♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Pamuk Tarlasında Dinlediğim Ahmet Kaya Türküleri ve Başkaldıran İnsan

Kpk olarak dört bininci yazı için özel bir şey yapalım istedik... Sevgili dostumuz Ercan Dalkılıç sağolsun bizi kırmadı ve kalemi devraldı, teşekkürü borç biliyor, şöyle buyrun diyoruz... 

Geçtiğimiz senenin Haziran ayından itibaren ülkemizdeki siyasi iklimin hali görülmeye değer gerçekten de. Hepsini saymaya gücümüz ve yerimiz yetmez elbette, ama Gezi’den Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluğuna değin büyük bir keşmekeşin ortasındayız. Birbiri ardına sökün eden bu gelişmeler sırasında pek de öne çıkamayan bir haber, tüm Ahmet Kaya sevenleri gibi benim de içimdeki yarayı ta derinden bir yerden kanırttı ve tekrar kanamasına sebep oldu. Evet, Gülten Kaya’nın bizzat Çankaya’da, Reisicumhur Gül’ün elinden aldığı Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nden bahsediyorum.

Ahmet Kaya’nın çatal-bıçakla sürgüne gönderildiği malum gecenin acısı hala çok taze bende. Tam da onunla “Dosta Düşmana Karşı” kaseti ile tanıştığım 99 yazının akabinde gerçekleşmişti bu olaylar dizisi. Köydeki evimizde dayım bütün Ahmet Kaya kasetlerini bir torbaya doldurmuş ve bahçede ateşe vermişti. Ahmet Kaya vatan hainiydi bundan böyle ve kesinkes dinlenmeyecekti! Ki herkes, ister Kürt olsun, ister Türk, ağız birliği yapmışçasına uydu bu kurala, bir dönem hiç dinlenmedi bu ülkede Ahmet Kaya, hatta Kaya’nın sesinin yükseldiği evler ihbar edildi, insanlar ifadeye çağrıldı….  

Oysa ben Ahmet Kaya’nın türküleriyle o yaz yeni tanışmış ve bütün yaz boyunca traktör römorkuna asılı tek göz kasetçalarda başta “Dosta Düşmana Karşı” olmak üzere tüm albümlerini eskitmiştim. Karıkbaşına koşa koşa gidip gelirdim pamuk sularken, sırf Ahmet Kaya’yı daha fazla dinlemek için. Zira teyzem evde Metin Şentürk, Ömer Danış dinliyordu; gece gündüz bangır bangır “Sennnnn, şerefsizzzzz” şarkısı çalıyordu. Şentürk ve Danış’ın o albümlerini ezbere bilmem bundan, nerede o albümlerden bir şarkı duysam mırıldanmadan edemiyorum. Ah, Nebiye teyze, ah!

Dayımın kasetleri imhasının ardından ilk çarşamba derhal şehre inip Eski Garaj yolundaki tezgahına sıraladığı Grup Yorum, Kızılırmak, Yavuz Top vb. isimlerin kasetlerini satan Kürt Celal’den yenilerini edinmiştim. Şimdi hatırlıyorum da, neredeyse cebimdeki bütün parayı kasetlere vermiş, köye geri dönüş parasını da dayımın üzerine yazdırmıştım! Gizli gizli dinlemeye devam ettim Ahmet Kaya’yı köyde, o kasetleri çok sonraları lisede dahi şişelerce şarabın en köpeköldürenine meze yaparak hatmettim, her asi gencin yaptığı, bundan sonra da yapacağı gibi…

Geçenlerde bir şeyler ararken çekmecelerde, tam da o yıllarda çekilmiş bir fotoğrafa rastladım. 2003 tarihliydi fotoğraf; 1 Mayıs dönüşü Kordon’da çay içip dinleniyoruz… Nasıl oldu, kim çekti, anımsamıyorum, tamamen unutmuşum detayları. 18 yaşındaki öfkeli taşra çocuğu Ercan, matruş sakalı, bıyığı ve çiçek bozuğu yüzüyle dünyaya meydan okuyor... Yılmaz Güney’li afişlerden, Ahmet Kaya kasetlerinden bilenmiş çıkmıştık meydanlara birkaç ‘çapulcu’, Karşı Cephe’nin kıçına takılmış, sloganlarla, marşlarla yeri göğü inletmiştik o 1 Mayıs.

