış ve bu da yetmezmiş gibi onunda kızı! Bir günde baba olmakla kalmayıp dede de olan gözde bekarın kutsal aile çemberine dahil olup olmama kararı ve çektiği sancılar da dizinin konusunu oluşturuyor. 29 Eylül’de çokta parlak olmayan izleyici sayısıyla orta halli bir başlangıç yapan dizi buna rağmen kanalın desteğini almakta gecikmedi ve dördüncü bölümün ardından tam sezona uzadı. Hayli sıradan ve klişe ama aile komedisi arayanları memnun edebilir.


Heroes Reborn
2006 yılının en iyi yeni dizisi olarak geçirdiği şahane ilk sezonun ardından zorlama üç sezonun tüm büyüyü bozmasıyla iptal edilen dizinin devam etme ihtimali uzun zamandır konuşuluyordu. Nihayet gerçekleşmesi bir parça heyecan yaratmıştı ama yine sonucun hüsran olacağı ihtimali de çok kuvvetli olasılık. Dizinin yaratıcısı yine Tim Kring. Oyuncu kadrosunda da Zachary Levi, Jack Coleman, Robbie Kay, Kiki Sukezane, Ryan Guzman, Danika Yarosh, Judi Shekoni, Rya Kihlstedt ve Gatlin Green gibi tanıdık ve özlenen isimler mevcut. 13 bölüm olarak planlanan dizi yeni bir sayfa açıyor. Olayların üzerinden beş yıl geçmiş ve insanlar artık her şeyden haberdar. Artık EVO olarak adlandırılan birçok karakteri işleyen dizi kendince yine bir komplo teorisi üreterek peşinden gidiyor. Eski kadrodan birçok ismi yeniden görmek güzel olsa da yeni karakterlerin çok zayıf olması ve dizinin temposuzluğu yüzünden daha ilk bölümden sıkıcılığın sınırlarını zorluyor. Sezonun en vasat dizisi olarak durumu da hayli kötü… NBC’nin büyük tanıtım kampanyasına rağmen iptal edilmeye en yakın dizi konumunda. 


Jekyll & Hyde
Robert Louis Stevenson’un ölümsüz klasiği “Dr. Jekyll ve Mr. Hyde”ın yeni uyarlaması, tuhaf vakayı iki kuşak sonrasına atarak işleyen bir İngiliz fantastik draması. Dizinin yaratıcısı doksanların iki yarısının ünlü komedi şovu “The Fast Show”un yıldızlarından Charlie Higson. Tom Bateman, Richard E. Grant, Tom Rhys Harries, Enzo Cilenti, Michael Karim, Ace Bhatti, Lolita Chakrabarti, Natalie Gumede ve Stephanie Hyam da oyuncu kadrosunun başını çekiyor. 1930’lı yıllar Londrasında geçen dizi ilk adımı Sri Lanka’da atıyor. Dr. Robert Jekyll ara sıra çektiği nöbetler dışında ailesiyle huzurlu bir yaşam sürerken çalıştığı hastanede bir çocuğu kurtarmak için kamyonu tek başına kaldırınca hayatı da değişiyor. “Bay Hyde”ın ortaya çıkmasıyla köklerini de öğrenen Robert soluğu İngiltere’de alıyor. Büyükbabası Dr. Henry Jekyll’ın ona bıraktığı mirasın da etkisiyle başlayan maceraya yaratıkları avlayan bir ajan grubu ile tuhaf bir karakter olan Kaptan Dance’in organizasyonu da eklenince olaylar fantasik bir hal alıyor. Hikayeye ağırlık veren tipik İngiliz dizisi formatının fantastik yaratıklar şovu ile birleşiminden oluşan 10 bölümlük ITV dizisi hayli özgün ve başarılı bir uyarlama. İlk bölümden izleyicisini sarıyor. 


Life in Pieces
CBS’in aile komedisi genel yapısıyla “Modern Family”nin izinden gidenlerden. Üç kardeş ve bir anne baba’nın maceralarından her bölümde dört hikaye çıkaran dizinin yaratıcısı Justin Adler. Colin Hanks, Betsy Brandt, Thomas Sadoski, Zoe Lister-Jones, Dan Bakkedahl, Angelique Cabral, Niall Cunningham, Holly J. Barrett, Giselle Eisenberg, James Brolin ve Dianne Wiest de kalabalık kadronun başını çeken isimler. Çatlak anne baba, ilk çocuklarının doğumu ile başa çıkmaya çalışan Greg ve Jen, hayatının aşkını bulma arifesinde olduğunu düşünen Matt, çocuklar büyüdü yenisini yapalım diye düşünen Heather ve Tim’den oluşan ailenin maceraları detaycı bir anlatımla öne çıkıyor. Cinsellik üzerinde de bolca duran dizinin kimyası tamam ama sanki biraz daha zıvanadan çıkması gerekiyor gibi. Bildik bir hava yaratmasına rağmen özgün olmaya çalışan dizi 21 Eylül’de başlayan ekran macerasında kemik izleyicisini kısa sürede bulanlardan. Beşinci bölümün ardından tam sezon onayı alarak rahatlamış durumda. Yeni komedi arayanlar için biçilmiş kaftan.


Limitless
Bu sezonun trendi haline gelen filmden diziye yaşanan dönüşümlerin en ilginci olan CBS işi, köklerini aldığı filme komediyi de dahil ederek eğlendirme amacında. Uyarlamayı kotaran isim “The 4400”, “Medium” ve “Elementary”nin senaristlerinden Craig Sweeny, Jake McDorman, Jennifer Carpenter, Hill Harper ve Mary Elizabeth Mastrantonio da oyuncu kadrosunun başını çeken isimler. Bradley Cooper da konuk oyuncu olarak destek veriyor. Tipik bir ezik olan Brian Finch ile tanışıyoruz. Başarısızlık ve amaçsızlığın kitabını yazabilecek bir adam olan Brian’ın yaşamı aldığı NZT-48 adlı hapla değişiyor. Hapı sürekli almak için vermesi gereken ödünlerle değişen yaşamına bir de FBI için yapacağı danışmanlık eklenince macera başlıyor. 12 saatlik etkisi olan hapla değişen bu yaşamın aynı zamanda bir bulmacanın önemli parçası olacağını gördüğümüz ana öykü dışında her bölüm polisiye bir olayı da çözüme kavuşturan dizi sezonun en çabuk sevilen yenisi oldu. 22 Eylül’de başlayan dizi beşinci bölümün ardından 22 bölüme uzayarak tam sezon onayını aldı. İkinci sezon onayına da garanti desek yeridir. Yaratıcılıkla zerre alakası olmayan dizi o kadar aşırı formüle ki izlemek zor. Mentalist de Patrick Jane tüm bu numaraları hapsız yapıyordu ve kadın bir ajanla çalışıyordu. Bu formülü birebir apartmanın mantığını hiç anlayabilmiş değilim. 


Minority Report
Philip K. Dick‘in 1956’da yayınlanan kısa öyküsünden uyarlanan filmden köklerini alan dizi, konuyu geleceğe taşıyarak bilim kurgu ile polisiyeyi bir arada sunuyor. Yeniden çevrim “Godzilla”nın senaristi Max Borenstein’in kotardığı uyarlamanın oyuncu kadrosunun başını çekenler de Stark Sands, Meagan Good, Nick Zano, Daniel London, Laura Regan, Li Jun Li, Zhane Hall, Wilmer Valderrama. Filmin bıraktığı yerin 11 yıl sonrasında geçen dizide yıl 2065. Suç öncesi programı kapatılmış, suçla mücadele için yeni yollar aranıyor. Gelecekte işlenecek suçları gören üçlüden Dash ile tanışıyoruz. Gördüklerini engelleyememekten rahatsız olan Dash, dedektif Lara’ya tiyo veriyor ve suç önleniyor. Bu arada ikizi Arthur ve kız kardeşleri Agatha ise yeni hayatlarına başlamışlar. Dash ve Lara ekip olarak suçla savaşırken kardeşlerin de programın yeniden başlatılma ihtimaline dair korkularını işleyerek ilerleyen dizi sıradan bir polisiye olarak köklerini aldığı filmin çok gerisinde. 21 Eylül’de yayına başlayan dizinin Fox ekranında işi de çok zor. Üçüncü bölümünden sonra sezonu 10 bölüme düşürüldükten sonra ikinci sezon onayını alması da mümkün değil gibi. “Person of Interest”in kötü bir kopyası olmaktan da öteye geçemeyen dizi sezonun hayal kırıklıklarından biri.


