♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Disiplinli Güzel Günler : Bizler Birer Fetişisttik

Yatılı okullarda büyümek deyince aklımıza iyi şeyler gelmediği hepimizin malumu. Ülkemizde yakın zamanda bu okullarda sadece eğitim verilmediğini görünce cız etti içimiz. Farklı yapılanmaların ilk adımı olarak kullanıldığını hayretlerle öğrendik. Bir yangın haberiyle ciğerimiz yandı. Velhasıl yatılı okulun bambaşka bir kültür olduğunu biliyoruz. Aileden uzak, neredeyse tamamen dünyadan soyutlanmış çocukların büyüdüğü yer olarak biliriz. Eksik, gedik ve yaralı ruhlarla hayata adım attıklarını görürüz çoğunlukla. Öğretmenlerin ve müdürün can sıkan macera ve uygulamalarıyla doludur hep. Tarihsel süreçte de böyle olmuş olsa gerek. İsviçreli yazar Fleur Jaeggy’nin Mart ayında raflarda yerini alan romanı “Disiplinli Güzel Günler” bir yatılı okul günlüğü olarak etkileyici bir okuma sunuyor.

İlk kez dilimize çevrilen yazarı tanıyalım önce… 1940 Zürih doğumlu yazarın çocukluğu yatılı okullarda geçmiş. Bir süre Amerika ve Avrupa’da modellik yaptıktan sonra hayatı Roma’da değişmiş. Thomas Bernhard ve Ingeborg Bachmann’la tanışmış. Bachmann’la yakın arkadaş olmuş. Adelphi Edizioni adlı yayınevinde çalışmaya başlamış. İtalyan yayıncı ve yazar Robert Calasso ile evlenmiş. Kaçınılmaz olarak içinde yer aldığı yayımcılık dünyasında yazmış ve üretmiş. İtalyanca’ya çeviriler de yapan Jaeggy. İtalyan müzisyen Franco Battiato’yla birlikte müzik alanında çalışmalarını da sürdürüyor. Halen İtalya’da yaşamını sürdüren yazarın ödüllerle taçlanan yaşamının en önemli zirvesi 1989 yılında yayımlanan “I beati anni del castigo” olmuş. Halen başyapıtları arasında anılan roman yazarın dilimizde tanımak için doğru ilk adım elbette. 2002’de Viareggio Ödülü’nü alan yazarın 2003’te yayımlanan “Proleterka” adlı eseri, Times Literary Supplement tarafından yılın en iyi kitabı seçilmiş. Jaeggy, Avrupa edebiyatında kendi özgü üslubuyla tanınıyor. Donuk, duru, ekonomik ve telegrafik olarak tanımlanan üslubuna paralel olarak soğuk ve karanlık atmosferler ile ölüme meyilli karakterler eşlik ediyor. Bu bilgiler eşliğinde “Disiplinli Güzel Günler”de nelerle karşılaşacağımızı az çok biliyoruz.

Savaş sonrasının İsviçre’sinde geçen roman, anlatıcı üzerinden ilerliyor. Jaeggy, anlatıcısının üzerinden önce yatılı okulun ne demek olduğunu anlatıyor. “Yatılı okullarda biraz kibirli olan öğrenciler, kendilerine gerçeği maskeleyen bir dış görünüş, bir tür çifte yaşam yaratırlar; değişik bir konuşma, yürüme, bakma şekli edinirler” derken anlatıcının da böyle biri olabileceğini okurun aklına yerleştirir Jaeggy. “Okulda dünyanın her köşesinde öğrenci vardı” dese de detaylandırmaz anlatıcımız. Yazarın her cümlede arttırdığı dozun sonucu olarak romanın dünyası sadece yatılı okul haline gelir. Her şey ve her yerden soyutlanmıştır okul. Hiç vakit kaybetmeden kendisine kardeşlik etmek isteyen birini reddeden anlatıcımızın pek tekin olmadığını da gösterir. “Gerçekten şirin ve çekiciydi, bir köleyi zevkini hiç çıkaramadan elimden kaçırmıştım” der ve ekler; “sadece eğlence, belirsizlik ve mesafe bizi hedefe yaklaştırır; aslında bizi vuran hedeftir."