Dedim ya, öfkeliydik, hem de kimsenin olmadığı kadar, yağız mı yağız taşra genciydik biz, Kıbrıs Şehitleri’ndeki kızlara büyük bir kızgınlıkla göz süzer, vururduk kendimizi meydanlara. Gene böyle bir gün, meydanlara yeni yeni çıktığımız zamanlar, 17 filanım galiba, şimdi anımsamıyorum ne eylemi olduğunu, yasadışı bir slogan atıldı Kıbrıs Şehitleri’nin ortasında, atılır atılmaz da robocoplar Allah ne verdiyse girişmeye başladı kalabalığa. Biz de yaklaşık 8-10 kişi, topukları yağladığımız gibi şu anki Akbank’ın ara sokağına daldık. Tam Kordon’a kapağı atacakken, yaka paça ele geçirdiler beni bir kafenin sandalyeleri arasında, kaldırıp götürdüler tekme tokat Kantar’a.

Kantar’da bir odaya tıkıldık tüm yakayı ele verenler olarak, bizi sıraladılar bir amirin karşısına, amir sırayla soruyor ne iş yaptığımızı, nerede okuduğumuzu filan, cevabı aldıktan sonra patlatıyor tokadı. Tokat öyle şiddetli ki, yiyen karşıya savruluyor, masanın üstüne uçuşuyor, daktilolar filan yıkılıyor, dosyalar yerlere düşüyor. Ben en sondayım, sıra bana yaklaştıkça tabii hararet artıyor bende. Neyse, sıra bana geldi, yanakları tombul tombul, babacan görünüşlü ama aslında hiç babacan olmayan amir sordu; “Nerde okuyon sen?”, dedim “Ticaret Lisesinde”, “Ulan ülkenin ekonomisi size emanet eşşeoğlusuu” diyerek bir çaktı bu tokatı bana. Ben içerden yıkıldım aslında, ama görünürde ayaktayım, amir yıkılmadığımı görünce bir daha koydu eğdiğim, saklamaya çalıştığım başıma, ben yere düşünce iki de tekme salladı orama burama gelişigüzel. Sonra odadaki diğer memurlara dönüp, atın bu p*ştları dışarı dedi. Diğer memurlar da bize aynı dayak tarifesini bize uygulaya uygulaya kapının önüne kadar eşlik ettiler. Amirin o lafından sonra ülkenin ekonomisi üstüne söz sahibi olmamaya yemin ettim. Hala da tutuyorum o yeminimi. O gün işlem yapmamışlardı hakkımızda, şans eseri.

Sonraları daha çok düşmeye başladık o karakola, tanınır duruma geldik, amir artık “Akserli” diye çağırıyordu beni, Akhisarlı derken ağızından hızlıca Akserli diye çıkıyordu kelime. Kantar’daki polislerle de ahbap olmuştuk artık, adam bizden yaka silkmişti, diğer yandan da çay söylemeler, sigara içmeler gırla gidiyordu. Birkaç defa işlem de yedik, ifade verdik filan ama hiç tutuklanmadık, sabıkam hala cillop gibi temizdir hala. Karakolda dayak yememiş adam biraz eksiktir, hayır karakolda dayak yeyin illa demiyorum, ama yiyen adamın hali de başka güzel olur, bunu da belirtmek gerek. Tabii annem o karakollarda yediğim dayakları duysa beni öldürür, hala bilmiyor hiçbirini, eylemlere gittiğimi de bilmiyor, sakın söylemeyin emi…

Çok sonraları öğrendim, yine aynı yıllarda, babam, odamdaki Camus’nun “Başkaldıran İnsan” kitabını gördüğü gün, anneme “Nermin, bak bu oğlan baş kaldıracak bize, ona göre!” demiş. Evet, Camus okudum, Ahmet Kaya dinledim, karakollara düştüm, boğazım yırtılırcasına marşlarla adımladım sokakları, başkaldırdım, başkaldırmaya da devam ediyorum, halk denizinde köpüren dalgayım. Hayaloğlu’nun yazdığı, Ahmet Kaya’nın söylediği gibi; “Ben bir bıçak ucuyum / Kavga vermiş halkına / Başkaldırıyorum hey / Varın benim farkına / Herkes varsın farkına.”




Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template