Modus
Son yıllarda yükselişe geçen İskandinav polisiyelerinin bu yıla düşen örneği köklerini de romandan alıyor. Sezonun en önemli dizisi olarak merakla beklenen dizi, Norveçli yazar Anne Holt’un 2010 yılında yayımlanan romanı “Frukta inte”den uyarlanmış. Dilimize hiç çevrilmeyen yazarın romanından uyarlamayı kotaranlarda türün usta isimleri Mai Brostrøm ve Peter Thorsboe. Proje aşamasında büyük ses getiren dizi altı ülkenin ortak yapımı olarak da dikkat çekiyor. Melinda Kinnaman, Henrik Norlén, Marek Oravec, Simon J. Berger, Esmeralda Struwe, Lily Wahlsten, Krister Henriksson, Cecilia Nilsson, Johan Widerberg ve  Ellen Mattsson’un başını çektiği oyuncu kadrosuyla 23 Eylül’de İsveç kanalı TV4’de başlayan dizi ilk bölümden beklentileri karşılıyor. Noel zamanı İsveç’teyiz. Bir adamın şenlikli bir gecede otelde bir kadını öldürmesine otistik bir kızla beraber tanık oluyoruz. Otistik kızın annesi psikolog ve suçlu profili uzmanı Inger olunca cinayet soruşturmasına dahil oluyor. Stockholm polis teşkilatı dedektifi Ingvar’la kolları sıvayan Inger’in cinayetlerin metodunu ve ortak noktalarını fark edince karşımızda bir seri katil olduğunu anlıyoruz ve olaylar büyüyor. Sadece bir seri katil dizisi olmaktan fazlasını sunan Modus, iyi bir iskandinav polisiyesi ne sunuyorsa hepsini barındırıyor. Dünyaya ve insana dair birçok konuyu işlerken, izleyicisini de kuş bakışı manzara ile ülkeye hapsediyor. Bu yılın en iyi dizisi olduğunu daha finalini görmeden söylemek mümkün. Türü sevenler ıskalamasın...


Quantico
11 Eylül sonrası ağırlığı olası benzer saldırıları işlemeye veren yapımcıların son atağı “düşman içimizde ama kim?” sorusunun cevabını arıyor. ABC’nin “terörizm gerilimi” olarak adlandırılan türdeki dizisinin yaratıcısı “Gossip Girl” ve “Smash”in senaristlerinden Joshua Safran. Priyanka Chopra, Josh Hopkins, Jake McLaughlin, Aunjanue Ellis, Yasmine Al Massri, Johanna Braddy, Tate Ellington, Graham Rogers ve Anabelle Acosta’nın başını çektiği oyuncu kadrosuysa tanıdık simaların resmi geçidi adeta. Amerika’da 11 Eylül’den sonra gerçekleşen en büyük terör saldırısının hemen sonrasındayız. Gözlerini olay yerinde açan Alex Parrish’le tanışıyoruz. FBI’ın araştırmasına dahil olmasıyla ilk soru geliyor: Saldırgan içimizden biri, ama hangisi? Önce Alex’ten yardım istenirken anlaşılıyor ki bu tamamen onu gözaltında tutmak için uydurulmuş bir senaryo. Tüm ipuçları onu işaret ediyor. Diğer yandan 9 ay öncesine FBI’ın eğitim merkezine dönüyoruz. Alex’in de dahil olduğu 50 kişilik ajan adayının Quantico’daki eğitim süreçlerini izlerken olası saldırgan tahminimiz için karakterleri de tanımaya başlıyoruz. İki farklı zamanda yaşananları paralel kurgu ile işleyerek ilerleyen dizi bir yandan Alex’in kaçışı ve kendini temize çıkarma çabasını işlerken diğer yandan eğitimleri sırasında yaşananları mercek altına alıyor. Saldırganın kimliği dışında bir çok sorunun cevabını arayarak ilerliyor. 27 Eylül’de çok iyi pilotla başlayan dizi ulusal kanallarda yayınlanan en iyi dizilerden biri olarak öne çıkmakta gecikmedi. Üçüncü bölümünün ardından tam sezon onayı alarak bölüm sayısı 22 olan dizinin ikinci sezon siparişi alması da neredeyse kesin gibi. Sezonun izlemeden geçilmemesi gereken dizilerinden...


Rosewood
Fox’un Miami’yi mesken tutan polisiyesi işinin ehli bir patoloji uzmanının hikayesi... Dizinin yaratıcısı “The Kill Point”, “Psych” ve “Dominion”un senaristlerinden Todd Harthan. Morris Chestnut, Jaina Lee Ortiz, Gabrielle Dennis, Anna Konkle, Domenick Lombardozzi ve Lorraine Toussaint da oyuncu kadrosunun başını çekenler. Farklı yaklaşımlarıyla alanının uzmanı karakterin etrafında dönen dizi izleyicisini Dr. Beaumont Rosewood, Jr.’ı sevmeye çağırıyor. Ülkenin en gelişmiş özel laboratuvarlarından birinin sahibi olarak, kendine has yöntemlerle ölü bedenlerden her şeyi öğrenen kahramanımız dedektif Annalise ile birlikte olayları çözüyor. Belirgin bir ana hikayesi olmasa da ölüme neden bu kadar kafayı taktığı başta olmak üzere kahramanımızı tanımaya başlıyoruz. 23 Eylül’de başlayan dizi çok iyi bir ilk bölüme sahip. Lakin çok itici ve suni bir karakter yaratılmış. Zorlama ve nabza şerbet yan öykülerle donatılarak seyirciyi çabucak alıştırma formülü ters tepiyor. Sizi bilmem ama uzun süredir bu kadar itici bir ana karakter görmedim. Dördüncü bölümünün ardından tam sezon onayı alarak bölüm sayısı 22 olan dizinin geleceği için şimdilik bir şey demek zor. 


Scream Queens
Tüm zamanların en iyi dizilerinden “Nip/Tuck”ın yaratıcısı Ryan Murphy’nin üçüncü hafif konsept denemesi kolejde yaşanan maskeli seri katil gerilimini komediyle yoğuruyor. Bir popüler kültür eleştirisi olarak da okunabilecek dizinin yaratıcıları “Glee”nin üçlüsü Ian Brennan, Brad Falchuk ve Murphy. Emma Roberts, Skyler Samuels, Lea Michele, Glen Powell, Diego Boneta, Abigail Breslin, Keke Palmer, Nasim Pedrad, Lucien Laviscount, Oliver Hudson, Billie Lourd ve Jamie Lee Curtis de oyuncu kadrosunun başını çekenler. Tanıtımları ve oyuncu kadrosuyla dikkat çekerek sezonun en çok merak edilen dizisi olan korku komedi, Wallace Üniversitesi’nin Kappa Kappa Tau adındaki kız kardeşliği kulübünde yaşananları işliyor. Tuhaf üniversitenin aynı tuhaflıktaki popüler kulübünde maskeli bir seri katil ortaya çıkar ve kısa sürede cinayetleri seriye bağlar. Sebebin 20 yıl önce kulüpte yaşanan bir olay olduğu düşünülmektedir ve o dönem yaşananların şahitlerinden biri de okulun dekanıdır. Saçma sapan testlerle alınan üyeler, beyin olmadan yaşayabilen insan formları ile dolu dizi bir yandan katili ararken diğer yandan her şeyle ince ince dalga geçiyor. 22 Eylül’de başlayan dizi birçok izleyicide hayal kırıklığı yaratmış olsa da son derece özgün. Orijinal karakterleri ve diyaloglarının yanı sıra tahmini zor bir işleyişle seyri de keyifli. Şimdilik geleceği belirsiz ama en azından sezonu tamamlayacağını tahmin etmek zor değil.


