İletişim Yayınları’ndan Kasım Yenileri

Salı, Kasım 08, 2016 by Serkan Murat KIRIKCI
İletişim Yayınları, 11 Kasım’da raflarda yerini alacak kitaplarını duyurdu. Emrah Serbes’in “Behzat Ç.”sine yapılan 10. yıl özel baskısı ve Mahir Ünsal Eriş’in sinemaya uyarlanan öyküsü “Benim Adım Feridun”un çizgili öykü versiyonu ayın öne çıkan kitapları olurken fuarda da yoğun ilgi görecek kuşkusuz. Giray Kemer’in yeni romanı “Ses Veriyorum”, Atilla Atalay’ın yeni kitabı “Yavaş Tren” ve Faddey Venediktoviç Bulgarin’in ilk kez Türkçeye çevrilen beş öyküsünden oluşan “Mitrofan’ın Ay Serüveni” de ayın diğer edebiyat kitapları. Burçin Gerçek’in “Akıntıya Karşı - Ermeni Soykırımında Emirlere Karşı Gelenler, Kurtaranlar, Direnenler” adlı incelemesi tarih, Jenny Edkins’ın farklı coğrafyalarda ve farklı koşullar altında yaşanan kayıpları incelediği kitabı “Kayıp - İnsanlar ve Politika” ile İsmail Saymaz’ın yeni kitabı “Fıtrat - İş Kazası Değil, Cinayet” bugünün kitapları, Mithat Alam’ı ve onun Boğaziçi Üniversitesi’nde kurduğu Film Merkezi’ni tüm yönleriyle tanıma imkânı sunan “Sinemayı Seven Adam” anı, Frankfurt Okulu ve Eleştirel Teori geleneğinin en önemli isimlerinden Axel Honneth’in “Sosyalizm Fikri / Bir Güncelleme Denemesi” adlı incelemesi politika ve Özgür Mutlu Ulus’un “Türkiye’de Sol ve Ordu (1960 – 1971)” adlı incelemesi ile Fırat Mollaer’in “Tekno Muhafazakârlığın Eleştirisi” adlı incelemesi de araştırma inceleme dizisinin yeni kitapları...

Behzat Ç. - 10. Yıl Özel Baskı / Emrah Serbes
İletişim Yayınları, Emrah Serbes’in bizi Behzat Ç. ile tanıştıran kitapları Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat’ı yayımlanışının onuncu yılında özel bir baskıda bir araya getiriyor. Bu özel baskı, romanları daha önce okumuş okurlar için bir koleksiyon değeri taşırken, aynı zamanda Behzat Ç. ile tanışmak için sabırsızlanan okurlara iki metni bir arada bulma imkânı sunuyor.

Her sayfada Ankara… Kızılay, Sakarya Caddesi, SSK İşhanı, Dil-Tarih, Atakule, öğrenci evleri... ve Emniyet... Cinayet Masasında “yeni müktesebata” uyum sağlayamamış, lambur lumbur, “dişli” bir başkomiser. Hayata başka türlü bakan biri, “amir”, öfkeli, yerinde duramayan... İti de uğursuzu da biliyor... 

Türkçe polisiye edebiyatının ve yakın dönem popüler kültürün fenomeni Behzat Ç.’nin iki ünlü romanı Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat, yayımlanışının onuncu yılı vesilesiyle özel bir baskıda bir arada… 

Emrah Serbes’ten bir AnKara polisiyesi…
Türkçe Edebiyat, 569 Sayfa, 37,50 TL

Benim Adım Feridun / Mahir Ünsal Eriş
Son dönem Türkçe edebiyatın en önemli yazarlarından Mahir Ünsal Eriş’in Benim Adım Feridun adlı öyküsü, şimdi Murat Başol’un çizgileriyle İletişim Yayınları tarafından sunuluyor. Eriş’in 60. Sait Faik Hikâye Ödülü’nü kazanan kitabı Olduğu Kadar Güzeldik’inde yer alan Benim Adım Feridun, sinemaya uyarlanmasının ardından bu çizgili öykü versiyonuyla renklenecek…

Yere göğe sığamayan, dünya ağrılı, kederli, acımış bir adamın serencamı.

Sahil rehavetini, çay bahçelerini, eski hatıraları, çiçek açmak için gün ışığını, düğün halayını arayan Feridun…

Onun adı Feridun.

