♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Sel Yayıncılık’tan Ekim Yenileri


Sel Yayıncılık Ekim ayını yedi kitapla karşılıyor. Gabriel Chevallier'nin savaşın yıkıcı içyüzünü anlatan antimilitarist romanı “Korku” ile Guy Vaes’in büyülü gerçekçiliğin ve modern Avrupa edebiyatının gizli başyapıtlarından biri olarak kabul edilen romanı “Ekim: Uzun Pazar” dünya edebiyatının ilgi çekici örnekleri. Enis Batur kitaplığı “Denemek Sapmak - Çekmeceler Kitabı: II” ile sürerken, Muzaffer İzgü Öykü Ödülü ile dikkat çeken Semra Bülgin’in yeni öykü toplamı “Kara Kaplı” da öykü dizisinin yenisi okurdan ilgi bekleyenlerden. Michael Löwy’nin “Devrim Bir İmdat Frenidir: Walter Benjamin Üzerine Denemeler”i DüşünSel, H. Selim Açan’ın “Bilince Dönüşen Zorunluluk”u Politika ve Ulusal Öğrenci Birliği’nin demokrasi çağrısı niteliği taşıyan manifestosu “Öğrenci Hayatının Sefaleti” de Red Kitaplığı’nın yenisi olarak raflarda. 

Korku * Gabriel Chevallier
Her cesaret gösterisinde, duymak isteyenler için derinlerden tiz bir feryat yükselir: Korkuyorum, korkuyoruz!

Yirmi yaşındaki Jean Dartemont, cephede savaşmak üzere orduya katılmaya karar vermiştir, zira kimsenin dilinden düşürmediği bu "maceradan" uzak kalmak istememektedir. Gerçeğe gözlerini kapatan, belki de başka çaresi olmayan; tamtamların sağır edici gürültüsünde süslü sözlerin inkârcılığına sarılan toplum için bir tür maceradır bu; adını ise ağır masaların ardında oturan beyler koyar. Oysa hakikat tüm dehşetiyle ortadadır: "Tüm savaşların sonunu getirecek o savaş", amansız bir kıyım, hiç bitmeyecek gibi görünen bir çiledir. Cephe gitgide genişleyen bir mezarlık halini alır, halk ve devlet büyükleri kahramanlarıyla övünüp dururken Jean, kendisinden beklenenden farklı bir cüretkârlık gösterir ve yasaklanmış o duyguyu dile getiren neredeyse tek kişi olur: Korkuyorum, korkuyoruz!

Gabriel Chevallier'nin savaşın yıkıcı içyüzünü anlatan antimilitarist romanı Korku, John Berger'ın önsözünde belirttiği gibi: "Bu bir kitap ama sayfasız. Neden oluşuyor peki? Bir sesler korosu; öfkenin, acımanın ve ertelenmiş umutların insanın üzerine çığ gibi düşen bir korosu."
Özgün Adı: La Peur * Çeviren: Hüseyin Can Akyıldız * Önsöz: John Berger * Dünya Edebiyatı, Roman * 295 Sayfa * 40,00 TL

Ekim: Uzun Pazar * Guy Vaes
Bir adam. Artık yok...

Yayınlandığı günden bu yana büyülü gerçekçiliğin ve modern Avrupa edebiyatının gizli başyapıtlarından biri olarak kabul edilen Ekim: Uzun Pazar, benliğini adım adım yitiren bir adamın öyküsüdür. Kayıp giden yaşantısını kayıtsız, dingin bir su gibi izlerken istediği tek şey, zamanın ve kaderin girdabında boğulmamaktır. Artık hareket etmeyi de bırakarak bir çeşit uyuşukluğa, belki de Antik Yunan filozoflarının mutluluk diye adlandırdığı o edebi istirahate kavuşmayı bekler ve bu gündüz düşlerinin ortasında karşısındakiler ondan kim olmasını isterse ona dönüşerek, "yaşamaktan ziyade başkaları tarafından yaşanıp yaşanmadığını" sorgular durur.