Supergirl
Çizgi roman karakterlerinin tv ekranı çıkarmasının şimdilik son örneği sevilen karakterin kuzeni oldu. Uzun süredir konuşulan ve beklenen proje nihayet gerçekleşti. İlk olarak 1959’da yan karakter olarak görünen Supergirl, 1969’da kendi serisine kavuşarak rüştünü ispat etmişti. Superman ile aynı özelliklere sahip ergen kız versiyonu diyebileceğimiz süper kızımız 1984 yılında filme de uyarlanmış ama iyi anılar bırakmamıştı. Aradan geçen zamana rağmen aynı kaderi televizyonda da görecek gibi. Hem de ilk bölümü aylar öncesinden internette yayınlanmasına rağmen. Ali Adler, Greg Berlanti ve Andrew Kreisberg’in kotardığı uyarlamanın oyuncu kadrosunun başını Melissa Benoist, Mehcad Brooks, Chyler Leigh, Jeremy Jordan, David Harewood ve Calista Flockhart çekiyor. Gezegeninin sonu gelirken kuzeninin yanına dünyaya gönderilen Kara, Danvers ailesinin yanında büyümüş. Güçlerini kullanmadan sıradan bir insan olarak sürdürdüğü yaşamı üvey kız kardeşinin de içinde olduğu uçağın düşmek üzere olduğunu öğrenmesiyle değişiyor. Süper güçlerini kullanarak uçağı kurtaran Kara, insanlığa yardım etmeyi sevince şehri Supergirl ile tanıştırıyor. Sürekli Superman ile bağ kurarak ilerleyen dizide süper kızımızın asıl işi de CatCo medya şirketinde asistanlık. Güçlerini dünyaya duyuran süper kızımızın beceriksizlikleri ve öğrenme süreciyle ilerleyen dizinin aksiyonu da kız kardeşinin de dahil olduğu dünya dışı yaratıklarla ilgilenen Normal-Dışı Operasyonlar Departmanı sayesinde oluyor. Sezonun en büyük hayal kırıklıklarından biri olan dizi yanlış seçimlerinin kurbanı... Benoist’in çok çıt kırıldım ve sıradan bir tip olmasıyla role hiç uymaması, dizinin aşırı derece hafif hatta çerezlik hali sayesinde inandırıcılıktan fersah fersah uzaklığı ile tipik superman klişelerini seyirciye boca etmesi tek bir bölümü izlemeyi bile imkansızlaştırıyor. 26 Ekim’de başlayan dizinin sezonu tamamlaması şimdilik zor görünüyor ama DC Comics’in kolay vazgeçmeyeceği de aşikar. 


The Bastard Executioner
“Sons of Anarchy”nin yaratıcısı Kurt Sutter’ın yeni dizisi 14. yüzyıl İngiltere'sinde geçen bir tarihi drama. Dönemin tuhaf inanışları ve şiddetinden beslenen dizi, eski bir şövalyenin her şeyini kaybettikten sonra intikam için bir cezalandırıcının yerine geçmesini anlatıyor. Neler bildiği ve nasıl bir plan yaptığını bilmediğimiz bir cadıdan da yardım alıyor. O intikam planları yaparken yerleştiği kalede de bir iktidar savaşı mevcut. Lee Jones, Stephen Moyer, Matthieu Charneau, Katey Sagal, Flora Spencer-Longhurst, Kurt Sutter, Sam Spruell ve Darren Evans’ın başını çektiği oyuncu kadrosu ile büyük merak uyandırmıştı. FX ekranlarında 15 Eylül’de başlayan dizi daha ilk bölümden hayal kırıklığı yaratmıştı. Jones’un role hiç uymaması, saçma bir senaryo ile çok amaçsız olması ve aşırı temposuzluğu yüzünden sezonun en kötüsü olmayı hak eden dizinin iptali de gecikmedi. Üstelik iptal kararı kanaldan değil “Kimsenin izlemediği bir dizi için yazmak istemiyorum” açıklamasıyla Kurt Sutter’dan geldi...


The Grinder
Fox'un dizi ile gerçek hayatı bir tutan karakterinin peşinden giden komedisinin yaratıcıları da sinema destekli isimler Andrew Mogel ve Jarrad Paul. Jonah Hill ile birlikte kotardıkları “Allen Gregory” ile hüsranı sonrası “The D Train” ile ilk film sınavını başarıyla geçen ikili yıla bir de “Bruce Almighty”nin devam filminin senaristi olarak duyurulma başarısını eklemiş durumda. Rob Lowe, Fred Savage, Mary Elizabeth Ellis, Natalie Morales, Hana Hayes, Connor Kalopsis ve William Devane de oyuncu kadrosunun başını çeken isimler. Sekiz sezon boyunca bir dizide avukatı canlandırmış Dean, dizinin finalinden sonra doğan boşluğu kardeşinin yanında değerlendirir. Evli ve iki çocuklu kardeşiyse gerçekten avukattır. Dizide canlandırdığı karakteri gerçek hayatta da uygulayabileceğini düşünen Dean, kardeşinin davalarına karışmaya başlayınca ortaya eğlence çıkar. Kardeşler arasındaki özgüven çatışmaları, davalarda favori replikler derken şen şakrak ilerleyen dizi hemen kendini sevdiriyor. 29 Eylül’de başlayan dizi üçüncü bölümünün ardından 22 bölümlük tam sezon onayını aldı. Vasatı aşıyorsa da tek numarasının tüm sezona yansıması kendini tekrar etmek olacak. 


The Last Kingdom
Sezonun senaryo anlamında en önemli projesi, Bernard Cornwell'in dokuz kitaplık serisi “The Saxon Stories / Savaş Lordu Yıllıkları”ndan uyarlama. BBC America ve BBC Two’da yayınlanan dizi sekiz bölümden oluşacak ilk sezonuyla tarihi drama açığını gideriyor. İngiltere’nin birleşik krallık olmaya doğru ilerleyen sürecini anlatan “Son Krallık” 9. Yüzyılda geçiyor. Serinin ilk iki kitabından kotaran Stephen Butchard. Alexander Dreymon, David Dawson, Tobias Santelmann, Emily Cox, Adrian Bower, Thomas W. Gabrielsson, Matthew MacFadyen ve Ian Hart oyuncu kadrosunun başını çekenler. M.S. 9 yy İngiltere’sindeyiz. Birçok krallığın Vikinglerin istilası altında… Sakson sancak beyi ile tanışıyoruz. Vikinglerin saldırısı altında büyük oğlu ölünce onun adını küçük oğluna veriyor. Böylece kahramanımız Uhtred ile tanışıyoruz. Uhtred bir İngiliz asilzadesi olsa da babasını öldüren Vikingler tarafından kaçırılır ve büyütülür. Büyünce onu büyütenleri bir başka Viking öldürür ve artık sakson Uhtred’in artık iki amacı vardır. Sakson olarak atalarının topraklarını geri almak, Viking olarak da onu büyüten ailenin intikamını almak. Bu planda Viking istilasına karşı koyarak son krallık adını alan Wessex ve büyük Alfred de yer alır. İleri görüşlü Kral Büyük Alfred’in arzusu krallıkları birleştirmektir. Cornwell'in tarihi gerçek kişilerle harmanladığı seri bir yandan savaş ve istilaya odaklanırken diğer yandan da politika, din ve kimlik gibi birçok kavramı işliyor. Senaryosunun çok iyi olduğunu belirtmeye gerek yok, iyi oyunculuklar ve yönetimle sezonun en iyilerinden biri. Tarihi drama arayanlar için biçilmiş kaftan.


