♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

I Will Follow You Into the Dark : Karanlıkta Buluşuruz!

Ebeveynlerini 6 ay arayla kaybeden insan, her şeyi sorgulamaya başlayınca ne olur? Sevdiklerini kaybetmenin korkusunu nasıl yener? Neler yaşar?... Bu soruların ışığında konusunu şekillendiren “I Will Follow You Into the Dark”, türler arası gezinen finalini fantastik bir romantizme bağlamaya çalışan bir deneme, bir tür kırması... Bol miktarda da yanlış algı kurbanı... Zira filme korku/gerilim sitelerinde rastlamak mümkün...

Her şeyden önce belirteyim, karşımızda gerilim öğelerinden sadece faydalanan bir film var... Perili ev gibi hazır kalıpları kullanan “I Will Follow You Into the Dark”, temelde fantastik bir aşk öyküsü anlatmaya çalışıyor. Bu uğraşında da, tıpkı baş karakteri gibi kafası karışık bir yol izliyor... 2004’te kendi yazıp yönettiği mistik gerilim “Breaking Dawn” ile sinemaya adım atan 1980 doğumlu Mark Edwin Robinson, vasat ama en azından sonuna kadar izlenebilir bir film çıkarmıştı ortaya... Bunun yetmediğini görmüş ve ikinci filmi için sekiz yıl beklemiş belli ki... Bu bekleyişin sonu, yine kendi senaryosu ile gelmiş... İyi de bir kadro kurmuş Robinson, “The O.C”nin yıldızı Mischa Barton, “The Blacklist”ten Ryan Eggold ve “The Originals”dan Leah Pipes gibi tanıdık simalar ile oyunculuğu belli bir düzeyde tutmayı başarmış... 2012 yapımı filmin şansı da iyi gitmiş, Hollywood ve Manhattan film festivallerinde yaptığı gösterimlerde adaylıkta kaparak adını duyurmuş ama artık ev sinemasında deniyor şansını...

Babasının ölümü sonrasında büsbütün harap olarak kızımız Sophia Monet, cenazede hayli sert bir konuşma yaparak meydan okuyor hayata ve özellikle de tanrıya... Artık kimseyi sevmek istemiyor, evden çıkmak ya da hayata karışmakta istemiyor... Ama heyhat, bir çarpışma sonrası korktuğu başına geliyor... Aşkla da her şeyin düzelip, düzelmediği filmin ana izleğini oluşturuyor...

Gerilime meyleden açılış sahnesini, ölüm döşeğine bağlayan “I Will Follow You Into the Dark”, Sophia’nın acısını gösteriyor önce... Gerilim beklerken, dram oluyor, dram derken din adamı babasının görevli olduğu klisede yaptığı konuşma ile eleştirilerini sıralıyor isyankar oluyor... Daha ilk yarım saatte anlıyoruz ki, yönetmenin türlerle işi yok... Senaryosunu bölümlere ayırmış gibi, türler arası geziniyor... Ölüm ile drama, anma konuşmasıyla ironik komedi derken, esas oğlan Adam’la tanışma sonrası aşk giriyor işin içine... Romantizm de diz boyu... Lakin yönetmenimiz yine rahat durmuyor, başlıyor kurgu oyunlarına... İzleyici için kopuk kopuk görünen bu gereksiz zaman sıçramaları, türler arası gezintiyi de körüklemiş oluyor... Robinson’un amacı aslında belli, öncesi sonrası derken fantastik bir aşk öyküsü anlatmak istiyor... Elindeki malzeme de iyi ama kağıt üzerinde ne kadar iyi bir öyküyse, peliküle aktarmada da o kadar kötü... Örneğin Sophia’nın bir kabus sahnesi mevcut, hangi amaca hizmet ettiği meçhul... Hiç bir yere bağlanmayan bu tür sahnelerle, öykü de dağılıyor... Hatta amaç şaşırtmaksa yanından bile geçemiyor Robinson... Sophia’nın aşık olmasıyla romantizme dokunuyor ama hemen ardından perili ev klişesi üzerinden gerilime kırıyor yeniden rotasını... Bu türler arası geçişlerin gereksizliği bir yana, gerilime de, romantizme de hakkını veremiyor... 

Çalkantılı hayatıyla oyunculuktan bir dönem uzaklaşan, uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle neredeyse tanınmaz hale gelen Barton hem geri dönebilmiş, hem de Eggold ile kimyası tutmuş ki, filmin az sayıdaki artılarından biri bu... İkilinin aşkları ve birbirlerine olan bağlılıkları inandırıcı, fantastik final de bu sayede oyuncularından güç alıyor... En büyük eksiyse, yönetmenin tuhaf zaman atlamalarıyla tercih ettiği anlatım biçimi... Gereksiz ara görüntüler ise tamamen facia... Anlatımı güçlendirmek ve seyirciyi finale hazırlamak için seçilen gökyüzü, yıldızlar ve ışıklardan ibaret kısa parçalar, başka bir filmden araya kaynamış parçalar gibi görünüyor... Konusunu derli toplu anlatmak yerine, filmi gereksiz ve hiçbir amaca hizmet etmeyen sahnelerle hem uzatan hem de seyircinin konuya vakıf olmasının önüne geçen Robinson, denemelerinin sonucunu başarısızlıkla alıyor... 112 dakikalık film, iyi öyküsünü peliküle aktaramayan bir zaman kaybı... Uzak durmanızda fayda var...



Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template