♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Kulak Keyfi : Kasım Raporu

Yılın en meraklı bekleyişlerini sonlandıran Kasım ayı, Pink Floyd ve Röyksopp’un vurduğu damgayla geçti daha çok... İkisinin de son albümle vedası hayli buruk bir sevinç verirken, yılın en iyi albümleri listelerinin birer birer duyurulduğu dönem geldi peşinden... Yılın en atıl dönemi her zaman olduğu gibi ekstra albümler sundu... Ki Björk, Coldplay, Depeche Mode, Girls in Hawaii, John Grant ve Leonard Cohen yılı konser albümleriyle kapatırken, David Bowie, Deus ve Soundgarden da kariyer özetine girişti... Ariel Pink, Damien Rice, Foo Fighters, Oh Land ve Tv on the Radio beklentileri karşılayan albümlerle öne çıkarken, Ormonde ve The Callstore yeniyi arayanlar için mükemmel adaylar... Yerli piyasaya da hareket geldi nihayet... Athena, Baba Zula, Ceylan Ertem, Eskiz, Peyk ve Yüzyüzeyken Konuşuruz’un albümleriyle şahane bir ay kaldı geride... Neyse uzatmayayım, işte Kasım’da yayımlanan albümlerden dinlediğim 27 yabancı, 6 yerli albüme dair...


2:54 - The Other I
Londralı kız kardeşler Colette ve Hannah Thurlow, 2012’de yayımladıkları debut albümleriyle alternatif rock sahnesine umut veren bir başlangıç yapmışlardı... Aradan geçen iki yılda ileriye doğru hiç bir adım atmadıklarını gösteren 12 şarkılık albümleriyle vasatlarda geziniyorlar... Sıradan ve çabuk doyuran şarkılar bunlar...


AC/DC -  Rock Or Bust
Yılın olaylarından biri olarak bolca merak uyandıran albüm beklentilerin ötesinde... Artık yaşlandılar, yumuşarlar daha soft bir soundla gelirler yargılarını kıran 11 şarkılık albüm, grubun “biz daha ölmedik” isyanının soundtracki... 60 yaşını devirmiş beşli, 40 yıldır neden sahnede olduklarını gösteriyor... En güzel yanı da, sanki zaman durmuş... 20 yıl önceki gibi tınlıyorlar...


...And You Will Know Us by the Trail of Dead - IX
Texaslı dörtlü dokuzuncu albümleriyle geçmişe selam çakıyor bolca... Sık sık dile getirdikleri Queen, Led Zeppelin ve Chicago sevgisiyle karşılık esinlenmelerini bir potada eritmişler... Amerikan alternatif rock’ının klasik iticiliğinin dışında, daha ilk şarkıdan itibaren yakalayan ve dinledikçe sevilen, kulaktan çıkmayan bir albüm çıkmış ortaya... Açık ara diskografilerinin de en iyisi... 13 şarkılık albüme limited edition’da eşlik eden 19 dakikalık destanları da, pastanın üzerindeki çilek gibi...


Andrew Montgomery - Ruled By Dreams
Doksanların iki albümlük İskoç güzelliği Geneva’nın sesi, 14 yıl sonra debut albümle geliyorum deyince çok sevinmiştim... Gereksiz bir sevinç, sen unut bu albümü dedirten 10 şarkıyla gelmiş Montgomery... Grup döneminden uzakta, popa meyleden saçmalıklarla doldurmuş hayallerimi... Sadece adını yazması yeterli olmuyor, parantez içinde “Ex-Geneva singer” yer alıyor ve anlaşılan uzun süre de o parantez kalkmayacak... Parantezin dışına da bu kafayla çıkamayacak... 


Ariel Pink - pom pom
Ariel Marcus Rosenberg, kendine has müziğine bu kez solo devam ediyor... Seksenlerin kaset kültürü harmanı ile efsane albümlere imza atmış süper yetenek, sayko kafaya tavan yaptırmış ve melodik bir şölen yaratmış... Dinledikçe güzelleşiyor ve kopmakta zor... Kasım ortasında çıkan albümün yılın en iyileri listelerinin gediklisi olması da durumu özetliyor...