The Player
Konusu ve ilk fragmanıyla yapılan tanıtımlarından itibaren sezonun en zayıf halkası olarak adlandırılan dizinin hafif aksiyon açığını giderme planı sadece Wesley Snipes özlemini gidermek isteyenleri sevindirebilmişti. Dizinin yaratıcıları John Fox ve John Rogers. “Dr. Ken” ile komedi sınavı veren Fox ile “Leverage”in yaratıcısı Rogers kendilerinden beklenmeyecek derecede ortaya karışık bir konu üreterek sadece aksiyonu gazlamayı hedeflemiş. Philip Winchester, Charity Wakefield, Damon Gupton ve Wesley Snipes da oyuncu kadrosunun çekirdeğini oluşturuyor. Las Vegas’tayız ve zenginlerin özel güvenliğini sağlayan eski ajan Alex Kane ile tanışıyoruz. Yeteneklerini sergilemesinin hemen ardından eski karısı ile geçirdiği gecenin sabahında hayatı değişiyor. Eşi ölmüş, yüzünü tam göremediği biri var ama delillere göre suçlu kendisi. Tam da bu zor anında devreye gizli bir organizasyon giriyor. Tüm kaynakları seferber ederek Las Vegas’ta oluşacak suçlar üzerine bahis oynayan bir zenginler topluluğu. “Kumarbazların bahis oynayacak birine ihtiyaçları var. Biz de bir oyuncu yarattık. Kaynakları ve yetenekleriyle insanlığın kötülüklerine karşı gelecek bir adam.” diyerek açıklanan oyunda insanların hayatı üzerine kumar oynanıyor. Bir patron ve bilgi paylaşımında bulunarak oyuncuya yardımcı olan dağıtımcı’nın teklifini kabul ediyor ve macera başlıyor. Her bölümde işlenen aksiyonun dışında Alex’in eşinin ölümünün perde arkasını araştırması da sürüyor. “Person of Interest”in kumar versiyonu olarak kötü bir senaryoya sahip dizi olayları çok kolay çözüyor ve heyecan yaratmaktan çok uzak. NBC’de 24 Eylül’de başlayan ve beklenen izleyici oranını yakalayamayan “The Player”ın önce bölüm sayısı 13’ten 9’a düşürüldü sonrasında da iptal kararı geldi.


The Romeo Section
CBC’nin sürpriz ajan dizisi sezonun en sessiz sedasız başlayanı... Yaratıcısı da seksenlerin ünlü dizileri “Airwolf” ve “MacGyver”a senarist olarak katkı vermiş bir isim olan Chris Haddock. Bizde bilinmese de yedi sezonu deviren “Da Vinci's Inquest”in yaratıcısı olarak da hatırlanan Haddock bol ödüllü iyi dizilerle iz bırakmış bir isim. Andrew Airlie, Jemmy Chen, Juan Riedinger, Stephanie Bennett, Eugene Lipinski ve Manny Jacinto’nun başını çektiği oyuncu kadrosunda tanıdık isimler yok ama zaten dizinin yıldızı onlar değil senaryo... Tam anlamıyla hikayenin ortasına dalarak başlayan dizi sorularla yoğrularak ilerliyor. Genel bir gerilim mevcutsa da neyin gerilimi olduğunu anlamak da mümkün değil. Profesör Wolfgang McGee ile tanışıyoruz. Casusların görevlendirilmesinden de sorumlu olan akademisyenimiz Kanada İstihbarat Birimi adına çalışıyor. Tek bir işle de uğraşmıyor. Uyuşturucu baronunun karısıyla ilişki yaşayan bir adamla çeteyi çökertmeye çalışırken, iltica etmek üzere saklanan bir uzakdoğulunun da peşinde. Bir çiçek gibi yavaş yavaş açan senaryosuyla gidişatı çok iyi olan dizi on bölümlük ilk sezonu için umut vaat ediyor. İkinci sezon onayını alması da hiç sürpriz olmaz. Daha fazla bilinmesi ve izlenmesi gerekenlerden biri... 


Truth Be Told
Bütün tanıtımlarını “People are Talking” adıyla yaptıktan sonra değişikliğe giderek kafaları karıştıran komedi bu dezavantajla geride başlayanlardan. NBC komedisinin yaratıcısı geçen yıl “Growing Up Fisher” ile hüsran yaşayan DJ Nash. Hangi diziye el atsa kurutan Nash’in yeni komedisinde oyuncu kadrosunun başını da Mark-Paul Gosselaar, Tone Bell, Vanessa Lachey ve Bresha Webb çekiyor. Biri beyaz biri siyah iki komşu çiftin arasında geçenlere odaklanan dizi, dostların yaşamlarında gözlemledikleri kavramlar üzerine çene çalmalarından komedi yaratmaya çalışıyor. Dadının porno yıldızı çıkması gibi ucuz yollara da başvuran komedi güldürmekten çok uzak. 16 Ekim’de vasat bir izlenme oranıyla başlayan dizi, altıncı bölümünün ardından 10 bölüme düşürülerek iptal edilmenin kıyılarında gezinmeye başladı. Kalan dört bölüm yayınlanmaya devam eder mi bilinmez ama ikinci sezonu göremeyeceği kesin gibi.


Wicked City
ABC’nin geçtiği dönem ve kült mekanları kullanmasıyla dikkat çekerek merakla beklenen draması sezonun kayıtlarına yılın faciası olarak geçti. Aslında kağıt üzerine hiç sorun görünmüyordu. Yazıp yönettiği “Feeling Minnesota” ile tanıdığımız “Brother's Keeper” ile vasat iş çıkarsa da “Get on Up”ın senaristlerinden biri olarak kendisini tekrar hatırlatan Steven Baigelman ilk dizisindeydi. Jeremy Sisto, Taissa Farmiga, Gabriel Luna, Jaime Ray Newman, Evan Ross, Ed Westwick, Anne Winters, Karolina Wydra ve Erika Christensen’in başını çektiği oyuncu kadrosu da çok sağlamdı. Konu da çok iyiydi. Los Angeles tarihinin en caf caflı döneminde gerçekleşen seri cinayetlere odaklanacaktık. 1982 yılında kendi ritüelleri olan bir katil kendisi gibi birini bulmuş ve kadını öldürmek yerine kendisine partner yapmıştı. Dedektiflerimiz de gayet iyiydi. Seri katil çiftimiz meşhur konser mekanlarından seçecekti kurbanlarını ama olmadı. 27 Ekim’de başlayan Salı dizisi kötü bir pilotla başlamanın faturasını üçüncü bölümünün hemen ardından iptal olarak ödedi.


You, Me and the Apocalypse
Amerikan-İngiliz ortak yapımı kıyamet komedisi insanlığın sonunu getirirken beş uyumsuzun birlikte çalışma zorunluluğuna odaklanıyor. “You, Me, and the End of the World” adıyla bilinen dizinin 10 bölümlük ilk sezonu 30 Eylül’de Sky 1’de başlarken, NBC’de ise sezon ortasında başlayacak. Dizinin yaratıcısı Iain Hollands iki sezonluk “Beaver Falls”dan sonra ikinci denemesinde. Rob Lowe, Jenna Fischer, Megan Mullally, Mathew Baynton, Joel Fry, Paterson Joseph, Gaia Scodellaro, Pauline Quirke, Fabian McCallum ve Kyle Soller da oyuncu kadrosunun başını çekenler. Birbirinden çatlak karakterlerle kıyameti evlere şenlik hale getiren dizi bizi asabi rahip, fazla kibar bankacı, mikrop fobili siber terörist, ölümden dönen bir çocuk, bakire rahibe ve bir Amerikan generali ile tanıştırıyor. Beklenmedik şekilde bir araya gelmek zorunda kalan kahramanlarımıza odaklanıyoruz... Dünyanın sonu gelmek üzere, herkes durumu kabullenmiş... Bu kaos ortamında yaşanacak tuhaflıklarınsa haddi hesabı yok gibi... Sezonun en iyi pilotlarından biriyle başlayan dizi İngiltere’de gereken ilgiyi fazlasıyla görerek şov yapıyor. Amerika yayınından sonra ek bölüm siparişi alarak uzaması yerinde olur. Farklı komedi arayanlar kaçırmasın...



2015’in En İyi Albümleri Listeleri: Uncut's Top 75

Pazartesi, Kasım 30, 2015
İngiltere çıkışlı müzik dergisi Uncut, 2015’in en iyi albümleri listelerinin en dengeli ve genişine imza atarak güzel bir harman yapmış. Yine bol bol yeni keşif yapılabilecek albümlerle müzikseverlerin gönlünü hoş tutmayı da ihmal etmemişler. Anlaşılan Kendrick Lamar, Sufjan Stevens, Father John Misty, Tame Impala ve Courtney Barnett diğer listelerde olduğu gibi yine önde. Zirvede de Julia Holter yer alıyor. Keith Richards, Bob Dylan, Neil Young, Richard Thompson, Nick Cave, Killing Joke, Paul Weller ve Robert Forster gibi ustalar da unutulmamış.

