♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

The Church - Starfish

1980 senesinde Sydney’de kurulan Avustralyalı rock grubu The Church, bugüne kadar akılda kalıcı bir çok parçaya imzasını atmıştır.  Bu başlık altında, grubun 1988 senesinde piyasaya sürdüğü albüm Starfish hakkında yazacağım. 

Öncelikle söylemem gereken şey, albümün şarkı sözlerinin beklediğimden derin olduğu. Dinlerken aklımı kaybetmek üzereydim diyebilirim, çünkü şarkı sözlerine çok değer veren bir dinleyiciyim. O kadar ustaca, o kadar hissedilerek ve üzerinde durularak, ince elenip sık dokunularak, deneyimlerin süzgecinden geçirilerek önümüze sunulmuş ki sözler… Genellikle dinlediğiniz herhangi bir albümde şarkı sözü bakımından birkaç şarkı ön plana çıkar, diğerleri daha geride kalır. Ama Starfish’de, böyle bir durum söz konusu değil. İçtenlik, dinlediğiniz her dizede mevcut. Az sonra şarkılardan sırayla bahsedip, beni etkileyen dizeleri daha ayrıntılı olarak anlatacağım.
_____

80’lerde çıkan albümler,- özellikle The Church gibi grupların albümleri- genellikle sonraki kuşaklara pek ulaşmamıştır. Tamamen Zeitgeist ile ilgili bir durum olduğunu düşünüyorum. Piyasa, ortam ve toplum hazır değilse ortaya çıkan ürünün kalitesi her zaman hak ettiği değeri göremiyor. 80’lerde çıkıp da 90’lara ve sonraki senelere ulaşan sound’daki albümlerse The Church’ün tarzından daha farklıydılar. Özellikle de Starfish 80’lerin işi değil, her ne kadar şarkılarda hafiften de olsa 80’ler esintisi duysak da. Geçmişten mi gelecekten mi geldiğini anlayamadığım, efsunlu ve zamansız bir albüm Starfish. Zamansız olmak, klasik olabilmek demektir. Her daim kalıcı olacaktır. Peki neden?
Her şeyden önce, başarılı olarak tanımlanan sanat eserlerinin -edebiyat, sinema, müzik fark etmez-  temelinde samimi duygular vardır. Seni yola çıkaran ve bir şey üretmeye iten derde sadık kalırsan, ancak o zaman anlatabilirsin kalbini. Ve bu öyle geçirgendir ki, dinleyici anlar. Ben bugün hala 1988’de çıkan bir albümü böylesine hevesle, böylesine tüylerim diken diken olurcasına dinliyorsam, bunun tek sebebi karşımda gerçekten bir şeyler hisseden insanların bunu bana mütevazi bir şekilde aktarmayı başarmış olmalarıdır. Müzik bir zaman yolculuğudur. 1988’den 2018’e…Şimdi şarkılara daha yakından bakalım.

STARFISH(1988) 
Albümün kayıtları Los Angeles’ta yapılmıştır. Grubun Los Angeles’ta kayıt yapma konusunda tereddütleri olduysa da, ortaya çıkan yapıtın nefes kesiciliği bu durumu ikinci plana atmıştır. The Church’ün ABD’de tanınması ve yer edinmesini sağlamıştır.

Destination parçasıyla açılır Starfish. Albümün en güçlü girişi olan şarkılarındandır ve nasıl bir sound dinleyeceğimiz hakkında –yani albümün gidişatı hakkında- tutarlı bir fikir verir. Çok gizemlidir. Bilinmezliğe çağrı gibidir. Sakin bir girişle başlar ardından davul yavaşça şiddetlenir. Parçada da söylediği gibi: 

Distance and speed have left us too weak/And destinaion looks kind of bleak



Destination’un ardından albümün ikinci parçası-aynı zamanda grubun en bilinen şarkılarından- Under the Milky Way gelir. Donnie Darko filmini izlerken keşfetmiştim. Aslına bakarsanız The Church diye bir grup olduğunu bana öğreten filmdir Donnie Darko. Bu parçayı herhangi bir şekilde sizlere anlatmam çok zor. Mesafelerin şarkısıdır Under the Milky Way. Çok uzaktan gelen, sönmeye yakın bir ışık gibidir. Uzaklığın ya da yakınlığın, zamanın veya mekanın dışından gelen ağıttır. Şarkıdaki bas gitar çok büyüleyicidir. Under the Milky Way, yanıtınızı beklemeden yapılan tekliftir. Fikrinizi umursuyor gibi yapmaz. Vereceğiniz cevapla zerre ilgilenmez. O anki ruh halinizse onu alakadar etmez. Çekim alanına girmişseniz, geri dönüşü yoktur. Sizi alır ve başka bir galaksiye götürür. Her ne kadar Under the Milky Way tonight dese de. Bitmeyen hüznün yankısıdır. Parçada en sevdiğim dize ise şu:

And it’s something quite peculiar / Something shimmering and white / It leads you here despite your destination / Under the Milky Way tonight

Ardından üçüncü şarkı olan Blood Money gelir. Bana kalırsa ilk iki şarkıya göre yetersiz olmuş. Yapısal olarak eksiklikleri var, tekrar dinleme isteği uyandırmadı. Buna rağmen albümün genel konseptini bozmuyor. Blood Money’nin ardından gelen parça ise Lost. 80’lerin etkisini bu şarkıda daha fazla görebiliriz. Tutkulu bir klasik rock dinleyiciyseniz, sizi ilk saniyesinde yakalayacaktır. Nakarata gelene kadar muhteşemdir, nakarattan sonra da güzelliğini korur ama sanki bir şeyler eksilmiştir, gücünü kaybetmiştir. Bas gitar harikadır, davul ise ne çok yüksek ne de çok düşüktür. Tam olması gereken bir The Church şarkısı. Blood Money gibi eksik değil, ama Under the Milky Way gibi mükemmel de değil. Lost’tan bir bölüm:

Here she comes with her unforgiving web/ Almost forever I’ve been drinking these dregs/ It must be time to change our brew, cruel view

Ve albümün en sevdiğim şarkılarından birine geldik: North,South,East and West. Elektro ve bas gitarın muazzam uyumuyla gönlümüzde yer eden The Church şarkısı! Sözleri çok anlamlıdır. Savaşın aynı anda hem her yerde hem de hiçbir yerde olmamasına, muğlak varoluşuna değinir. Toplumun kayıtsızlığını ve bu kayıtsızlığın vardığı noktayı ironiyle ele alır. Mesela birinci ironi:
Wear a gun and be proud/ But bare breasts aren’t allowed

Ya da ikinci ironi:
Restore your lost soul for two dollars plus toll

Bu böyle uzar gider.  Fakında olmadığımız, belki de farkına varmayı kabul etmediğimiz bir kaosun içerisinde dönüp duruyoruz. Tanıdık geldi mi? Bazı şeyler hiç değişmiyor. İşte bu tanıdık ama kabullenilmeyen kaosun şarkısıdır North, South, East and West.

Albümün altıncı parçası Spark, bir insana duyulan karşı konulamaz çekimle ilgili. Merak uyandıran, akıldan çıkmayan ve içten içe tüketen insanlara göz kırpıyor. Ardından gelen yedinci parça Antenna’nın ise soft bir başlangıcı var. Eğer şarkı sözlerini kendinize çok yakın bulursanız yani şarkıyla aynı derdi paylaşıyorsanız dinleyeceğiniz türden bir The Church şarkısı. 


İşte şimdi geldik o muazzam parçaya: The Reptile. Under the Milky Way’den sonra bu albümde beni çok büyüleyen ikinci şarkı. Dönüp dolaşıp bu şarkıda bulurum kendimi. Araya ne kadar zaman girerse girsin, ne kadar uzun süredir dinlememiş olursam olayım fark etmiyor. The Reptile zihninizi fetheder. 

Under the Milky Way gibi, mesafelerin şarkısıdır. 
Too dangerous to keep/ Too feeble to let go
Go now you’ve been set free/ Another month or so you’ll be poisoning me with your lovely smile

Son iki parça ise sırayla A New Season ve Hotel Womb. A New Season’u beğenmedim. Hotel Womb ise ortalama bir parça. Yine de kapanış parçası olmanın hakkını veriyor. 

Umarım birazcık bile olsa Starfish’e yönelik merak uyandırabilmişimdir zihinlerinizde. Albümün tek sıkıntısı, güçlü olan parçaların çok yoğun ve başarılı olması. Bu durum diğer parçaların daha zayıf algılanmasına sebep oluyor ve onlara belki de gerektiği değeri veremiyoruz. Tabi bu değer meselesi de göreceli olduğu için tartışılabilir bir konu. Son olarak albümde en sevdiğim şarkılar sırayla şöyle:
1-Under the Milky Way
2-The Reptile
3-North, South, East and West
4- Destination

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template