♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

The Black Cat : Vasiyet, Kediler ve Poe

Dünya edebiyatının kilometre taşlarından Edgar Allen Poe’nun hikayeleri sinemaya da etki etmiş. Bu etkinin ilk örneklerinden biri de 1941 yılında izleyici karşısına çıkan “The Black Cat” olmuş. Poe’nun “Kara Kedi” adlı kısa hikâyesinden esinlenen film o yıllar için taze örneklerden biri. Korku/gerilim öğeleriyle komediyi harmanlayan film bugünden bakıldığında da tazeliğini koruyor. İyi bir tür kırması olarak başarılı formülüyle öne çıkıyor.

Robert Lees, Frederic I. Rinaldo, Eric Taylor ve Robert Neville’in kotardığı senaryoyu peliküle aktaran Albert S. Rogell olmuş. 1921 yılında başlayan filmografisinde üretken bir dönem geçiren Rogell, yüzden fazla film yönetmiş bir isim. “The Black Cat” de 1941 yılına sığdırdığı dört filmden biri. “The Wrecker”, “Air Hawks” ve “Fighting Fate” ile hatırlanan 1901 doğumlu Oklahoma’lı yönetmen 20 yaşında başladığı yönetmenlikte dönemin romantik salon filmlerinde stüdyoların isteklerini karşılayan isimlerden biri olmuş. Setlere vedasını da bir diziyle, “Broken Arrow” ile yapmış. Sinema tarihinde öyle önemli bir yeri olmasa da 1947 yapımı “Heaven Only Knows” ve iki dalda Oscar adayı olmuş John Wayne’li “In Old Oklahoma” ile sinefillerin keşfedebileceği bir isim. “The Black Cat”in oyuncu kadrosu da aynı şekilde zamana yenilmiş bir oyuncu grubu içeriyor. Basil Rathbone, Hugh Herbert, Broderick Crawford, Anne Gwynne, Gladys Cooper ve Gale Sondergaard’ın başını çektiği kadronun önemli yıldızıysa Bela Lugosi. Efsane aktör 1934 yapımı “The Black Cat”te bir başka efsane Boris Karloff ile başrolü paylaştığı klasiğin ardından başka bir uyarlamada bu kez daha geri planda. 1934 yapımı film Poe’nun öyküsünü direk suç gerilimi olarak işlerken, 1941 yapımı film öyküyü salon komedisi sosuyla anlatmayı tercih etmiş. 

“The Black Cat”, kedileri seven bir kadının vasiyetini açıklamasıyla şekillenen bir öykü. Koca malikanede akrabalarıyla yaşayan Henrietta Winslow’un ölmesi bekleniyor. Her beklentiden sonra hayal kırıklığına uğrayan mirasçılarını gören bayan Winslow son halini verdiğini vasiyetini açıklıyor. Öte yandan öldü ölecek haberleri arasında malikaneyi ve içindeki antikaları satın almak isteyen Mr. Penny de aile dostu Hubert ile birlikte durumu görmek üzere eve gelince macera başlıyor. Winslow’un zehirlenerek ölmesiyle başlayan zincir yerini katil kim sorusuna bırakıyor.

Seksen yıl öncesinin filmine ikibinli yıllardan bakınca eskimediğini görmek mümkün. Poe’dan esinlenmesinin payı büyük elbette… Halen tazeliğini koruyan öyküyü işlerken seyirciyi rahatlatan komedi sosu tamamen Mr. Penny üzerinden yürüyor. Filmin komedi unsuru olarak eklenen karakter aynı zamanda gizemin çözülmesinde de tesadüfi etkilere sahip. Gayet akıcı ve tempolu bir film olarak hiç sarkmaya yer vermeden izleyicisine hoş vakit geçirtiyor. Katili tahmin etmek de pek olası değil. Elbette bir tür kırması olmasının dışında pek bir özelliği ya da izlenme sebebi kalmamış durumda. Dönemin vasatı aşan filmlerinden biri olarak sadece Poe sevenlerin izleyebileceği bir yetmiş dakika olsa da halen sıkılmadan vakit geçirtebilecek bir seyirlik.

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template