Uncut's Top 75 Albums of 2015
1. Julia Holter - Have You In My Wilderness
2. Kendrick Lamar - To Pimp A Butterfly
3. Sufjan Stevens - Carrie & Lowell
4. Ryley Walker - Primrose Green
5. Father John Misty - I Love You, Honeybear
6. Tame Impala - Currents
7. Courtney Barnett - Sometimes I Sit and Think, and Sometimes I Just Sit
8. Natalie Prass - Natalie Prass
9. Sleaford Mods - Key Markets
10. New Order - Music Complete
11. Björk - Vulnicura
12. Unknown Mortal Orchestra - Multi-Love
13. Jim O'Rourke - Simple Songs
14. Robert Forster - Songs To Play
15. Jason Isbell - Something More Than Free
16. The Weather Station - Loyalty
17. Blur - The Magic Whip
18. Wilco - Star Wars
19. Mbongwana Star - From Kinshasa
20. Holly Herndon - Platform
21. Alabama Shakes - Sound & Color
22. Gwenno - Y Dydd Olaf
23. Sleater-Kinney - No Cities To Love
24. Richard Thompson - Still
25. John Grant - Grey Tickles, Black Pressure
26. Joanna Newsom - Divers
27. Jamie xx - In Colour
28. Bassekou Kouyate & Ngoni Ba - Ba Power
29. Kurt Vile - B'lieve I'm Goin Down...
30. Kasami Washington - The Epic
31. Four Tet - Morning / Evening
32. Sun Kil Moon - Universal Themes
33. Matthew E. White - Fresh Blood
34. FFS - FFS
35. Young Fathers - White Men Are Black Men Too
36. Destroyer - Poison Season
37. Low - Ones and Sixes
38. Dave Rawlings Machine - Nashville Obsolete
39. Paul Weller - Saturns Pattern
40. Bob Dylan - Shadows In The Night
41. Jessica Pratt - On Your Own Love Again
42. JD McPherson - Let the Good Times Roll
43. Ezra Furman - Perpetual Motion People
44. Laura Marling - Short Movie
45. Panda Bear - Panda Bear Meets the Grim Reaper
46. Olivia Chaney - The Longest River
47. Miguel - Wildheart
48. My Morning Jacket - The Waterfall
49. Songhoy Blues - Music In Exile
50. Yo La Tengo - Stuff Like That There
51. Algiers - Algiers
52. H. Hawkline - In the Pink of Condition
53. Róisín Murphy - Hairless Toys
54. Israel Nash - Israel Nash's Silver Season
55. Neil Young & Promise of the Real - The Monsanto Years
56. Deerhunter - Fading Frontier
57. Lana Del Rey - Honeymoon
58. Fuzz - Fuzz II
59. Stick in the Wheel - From Here
60. Chip Taylor - The Little Prayers Trilogy
61. Vince Staples - Summertime '06
62. Titus Andronicus - The Most Lamentable Tragedy
63. BADBADNOTGOOD & Ghostface Killah - Sour Soul
64. Public Image Ltd. - What the World Needs Now...
65. Bop English - Constant Bop
66. The Apartments - No Song, No Spell, No Madrigal
67. Micachu & The Shapes - Good Sad Happy Bad
68. Dave Alvin & Phil Alvin - Lost Time
69. Modest Mouse - Strangers to Ourselves
70. Pond - Man It Feels Like Space Again
71. Drinks - Hermits On Holiday
72. Killing Joke - Pylon
73. Phil Cook - Southland Mission
74. Keith Richards - Crosseyed Heart
75. Nick Cave & Warren Ellis - Loin Des Hommes (Original Motion Picture Soundtrack)


2015’in En İyi Albümleri Listeleri: Mojo’s Top 50

Pazartesi, Kasım 30, 2015
Sevdikleri isimler ne yaparsa yapsın listede yer vererek yaşlı kurtlara en fazla yer veren dergi olan Mojo bu yılda Bob Dylan, Keith Richards, Paul Weller, David Gilmour, Boz Scaggs gibi isimleri anmadan geçememiş. Kendrick Lamar, Tame Impala, Sleaford Mods, Sufjan Stevens ve Bill Ryder-Jones’un yer aldığı ilk on dikkat çekerken zirvedeyse diğer listelerde de olduğu gibi Julia Holter yer alıyor.

MOJO's Top 50 LPs of 2015
50. Kurt Vile - B'Lieve I'm Going Down
49. Ibeyi - Ibeyi
48. David Gilmour - Battle That Lock
47. Deerhunter - Faded Frontier
46. Tobias Jesso Jr. - Goon
45. The Weeknd - Beauty Behind the Madness
44. Ryley Walker - Primrose Green
43. Mark Ronson - Uptown Special
42. Boz Scaggs - A Fool to Care
41. Kamasi Washington - The Epic
40. Alabama Shakes - Sound & Color
39. Keith Richards - Crosseyed Heart
38. Lonelady - Hinterland
37. Promised Land Sound - For Use and Delight
36. Father John Misty - I Love You, Honeybear
35. The Libertines - Anthems for Doomed Youth
34. Jason Isbell - Something More Than Free
33. Noel Gallagher's High Flying Birds - Chasing Yesterday
32. Jamie xx - In Colour
31. Ezra Furman - Perpetual Motion People
30. Bill Fay - Who is the Sender?
29. Earl Sweatshirt - I don't Like Shit, I Don't Go Outside
28. Matthew E. White - Fresh Blood
27. Leon Bridges - Coming Home
26. Wilco - Star Wars
25. Paul Weller - Saturns Pattern
24. Gaz Comobes - Matador
23. John Grant - Grey Tickles, Black Pressure
22. Young Fathers - White Men Are Black Men Too
21. Richard Thompson - Still
20. Dungen - Allas Sak
19. Joanna Newsom - Divers
18. Blur - The Magic Whip
17. Hooton Tennis Club - Highest Point in Town
16. D'Angelo & the Vanguard - Black Messiah
15. Richard Dawson - Nothing Important
14. Sleater-Kinney - No Cities to Love
13. Low - Ones and Sixes
12. Courtney Barnett - Sometimes I Sit and Think, and Sometimes I Just Sit
11. Bob Dylan - Shadows in the Night
10. Sufjan Stevens - Carrie & Lowell
9. Sleaford Mods - Key Markets
8. Mbongwana Star - From Kinshasa
7. Songhoy Blues - Music in Exile
6. Bill Ryder-Jones - West Kirby County Primary
5. Jim O'Rourke - Simple Songs
4. Tame Impala - Currents
3. New Order - Music Complete
2. Kendrick Lamar - To Pimp a Butterfly
1. Julia Holter - Have You in My Wilderness


2015’in En İyi Albümleri Listeleri: Q’s Top 50

Pazartesi, Kasım 30, 2015
Majör müzik dergisi Q her yıl olduğu gibi yine İngiliz kıyağını geçerek oluşturmuş listesini. Palma Violets, Muse, Noel Gallagher's High Flying Birds, New Order ve Blur gibi popüler tercihlerle keşiften uzak listenin bir numarasıysa “Currents” ile her listenin gediklisi olan Tame Impala...