Cortázar'ın "Okurken boğulacak gibi oldum, nefes almaya çabalarken, geçmişi gözlerinin önünden geçen, geleceğiyse un ufak olup küle ve sessizliğe bürünen, neredeyse ölmek üzere olan birinin yaşayacağı nostalji hissinin altında ezildim. Bu his saatlerce beni tutsak etti ve kral kanı taşıyan bir yazar keşfettiğim düşüncesiyle dehşete kapılarak dondum kaldım," satırlarıyla selamladığı Guy Vaes'ten, Ulysses'in, varlığını ardında en ufak iz bırakmamacasına ortadan kaldıran o hummalı, içsel yolculuğuna atıfta bulunan ödüllü bir mücevher...

"Ekim düşüş demektir. Baudelaire'in de korktuğu soğuk karanlıklara dalışın habercisidir. Benim gibi iflah olmaz bir tedirgine varlığın sarsılmasını, benliğin marazi bir şekilde çözülüp dağılmasını çağrıştırır."
Özgün Adı: Octobre Long Dimanche * Çeviren: Hüseyin Can Akyıldız * Dünya Edebiyatı, Roman * 319 Sayfa * 40,00 TL

Denemek Sapmak - Çekmeceler Kitabı: II * Enis Batur
Sesler ve görüntüler, kalıcı izler mi? Büyük, baş edilmez bir korku bana onları toplattırıyor öteden beri. Toplamaktan vazgeçebilecek ölçüde dinginlik bulacağım bir eşik çizeceğim, umudum beni hırpalıyor, yoruyor. Beklemekse, içeride bir yerde, ola ki henüz uzakta, kendimin bekçisi, korkuluğu, totemi olabilirim de. Kendimin maketi, taşlaşmış gövdesi, hareketsizliğinde kıpır kıpır ifadesi. Bir tek bilgi yetiyor ama, dik tutmaya çalıştığım duyguları yıkmaya: Nöbeti devraldım, devredeceğim, bunu yadsısam bile: Birikmiş imgelere kattığım imgeler: Burada daha önce bunlar yoktu, onları ben üstüste, yanyana, içiçe dizdim. Benim yazım bu.
Türkçe Edebiyat, Deneme * 167 Sayfa * 40,00 TL

Kara Kaplı * Semra Bülgin
Semra Bülgin, istihzadan kaçınan kalemiyle okuru kapı duvar gerçeklerin, kapanmamış hesapların, bastırılmış arzuların ve utkuların gizlendiği sırrı dökük aynalarda kendini görmeye davet ediyor.

Kaçak oynadıkça kabul görme, ilendikçe kazanma, kaybettikçe hırçınlaşmaya meyleden karakterlerin ayakta ve hayatta kalma çabasının yüksek perdeden sesleri kadar, kırılgan iç çekişleri de doluyor kulaklara.

Kara Kaplı: Ânın değil başka bir hayatın izlerini taşıyan bedenlerdeki yara berelerin haritası.
Türkçe Edebiyat * Öykü * 111 Sayfa * 24,00 TL

Devrim Bir İmdat Frenidir: Walter Benjamin Üzerine Denemeler * Michael Löwy
Michael Löwy, Walter Benjamin'in eserleriyle ilk temasını, entelektüel güzergâhına yön veren bir milat, Marksizmin Avrupa ve Latin Amerika'daki heterodoks formları üzerine araştırmalarını derinden sarsan bir keşif olarak değerlendirir. Devrimleri, ilerleme bağlamında dur durak bilmeden yol alan dünya tarihinin lokomotifi olarak gören Marx karşısında kendi ilerleme ve gelişme eleştirisini ortaya koyan Benjamin ise "imdat freni" olarak tanımladığı bir devrim modeli sunar. Peki insanlık, söz konusu freni çekmeyi başarabilecek midir?

Ekososyalist Manifesto'nun yazarlarından Michael Löwy'nin "ekososyalizmin öncüsü" ilan ettiği Benjamin'in eserlerinin devrimci boyutuna dikkat çekerken, dogmatik olmayan tarihsel materyalizmden ilham alan yaklaşımlarla teolojik kaygılardan ileri gelen görüşlerini ustalıkla bir araya getirdiği bir derleme...
Özgün Adı: La révolution est le frein d'urgence : essais sur Walter Benjamin * DüşünSel * Felsefe * 116 Sayfa * 28,00 TL

Bilince Dönüşen Zorunluluk * H. Selim Açan
Bilimsel sosyalizm öğretisinin temellerini atan Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto'yu yazdıklarında Avrupa'da bir hayalet dolaşıyordu... Üretim ilişkilerinin kökten değişimine paralel yaşanan toplumsal dönüşümler ve kabaran tepki dalgasının birleşik bir Avrupa devrimiyle taçlanacağını öngörmüşlerdi.