Björk - Biophilia Live
Yeni albüm müjdesini veren Björk, yılı da boş geçmeyerek konser dvd’siyle taçlandırdı... 2011’de yayımlanan albümün iki yıl süren turnesinden çıkan 96 dakika, 20 şarkılık görsel ve işitsel şölen sunuyor her zamanki gibi... Her albümünün bir konser kaydını yayımlamayı ihmal etmeyen Björk, konserlerinde sadece performansa odaklanmayı sürdürüyor... Her zamanki gibi donuk, seyirciyle bağ kurmadan şarkılarını söylüyor... Tam bir İzlanda soğuğu...  


Bryan Ferry – Avonmore
Rock müziğin seyrini değiştiren ustanın solo kariyerindeki on beşinci adım ikisi cover on şarkı içeriyor... Roxy Music’den bu yana takip edenlerin baştacı edecekleri albüm, yeni nesile çok uzak değil bu kez... Merkeze daha yakın, dinleyicisini zorlamıyor... Bize de hayran hayran dinleyip, iyi ki varsın usta demek kalıyor... 


Coldplay - Ghost Stories Live 2014
Ne kadar pop olabilirsen o kadar büyürsün, stadyum şovların olur, şanın yürür kafasının son ürünü “Ghost Stories” saçmalığının turnesinden altı farklı konserden müteşekkil konser albümü, gruptan halen umudu kesmeyenler için hediye... Geri kalanlar ise bir umut, gelecek yıl yayımlanacağı duyurulan yeni albümü bekliyor...


Damien Rice - My Favourite Faded Fantasy
Bu kadar uzun aralarla albüm yaptığı için eşşek sudan gelinceye kadar dövülmesi gereken isimlerden Rice, üçüncü solosunu hayli kalabalık bir kadroyla kaydetmiş... Bu zenginlikten muhteşem tınılar çıkmış... İlk kez Rick Rubin’le çalışıyor olmasının da etkisinin altını çizmeli... Muhteşem bir albüm olmakla kalmıyor, kısa diskografisinin de en iyisi... Özellikle “It Takes a Lot to Know a Man” ve "The Box"a bayılmayan bizden değildir!


David Bowie - Nothing Has Changed
Başka diyarların dünyaya armağanı tapılası adam, best of yapınca sıradan bir şey olmuyor doğal olarak... 3 cd’lik, 59 şarkılık kariyer özeti... Gelmiş geçmiş en iyi best oflardan biri olmasına şaşırmadık değil mi?


Depeche Mode - Live in Berlin
Ayın en çok beklenen konser dvd’si, Anton Corbijn’in dehasını gözler önüne seriyor... Konser kaydından öte olduğunu da kapağa “a Film by Anton Corbijn” olarak işliyor... Her müziksever izlemeli...


dEUS - Selected Songs 1994 – 2014
Belçika’nın alternatif rock sahnesine en önemli armağanı olan beşli, kaçıranlar için geride kalan 23 yılın ve yedi albümün özetini çıkarmış... 30 şarkılık double albüm, grubun tüm hitlerini bir araya getirirken, müzikal zenginliklerini de kronolojik olarak belgeliyor... 


Foo Fighters - Sonic Highways
Kurt Cobain’e tapan biri olarak hep ikilem yaşadığım gruptur Fighters... Elbette hayat devam edecek ama Cobain’in ölümünün hemen sonrasında Grohl’un yeni oluşuma girişmesi ve sürekli kendini ispat çabasıyla büyük grup olma hevesinin gerçekleşmesini de çok umursamam bu yüzden... Yol olmuş 2014, sekizinci albümü çıkartmışsın... Halen gündem yaratmak için “ilk demolarımı Cobain’e dinletirken heyecandan altıma sıçacaktım” falan demeye devam ediyor adam... Sıçaydın da rahatlayaydın be... İkilem demiştim, albüme gelince... Sekiz canavar şarkı, gümbür gümbür... Beklentileri de fazlasıyla karşılıyor... 