Q Mag's Top 50 Albums of 2015
50. Mac DeMarco - Another One
49. Hooton Tennis Club - Highest Point In Cliff Town
48. Mbongwana Star - From Kinshasa
47. Gwenno - Y Dydd Olaf
46. Palma Violets- Danger In The Club
45. The Prodigy - The Day Is My Enemy
44. Wolf Alice - My Love Is Cool
43. Years & Years - Communion
42. Slaves - Are You Satisfied?
41. Wilco - Star Wars
40. Sufjan Stevens - Carrie & Lowell
39. Roison Murphy - Hairless Toys
38. Leon Bridges - Coming Home
37. Bill Ryder-Jones - West Kirby County Primary
36. Jessica Pratt - On Your Own Love Again
35. Sleater-Kinney - No Cities To Love
34. FFS - FFS
33. Natalie Prass - Natalie Prass
32. Muse - Drones
31. Wire - Wire
30. Ezra Furman - Perpetual Motion People
29. John Grant - Grey Tickles, Black Pressure
28. CHVRCHES - Every Open Eye
27. The Maccabees - Marks To Prove It
26. The Chemical Brothers - Born In The Echoes
25. Paul Weller - Saturns Pattern
24. Sun Kil Moon - Universal Themes
23. Lonelady - Hinterland
22. Gaz Coombes - Matador
21. The Fall - Sub-Lingual Tablet
20. Everything Everything - Get To Heaven
19. Dr. Dre - Compton
18. Four Tet - Morning/Evening
17. Noel Gallagher's High Flying Birds - Chasing Yesterday
16. Miguel - Wildheart
15. Django Django - Born Under Saturn
14. Sleaford Mods - Key Markets
13. Joanna Newsom - Divers
12. Foals - What Went Down
11. Father John Misty - I Love You, Honeybear
10. Florence + the Machine - How Big, How Blue, How Beautiful
9. Kendrick Lamar - To Pimp A Butterfly
8. Laura Marling - Short Movie
7. Kurt Vile - b'lieve i'm goin down...
6. Courtney Barnett - Sometimes I Sit and Think, and Sometimes I Just Sit
5. New Order - Music Complete
4. Blur - The Magic Whip
3. Jamie xx - In Colour
2. Julia Holter - Have You In My Wilderness
1. Tame Impala – Currents


2015’in En İyi Albümleri Listeleri: Decibel Top 40

Pazartesi, Kasım 30, 2015
Metal müzik dergisi Decibel 2015’in en iyi albümlerini sıraladı ve Aralık sayısında duyurdu. Türün dinleyicisi olmadığım için yorumu bana düşmez. Zaten listede adını bildiğim grup sayısı da bir elin parmaklarını geçmez. Napalm Death, Iron Maiden, My Dying Bride ve Paradise Lost dikkatimi çekenler. Dergiye göre 2015 yılında türün zirvesine çıkan “Anareta” ile Amerikalı death metal üçlüsü Horrendous olmuş.

Decibel Mag's Top 40 Albums of 2015
40. Cruciamentum - Charnel Passages
39. Author & Punisher - Melk En Honing
38. Shape of Despair - Monotony Fields
37. Enslaved - In Times
36. Cult Leader - Lightless Walk
35. Spectral Voice - Necrotic Doom
34. Ghost - Meliora
33. Prurient - Frozen Niagara Falls
32. Swallow the Sun - Songs from the North I, II & III
31. Crypt Sermon - Out of the Garden
30. Dead to a Dying World - Litany
29. With the Dead - With the Dead
28. Myrkur - M
27. Uncle Acid and the Deadbeats - The Nigh Creepr
26. Hate Eternal - Infernus
25. Napalm Death - Apex Predator - Easy Meat
24. Intronaut - The DIrection of Last Things
23. Iron Maiden - The Book of Souls
22. Failure - The Heart Is A Monster
21. Bosse-de-Nage - All Fours
20. Cattle Decapitation - The Anthropocene Extinction
19. Deafheaven - New Bermuda
18. Noisem - Blossoming Decay
17. My Dying Bride - Feel the Misery
16. Leviathan - Scar Sighted
15. Refused - Freedom
14. Mgla - Exercises in Futility
13. False - Untitled
12. Satan - Atom by Atom
11. Sarpanitum - Blessed Be My Brothers..
10. Killing Joke - Pylon
9. Khemmis - Absolution
8. Panopticon - Autumn Eternal
7. Skepticism - Ordeal
6. Baroness - Purple
5. Lucifer - Lucifer I
4. High on Fire - Luminiferous
3. Paradise Lost - The Plague Within
2. Tribulation - The Children of the Night
1. Horrendous – Anareta

Matt Haig’den Duygusal ve Keyifli Bir Keşif : Yaşama Tutunmak İçin Nedenler

Pazartesi, Kasım 30, 2015
“Derler ki delilik, böyle deli bir dünyaya verilen mantıklı bir tepkidir. Belki depresyon da gerçekte hiç anlamadığımız bir yaşama verdiğimiz tepkidir.” 

Matt Haig, intihar edenlerin büyük çoğunluğunu depresyondaki insanların oluşturduğu, dünyanın hemen her yerinde antidepresan kullanımının arttığı günümüzde, zihinsel acılarını paylaşarak bizi tünelin sonundaki ışığa doğru yürümeye davet ediyor. Ama bu yolda tüneli de ışığı da sorgulayarak ve sorgulatarak. “Düşüncelerde meydana gelen bir hastalıktır,” diyor Haig, depresyon için. Görünmez olan bu hastalığı görünür kılarak, bizi toplumsal beklentilerin kıskaçlarından özgür bırakarak, severek, konuşarak, okuyarak, yavaşlayarak üstesinden gelmenin yollarını gösteriyor. 

Haig, kendi deneyimlerinden ve mücadele yöntemlerinden yola çıkarak, zihnimizin karanlığına sadece meydan okuyarak değil, onu dinleyerek ve anlayarak daha iyi bir insan olmanın ipuçlarını veriyor. Yaşama Tutunmak İçin Nedenler, daha iyi hissetmenin mümkün olmadığını düşündüğümüzde, bazen tek başımıza yürümenin ya da konuşmanın bile zulüm geldiği anlardan suçluluk duymadan, yaşama ucundan da olsa tutunabilmek için yazılmış alçakgönüllü bir manifesto. 

Yaşama Tutunmak İçin Nedenler, yavaşlamanın kabul görmediği bir zamanda unuttuğumuz alışkanlıklarımızı geri çağırıyor. Düşüncelerimizden korkmadan onları kabullenmenin ve ilişki kurmakta zorlandığınız bir yaşamdan keyif almanın aslında hiç de sihirli olmayan yollarını işaret ediyor. Haig’in zihninden geçenleri okudukça kendinizi daha iyi görecek, kendi dehlizlerinize inmeye daha kolay cesaret edeceksiniz.

Uzun yıllar depresyona karşı mücadele veren ve çıkış yolunu yazmakta bulan Matt Haig hem yetişkinler hem de çocuklar için romanlar yazıyor. Haig’in kitapları İngiltere’de ve Amerika’da çok satanlar listesine girdi. Depresyondayken kaleme aldığı İnsanlar (çev. Elif Ersavcı, Kolektif Kitap 2015) 21 dilde okucuyla buluşurken, 2015 yılında Canongate Books tarafından basılan son romanı Yaşama Tutunmak İçin Nedenler 13 dile çevrildi. Matt Haig’in diğer kitapları arasında The Last Family in England (2004), The Dead Fathers Club (2006), Shadow Forest (2007), The Possession of Mr Cave (2008), The Radleys (2010), Echo Boy (2014) bulunuyor. 

Hissedilen ve hissedilmesi beklenen duygulara sıkışmış insanlara yalnız olmadıklarını hatırlatan Yaşama Tutunmak İçin Nedenler, kişisel bir hastalık öyküsü üzerinden toplumsal rahatsızlıklara işaret eden bir anlatı.

Matt Haig, depresyonla ışığını yitirmiş kaygı dolu kişisel tarihini yazarak, bizi zihnin iç karartıcı odalarından yavaş adımlarla çıkmaya davet ediyor. İyi hissetmeye ihtimal vermeyenlere, her şeyin daha da kötüleşebileceğinden korkanlara daha iyi hissetmenin ve daha çok sevmenin ihtimalini sunuyor.

