♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Heist : Önce Prensipler Gelir

Teknolojinin sürekli gelişimiyle güvenlik önlemlerinin aşılmaz duvarlar yaratması, bir dönem büyük ağırlığı olan soygun filmlerinin pabucunu dama attı. Gerçekçilik ve inandırıcılık peşinde koşan yönetmen için soygun filminin günümüzde geçmesi artık neredeyse bilim kurguya doğru evrilmesi anlamına geliyor. Hackerların ve yüksek donanımlı teknolojinin cirit attığı filmlerde insan faktörü de çok düşüyor. Bu yüzden eğer elde çok yaratıcı ve şaşırtmacalı bir senaryo yoksa, iyi bir soygun filmi ya eski usüllerle ya da eski dönemlerde geçmek zorunda. 2015 yapımı Amerikan işi “Heist” ikinci seçeneği seçerek eskiye selam çakan bir soygun filmi.

Yapım aşamasında yıllanan filmlerden Heist. 2013 yılında ilk hazırlıkları başlarken Stephen Cyrus Sepher’ın kotardığı senaryo “Bus 657” adını taşıyormuş ve oyuncu seçimlerine başlanırken de bu isimle anılmaya devam etmiş. 2005 yılında boks komedisi “One More Round” ile ilk yönetmenlik sınavını geçiren Sepher’in senaryosuna son dokunuşu Max Adams yaparken yönetmen koltuğuna da Scott Mann geçmiş. Kısa metrajların ardından ilk uzun metrajını Nick Rowntree ile “Down Amongst the Dead Men”de kotaran ama berbat bir sonuç çıkaran Mann 2009’da bu kez aynı sınavı tek başına “The Tournament” ile vermiş ve iyi iş çıkarmıştı. Bildik konusuna rağmen seyircinin sevdiği numaralarla donatılmış bir eğlencelik, beklentileri karşılıyordu. Oyuncu kadrosu da Robert De Niro, Jeffrey Dean Morgan, Kate Bosworth, Morris Chestnut, Dave Bautista, Gina Carano, Mark-Paul Gosselaar ve D.B. Sweeney’den oluşan filmin adı aynı süreçte “Heist”e dönüşmüş. De Niro’nun varlığı oynayacağı karakterin ağırlığını arttırınca otobüsten rol çalmış yani...

Heist, ilk adından da anlaşılabileceği gibi ağırlıklı olarak otobüste geçen bir film. Açılışını da onunla yapıyor. Hamile bir kadın otobüse binerken bir türlü ücreti ödeyemeyince yaşanan gecikme üç hırsızın hayrına oluyor. Otobüse binen üç hırsızın komutuyla şöför gaza basarken, film de geriye dönüyor... 40’lı yıllar stilindeki yüzen casino Swan’dayız... Krupiyer Vaughn ile tanışıyoruz. Kızı kanser hastası ve ameliyat olması için paraya ihtiyaç var. Bu çaresizliği gidermek için patronundan yardım istiyor. Swan’ın sahibi Pope ile tanışıyoruz. Öleceği gerçeğini çoktan kabullenmiş bir hasta ve Swan’da 30 yılı devirmesinin şerefine verilen kutlamada... Yardım isteğini kabul etmiyor. Çünkü prensipler önemli. Bu işte bunca yıldır başarılı olmasının sebebi prensipleri. Zaten ne oluyorsa da o prensipler yüzünden oluyor. Vaughn gelen teklifi kabul ederek soygun ekibine katılıyor ve macera başlıyor.

Bildik konusu olan film karakterlerini çabucak tanıtarak tarafları köşelerine çeken bir macera. Vaughn ve Pope arasında geçecek mücadele için seyircisini çok çabuk hazırlıyor. Soygun sonrası kendisini otobüse atıp kapalı mekan geriliminden ve heyecanından faydalanıyor. Dallanıp budaklanmadan, yan öykülere de girişmeden otobüs gibi son sürat seyir halinde ilerliyor. İki kalemden geçen senaryonun Pope’un ailesiyle yaşadıklarını gösterme merakı dışında herhangi bir sorunu yok. Polisi ve medyayı tam zamanında gerektiği gibi dahil ederken, operasyonları da mantıklı şekilde gerçekleştiriyor. Tüm tercihlerini seyircisine taraf tutturmak için yapan filmin beklentisi Vaughn’un çaresizliğini hissetmeniz. O çaresizlikte insanları koruyan, kızını kurtaran bir kahramana dönüşmesi için dualarınızı eksik etmemeniz. Tüm hamlelerini bu uğurda yapan filmin şaşırtıcı bir final sürprizi de mevcut. Tahmin edilebilir olsa da seyircisini memnun eden bir sürpriz. 

Bildik konusu ve fazlasıyla tahmin edilebilir nabza şerbet işleyişine rağmen 93 dakikayı sorunsuz şekilde geçiren akıcı bir film Heist. Eski usül soygun ve rehine krizlerini özleyenler için biçilmiş kaftan...  


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template