♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Very Good Girls : Bakir Sancılar

Sinema dünyasının son yıllarda daha sık işlediği ve seriye dönüşmesinden keyif aldığı bekaret filmleri hız kesmiyor... Taze ergenin ilk cinsel deneyimi söz konusu olunca akan kanların durduğunu ve o deneyim uğruna her şeyi göze alan karakterlerin maceralarını izlemeye hevesli seyircinin nabzına şerbet filmlerinde ardı arkası kesilmiyor... “Very Good Girls” de bu yolun yolcusu... Lakin bir farkla, adından da anlaşılacağı gibi bu kez merkezde kızlar var...

Prömiyerini Sundance film festivalinde yaparak adını duyuran filmin yönetmeni de hayli tanıdık bir isim: Naomi Foner...  Maggie ve Jake Gyllenhaal kardeşlerin annesi olan Foner, ilk yönetmenlik denemesinde... 1986 yapımı “Violets Are Blue...” ile senaristliğe adım atan Foner, iki yıl sonra “Running on Empty” ile oscar adayı olmuş ve seneyi üç ödülle kapatarak adını duyurmuştu... 1993 ve 1995’de Stephen Gyllenhaal ile roman uyarlamaları “A Dangerous Woman” ve “Losing Isaiah”a imza atan Foner, on yıl sonra yine bir roman uyarlamasıyla “Bee Season”la geri dönmüştü... Gişe yapan ama kimseye yaranamayan filmden sonraki sessizliğin sonunda ilk kez yönetmen koltuğuna oturarak geri dönmüş... Ve elbette kendi senaryosuyla... 

İki kızı anlatmaya soyunmuş Foner... Üniversiteye gidişleri öncesi son yaz tatilinde yaşadıkları sancılara odaklanmış... Lilly ve Gerri... Aileleri bakımından birbirinin zıttı iki kız... Liliy’nin ailesi dağılmanın eşiğinde, bolca buhranla dolu sessiz bir evde her şey hasıraltı... Gerri’yse mutlu bir ailenin şanslısı, neşeli ve her şeyi konuşan ebeveynlerin susmak bilmediği bir ev... Kızlar hakkında bildiğimiz fazla bir şey yok... Lilly tur rehberi, Gerri gitar çalıyor ve gerisi meçhul... Filmin konusuna gelince; ikilimiz akranları arasında gezegenin son bakireleri olmaktan muzdarip... Bu yaz çözelim bu işi diyorlar... İlk adımı da halk plajında çırılçıplak yüzerek atıyorlar... Acaba çılgın iki kızla mı karşı karşıyayız dediğimiz bu ilk sahnenin aksine, çok sıradan kızlar... Günümüz gençliğinin aksine, sanal alemde dolaşmıyor ve telefonla haşır neşir değiller sadece... Bu sıradanlıklarının tavan yapmasıysa, aynı erkeğe ilgi duymaları... Artık klişe bile denemeyecek basitlikte konunun işlenişi de, erkek yüzünden çatışmaları da sonuca bağlanması da aynı sıradanlık ve yavanlıkta... Oysa pazarlama aşamasında sürekli vurgu yapılan, ikilimizin boğuştuğu bakir sancılar olmuştu... Haliyle ortada ne orijinal karakterler var, ne de orijinal bir konu... Daha önce izlenmişlik hissiyatının izleyicinin boğazına yapışması da bundan... Filmi izlenir kılabilecek ya da albeni yaratacak şeylerse, oyuncu kadrosu, görüntü yönetimi ve müzikleri olabiliyor ancak...

Sinema dünyasının önemli isimlerinden biri olmanın getirisiyle, iyi bir kadro oluşturmuş Foner... Ağırlık Dakota Fanning ve Elizabeth Olsen’de... Boyd Holbrook, Owen Campbell, Clark Gregg, Peter Sarsgaard, Ellen Barkin, Richard Dreyfuss ve Demi Moore da onlara eşlik eden isimler... Üzerlerine düşeni yapıyorlar ama zaten ortada oyunculuk gerektiren bir durum yok... “I Am Sam”le tanıdığımız o küçük kızın artık büyüyüp, kafayı bekarete taktığını görmek de garip değil artık... Zira Fanning büyüdüğünü daha önce göstermişti... Görüntü yönetmeni Bobby Bukowski ve müzikleri seçen Jenny Lewis filmi izlenir kılabilen dokunuşları yapan isimler...

Sundance’in ardından Deauville American Film Festival’de izleyici karşısına çıkan film, Haziran’da internet üzerinden izleyicisini aramış ve Temmuz’da da sınırlı sayıda salonda gösterime girebilmiş... Bizde de korsan alemde meraklısını bekliyor... Bekaretini kaybetmek isteyen Fanning ve Olsen olunca ilgi çekmesi normal elbette... Peşinen söyleyeyim, Fanning’in masumane sevişme sahneleri dışında onlarda istediklerini bulamayacaklar... Zira Foner, çıplaklığa prim vermiyor, derdinin sansasyonel sahnelerle dikkat çekmek olmadığını gösteriyor...

Masumiyeti kaybedince kendimizi yeniden bulmamız gerektiğini düşünen Foner, iki genç kızın üzerinden olabildiğince eskimiş bir konu ve işleyişle izleyicisini sıkıntıdan patlatıyor sonuç olarak... En iyisi, sinemanın masumiyetini kaybetmemesi için uzak durmanız olur...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template