“Depresyon, duygu ve düşüncenin bir nevi kuantum fiziği sayılır. Normalde üstünü örttüğümüz ne varsa açığa çıkarırken, sizi ve bildiğiniz her şeyi ortaya döker. Sadece evrenden ya da Carl Sagan’ın deyişiyle ‘yıldız tozu’ndan oluşmakla kalmayıp, onun kadar karmaşığızdır da. Evrimsel psikologlar haklıdır belki: Kozmostan haberdar ilk tür olmanın bedelini, evren dolusu karanlığı hissederek ödüyoruzdur. ”

Çeviri: M. Salih Kurt
Yayına Hazırlayan: Cihan Kara
Kapak Tasarımı: Kolektif Tasarım
Sayfa Düzeni: Kolektif Kitap
1. Baskı, Kasım 2015
ISBN: 978-605-5029-46-3
224s. / 2. Hamur / Ciltsiz / 13,5x19,5 cm
18,00 TL


Uluslararası Barikat Film Festivali Başlıyor

Pazartesi, Kasım 30, 2015
Uluslararası Barikat Film Festivali 1 Aralık 2015  tarihinde saat 12.00’de Galatasaray Lisesi önünden düzenlenecek bir yürüyüşle başlıyor. .Aynı gün İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Prof.Dr. Cemil Bilsel  Konferans Salonu’nda saat 14.00’de başlayacak, Yeni Türkü Konseri ve Can Dostum film gösteriminin de yer aldığı açılış programı olacak.

Engellilerin beklenti ve duygularını sinema yoluyla dile getirmelerine aracılık eden ve alanında ilk olma özelliğini taşıyan Festival kapsamında 2-3 Aralık tarihlerinde İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Konferans Salonu’nda film gösterimleri yapılacak, 4 Aralık tarihinde ise   İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Prof.Dr. Cemil Bilsel  Konferans Salonu’nda  Cahit Berkay, Mustafa Gökay Ferah konseri ile Festival sona erecek. . 

Festival  kapsamında ayrıca, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde , Fatih Yedikule Zindanları ile İstanbul Ünivesitesi Beyazıt Kampüsü arasında,Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, ünlü spor yorumcuları, üniversite spor kulüpleri, görme, işitme ve diğer engelli grupların katılımıyla bir bisiklet turu düzenlenecek.

Uluslararası Barikat Film Festivali’ne,  aralarında  İstanbul Üniversitesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Fatih Belediye Başkanlığı, Cervantes Ensitüsü’nün de  olduğu çok sayıda kurum destek veriyor. 

Festival boyunca yapılacak tüm etkinliklere katılım ücretsiz olacak.

Detaylı Bilgi ve Festival Programı için: www.ubff.net


Program:
1 ARALIK 2015
12:00 Yürüyüş:Galatasaray Lisesi Önünden Başlayacak; sanatçı, akademisyen, yabancı kültür ateşeleri ve engellilerin katılımıyla gerçekleştirilecek yürüyüş Taksim Tünel’de basın açıklamasıyla son bulacaktır.
14:00- Açılış Konuşması(İst.Üni.Cemil Bilsel Konferans Salonu)
15:00- YENİ TÜRKÜ KONSERİ
16:00-Film Gösterimi :“CAN DOSTUM”
Yer: İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi   Prof. Dr. Cemil Bilsel Konferans Salonu

2 ARALIK 
10:00 – 12:00  Uzun Metrajlı Film Gösterimi -“YAĞMUR ADAM”
14:00 – 16:00 Uzun Metrajlı Film Gösterimi  -“FORREST GUMP”
Yer: İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Konferans Salonu

3 ARALIK                                                                                                                                       
10:00 – 12:00  Uzun Metrajlı Film Gösterimi-  “GÖZÜMÜN NURU”
12:00 – 15:00 Fatih Yedikule Zindanlarından İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüs arası bisiklet Turu. (Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ,Ünlü spor yorumcuları,Üniversite spor kulüpleri,görme,işitme ve diğer engelli grupların katılımıyla) Bisiklet Turu.İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünde bando ekibiyle karşılanma ve bitiş.
14:00 – 16:00 Uzun Metrajlı Film Gösterimi –“CENNETİN RENGİ”
Yer: İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Konferans Salonu

4 ARALIK
10:00 – 12:00  Uzun Metrajlı Film Gösterimi-“BENİM DÜNYAM”
14:00 Plaket Töreni ve Konuşmalar
15:00 CAHİT BERKAY KONSERİ
          MUSTAFA GÖKAY FERAH KONSERİ
17:00 Kapanış( Kokteyl )
Yer: İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi  Prof. Dr. Cemil Bilsel Konferans Salonu





Beton Orman Şehrin Azınlıktaki Güçlü Seslerini Bir araya Getiriyor : Rewind & Reload

Pazartesi, Kasım 30, 2015
Hazır mısınız? Şehrin en renkli müzikal birlikteliğine çok az kaldı. Şehrin azınlıktaki güçlü seslerinden reggae, ska, rocksteady, dub, dancehall funk ve rap 5 Aralık Cumartesi gecesi COOP'ta bir araya geliyor. 

Beton Orman tayfası kısa zaman önce yayınına başladığı www.betonorman.com web sitesinde tanıtımını yaptığı ve etkinliklerini duyurduğu DJ ve MC'lerin büyük bir kısmını aynı sahnede buluşturmak amacıyla büyük bir sahne kurdu. Aynı gece Coop'un her iki katında kabinde ve mikrofonun başında şu isimler olacak. 

Ayrıntılı bilgi için etkinliğin FB sayfası >>> https://www.facebook.com/events/652992634804331/ <<<

Dj/Selekta:
Ras Memo / Selekta Firuzaga
Cünort / Alphadub / Genjah
Dubfield / Simba Roots Hi Fi
King Seroman / Ras Neco
Taxim Sound / Jr. Karakusu
Hepyek Selekta / Dubredda
Jr. Sensimilla / Rebel Tune
Boss Dj / Cihan Kondumer

Mikrofonda:
Mert Canka / Sista I
Orcun Leo / Da Frogg Eyez
Jo Jo Banton / Da Proff

Perküsyonda:
Derya Eke / Murat Tolga
Eren Eroğlu


Yer: Coop Bar
Tarihler: 5 Aralık Cumartesi
Giriş: 20TL
Adres: İstiklal Caddesi Suriye Pasajı No:166/10 Beyoğlu, İstanbul
İletişim: www.facebook.com/coopbar


Pera Müzesi’nde Yeni Bir Konser Serisi: Klasik Cumartesi

Pazartesi, Kasım 30, 2015
Pera Müzesi, Ocak – Mayıs 2016 dönemine yeni bir klasik müzik konser serisi ile başlıyor. Farklı disiplinlerden beslenen “Klasik Cumartesi” serisinin ilk konseri 12 Aralık Cumartesi günü saat 17:00’da Borusan Quartet ve kuşağının en iyi flütçüsü olarak tanınan Bülent Evcil ile gerçekleşiyor. 

Pera Müzesi yeni konser serisi “Klasik Cumartesi” ile klasik müzik severleri müzede buluşturmaya hazırlanıyor. Müzik yazarı Aydın Büke’nin sanat yönetmenliğinde, birçok farklı temaya değinen konserlerin ilki 12 Aralık’ta saat 17:00’da gerçekleşiyor. 

Rönesans’tan günümüze seçilmiş yapıtları özgün projelerle İstanbullu sanatseverlerle buluşturmayı amaçlayan programın 12 Aralık’taki ilk konserinin solistleri, ülkemizin en yetenekli ve üretken oda müziği topluluklarından Borusan Quartet ile James Galway tarafından kuşağının en iyi flütçüsü olarak tanımlanan Bülent Evcil. 

Aralık’ta gerçekleşecek ilk konserinin ardından müzik severleri 30 Ocak 2016’da Mozart’ın 260. yaş gününe özel olarak düzenlenen, bestecinin keman-piyano sonatlarından seçmelerin yer alacağı bir konser; 27 Şubat’ta yaylı çalgıların yapım aşamalarının da anlatılacağı “Ağaçtan Çalgıya” dinletisi; 19 Mart’ta bir müzede çalınabilecek en ilginç bestelerden birinin yorumlanacağı Mussorgski, “Bir Sergiden Tablolar”; 23 Nisan’da, Shakespeare’in 400. ölüm gününde, ünlü yazarın metinleri eşliğinde döneminin müziklerinin seslendirileceği bir dinleti ve 14 Mayıs’ta, Türkiye’nin ender çağdaş müzik topluluklarından Diskant Ensemble’ın ağırlanacağı bir konser bekliyor.  

