♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

The Harvest : Yaşama Denk Ölüme Yedek

Tıp ne kadar ilerlerse ilerlesin çaresiz kalınan durumlar devam ediyor. Ölümle yaşam arasındaki o incecik çizgi için tüm imkanlar seferber edilse de yapılacak şeyler sınırlı ve çoğu zaman elde de değil. Yaşlıların ölümlerine alışmak mümkünken çocukların ölümünüyse kabullenmek mümkün değil. Bu kabullenmeme halinin nelere kadir olduğunu anlatıyor 2013 yapımı “The Harvest”. Hem kadrosuyla hem de yönetmeniyle ilgi çekiyor.

Stephen Lancellotti ilk senaryosunu kotarırken yönetmen koltuğunda ilk uzun metrajıyla bir külte imza atan John McNaughton oturuyor. 1986 yılına armağan ettiği “Henry: Portrait of a Serial Killer” ile tanıdığımız yönetmen sonraki yıllarda tv’ye de çalışarak bu başarısını mumla arayan bir isim. 1991’de “The Borrower” ile korku ve bilim kurguyu harmanlayan McNaughton iki yıl sonra “Mad Dog and Glory” ile biraz kıpırdanmış olsa da üç yıl sonra “Normal Life” ile yeniden başa sarmıştı. Son başarısını ise 1998’de “Wild Things” ile görebildi. Devam filmleriyle saçmalasa da türünün önemli örneği olarak ayakta kalan filmin ardından 2001’de “Speaking of Sex” ile komediye dönüş yapsa da kimseye yaranamadı. “The Harvest” ile 12 yıl sonra setlere dönen yönetmenin oyuncu kadrosunun başını da Samantha Morton, Michael Shannon, Natasha Calis, Charlie Tahan, Peter Fonda, Leslie Lyles ve Meadow Williams çekiyor.

Bir beyzbol maçıyla açılıyor film. Tam kalbe isabet eden top yüzünden ölmek üzere olan çocuğu kurtaran bir doktorla tanışıyoruz: Katherine… Eşi Richard da hemşire… “Tanrı'yla doktorun arasındaki fark nedir?” sorusunu soran ikili cevabı da yapıştırıyor: “Tanrı doktor olduğunu düşünmez.” Daha ana konusuna girmeden doktorun tanrıcılık oynayacağını açık film buna rağmen hiç acele etmiyor. Ağır aksak ilerleyerek çiftin çocuklarıyla tanıştırıyor bizi. Andy ile tanışıyoruz. Ölmek üzere olan bir çocuk… Evde eğitim görüyor ve arkadaşı yok, eğlenceyi kendisine odasında yaratmaya çalışan bir çocuk. Evden dışarı çıkması da yasak… Ne tür bir hastalığı olduğunu bilmiyoruz. Tekerlekli sandalyeye mahkum olduğunu görüyoruz sadece. Her şeyi değiştirense annesi ve babasının ölümü üzerine dedesinin yanına taşınan Maryann oluyor… Onun etrafı gezerken Andy’nin penceresini tıklatmasıyla her şey değişiyor.

Korku gerilim türüne ait olduğu söylenen filmin türle herhangi bir alakası yok. Tüm süresi boyunca tek bir an bile yanından geçmiyor gerilimin. Sözde sürpriz bir final barındırıyor ama oraya kadar izleyebilmek de pek mümkün değil. Andy’nin gerçekte kim olduğunu anlamak için ağır aksak ve hiçbir şey anlatmayan ilk yarıya katlanmak gerekiyor ki o da bir hayli zor. Dram olarak başlayan ve karakterlerini tanıtmakla hiç uğraşmadan kendini olaylar silsilesine kaptıran film tüm kozunu son yarım saate saklamış. O yarım saatin de ödül olduğunu söylemek zor. Daha çok izleyiciye verilen ceza gibi. Kötü senaryosu ve berbat işleyişiyle de kalsa iyi. Morton ve Shannon sadece idare etmeye bakarak bir an önce bitse de gitsek modunda oynarken, Calis başka gezegenden filme düşmüş gibi görünüyor. Tahan’ın çabası da yetmiyor haliyle. McNaughton da yönetmenliği unutmuş gibi. Tuhaf kurguyla her şeyi yarım bırakmış ve müziklere yaslanarak durumu kurtarmayı seçmiş.

Prömiyerini Chicago International Film Festival’inde yapan film iki yılını festivallerde geçirmesine rağmen vizyon yüzü görememiş ve Nisan 2015’de internet üzerinden sunulmuş. Ağır aksak ilerleyen konusu ve yaratamadığı gerilimle eziyete dönüşen 104 dakika sunan The Harvest berbat ile vasat arasına konuşlanarak uzak durulması gereken bir film olduğunu daha yarısına gelmeden hissettiriyor.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template