Mahir Ünsal Eriş’in sinemaya uyarlanan iyimser öyküsü, Murat Başol’un sıcak çizgileriyle…
Türkçe Edebiyat, 40 Sayfa, 18 TL

Ses Veriyorum / Giray Kemer
İletişim Yayınları, daha önce Olaylar Boksörün Pazı Sarmasını Yemesiyle Başladı adlı kitabını yayımladığı Giray Kemer’in bu kez Ses Veriyorum’unu edebiyatseverlerin beğenisine sunuyor. Giray Kemer, kahramanlarını şehrin sokaklarında, griliğinde, rutininde ve barlarında dolaştırdığı bu romanında bir aşk hikâyesini kendine has diliyle anlatıyor. 

Tüm bunlar aklımdan geçerken yüzümde beliren istemsiz gülümsemeyi fark ettim. Bu çocuğu ne kadar sevdiğimi düşündüm. Bir de terasın üzerinden Meclis’e doğru uçan kırlangıçları. Acaba göç mevsimleri miydi? Hiç de bilmem ki. Sonra ihaneti, yakalanmayı, ayrılığı…

Gri Ankara’ya bakan bir terasta sürekli bir şeyler içip hasbihâl eden iki arkadaş, Burak ve Avukat, neden yan yana duruyorlar? Birlikte susmanın, birlikte içmenin ve birlikte anlamanın garip yarenliği… Giray Kemer şehrin rutinini, boşluğu, vakit öldürmeyi, yerine bir şey koyamamayı anlatıyor. Şehrin sokaklarında, barlarında; gökyüzünü seyrederek, acele etmeden, ses vererek, seslenerek, rehavetle… 

Ses Veriyorum, kırık bir aşk hikâyesini ilginç bir arkadaşlıkla doldurarak geçiştirmenin, unutmanın, şehri ve yaşanmışlıkları geride bırakmanın romanı.
Türkçe Edebiyat, 129 Sayfa, 13,50 TL

Yavaş Tren / Atilla Atalay
“Sıdıka, Sıkılhan, Lezzet Lalesi, Sarı Dobra, Bilim Güncesi ve Yavaş Tren öyküleri... “

“Yavaş trenin penceresinden son kareler bunlar: Demir tozuyla işlenmiş sarı istasyon binaları, camları çiçekli, ufak bahçeli demiryolcu lojmanları, ahşaptan dev banklar... Tren süzülürken adeta ağır ağır içlerinde dolaştığın Kumkapı meyhaneleri, balıkçılar, hat boyu, henüz King Kong kakası-insan konservesine dönüşmemiş rengârenk küçük şehir evleri, içinde ışıklar oynaşan son insan yuvaları...”

İletişim Yayınları, yıllardır kendine has dili ve anlatım tarzı sayesinde özel bir okur kitlesi edinen Atilla Atalay’ın yeni kitabı Yavaş Tren'i okurlarla buluşturuyor. Sıdıka, Sıkılhan, Lezzet Lalesi, Sarı Dobra, Bilim Güncesi ve Yavaş Tren öyküleri... Okurken kendinizi bu metinlerin akışına kaptıracak, Yavaş Tren’i saatler boyunca elinizden bırakamayacaksınız.
Türkçe Edebiyat, 438 Sayfa, 27,50 TL

Fıtrat - İş Kazası Değil, Cinayet / İsmail Saymaz
Son yıllarda yazdığı kitaplar ve yaptığı haberlerle Türkiye gündemini değiştiren İsmail Saymaz’ın yeni kitabı Fıtrat - İş Kazası Değil, Cinayet İletişim Yayınları tarafından yayımlanıyor. Saymaz, Fıtrat’ta tekstil, inşaat, maden, enerji, tersane işçilerinin artık hemen hemen her gün karşılaştığımız ölüm haberlerinin peşine düşüyor ve işçilerin devlet veya özel sektör fark etmeksizin göz göre göre ölüme nasıl yollandıklarını tüm çıplaklığıyla açığa çıkartıyor. 