12 Aralık 2015 Cumartesi günü saat 17:00’da gerçekleşecek olan konserin biletleri Biletix’ten temin edilebilir. Pera Müzesi Dostları biletlerini %50 indirimli olarak müzeden alabilir. Yerler sınırlıdır ve numaralı değildir. 


Off the Hook'un İlk Konseri Editors için Geri Sayım Başladı

Pazartesi, Kasım 30, 2015
Müzikte yeni boyut Off the Hook’un ilk konseri için geri sayım başladı. İngiliz alternatif rock grubu Editors ile 6 Aralık’ta Volkswagen Arena’da başlayacak Off the Hook deneyimi, konser öncesinde fuaye alanında Radyo Eksen DJ’leri ile Happy Hour, NOHLAB ile audiovisual performanslar, Takas kütüphanesi ve UNICEF sanal gerçeklik ile müziğin sınırlarını aşacak. 

Web sitesinde yayınladığı içeriklerle takipçilerine alternatif müzik önerileri, güncel sanat haberleri, çevre, film, mimari gibi farklı konularda paylaşımlar yapan Off the Hook, Editors konseri öncesinde Türk alternatif rock müzik grubu BIZ’i ağırlayacak. Fuaye alanında ise Deniz Kader ve Çağdaş Şişman’dan oluşan Nohlab’in audio/video performans ve enstalasyonları sahnelenecek.

Editors konseri öncesinde katılımcılar Radyo Eksen DJ’leri ile Happy Hour’da konser için ısınırken, Takas Kütüphanesi için yanlarında getirdikleri kitapları takas edebilecek ve Ekolojik Kütüphane oluşumuna bağışta bulunabilecek. Off the Hook katılımcıları ayrıca UNICEF Sanal Gerçeklik Gözlükleri ile UNICEF’in faaliyet gösterdiği ülkelerdeki yaşamı deneyimleyebilecek.

Off the Hook üyelerine avantajlı biletler tükeniyor
Off The Hook’a üye olanlar konserler için sınırlı sayıdaki avantajlı kombine biletlerden ve Hozier’in avantajlı tekil biletlerinden yararlanabilecek. Konserlerin biletleri, biletix.com ve Biletix gişelerinden alınabiliyor. 


Sinema Yıldızları Liseliler İçin KısaKes’iyor!

Pazartesi, Kasım 30, 2015
KısaKes Film Festivali’nin liselilerarası ayağı KısaKes Lisevizyon için bu yıl yine sinema profesyonelleri jüri koltuğunda buluştu. 

2010 yılından bu yana gençlerin işaretledikleri şıklar yerine hayal güçlerini yarıştıran KısaKes Lisevizyon’un bu yıl jüri koltuğunda yönetmen Serdar Akar, oyuncu Şebnem Bozoklu ve Aras Bulut İynemli, oyuncu - tarihçi ve şair Pelin Batu, sinema eleştirmeni Kerem Akça ve Bahçeşehir Üniversitesi Sinema Bölümü Başkanı Prof. Dr. Savaş Arslan yer alıyor.

Türkiye’de lise okuyan alan tüm öğrencilerin 10 dakikalık kısa filmleri ile katılabildikleri yarışma kazananları Bahçeşehir Üniversitesi’nden lisans eğitimi bursu kazanıyor.

15 Ocak 2016 tarihine kadar www.kisakes.org adresinden başvuruları kabul edecek olan KısaKes, 30 Ocak tarihinde gerçekleştireceği görkemli ödül töreni ile son bulacak.

Geçtiğimiz yıllarda jüri kadrosunda Selçuk Yöntem, Zerrin Tekindor, Yüksel Aksu, Beren Saat, Onur Ünlü, Demet Evgar, Mustafa Altıoklar, Gonca Vuslateri, Sarp Levendoğlu, Mehmet Turgut, Demet Evgar, Özge Özpirinçci, Ahmet Mümtaz Taylan gibi değerli isimlerin yer aldığı festivale 2000’i aşkın kısa film film katıldı.


Lost in the Sun : Sırlar ve Hatalar

Pazar, Kasım 29, 2015
“Bazı insanlar tüm hatalarını görebilirler. Onları omuzunda taşıdığın şekilde yüzünde göster. Hayatım boyunca birçok hata yaptım ve benim hatalarımdı. Hiç kimsenin değil. Benim.  Yaşlandıkça, tüm bu hatalar kendi içinde yığılmaya başlar. Pişmanlıklar, suçlama. Mideni rahatsız etmeye başlar. Sorun şudur ki, kendimle ilgili değiştiremeyeceğim şeyler vardır.” diyerek hatalarını kabullenmiş bir adam ve annesini yeni kaybetmiş bir çocuk... Birlikte yollara düşerse ne olur? Yeni hatalara gebe midir bu yolculuk? 2015 yapımı Amerikan işi “Lost in the Sun” bu ihtimallerle direksiyon başına geçen ikilinin yol macerasını anlatıyor.

İki kısa filmin ardından televizyon dizileri ve filmleriyle geçen yıllarından sonra Trey Nelson yazıp yönettiği ilk kurmaca filminde. İlk uzun metraj sınavını 2009’da tv dökümanteri “Stealing Lincoln's Body” ile veren Nelson, dökümanterlerin ardından 2015’e iki kurmaca sığdırmış. Tv filmi “Love Bites”in Haziran’da yayımlanmasının ardından Kasım ayında sinema salonlarına sıçramayı yaptığı film “Lost in the Sun”... Haliyle daha fazla izleyiciye ulaşabileceği ilk önemli sınavında... Josh Duhamel, Josh Wiggins, Lynn Collins ve Emma Fuhrmann’ın başını çektiği oyuncu kadrosuyla çalışan Nelson, Amerikan kırsalını da başrollerden birine oturtmayı ihmal etmemiş.

Dram ile gerilimi bir arada sunan film açılışını sakince yapıyor. Bir benzinlikteyiz... John markette alışverişte, Louis de dışarıda pompanın başında. Kasiyer ikiliyi tanıyor ve 911’i aradıktan sonra tüfeğine sarılarak sesleniyor: “Sizi tanıdım. Siz onlarsınız.” Bu girişin ardından John ve Louis’in hikayesi için bir hafta öncesine dönüyoruz. Bir cenazeevine... Louis ile tanışıyoruz. Annesi ölmüş, ülkenin öbür ucuna dedesi ve ninesinin yanına otobüsle yola çıkmak üzere... Devreye John giriyor ve annesini tanıdığını söyleyerek arabayla götürmeyi teklif ediyor. Böylece yolculuk başlıyor... Bu yolculuğun menüsünde de baba figüründen, birlikte işlenen suçlara, nasıl adam olunurdan hatalara birçok konu bulunuyor.

Senaryosunu iyi formüle eden Nelson, hikayesine ağırlık vermeyi tercih etmiş. John ve Louis arasındaki bağı çabucak kuran yönetmen sakin bir anlatımı tercih ediyor. Müziklerden aldığı güçle de gerilimi eklemiş. Filme gereken tempoyu ve gerilimi kazandıran müzikler Daniel Hart imzalı ve başarılı. Yol filminin gerektirdiği ruha uygun manzaraları da görüntü yönetmeni Robert Barocci yaratınca ortaya sorunsuz bir film çıkmış. İzleyiciye sadece ikiliyi takip etmek kalıyor. Kırsaldaki yalnızlıkları, fazla konuşmadan anlaşabilmeleri dışında yan öyküler de mevcut ama çok fazla yer tutmuyor bütünde. Zira John’un sırlarını öğrenmek için henüz hazır değiliz. Tahmin edilebilir olsa da tatmin edici cevaplarla finaline yürüyen senaryo hiçbir sarkmaya ve tempo düşüklüğüne de izin vermeyince bildik konusuna ve işleyişine rağmen kendini izletmeyi başarıyor Lost in the Sun.

Duhamel ve Wiggins’in arasındaki uyum sayesinde iyi oyunculuklarla süslü sakin bir yol hikayesi Lost in the Sun. Hata üstüne hata yapmanın pişmanlığı ve sırlarla dolu 95 dakikalık yolculuk, iyi sinematografisi ve müziklerinin de etkisiyle izleyicisine derli toplu bir hikaye anlatmak üzere bekliyor.


 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template