Girls in Hawaii - Hello Strange
Bayıldığım gruplardan biri olan Belçikalı altılının duyurduğu konser albümüne kavuşma sevinci ayın en güzel anlarını yaşattı bana... Üyelerinden birini araba kazasında kaybeden grubun beş yıla çıkan iki albüm arasının acısını hep birlikte çıkarma fırsatı bu... Keşke gelseler de canlı canlı dinlesek diyorum yıllardır... Albüm de o güne dek bir avunma... Beklediğimden çok daha iyi olduğunu ve şarkıların sahnede daha iyi olduğunu görmek de ayrı sevinç... Benim için ayın ve yılın albümlerinden...


John Grant With The BBC Philharmonic Orchestra  Live In Concert
The Czars sonrası solo kariyerinde daha da büyüyen Grant usta, herkese kısmet olmayan filarmoni orkestrasıyla verdiği konserle şarkılarını taçlandırmıştı... 16 şarkılık konser, orkestra versiyonlarıyla şarkıları kanatlandırmış... Ortaya 90 dakikalık kaçırılmayacak bir deneyim çıkmış...


Leonard Cohen - Live In Dublin
80. yaşını albümle taçlandıran usta, diskografisinin yedinci konser albümünü de yayımlayarak duble yaptı... Ustanın 12 Eylül 2013’de (doğum günümde!) verdiği konserin kaydı, 30 şarkılık tipik bir Cohen gecesini kulaklara taşıyor... Dvd’de de ek üç şarkıyla destekli konserde neyi varsa söylemiş usta... Bayıla bayıla dinleyip, 5-6 Ağustos 2009’da Harbiye Açıkhava’yı nasıl unutulmaz anlarla doldurduğunu hatırlamak güzel şey...   


Lily & Madeleine – Fumes
İndianalı kız kardeşler, sayıları iyice artan indie pop/folk ikililerinin arasında yerini aldı... Rekabet büyük, çok da isim var... Onları farklı kılan ilk kayıtları olmuştu ama çok acele ettikleri debutla beklenen etkiyi yaratamamışlardı... Yine aynı aceleyle 10 şarkı kaydedip ikinci albümü yaptık demişler... Geneli iyi tınlayan, sakinlikle akan albümün zirvesi “Lips & Hips” olmuş... Gerisi türün getirdiği vasatlık...


Oh Land - Earth Sick
Danimarka’dan çıkan nev-i şahsına münhasır kadın Nanna Øland Fabricius, hayranlık uyandırmaya tam gaz devam ediyor... Bu sefer yeni albüm için çok bekletmedi, bu yılı da kutsadı... 13 şarkılık albümle her zamanki cümbüşünü yaratmakla kalmamış, üstüne bir de olgunluk dönemine girdiğini dosta düşmana ilan etmiş...  


Ormonde – Cartographer / Explorer
Trespassers William'in solisti Anna Lynne Williams’ın Robert Gomez’le giriştiği proje, 2012’de hiç bir şeye benzemeyen bir “Machine” idi adı üstünde... Tanımlamak için kolayı seçmiş ve ambient demiştik ama etkisi de uzun süre kalmıştı... İki yıl sonra öyle bir gelmiş ki ikili, klasik söylemle “hipnotize edici” tanımlaması bile hafif kalıyor... Muhteşem bir atmosfer, özgün bir sound, nakış gibi işlenmiş tınılarla bağımlılık yaratıyor... Bizde neredeyse hiç bilinmediklerini görmek de kahredici... Dinleyin, dinletin, dinletin, dinletin...


Pink Floyd - The Endless River
Kuşkusuz son yılların en önemli müzik olayıydı efsane grubun albüm yayımlayacak olması... 10 yıl sonra yeni albümle kavuşma heyecanı da öyle bir sardı ki içimizi günleri saydık... Kuşaktan kuşağa geçecekler ve vurdukları damganın eşi benzeri olmayacak o çoktan belli... Peki beklediğimize değdi mi?... Herkesin kendine göre cevabı var... Beğenmeyeni de çok, yavan bulanlar, bunu mu bekledik diyenler... Şu ölü müzik piyasasında bu kadar büyük bir kitleyi heyecanla bekletmeleri bile yeter aslında... Albüm de bonus... Yoksa gerisi boş, benim için her daim “Ummaguma” baştacı, üstüne yok...