“Kaza değil bu ya, bu cinayet. Niye cinayet biliyor musun? Bazen şöyle diyorlar: İşçiler cahildir. Öyle midir? Bu işçiler dünya güzeli gemileri yapıyor, denizde yüzdürüyor; cahil değil. Ama elektriğe bastığında cahil! Oysa önlem almadığından, üç kuruş daha fazla kazanasın diye beş kuruşu harcamadığından bu cinayet oluyor. Beş dakikalık gaz ölçümünü yapmazsan, işçi patlamada öldüğünde bu cinayet değil midir? Cinayetin âlâsı bu.” Tersane işçisi Hakkı Demiral

Türkiye’nin son otuz yıldır geçirdiği iktisadi dönüşüm, tüm çıplaklığıyla işçi ölümlerinde çıkar karşımıza. Kimi zaman maliyet hesabıyla kimi zaman kadere havale edilerek ulaşılan sonuç, işçilerin hayatlarının devlet ve özel sektör tarafından önemsenmediği, güvencesizlik, ihmal ve umursamazlığın kol gezdiği bir “ölüm yolculuğu”dur. Tekstil, inşaat, maden, enerji, tersane işçilerinin hızlanarak artan ölümleri iş kazası değil, cinayet hükmüyle anılıyor bu nedenle. Başarılı gazeteci İsmail Saymaz, bu cinayet mahallerine dönüp bir kez daha bakıyor, cinayetin delillerinin izini sürüyor Fıtrat’ta…
Bugünün Kitapları, 253 Sayfa, 21,50 TL

Sosyalizm Fikri - Bir Güncelleme Denemesi / Axel Honneth
İletişim Yayınları, Frankfurt Okulu ve Eleştirel Teori geleneğinin en önemli isimlerinden Axel Honneth’in Sosyalizm Fikri / Bir Güncelleme Denemesi adlı incelemesini yayımlıyor. Honneth, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla beraber etkisinin azaldığı düşünülen sosyalizm fikrini yeniden gündeme getirmeyi amaçladığı bu çalışmasında, geçmişe körü körüne bağlı kalmadan sosyalizm üzerine yeni fikirler ortaya atıyor. 

“Temel fikrini, kökleri erken sanayi çağına dayanan düşünsel kalıptan yeterince kararlı biçimde sıyırarak yeni toplumsal teorik çerçevelere taşıyabilmesi halinde, sosyalizmde hâlâ canlı bir kıvılcımın saklı olduğunu kanıtlamaya çalışacağım.”

Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle sosyalizmin tarihsel olarak “bittiği” iddialarının dillendirilmesinin üzerinden çeyrek yüzyılı aşkın zaman geçti; sosyalizmin en azından fikri, hâlâ yaşıyor. Frankfurt Okulu/ Eleştirel Teori geleneğinin son kuşağının temsilcisi Axel Honneth, bu kitapta sosyalizm fikrini canlandırmanın yolunu tartışıyor. Günümüzde sosyalizm seçeneğini yeniden gündeme getirme çabasının bir kolunu, “sıcakkanlı” bir arayış oluşturuyor. Bu arayış, yenilenmenin kaynağını, son yılların anti-kapitalist protesto ve ayaklanma hareketlerinin dinamiğinde görüyor. Axel Honneth ise bu arayışta “serinkanlı” kolu temsil ediyor. O, sosyalizmin teorik öncüllerini temelden sorgulamaktan yana. Bunun için, geleneksel sosyalizmin sanayi toplumunun gerçekliğine bağlı paradigmasından çıkması gerektiğini düşünüyor. Honneth’in arayışı, liberalizmi –içinden- aşma perspektifiyle birleşiyor. “Mirası kurtarma” değil, yeniden tarif etme çabası…
Politika, 144 Sayfa, 14,50 TL

Tekno Muhafazakârlığın Eleştirisi - Politik Denemeler / Fırat Mollaer
Fırat Mollaer’in Tekno Muhafazakârlığın Eleştirisi adlı incelemesi İletişim Yayınları tarafından yayımlanıyor. Mollaer, günümüzde muhafazakâr düşüncenin modernite eleştirisini “kültür” kavramı üzerinden gerçekleştirmesinin bir hesaplaşmayı engellediği fikrini öne sürerken, aynı zamanda Nurettin Topçu’yu, Cemil Meriç’i ve Oğuz Atay’ı yeniden okuyor, muhafazakâr dünyada bir idol olarak görülen Necip Fazıl’ı inceliyor ve muhafazakâr söylemin geçmişten bugüne uzanan bir dökümünü sunuyor.