“Yatılı okul harem gibidir” diyen anlatıcımız “Odalarımıza çekilirdik; bizler yaşamı pencerenin önünden geçerken izledik; kitaplarda, mevsim dönümlerinde, gezintilerde tanık olduk ona. Sadece yansımasını gördük.” sözleriyle kendindeki yansımaları yazar. Romanı derinleştiren bu tip kısa ve öz cümlelerle okurun her cümleyi daha dikkatli okumasını sağlarken geleceğe dair çıkarımlarını yapmayı da ihmal etmez: “En güzel yıllarımızı yatılı okullarda geçiren bizler, belki de, sadece kadınları iyi tanıyorduk. Oradan ayrıldığımız zaman da, dünya erkek kadın diye ayrıldığı için, erkekleri tanıyacaktık” der. Bu cümleden de kendi yansımasını çıkarmayı ihmal etmez elbette: “Acaba aynı yoğun hisler yaşanır mı, erkeklerin gönlünü çelmek Frédérique’in gönlünü çelmek gibi zor mu olacak? diye kendime sorardım.” Peş peşe gelen bu cümleler romanın ve Jaeggy’nin üslübunun özeti desek yanlış olmaz. Bu formülü uygulayarak ilerler roman. 

Tanımlamalarının ardından da ortamdaki belli başlı karakterleri tanımamıza izin verir. Tamamen sübjektif bir bakışla okura dikte eder aslında. O ne diyorsa inanmamızı ister. Başka bir karakter konuşmadığı ya da söze girmediği için giderek arayı açar. Adını bilmediğimiz anlatıcının minicik sözcüklerle başlayan öyküsü mükemmel görünüme sahip yeni kız öğrenci Frédérique’in okula kaydoluşuyla dallanıp budaklanır. Giderek takıntı haline getirdiği kıza gönlünü kaptırır ve onu baştan çıkarmak için elinden geleni yapar. Sonrasıysa romanın başyapıt haline gelmesine giden yoldur. Okur için keyifli bir okuma sunarken bir tür büyülenme ve esir alınmadır söz konusu olan. Bu büyü için yaptığı seçimi de bir alıntıyla özetlemek mümkün: “Frédérique’in soyadı “öykü” anlamına geliyor. Adı öykü olduğuna öre, cezalandırışı gülüşüyle bu öyküyü onun yazdırdığını ya da yazdığını düşünmeye başlıyorum. Açıklanamaz bir şekilde öykünün çoktan yazıldığını, bittiğini de hissediyorum. Tıpkı yaşamlarımız gibi.”

“Bizler birer fetişisttik” diyen anlatıcımız dünyaya dair bir şeyler söylemeyi de ihmal etmiyor elbette. Bu cümlelerle de kontrol ile deliliğin arasındaki dengede seyretmeye başlıyor. “Belki de hiç önem vermediğimiz insanlar, tuhaf ve kötü bir oyun sonucu hortlarlar. Görüntüleri, dikkate aldığımız insanlarınkinden daha çok beynimize işlemiştir. Aklımız bir dizi küçük mezardır. sevdiklerimiz yaptığımız yoklamaya yanıt vermez, oysa bazı açgözlü yaratıklar kimi zaman yattıkları yerde doğrulup sevdiğimiz insanların hayaline akbaba gibi saldırırlar. Pek çok yüz vardır, verimli birer otlak gibi olan şu beynimizdeki mezarlarda." Tekinsiz atmosferini kuran Jaeggy, "Bazı insanlarda mutlak ve ele geçirilemez bir şeyler vardır; bu dünyadan, yaşamdan uzaklık gibi, diğer yandan da bilmediğimiz bir güce boyun eğen bir kimse olduğunun işareti gibi gelir." diyerek burada ben varım uyarısını da yapıyor. Okurun için böylesi keşfe açık ve edebi haz uyandıran bir metin “Disiplinli Güzel Günler”…

"Sanki insanlık bir alfabe ve her varlık bir harften oluşmuş gibi." diyen Jaeggy, her harfini özenle seçerek oluşturmuş romanını. İnce ince işlediği, alamet-i farikası olan üslubu ile okurunu esir alarak tek oturuşta bitirmesini sağlıyor. 95 sayfalık roman ne de olsa. Dünyadan soyutlanmış gibi sadece okuldan, üç-dört kişiden o da kısa ve öz bahsederken dupduru diliyle hiçbir şeyi allayıp pullamadan süslemeden anlatıyor Ortaya kontrollü bir delilik hali çıkıyor… “Bizler Birer Fetişisttik” uyarısıyla tapınma halini okuruna mesafeli, yabani, ürkütücü ve tekinsiz atmosferiyle sunan çabuk biten ama okurun zihninde devam eden usta işi bir roman…

Disiplinli Güzel Günler / Fleur Jaeggy
Özgün Adı: I beati anni del castigo
Çevirmen: Şemsa Gezgin
Çağdaş Roman
Can Yayınları, 1.Baskı Mart 2019
96 Sayfa, 12,50 TL


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template