Röyksopp - The Inevitable End
İnorganik müziğin büyücülerinin hayranlarına buruk sevinç yaratan vedası, 1998’den bugüne hep zirvede kalmalarının sebebini gösteriyor... “Senior” ile biraz sendelemişlerdi ama 18 şarkılık hit fabrikası sayesinde müzik dünyasının en iyi finallerinden birine imza atmışlar... Özellikle “You Know I Have To Go”nun bu kadar içe işlemesi de bu yüzden belki de... 


She & Him – Classics
Görünce insanda yanağını mıncıklayıp ısırma isteği uyandıran şirinlik muskası Zooey Deschanel ve M. Ward’ın pamuk şekeri kıvamındaki oluşumu, 2008’de ilk albümlerini yayımladıklarında onlara ne düşündürüyordu acaba? Bu kadar büyüyeceklerini tahmin etmiş olabilirler mi sahi? Altı yıla sığan beşinci albümlerinde bu kez klasik şarkıları yeniden yorumluyorlar... Bire bir yorum da değil bunlar, hayli özgün ve tam kendilerine göre şarkılar seçmişler... Klasik Amerikan salon komedileri zamanlarını, siyah beyaz dönemi özleyenler için saf müzik aşkıyla minör nağmelerle bezeli bir zamanda yolculuk bu...


Soundgarden - Echo Of Miles - Scattered Tracks Across The Path
2010’da yeniden birleşip iki yıl sonra şahane bir albümle ölü toprağını atan dörtlü, eteğindeki taşları dökmeye gelmiş... 3 cd, 50 şarkı... 1987’den bugüne nasıl geldiklerinin belgesi olmasıyla çok özel bir toplama bu... Seattle soundunun başyapıtı niteliğindeki toplama albüm “Sub Pop 200” başta olmak üzere toplama albümler, soundtrackler, ep’ler, session kayıtları derken ilk kez gün yüzü görecek şarkılarla zenginleşen menü bir müzik şöleni adeta... 


The Art of McCartney
Beatles sonrasının karakter yoksunu müzisyenin 16 albümlük solo macerasından seçilen şarkılarından oluşan saygı albümü öyle bir kadroyu bir araya getirmiş ki bayılmamak imkansız... Billy Joel, Bob Dylan, Kiss, The Cure, Def Leppard, B.B. King gibi geniş yelpazeden büyük isimler resmi geçit yapıyor... Ekstra edisyonuyla 42 şarkıya çıkan tribute albüm, kuşkusuz son yılların en önemli karmasına sahip... Haliyle kayıtsız kalmak imkansız...


The Callstore - Save No One
Simon Bertrand’ın solo projesi, kalp kırıklıkları ve derin hislerle minör şarkılarla dolu bir debut sunuyor dinleyicisine... Karanlık ve hipnotik bir vokalle içe işleyen 12 şarkılık albüm özellikle The National’ın slow şarkılarını sevenler için bayıla bayıla dinleme garantili... Bu ayın en güzel tınlayan debutu olarak da gece dostu... 


TV On The Radio – Seeds
Geniş bir yelpazede birçok türü harmanlayarak kendi sesini oluşturan Brooklyn dörtlüsü nihayet üç yıl sonra albüm yayımladı... 2004’e damga vuran şahane debutlarından bu yana ne yapsalar şahane, çıtayı da sürekli yükselterek gidiyorlar... Beşinci stüdyo albümleri de bu kuralı bozmamış... 12 şarkılık albüm beklentileri fazlasıyla karşılıyor... 


ZAZ - Paris
2010’da yayımlanan kendi adını taşıyan debut albümdeki “Je Veux” ile sağır sultanın bile duyduğu isme dönüşen Isabelle Geffroy, benzer etkide şarkı çıkaramasa da içten ve buğulu karakteristik vokaliyle etkisini sürdürüyor... Chanson’un dünya çapında ismi olmanın sorumluluğuyla devam ediyor yoluna... 13 şarkılık albümüyle bildiğiniz gibi şakıyor... Çok iyi bir albüm olmasa da, gecelerin arka planda çalan güzellemesi adayı...


