♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Dracula Untold : Işıktan Karanlığa

Dünyanın sinemada “Dracula”yla tanışması ve izleyicileri ilk kez büyüsü altına almasından neredeyse yüzyıl kadar sonra türe öncülük eden stüdyo, canavarlar çağının heyecanlı yeniden doğuşunu ilan eden, aksiyon-macerada efsanenin en büyüleyici figürlerinden birini yeniden uyandırıyor. 2014 yapımı Amerikan işi, Dracula olarak korktuğumuz çekici ölümlünün başlangıç hikayesini anlatıyor ve tarihin Kazıklı Voyvoda olarak tanıdığı lanetli adamı gecenin tüm güçlerine sahip bir yaratığa dönüştürüyor. 

Bram Stoker’ın, 1897’deki tanımlayıcı “Dracula”sından bu yana günümüzün en dayanıklı edebi ve popüler karakterleri sinemada, animasyonda, edebiyatta ve müzikte incelenmiş ve bugün de en az 120 yıl önce yaratıcısının kültürel bir fenomeni başlattığında olduğu kadar güncel… Dracula’nın varlığı kültürün bir parçası ve bu ölümsüzlük simgesinin kökenlerinin daha önce sinemada hiç araştırılmamış olması şaşırtıcı... Tarihin Dracula adını verdiği adam, tıpkı antik efsanede vampirlerin olduğu gibi milyonlarca insana dehşet salan ve aslında her anlamda gerçek olan bir tarihi figür. Kan emici gece yaratıklarının efsanesi, Babillilerin bebeklere musallat olan şeytanı Lilitu’dan, Gana’da Ashanti halkının demir dişli Asasabonsam’ına kadar dünyadaki her kültürde ve dilde yer alır ve binlerce yıl öncesine dayanıyor. Ama “vampir” kelimesinin modern dilde kullanımı ilk olarak 10. yüzyılda Slav Avrupa’da görülmüş… 

Yapımcı Michael De Luca, kendisini canavarın başlangıcını ortaya çıkarmaya götüren yolculuğu anlatıyor; “Çocukken hep Dracula’yı kimin vampire dönüştürdüğünü öğrenmek isterdim. ‘İlk o muydu? Başkaları var mıydı?’ diye merak ederdim. Bram Stoker’ın romanında bile cevabı olmayan bir soruydu.” Bu sorunun cevabını vermek üzere yola koyulan De Luca, başarılı yazar ekibi Matt Sazama ve Burk Sharpless’ın senaryoları masasına geldiğinde hayal gücü harekete geçmiş. “Hepimizin bildiği örnek karakterin bilinmeyen bölümünün ve anlatılmamış başlangıç hikayesinin zekice olduğunu düşündüm.” diyerek heyecanını da açıklıyor… Bu heyecanın ardından künyeyi oluşturmuşlar… Yönetmen koltuğuna ilk uzun metrajı için Gary Shore otururken, kadronun başını da Luke Evans, Dominic Cooper, Sarah Gadon ve Charles Dance çekiyor…

III. Vlad, 1431’de Transilvanya’da doğmuş. Çocukken erkek kardeşi II. Vlad ile birlikte  babaları tarafından esir olarak Sultan II. Murad’a, İstanbul’a gönderilmişler. Altı yıl orada tutularak savaş sanatı eğitimi almışlar. Transilvanya Osmanlı Türkleri ve Avusturyalı Habsburg Hanedanı gibi iki imparatorluk arasında konumlandığı için genç aristokratlar sürekli savaş zamanında yaşıyorlarmış ve belli fedakarlıkların yapılması gerekiyormuş. III. Vlad büyüdüğünde acımasız bir fatihe dönüşmüş. En sevdiği işkence de insanlara kazık saplamak ve günlerce acı içinde kıvranarak bırakmakmış. Bu korkunç gerçek ölümünden sonra kendisine Kazıklı Vlad adının verilmesine neden olmuş. Babası, Hıristiyan şövalyelerin Müslüman Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaşan gizli bir organizasyonu olan Ejder Tarikatı’na bağlı olduğundan dolayı  II .Vlad da Romence’de kabaca “ejder/şeytan” anlamına gelen Dracul adını almış. III. Vlad, babasının ölümünden sonra 1448’den 1476’ya kadar  Transilvanya’nın güneyindeki Eflak’ı yönetmiş. Babasının izinden giden III. Vlad de Ejder Tarikatı’na girmiş. Ondan sonra da adamlarına kendisine Romence’de “ejderin/şeytanın oğlu” anlamına gelen “Dracula” demelerini emretmiş. Türklerle savaşırken 1476 kişiyi öldürdüğü söylenen III. Vlad’ın kafası kesilerek bütün şehrin görüp korkması için İstanbul’da sergilenmiş

Ortaya çıkan bu hayali efsane ile canavar filmlerini onurlandırma görevini de üzerinde hisseden yapım ekibi öncelikle bunun bir stüdyo filmi olduğunu hissettiriyor. Gişe için gerekli tüm teoriler pratiğe dökülebilmiş, yönetmen de üzerine düşeni yaparak tertemiz bir iş çıkarmış. Vlad’ın ışıktan karanlığa geçişinin meraklısı varsa en azından tatmin olacak… Daha fazlasını bekleyenler için hayal kırıklığı yaşatmasının sebepleri elbette çok…

“Dracula Untold”, öncelikle Türklere karşı savaşan kahramanı sayesinde ilgimizi çekiyor… Bir gişe filminde bozuk aksanla da olsa Türkçe konuşulduğunu görmek bile ayrı heyecan vermişti… Bu heyecanın karşılığıysa pek yok… Hayali efsane evet ama, çok bildik yoldan ve klişe bir anlatımla gelmiş karşımıza… Beklenmedik hiçbir şey yok, tahmin edilebilirlik de… Fantastik macera olarak bakarsanız vasatın üzerine çıkabiliyor ve en azından keyifli bir 92 dakika yaşatıyor…

İyi efektler ve sahnelerle bezeli filmin en önemli artısı da Evans’ın çabası… Değişimini iyi yansıtabilmek adına elinden geleni ardına koymuyor… Çizgi roman estetiğine yakın duran film keşke daha kanlı ve çatışmalı olabilseydi de, devam filmine attığı pas heyecanlandırabilseydi… Halkını kurtarmak için karanlığa teslim olan adamın epik öyküsü eninde sonunda izlenmese de kayıp olmayacak standartta…


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template