Türk muhafazakârlığı üzerine sistemli çalışmasıyla bilinen Fırat Mollaer, panoramik bir “durum raporu” çıkartıyor. Nurettin Topçu’yu, Cemil Meriç’i ve Oğuz Atay’ı yeniden okuyarak... Bir idol olarak Necip Fazıl’ı inceleyerek... “Şarkiyatçılık istismarı”ndan mağduriyete, “nesil” ideallerinden milliyetçilik tasarımlarına, ideolojik söylem haritasını tarayarak... 

“Liberal muhafazakârlık, Türkiye’de kendi tarihi açısından mantıksal sonucuna ulaşarak, tekno-muhafazakârlık biçiminde, hegemonik bir form ve pratik olarak iyice olgunlaştı. Bir metafora başvurulursa, bu terimle, muhafazakârların araçsal rasyonellik ve kapitalizmle uzun erimli flörtünün evlilik aşamasına ulaştığını anlatmaya çalışıyorum. Bu durumda, çağdaş egemenlik ilişkileri açısından bakıldığında muhafazakârlığı halkın ve çevrenin ideolojisi biçiminde konumlandırmak yanıltıcı olmak bir yana, politik zekâya hakaret anlamına da gelir.”

Ekonomi-teknoloji meselesiyle hesaplaşmak yerine modernlik eleştirisini Kültür’ün sırtına yıkan muhafazakârlığın, “maddi gelişmesinin bedelini poetik sefaletle ödediğini” düşünüyor Mollaer. Muhafazakârlığın günümüzdeki suretleri hakkında denemeler. 
Araştırma İnceleme, 246 Sayfa, 20,50 TL

Akıntıya Karşı - Ermeni Soykırımında Emirlere Karşı Gelenler, Kurtaranlar, Direnenler / Burçin Gerçek
İletişim Yayınları, Burçin Gerçek’in Akıntıya Karşı - Ermeni Soykırımında Emirlere Karşı Gelenler, Kurtaranlar, Direnenler adlı incelemesini yayımlıyor. Gerçek, Ermenileri 1915’te çıktıkları ölüm yolculuğundan kurtarmaya çalışan insanların hikâyelerini anlattığı bu kitabında, Ermenilere yapılmak istenenlere karşı çıkan insanların karşı çıkma sebeplerini de gözler önüne seriyor. Ermeni toplumunun yaşadıklarına farklı bir pencereden bakmak için eşsiz bir kaynak…

“Bugün çoğunun isimleri unutulmuş, ailelerinin bile hikâyelerinden bihaber olduğu, kimileri bir mezardan bile yoksun, yaşadıkları ya da görev yaptıkları kurumların, şehirlerin belleğinden silinmiş yüzlerce insan, farklı motivasyon ve yaklaşımlarla 1915’te vicdanlı bir tavır sergilediler. ‘Binlerce masum çocuk, kabahatsiz ihtiyar, aciz kadınlar, kuvvetli gençler’ bir ‘kan cereyanı içinde yokluğa doğru’ giderken ‘elleriyle, tırnaklarıyla’ akıntıya karşı durdular.”

1915’te emirlere karşı gelerek Ermenileri ölüm yolculuğundan kurtarmaya çalışan devlet memurları, din adamları, aşiret reisleri, köy ağaları ve sıradan insanlar da vardı. Bazıları dinî inançları gereği ya da bir tür şeref ve itibar anlayışıyla; bazıları insani açıdan yapılanları kabul edilemez bulduğu ya da memleketleri için bir felaket olduğunu düşünerek yapılanlara karşı çıktılar. Akıntıya Karşı bu insanların hikâyelerini aktarırken, bu tür araştırmalarda karşılaşılabilecek sorunları ve tuzakları da hassasiyetle ele alıyor.
Tarih, 272 Sayfa, 22 TL

Kayıp - İnsanlar ve Politika / Jenny Edkins
Jenny Edkins’ın farklı coğrafyalarda ve farklı koşullar altında yaşanan kayıpları incelediği kitabı Kayıp - İnsanlar ve Politika İletişim Yayınları tarafından yayımlanıyor. Edkins, İkinci Dünya Savaşı, 11 Eylül saldırısı ve 2005’te Londra yaşanan bombalı saldırıların ardından yaşanan kayıpları; görev esnasında kaybolan askerleri, Arjantin’de yaşanan siyasi kayıpları ve kendi iradesiyle ortadan kaybolan insanları anlattığı kitabında, kayıplarını arayan insanların “idare” tarafından nasıl algılandıklarını ve ne konuma sokulduklarını da tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

