♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Blue Like Jazz : Tanrıyı Görmezden Gelmek

Sürekli değişim gösteren ve bir kesim tarafından zıvanadan çıktığından korkulan Amerikan gençliği üzerine çılgın komediler serilere dönüşürken, karşı görüş filmleri de tanrı misyonunu hatırlatmaya çalışıyor... Gençlerin evlerinden ayrılarak başladıkları kolej yaşamlarında partiden partiye koşmasının yanlış olduğunu düşünen kesimin görüşlerini yansıtıyor "Blue Like Jazz", tanrıyı görmezden gelmenin ne kadar yanlış olduğunu göstererek izleyicisinin kulaklarını çekmeye çalışıyor...

Donald Miller'ın aynı adlı yarı otobiyografik çok satar kitabından uyarlanan film, görüntü yönetmenliğini de üstlenen Bean Pearson'ın katılımıyla senaryolaşmış... Yönetmen koltuğunda da Steve Taylor oturuyor... Kısa filmler ve video piyasasına çalıştıktan sonra ilk filmini 2006'da çeken Taylor, "The Second Chance" ile meşhur ikinci şansa dair yine hristiyan öyküsü anlatmış ve zor dünyada şehirler değişir ama inanç tutunacak tek daldır demişti... Haliyle kliseyi işaret eden film, kendi görüşüne sahip organizasyonlardan ödül de kaptı... Orta yaş krizlerinden sonra bu kez Taylor, koleje başlamak üzere olan bir gence çeviriyor kamerasını... Yeni bir şehirde, yeni bir okulda hayata yeniden başlayan, karışan gencin seçimlerine odaklanıyor... "True Blood"un Tommy'si olarak tanıdığımız Marshall Allman ve "The Vampire Diaries"in Rebekah'ı Claire Holt'un başrollerde yer aldığı kadroda "Lost"un Alex'i Tania Raymonde de yer alıyor ama oyunculuk adına cümle kurabileceğimiz performanslar yer almıyor...

Önce Don Miller ile tanışıyoruz... Tam bir baptist, klisede çalışıyor peder yamağı olarak ve dini bütün genç olarak sürdürüyor yaşamını... Anne-babası boşanmış, arada kalmışlığı sonuna kadar hissediyor, ki annesi yalnızlıktan muzdarip babası genç kızlarla işi pişirip caz müziğe kafayı takmış halde... Don tam da koleje gitmenin eşiğinde, tam bursla önüne seçilen seçenek yine dini kurallarla bezeli bir kolejken, babası ona farklı bir seçenek sunuyor... Farklı bir kolej, şehrinden de uzakta bir yer... Annesiyle tartışıp soluğu o kolejde alıyor Don, öykümüz de böylece başlıyor...

Film mesajlarını sıralamaya, Don'un seçimleri üzerinden veriyor sık sık... Yeni arkadaşlarının arasına kolay karışabilmek için bu zaman kadar olduğu kişiden farklı biri gibi davranıyor Don, dini bütün genç sıfatlandırması alıp dışlanmamak için tanrıyı unutuyor... Misyoner filmimiz de, sıralıyor bir bir nelerin yanlış olduğunu, finalinde de her şeyi tatlıya bağlayarak tanrı inancını saklamanın herhangi bir şey kazandırmadığını uygulamalı olarak gösteriyor... 

Adı "Blue Like Jazz", afişi hayli renkli, sınıflandırması romantik komedi olsa da o yollarda hiç gözü yok filmin... Don'a bir sevgili adayı biçilmiş, yan öykülere girişilmiş ama bağımsız film havasıyla ağır aksak ve bolca temposuzlukla bu kadar karaktere rağmen keyifli bir seyir vaad etmiyor... Prostesto eylemleri dışında çok albenisi olan sahne de içermiyor... Gerçek yaşam öyküsünden yola çıkılmış olduğunu görünce, ne kadar boş bir yaşam öyküsü olduğunu da düşünmemek elde değil... Tüm amaç din misyonerliği olunca, bundan fazlasını da beklemek zor zaten... Eldeki de romantik komediyle alakası olmayan, sıradan ve sıkıcı bir gençlik filmi... Caz ile alakası ise, bir kaç Coltrane plağının pikapta dönmesinden ibaret...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template