♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Pieta: 'Acı’yı Bol Eyledik

Uzakdoğu sineması için şiddet her zaman önemli bir öğe olagelmiştir. Fakat ilk defa 2003’te “İhtiyar Delikanlı”da (“Oldboy”) denenen şiddetin bir intikam hikâyesi kurgusuna yedirilmesi formülü o kadar tuttu ki, ‘intikam filmleri’ adeta başlı başına bir furyaya dönüştü. Kim Ki-duk’un 69. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan kazandığı son filmi “Acı” (“Pietá”) da bir intikam çeşitlemesi; ama bu zamana kadar gördüğünüz intikam filmlerine hiç mi hiç benzemeyen bir hikâyesi var.

Kang-do, kenar mahallede cirit atan ufak çapta bir tefecinin tahsilât elamanı. Hiç kimsesi olmayan ve bu hiç kimsesizliğin bir canavara çevirdiği Kang-do, borcunu ödeyemeyen küçük esnafın kapısına dayanıyor, ya parayı tahsil ediyor, ya da söz konusu borcu sigorta şirketinden gelecek kaza parasıyla kapatmak üzere borçlunun bir uzvunu iş kazasında kaybetmesine yardımcı oluyor! Böylesi bir rutinde ‘kendi halinde’ yaşamaya devam ederken, bir gün karşısına apansız annesi olduğunu iddia eden bir kadın çıkınca; Kang-do, bir yakınının acısının ne demek olduğunu anlamaya başlayacaktır.

İzleyiciyi hemen içine çekebilen bir draması var “Acı”nın, izleğini belirliyor ve ilgiyi cezp edebilecek Saw’vari motifleri de çok geçmeden işlemeye koyuluyor. Tabii bu motifler, alelade bir Amerikan slasher’ındakiler gibi değil. Daha az kanlı olmasına karşın daha bir dehşetli, irkiltici. Kim Ki-duk’un bu filmindeki şiddet duyumsal açıdan bana Takashi Miike’in bizde vizyona girmeyen “Premonition”ı (“Yogen”) fazlasıyla anımsattı.

Bunları yaparken anaakım bir anlatım tarzı tutturmuş Kim Ki-Duk, olabildiğince akıcı bir kurguyla anlatmaya çalışmış hikâyesini. Yer yer sembollerden de faydalanmayı ihmal etmemiş. Yeri gelmişken; filmin orijinal ismi “Pieta”nın da bir Michelangelo heykeline ait olduğunu belirtelim. Bu heykel, kucağında ölmüş olan İsa’yı tutan Meryem Ana’yı kompoze eder. Kim Ki-duk, Kang-do ve annesi arasındaki ilişiği Michelangelo’ın bu heykelinde yarattığı kompozisyon ile bağdaştırmış.

“Acı”da bir diğer dikkat çeken şey; Kim Ki-duk’un alt-sınıfları betimlemedeki gücü. Özellikle naylon çadırda yaşayan aile ile ilgili bölümde Kim Ki-duk, bir Zeki Demirkubuz edasıyla aile içi ezen-ezilen diyalektiği kurduğu gibi –"Kader"deki yatalak erkek/dışa bağımlı kadını anımsadım ben- Kong-do üzerinden çizdiği mini-dış hikâyeyle de bu şiddet resminin konturunu atmış resmen!

 “Acı”nın temel argümanı, finale doğru gerçekleşen ‘yüzleşme’ sularında kıyıya vuruyor bana kalırsa. Sistemin tetiği emanet ettiği Kang-do, geçirdiği/geçirmek zorunda bırakıldığı evrelerden sonra kendince bir arınmaya yoluna gidiyor. Bu arınma yolu da ipini çekmeye alıştığı alt-sınıfla hesaplaşmadan geçiyor haliyle. Peki, karakterimiz Kang-do bir İsa’ya dönüşebilecek midir? Cevabı “Acı”da… 


15 Şubat 2013 tarihli Aydınlık Gazetesi nüshasında yayımlanmıştır.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template