“Bu kitap, insanı hem nesneleştiren hem de araçsallaştıran yaygın politik ya da biyopolitik yönetim formlarına duyulan öfkeden hareketle ortaya çıktı. (…) Kişi, idareye ait bir nesne olarak ele alınır: Politik bir duruşu olmayan, sesi önemsenmeyen, bağlamdan kopuk ve tekilleştirilmiş biri olarak. Çağdaş politikalar, kişiyi bir birey olarak değil, bir nesne olarak görür…”

Kayıp’ta Jenny Edkins farklı koşullar altında meydana gelen kayıp vakalarını inceliyor: Avrupa’da milyonlarca insanın yerinden edildiği İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemi; 11 Eylül 2001’de Manhattan’daki Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin yıkılması sonrasındaki dönemi; Temmuz 2005’te Londra’da gerçekleştirilen bir dizi bombalı saldırı sonrasındaki dönemi; görev esnasında kaybolan askerî personelin aranmasını; Latin Amerika’daki, özellikle Arjantin’deki binlerce siyasi “kayıp”ları ve hayatın olağan akışı içinde ailelerini terk ederek kendi iradesiyle ortadan kaybolanları… Yakınları ve aileleri için “biricik” olan kimselerin ortadan yok olmasından sonra yaşanılanları tarihsel perspektifleri içinde, detaylı biçimde ele alan Edkins savaş, politik şiddet, soykırım ya da doğal felaketler sonucu kaybolan insanların aranması faaliyeti esnasında “idarenin” insanları nasıl nesneleştirdiğini gösteriyor; adli teşhis süreci, kayıp yakınlarının tutumu, yas tutma hallerine değinerek “namevcut olma hali”nin politik terimlere tahvil edildiğinde ne anlam ifade edebileceğini araştırıyor.
Bugünün Kitapları, 384 Sayfa, 28,50 TL

Mitrofan’ın Ay Serüveni / Faddey Venediktoviç Bulgarin
İletişim Yayınları 19. Yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından Faddey Bulgarin’in Mitrofan’ın Ay Serüveni’ni edebiyatseverlerle buluşturuyor. Çağının en önemli hiciv ve taşlama ustalarından Bulgarin’in Türkçeye ilk kez çevrilen beş öyküsünden oluşan Mitrofan’ın Ay Serüveni, damağınızda klasik eserlere has olgun bir edebiyat tadı bırakacak.

19. yüzyıl Rus edebiyatının hiciv ve taşlama ustalarından Faddey Bulgarin, Mitrofan’ın Ay Serüveni’nde insanlığın ütopyacı umutlarının çarpıcı bir tasvirini sunuyor. Beş öykülük bir derlemeden oluşan Mitrofan’ın Ay Serüveni, sıradışı bir önseziyle geleceğin birçok önemli buluşuna ışık tutan öncü bir yazarın kaleminden çıkma. Bulgarin, hayal gücünün zenginliğini ortaya koyan öykülerinde zeplin, uçak, ultrason gibi yenilikleri tasvir ederken Doğu’nun kadim öykülerini geniş ve sağlam bir tarih bilgisiyle yeniden yorumluyor. Gerek yazdıkları gerek yaşamıyla 19. yüzyıl Rusyası’nın en renkli figürlerinden olan Faddey Venediktoviç Bulgarin’in öyküleri elinizdeki çeviriyle ilk kez Türkçede. Bulgarin, Rus nesrinin 19. yüzyıl başında içerdiği muazzam çeşitliliğin unutulmaz mimarlarından biri.

“Bulgarin, ana caddede herkesin ortasında rastlaşmaya cesaret edemeyeceğim türden bir yazar.” Aleksandr Sergeyeviç Puşkin 

“Bulgarin, 19. yüzyılın ilk yarısında Rus edebiyatının en popüler yazarlarından biriydi ve tarihî roman, seyahatname, hatırat ve deneme gibi birçok türün gelişiminde doğrudan katkısı oldu.” Elena Katz
Dünya Edebiyatı, 171 Sayfa, 15,50 TL

