♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

İlk Bakış: The Possession / Şeytan Tohumu

Korku filmi ustası Sam Raimi ve Danimarkalı yönetmen Ole Bornedal, paranormal olaylara ilişkin, korkunç ve gerçek bir öyküye dayanan, çağdaş bir doğaüstü gerilim ve korku filmini sinemaseverlerin beğenisine sunduğu “The Possession”, “Şeytan Tohumu” adıyla 23 Ağustos’ta gösterime giriyor...

Raimi’nin yapımcısı olduğu filmin yönetmeni Bornedal, ikinci kez Hollywood semalarında... 1994 yapımı klasiği “Nattevagten”i, üç yıl sonra bu kez Amerika’da “Nightwatch” adıyla çeken Bornedal, gerilimde hız kesmemiş her filmiyle vasatı aşarak adını perçimlemişti... Gerilime son derece hakim yönetmen, bu kez köklerini bir makaleden alan senaryoyu peliküle aktarıyor... Leslie Gornstein’in “Jinx in a Box” adlı makalesini, “Knowing”den hatırladığımız ikili Juliet Snowden ve Stiles White senaryolaştırmış... Oyuncu kadrosunun göze çarpan isimleriyse, Jeffrey Dean Morgan, Kyra Sedgwick, Madison Davenport, Natasha Calis, Grant Show ve Matisyahu...

Çok eski zamanlardan kalma bir cin, 21. yüzyılda serbest kalıyor... Film bir ailenin başından geçen 29 günlük olayları konu alıyor. İkinci el eşyalarını satan birinden gizemli bir antik kutu alan aile, kutunun içinde çok uzun zamandır bir insan ruhunu ele geçirmek için bekleyen, doyumsuz bir cinin serbest kalmasına neden olur.

Brenek ailesi için korkunun dehlizlerine uzanan yolculuk, bir hafta sonu faturalarını ödemek için evdeki kullanmadığı eşyalarını bahçesinde satan birinden ahşap bir kutu almalarıyla başlar. Eşinden yeni boşanan Clyde, eski eşi Stephanie’den ayrı hayata alışmaya çalışıyordur. Ne var ki, küçük kızları Em’in, ilgisini çeken ve üstünde gizemli yazılar bulunan bir ahşap kutu almasında endişe edecek bir şey görmez. Ancak kutuyu almasının hemen ardından tuhaf şeyler gerçekleşmeye başlar. Em kafayı kutuya takmaya başlar – o kadar ki, güzelim kutuyu her yere yanında götürmektedir. Davranışları gittikçe tuhaflaşır, hatta tehlikeli davranışlar sergiler. Ne var ki Clyde ne kadar uğraşsa da kutuyu Em’in elinden alamaz, Stephanie kızlarının aklını yitirmesine neden olduğuna inanmaya başladığında bile başaramaz bunu. Birbirini izleyen rahtsız edici ve açıklanamaz olayların etkisinden kurtulamayan aile, gerçekten yaşadıkları şeyi gün ışığına çıkarmak üzeredir: Dibbuk Kutusu’nu açmışlardır. Yahudi geleneklerinde sözü geçen, yerinden edilmiş ve kutunun içine hapsedilmiş bir cin, şimdi içine girdiği insanı yiyip bitirmek istemektedir.

Dibbuk Kutusuna dair;
Tarih boyunca, insanoğlunun en büyük ve kalıcı korkularından biri, bedenini başka bir ruhun ele geçirmesi olmuştur. Cinler, periler, şeytanın ruhlarımızı ele geçirmeye çalıştığı hep söylenmiştir; ama bunların içinden bir tanesi özeldir. Yahudi geleneklerinde bahsi geçen bir tür Dibbuk, başıboş dolaşan, yaşayan bir insanın bedenine girip onu ele geçirerek hayatta kalan kötü ruh olarak tanımlanmaktadır. Dibbukların gücünü kontrol etmek amacıyla, marangozlar Dibbukları sürekli içine hapsetmek için özel sandıklar veya kutular yaptılar.

Hıristiyanlık dönemine dayandırılan Dibbuk hikayeleri vardır. Dikkat çeken bir gazete manşetine göre, 21. yüzyılda da ortaya çıkmışlardı. Los Angeles Times muhabiri Leslie Gornstein, 2004 yılında Ebay üzerinden insanı korkutan bir şey satmaya çalışan bir adamın haberini yaptı. Satmaya çalıştığı şey, iddiasına göre, gerçek bir Dibbuk Kutusuydu; kendisine sahip olan herkesi ele geçirmiş bir Dibbuk Kutusuydu. O kadar derin bir korku vardı ki içinde, çaresizlik içinde kutudan kurtulmaya çalışıyordu. Adamın anlattıkları kutunun kötü etkilerini doğruluyordu: Saç dökülmesi; bütün ev halkına musallat olan kabuslar; kimi kutu sahiplerinin canına mal olan beklenmedik hastalıklar; hayal görme; gaipten sesler duyma. Ve kutuya sahip olan herkes, kutunun kötü şans getirdiğini dile getirdi; kutuyu satmaya çalışan kişi de bunu “ortalığın cehenneme dönmesi” şeklinde yorumladı.

Tüm dünyadan doğaüstü olaylara ilgi duyan kişiler kutuya ilgi gösterdi ve Jason Haxton isimli bir üniversite müzesi küratörü kısa sürede kutuyu satın aldı. Haxton, kutunun sahiplerine işkence ettiğine dair geçmiş bilgileri toplamaya, içindeki tuhaf yadigar ve nesneleri incelemeye başladı. Dibbuk efsanesini bilen, Yahudi hahamlar de ona yardımda bulundu. En sonunda, kutunun soykırımdan kurtulan, 103 yaşındaki bir kişiye ait olduğu bulundu. Savaştan sonra, mühürlenmiş kutuyu yanında Amerika’ya getirmiş ve anlaşılan o ki boşu boşuna ailesini kutuyu açmamaları için uyarmış.

Bu tarihi hikaye, Sam Raimi’nin dikkatinden kaçmamış ve öyküye yeni bir bakış açısı katacak isim aradığında, Amerikan sinemasına dönmeyi uzun süredir bekleyen, Bornedal’a ulaşmış ve böylece tohumları atılmış filmin... “Ole’nin hayranıydık zaten; Şeytan Tohumu projesine yaklaşımını bizimle paylaşınca, kapıldık gittik” sözleriyle açıklıyor Raimi...

Konu yeni gibi görünebilir ama benzeri kutu filmlerini bolca gördükten sonra pekte çekici gelmiyor özeti okuduğumuzda... Lakin yönetmen ve oyuncular konusunda soru işareti yok... Raimi yönetseydi keşke diyoruz elbette içimizden ama Bornedal’da iyidir... Fragmanıysa müthiş, bir gerilim tutkunu daha ne ister dedirten türden hemde... Amerika’da 31 Ağustos’ta gösterime giren film, açılış haftasında bütçesini karşılamış ve kâra geçmişse de beklenen rakamlara ulaşamamıştı... Genel izleyiciden tam not aldığını da belirtelim... Bizdeyse uzun süredir korsan tezgahlarında mevcut... Sinemada izlemek için bekleyen ne kadar izleyici kaldığını göreceğiz... Bir yıllık rötarla da gelse, merakla bekliyoruz...



Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template