******************
Yerliler:
******************



Athena – Altüst
1993’deki ilk çıkışlarından bugüne sürekli değişimle ilerleyen grubun macerasında son perde yine en iyi yaptıkları şeyin ürünü: risk almak... Kendini tekrar eden ska sularından daha merkeze doğru yaptıkları koşuyu, pop rock ve yer yer funk’la zenginleştirerek çok iyi bir sound çıkarmışlar ortaya... Bu yenilenme dinleyiciye de yansıyor ve keyifle dinleniyor 13 şarkı... Boş şarkı yok, tam bir hit canavarı... “Ses Etme”, “Yapma Be Kanka”, “Parçalanıyoruz”, “Tek Başına” ve “Adımız Miskindir Bizim”e özellikle dikkat... 



Baba Zula – 34 Oto Sanayi
Anadoluluktan evrenselliğin yakalanabileceğini gösteren babalar, sekizinci albümleriyle uzak doğuyu fethederek geldi kulağımızda... Sekiz şarkılık albüm dönemin ruhunu da katarak gelmiş, “Direniş Destanı” ve “İtaat Etme” altın gibi parlıyor... Tüm bunlar bahane aslında, konserlerinde daha da büyüyecek şarkıların fragmanı bunlar... Hayran hayran izlemeyi ve o şovların bir parçası olmayı merakla bekleten şahane bir albüm... 



Ceylan Ertem - Amansız Gücenik
Ayın ve yılın en çok beklenen albümlerinden biriydi kuşkusuz Ertem’in üçüncü albümü... 13 şarkılık albüm, “Ütopyalar Güzeldir”in bir kaç tık ötesine çıkan zenginlikte daha iyi bir sound yaratılmış bu kez... Nefeslilerin katkısına özellikle de “Bu Bardak Dolsun”a bayıldım... Lakin Ertem halen itici geliyor bana... Gereğinden fazla nağme yapıyor... Benim gibi vokale takılanlar için sevmesi zor bir albüm ama bunu sorun etmeyen çoğunluk için yıllarca kulaktan çıkmayacak şarkılar bunlar... 



Eskiz - Kimsenin Ruhu Duymaz
İlk gibi olmayan ilk albüm bu... Uzun yıllardır birlikte çalan ve yıllardır beklenen albüme nihayet kavuştuk... Bu toprakların daha fazla rock’n roll’a ihtiyacı olduğunu gösteren sekiz şarkılık güzellik, tam anlamıyla gecikmiş bir tanışma... Bu tanışmayı kısa tutmalarını ve ikincinin yakın zamanda gelmesini bekliyoruz... Özellikle kapanışı yaptıkları “Başlangıçtan Sonra”yı konserde uzun uzun dinleme hasreti yaratan bir enerji patlaması bu... Belli ki kaydederken keyif almışlar, o keyfi dinleyiciye de introdan itibaren veriyorlar... Tadını çıkarmak için fazla beklemeyin...



Peyk - Teslim Olma
İki şahane albümle herkesi kemik dinleyicisi haline getiren beşli, üç yıl sonra 12 şarkıyla üçlemeye gelmiş... Sevdiğimiz hallerinin üzerine ekleyerek daha sağlam gelmişler sanki... İlk dinleyişte tamam deyip seviyor, günlerce kulağımızdan eksik etmiyorduk onları... Bu kez daha fazla enstrüman zenginliği ile daha güzel harmanlamışlar şarkıları... En güzeli de daha neşeliler sanki, daha güzel bir cümbüş bu... Daha ince dokunuşlar, nakış gibi işlemelerle dinledikçe tadı çıkan bir olgunluk eseri, kulakta mis gibi demlenen...



Yüzyüzeyken Konuşuruz – Otoban Sıcağı
Söz konusu Yüzyüzeyken Konuşuruz olunca bir sıcaklık kaplıyor insanın içini... Şarkıların neredeyse ilk çıkış anlarını biliyor ve demolar sanki yanı başımızda kaydedilmiş gibi hissediyoruz sanki... Hemen sevmemiz, baştacı etmemiz de büyük ölçüde bundan belki... 11 şarkılık albüm için çok bekletmediler... Yılı da festival ve bol konserle geçirmişlerdi, üretmeyi de ihmal etmemişler... Hepsi iyi şarkılar ama en çok “Kedi”, “Gece Beşten Sonra Evden Çıkan Kimse” ve “Adam”ı sevdim ben... 



Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template