♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Antabus : Kuzulardan Kurtlara

Apartmanda tanıdık ses duyarsanız ne yaparsınız? Bir kadının çığlığı, bir tokat sesi, bir çocuğun ‘vurma baba’ diye haykırışı… Kulaklarınızı tıkar devam edersiniz o mis gibi hayatlarınıza. Çünkü aile içinde yaşanan gayet olağan şeylerdir bunlar. Karışırsanız kötü olan siz olursunuz. Ya bu sesler günaşırı devam ederse? ‘E yeter be!’ mi dersiniz? Yoksa ‘kadın da amma doymadı be!” mi? Bir süre sonra üçüncü sayfa haberine dönüşürse vicdanınız sızlamaz mı hiç? Oradaydınız. Uyarmadınız. Aramadınız. Yardım çağrısını duymazdan geldiniz. Oysa hepiniz oradaydınız be! Oradaydınız…

Artık herkes için olağan karşılanan, kimselerin şaşırmadığı bir hayat hikayesi Leyla’nınki. Leyla Taşçı’nın.. Köyden gelip İstanbul’a yerleşen, tutunmaya hatta yırtmaya çalışan fakir bir ailenin kızı. Erkek egemen dünyanın çarkına ‘eve para girsin’ diye sokulmaya zorlanan bir Leyla. “Antabus” onun öyküsü. Seray Şahiner yazmış, Erdal Beşikçioğlu’nun genel sanat yönetmenliğinde Tatbikat Sahne’sinde, İlham Yazar’ın yönetmenliğinde 2015 yılında seyirciyle buluşmuş bir oyun Antabus. İlk andan bu yana seyircisinden alkış tufanı koparmış ve ödüllere uzanmış bir oyun.

17 Ocak Çarşamba akşamı Mersin’de Kırmızı Sanat sayesinde Yenişehir Kültür Merkezi’nde sahnelendi. Nihayet oyunu izleme fırsatı bulmanın keyfini çıkaralım derken maalesef salonun dolmadığını gördüğümde üzüldüğümü belirteyim. Küçücük salonun dolmasını beklerdim ama neyse buna da şükür dedim. Meğer erken davranmışım. Maalesef daha oyunun ortasına gelmeden Nihal Yalçın, seyircisine bağırmakta buldu çözümü: “Siz çıkar mısınız dışarı!” Sürekli telefonuyla meşgul olan ve ısrarla sessize almayan o seyirci çıkmadı. Ve yine çaldı telefonu. Mersin seyircisi yine, defalarca kez olduğu gibi sınıfta kaldı. Karşınızda neredeyse hiç susmadan bir buçuk saat boyunca performans sergileyen biri varken o telefonla neden oynar insan?

Şahane bir metin var elde. Hepimizin aşina olduğu bir üçüncü sayfa haberini anlatıyor Antabus. Şahiner, bu sert öyküyü mizahla harmanlayarak yazmış. Nihal Yalçın da o yalın sahneyi geze dolaşa arşınlayarak tüm bedeniyle oynuyor. Hatta oynamıyor, o binlerce kadından biri oluyor. Müthiş bir performansla nefes nefese aktardı tüm kadınların sözlerini. Eril dünyadaki dişil çığlığı yankılandırdı. İçimize işletti. Yer yer güldürdü. Yo yo hayır, güldürürken düşündüren bir oyun değil bu. Hayat kadar gerçek. Hayat kadar sert… Kadın olmanın lanetlerine dair bir zincirleme. En kötüsü de itiraz edebileceğimiz tek nokta yok. Zaten oyunun özelliği de bu. Sonunda yapacağınız muhasebe ile eve dönmek.

“Başkasının canının yanıyor olması artık hiçbirimizi ilgilendirmiyor çünkü çok insanın canı yanıyor. Devlet zulmü kadına yapıyor ama en büyük kurban erkek, her zaman bunu söylüyorum. Kadının tutunacağı en büyük yer sevgisi. Kadın sevmeyi becerebilir. Oyunda kadın kızını seviyor, kadın çiçek seviyor, kadın uyumayı istiyor, onu seviyor. Ama adam sevemedi, çünkü erkekler sevgi gösterince zayıf, beceriksiz olarak anılabiliyor. Aynı şeyi doğaya yapıyor, hayvana yapıyor, yapıyor yapıyor yapıyor… O kadar alıştırıldık ki, çocuğa bile yapıyor gözünü kırpmadan. Ona Kürt diyor yapıyor, diğerine Alevi diyor yapıyor, ötekine ‘Affedersin Ermeni” diyor yapıyor. Mevzunun kadın olduğuna gelene kadar o kadar çok acı var ki ortada, ‘Al şimdi bir de kadın meselemiz çıktı’ diyebilenler bile olabiliyor” diyerek özetliyor bir röportajında Nihal Yalçın durumu… Çözülememiş kadın meselelerimizi görmezden gelmeye devam etmemek için izlenmesi gereken bir oyun “Antabus”. Şaşırmadığımız için sesimizi çıkarmadığımız artık bize sıradan gelen bir masal bu. Kurtların hep kuzuları yediği bir masal… Bu kez masalı kuzular kurtlara anlatıyor. Nihal Yalçın’ın performansıyla büyüttüğü Leyla’ya kulak verin.

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template