♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Beyoğlu'nun En Güzel Abisi : Kalem Kasılınca Ağaçlar Konuşur!

Yerli edebiyatın sevilen kalemlerinden Ahmet Ümit’in şimdilik son romanı “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi”, yılbaşı gecesi işlenen bir cinayetin tetiklemesiyle Tarlabaşı üzerinden memleket manzaralarını anlatmaya soyunuyor... Çok satanlar listesinden düşmeyen ve yılın en çok konuşulan romanlarından biri olunca, bir arkadaşımın yakıştırmasıyla “köpek gibi okuyan” biri okur olarak, okumak farz oldu...

Öncelikle belirteyim, Ahmet Ümit çok sevdiğim ve özellikle takip ettiğim bir yazar değil... Tüm romanlarını hatmetmiş değilim ama iyi romanlarının da hakkın teslim edecek kadar objektif bakıyorum... Polisiye edebiyatımıza başyapıt verdiğini de yadsıyacak değilim... Dilini, anlatımını, sürükleyiciliğini de her romanında görüyoruz zaten, bunun da altını ayrıca çizmeye gerek yok... Romanlarının öncesinde giriştiği sıkı araştırmalarsa, en çok öne çıkan özelliği... Bu kez, kendi deyimiyle her gün geçtiği sokakları anlattığı için uzun araştırma sürecinden geçmemiş... Zaten özümsediği bir yeri anlatmanın keyfini yaşamış ve yaşatmaya çalışmış daha çok... Ki bu durumun romana çok zarar verdiğini de her sayfada görmek mümkün...

Komiser Nevzat ve ekibi, cinayeti araştırmaya koyulduğunda soruşturma derinleştikçe tanıştığımız karakterler kanlı canlı işliyor okurun içine... Ama bu canlılık hali, Ümit’in romanın geneline yansıyan bir şeyler söyleme gerekliliğinden muzdarip... Yazarı romana tetikleyen ne oldu bilinmez ama neleri yazmak istediği çok açık... Gezi olaylarıyla birlikte ayyuka çıkan tüm dertlerimiz üzerine içinde biriktirdiklerini birer birer anlatmak istemiş Ümit... Bu isteğinin sonucu olarak da kalemi kasıldıkça kasılıyor, olmadık yerlerde zorlama laflar ediyor ustalıkla yarattığı kahramanlar... Bazılarının öyküsüyse tamamen zorlama, tamamen amaca hizmet eden samimiyetsizlikte... Gezi olaylarında gözünü kaybeden karakter romanın genelinden bakıldığında sırıtıyor örneğin... Zaten gezi olayları yazarın gözünü döndürmüş gibi... Tamamen sübjektif bir bakış açısıyla, yarattığı karakterlerin üzerinden kendi düşüncelerini dikte ediyor... Bu dikte etme halinden de bir türlü tatmin olamayan yazar, kasıldıkça kasılınca dönüp dolaşıp değindiği gezi olaylarında, parktaki ağaçlara olaylar sırasında ölen gençlerin adını fısıldatıyor... Bu absürt durumun iticiliği bir yana, tribüne oynama hali de mevcut... Gezi parkı olayları konusunda herkes hem fikir romanda... İyiydi, güzeldi, her milletten insanlar vardı, sütten çıkmış ak kaşıktı hepsi... Tek taraflı bakışlar silsilesi sürüyor gidiyor...

Romanın bunca karaktere rağmen güçlü bir kötüsünün olmaması da ilginç... İyi bir kötü karakteri olmayan metin her zamanki gibi iyilikte de zayıf kalıyor... Bununla da kalmıyor yazar, Komiser Nevzat’ın peşini bırakmayan bir polisiye yazarı tiplemesiyle egosunu da tatmin ediyor, güya kendisiyle dalga geçmiyor... Yine itici bir durum, itici bir tipleme ve kötü finale açılan kapı...

Cinayetin açtığı polisiyeyi ele alırsak, onun nispeten iyi olduğunu söylemek mümkün... Her ne kadar işlenmemiş bir konuyu ele almayıp, bir aşk üçgenini merkeze koymuş olsa da polisiyeyi yine işliyor yazar... İyi de sonuçlandırıyor... Romanın genelinden bakıldığındaysa geride kalıyor bu durum... 

“Beyoğlu’nun En Güzel Abisi” çoklu final yapan romanlardan... Önce cinayet dosyası kapanıyor, ki buna sebep olan çatışmayı çok iyi işleyememiş Ümit... Sonra katili buluyor, ki onu da iyi gizleyememiş... Yarattığı yazar tiplemesiyle yaptığı finalse çok kötü...

Sonuç olarak, “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi” yazarın en kötü romanı... Gezi olaylarından çabuk etkilenmenin sonucu olarak kalemi bolca kasılan, samimiyetsiz ve itici bir roman... Bolca tribüne oynayan tipik bir çok satar gediklisi...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template