Sinemayı Seven Adam / Mithat Alam
İletişim Yayınları Mithat Alam’ı ve onun Boğaziçi Üniversitesi’nde kurduğu Film Merkezi’ni tüm yönleriyle tanıma imkânı sunan Sinemayı Seven Adam’ı yayımlıyor. Umut Barış Dönmez’in hazırladığı söyleşilere dayanan kitap Alam’ın sinema tutkusunu doğrudan yansıtırken; filmler, yönetmenler, sinema tarihi, Film Merkezi, merkezin kuruluş aşaması, işleyişi ve bu merkezden yetişen sinemacılara uzanan onlarca konu hakkında yeni ve renkli bilgiler sunuyor. Sinemayı Seven Adam, hem sinemaseverler hem de sinema öğrencileri için bir başucu kitabı…

Sinemayı Seven Adam, Mithat Alam’ın şahsi hikâyesiyle beraber Boğaziçi Üniversitesi’nde kurduğu film merkezinin de hikâyesini, üstelik birinci ağızdan aktarıyor. Umut Barış Dönmez’in hazırladığı ve yürüttüğü söyleşiyle şekillenen kitapta, Mithat Alam sevmediği iş yaşamından kopup sevdiği sinemaya dair meşgalelere nasıl “bulaştığı”nı zevkle anlatıyor. Bir yandan filmler ve yönetmenler, oyuncular hakkında muazzam bir sohbete tanıklık ederken diğer yandan sinema tarihine, Mithat Alam Film Merkezi’nin kuruluşu ve gelişimine, Film Merkezi’nde yapılan işlere, Merkez’den yetişen sinemacılara uzanan kapsamlı bir dökümün sunulmasına da şahit oluyoruz. 

Sinemayı Seven Adam sadece bir insanın hikâyesini anlatmıyor; insanların yaptıkları “iyi” işlerle kendi hayatlarını olduğu kadar başkalarının hayatlarını da nasıl zenginleştirdiğini gösteriyor… 
Anı, 392 Sayfa, 30 TL

Türkiye'de Sol ve Ordu (1960-1971) / Özgür Mutlu Ulus
İletişim Yayınları, Özgür Mutlu Ulus’un Türkiye’de Sol ve Ordu (1960 – 1971) adlı incelemesini okurla buluşturuyor. Ulus, 1960 – 1971 yılları arasında Türkiye’de faaliyet göstermiş sol örgütlerin ordu ve cuntacılık konularına olan yaklaşımlarını incelediği çalışmasında, bu siyasi yapılar arasındaki teorik tartışmaları doğrudan yansıtırken, aynı zamanda dönemin sosyalist çevrelerinin önemli isimleriyle yapılmış görüşmelerle de çalışmasını zenginleştiriyor.

Sosyalist devrim hemen mi olmalı, yoksa henüz vakit erken mi? Devrim mücadelesinin öncü kuvveti “eli nasırlılar” mı olacak, yoksa “zinde kuvvetler” mi? 27 Mayıs’tan 12 Mart’a kadar süren yaklaşık on yıllık zaman diliminde sol çevrelerin en canlı tartışmaları bu sorular etrafında şekillenmişti. Birçok hareket Kemalist miras ile yoğurduğu sosyalizm anlayışında orduya ilerici ve devrimci bir rol atfetmiş, kimileri ise devrimi demokratik yollardan örgütleme inancını korumuştu. 

“Bu çalışmanın en temel sorularından biri sosyalistlerin orduya bakışının Türk solunun yapısı, gelişimi ve sonuçta zayıflamasının dinamikleri hakkında bizlere bir veri sunup sunmayacağıydı. Ben sunduğunu düşünüyorum. Araştırmada ortaya çıkan önemli sonuçlardan biri, ordunun rolüne dair değerlendirmelerin sol içerisindeki temel ayrışma noktasını oluşturduğudur.”

Özgür Mutlu Ulus, bu kapsamlı çalışmasında, 1960-1971 yılları arasında siyaset sahnesinde yer alan sol hareketlerin orduya ve cuntacılığa yaklaşımlarını incelerken, aralarındaki teorik tartışmalara da geniş yer ayırıyor; orduya bakışın sol çevrelerin siyasi anlayış ve pratiklerini belirleyen temel unsurlardan biri olduğunu ileri sürüyor. Dönemin sol hareketlerine dair sunduğu panoramayı, sosyalist çevrelerden önemli isimlerle yaptığı görüşmelerle zenginleştiriyor.
Araştırma – İnceleme, 408 Sayfa, 31 TL


0 blogger-facebook:

Yorum Gönder

Etiketler