Ancak tarihin tekerleği beklenildiği gibi dönmedi: Devrim, Ekim 1917'de Rusya'da gerçekleşti ve proletarya, nüfusun ezici çoğunluğunu köylülerin oluşturduğu geri kalmış bir tarım ülkesinde iktidarı ele geçirdi.

Yollarını el yordamıyla açmak zorunda kalan Rus komünistleri, son derece çetin geçen yılların ardından, ufukta bir Avrupa devriminin görünmediğine kanaat getirdikleri 1925 sonrasında, tek ülkede sosyalizmi inşaya yöneldiler. Bu adım, Marksist harekette yüz yılı aşkın bir süredir devam eden keskin bir saflaşmayı da beraberinde getirdi. Başlangıçta Bolşevik Parti içinde iktidar savaşımı veren kanatlar arasında yaşanan tartışma, çok geçmeden hem ideolojik mücadele sınırlarını aştı hem de enternasyonal bir nitelik kazanarak düşman kamplar üretti.

1936 ve 1956 gibi kritik dönemeçlerden geçerek 1989'da çöken SSCB deneyimi ve onun değerlendirilmesi, dünde kalan ya da kalması gereken bir olgu değildir; aksine, zihinlerde sosyalizmle özdeşleşen (ve nihayetinde yıkılan) bir tahayyülü temsil etmesi bakımından bugün hâlâ günceldir.

Kapitalizmin insanlığın ve doğanın üzerinden tüm yıkıcılığıyla geçtiği, dahası tarihsel sınırlarına dayandığı bu kesitte dahi sosyalizmin ve sınıfsız bir dünya düşü olarak komünizmin bir alternatif olarak görülmemesi, arkaik, bürokratik ve denetimden ibaret bir sistem anıştırmasının ötesine geçememesi bağlamında da günceldir.

H. Selim Açan, Sovyet deneyimini kalıplaşmış ve ezberlenmiş hatta servis edilen bilgiler ışığında değil, kuşkusuz tarafgir ancak nesnel bir değerlendirmeye tâbi tutuyor. Bugün bütün sonuçlarıyla değerlendirme ve eleştirebilme konforuna sahip olduğumuz, gurur veren başarılar kadar utanç tablolarını da içeren bir tarihi, bir gelecek projeksiyonuna dönüştürüyor.
Araştırma / İnceleme * Politika * 159 Sayfa * 30,00 TL

Öğrenci Hayatının Sefaleti * Ulusal Öğrenci Birliği
Bütün dünyayı kasıp kavuracak '68 olayları öncesinde Strasbourg Üniversitesi'nde dağıtılan ve bir doğrudan demokrasi çağrısı niteliği taşıyan Öğrenci Hayatının Sefaleti manifestosu sayısız korsan baskıyla kısa süre içinde binlerce öğrenciye ulaşır.

Başlığını Guy Debord'un koyduğu ve Tunuslu sendikacı Mustapha Khayati'nin kaleme aldığı, Sitüasyonist Enternasyonal'in bu çağrısı; hem tüketim ve gösteri toplumu entelijansiyasının hem de sendikal ve politik bürokrasilerin yergisi olarak, öğrencileri iktidar çarkları içinde oyalanmayıp devrim umuduna şenlikli bir hava katmaya davet etmektedir: "Sıkıntı karşıdevrimcidir!"

Dünyayı kapitalizmin ötesine taşıyacak özne, yeni bir "hayatın bilinçli yönetimini" şekillendirecek yapı ve ortaya çıkacak bu yeni dünyanın kategorilerine dair sorulara verdiği cevaplarla Öğrenci Hayatının Sefaleti, üniversitenin kurumsal bir cehalet örgütü haline geldiği, profesörlerin seri üretiminin ritmine uyumlanan yüksek kültürün çözülüp dağıldığı, akademik uzmanlık kisvesi altında bütünsel bakışın önüne set çekildiği günümüzde de güncelliğini koruyor.

Ferda Keskin'in önsözüyle...
Özgün Adı: De la misère en milieu étudiant * Çeviren: Metin Yetkin * Önsöz: Ferda Keskin * Red Kitaplığı, Politika * 53 Sayfa * 20,00 TL


Share this:

Yorum Gönder

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template