♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Rock The Kasbah : Afgan Ellerinde Sazım Çalınır

En ufak bahaneyi fırsata çevirerek ortadoğu ülkelerine askerini süren Amerika, o topraklarda yaşanan hikayeleri de kendine göre yontarak anlatmayı sürdürüyor. Markalarını her ülkeye ithal etmeyi seven bir ülke olarak hiçbir fırsatı kaçırmıyor ve bunların etkilerini de dünyaya göstermek için filmleri kullanıyor. “Rock The Kasbah”, “American Idol” çılgınlığının Afganistan versiyonunda yaşananları anlatırken, dünyayı sallıyoruz demeyi de ihmal etmiyor.

Filmin kökleri "Afghan Star" yarışmasında yaşanan bir özgürlük mücadelesine dayanıyor. Kapanış jeneriğinde de belirtildiği üzere Setara Hussainzada’ya adanmış. 2008 yılında yarışmaya bir kadının katılması olay yaratmış ve büyük tepki uyandırmış. Bir kadının tv şovunda şarkı söylemesinin cezasının ölüm olduğu ortamda, yarışmakla kalmamış özgürlük mücadelesi de vermiş. Yıla damga vuran bu olay, “Afghan Star” adıyla 2009 yılında dökümanter filme dönüşmüş ve tüm dünyayı sarmıştı. Havana Marking imzalı dökümanter prömiyerini yaptığını Sundance film festivalinde övgülere boğulmuş ve iki ödülle de taçlanmıştı. Dökümanterden ilham alan “Rock The Kasbah”, hikayenin eğlence dozunu yükselterek müzikalle harmanlıyor. Senaryosunu vasat filmlerin senaristi Mitch Glazer’ın kotardığı filmin yönetmen koltuğunda bir usta, Barry Levinson oturuyor. 2010’da ilk yönetmenlik denemesine soyunduğu “Passion Play” ile berbat iş çıkaran Glazer, iki yıl sonra şansını tv dizisinde denemiş ama “Magic City” macerası iki sezonda kalabilmişti. Yeniden sinemaya dönüşünün garanti bir işle, sipariş bir senaryoyla olması sürpriz değil. “Good Morning, Vietnam”, “Rain Man”, “Sleepers” ve “Wag the Dog” gibi filmleri sinemaya armağan eden Barry Levinson üretimde hız kesmese de o günleri mumla aratmaya devam ediyor. 2012’de çektiği “The Bay” rezaletini unutturmaya çalıştığı “The Humbling”den iki yıl sonra doksanlarda çektiği filmlerin tonuna yakın, tam dişine göre bir senaryo bulmuş. Bill Murray, Kate Hudson, Zooey Deschanel, Danny McBride, Scott Caan, Bruce Willis ve Leem Lubany’nin başını çektiği oyuncu kadrosu da işleri kolaylaştırmış.

Yıldızlarla çalıştığı günleri mumla arayan menajer Richie Lanz ile tanışıyoruz. Parasızlık ve sanatçısızlıkla boğuşurken gelen teklifi kabul ederek, tek şarkıcısı Ronnie ile soluğu Afganistan turnesinde alıyor. Ülkedeki kaos ortamını görünce korkan ve çözümü kaçmakta bulan Ronnie’nin konser öncesi ortadan kaybolmasıyla Richie, Kabil´de beş parasız ve pasaportsuz bir şekilde kalıyor. Eline geçen fırsatı değerlendirdiğinde de yolları müthiş yetenekli Afgan kadını Salima ile kesişince macera başlıyor ve hedef de belli oluyor: Afghan Star.

Glazer’ın senaryosu tipik bir başarı öyküsü. Bir Amerikalının düşüşte de olsa en iyi bildiği işi yaparak kahraman yaratmasına dair klişelerle dolu bir formül. Müzikal yani gayet iyi, eğlence dozu vaat ettiği kadar çok değil. İlk yarısını komik anlarla süslerken ikinci yarısında tahmin edilebilir bir ciddiyetle ilerliyor. Klasik formülü işleyen film hikayesini de hiç risk almadan anlatıyor. Tüm karakterleri bildik, olaylar çok tanıdık ve yaşananlara verilen tepkiler de çok naif. Kaos ortamını sadece hissettirmeyi tercih ederken, olası çatışmayı gerilim ya da heyecan yaratmak için kullanmıyor. Her şey çok olağan ve sıradanlıkla veriliyor. Filmin tüm ağırlığını taşıyan Bill Murray da üzerine yapışan rollerden birini oynayınca geriye bir şey kalmıyor. Glazer’ın senaryosundan zaten iyi bir şey çıkmaz ama Levinson’un tam da “Good Morning, Vietnam” tonuna yakın bir film fırsatını değerlendirip eğlenceyi gazlamaması hayli şaşırtıcı. Öykünün kahramanı Setara başta olmak üzere herkesin karakteri yüzeysel olunca izleyiciye geçen bir şey yok. Ortada en azından o zor şartlardan çıkmayı başarmanın öyküsü olsaydı. Onun yerine yaralı bir Amerikan askerinin Setara’ya ingilizce öğretmesi ve batı müziğiyle tanıştırmasını önemsiyor. Gittik kültürümüzü yaydık diyerek övünmeyi tercih ediyor. Kapanış jeneriğine “Afghan Star'da şarkı söyleyecek ve dans edecek cesareti bulmuş Setara Hussainzada anısına” diyerek not düşmekle olmuyor, o ismi akıllara kazımak ve özel bir öykü haline getirmek gerek. 

Amerika’da 23 Ekim’de gösterime giren 15 milyon dolar bütçeli filmin kaderi daha ilk hafta sonunda belli olmuştu. Facia açılışın ardından seyircinin olumsuz eleştirileriyle yara alınca bir çok ülkede vizyonu da iptal edildi ve Kasım sonunda zarar hanesindeki 12 milyon dolar ile kapanışı yaptı. Ülkemizde de 13 Kasım’da vizyona gireceği duyurulsa da ertelendi ve yeni tarih açıklanmadı. “Amerika dünyayı sallar” kafasındaki kamu spotu tahmin edilebilir bir formüle olarak vasatı bile aşamıyor. Rock’n Roll yaptıramayan 106 dakikadan geriye sadece Bill Murray’ın performansı kalıyor. 


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template