♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Sel Yayıncılık'tan Ekim Yenileri

Sel Yayıncılık Ekim ayını altı kitapla karşılıyor. Ayın güzelliği Eduardo Galeano’nun son kitabı “Hikâye Avcısı”nın ilk kez dilimize kazandırılmış olması. Boris Vian’ın her okumada yeni anlamlar kazanan romanı “Pekin'de Sonbahar” da ayın diğer edebi eseri. Kadın özgürlüğü mücadelesinde ufuk açıcı çalışmalarıyla anılan iki isim, iki düşünce insanı, iki yazarı bir araya getiren “Simone de Beauvoir Aramızda” Kadın Kitaplığı’nın, Neil Smith’in entelektüel ve siyasi açıdan bir güç kazanma denemesi “Eşitsiz Gelişim” KentSel (Sosyoloji) kitaplığının, Theodor W. Adorno’nun düşünür, totaliter rejimlerin makbul yurttaşını yaratan koşulları yürütülen bu çokyönlü araştırma sonucunda çözümlediği “Otoritaryen Kişilik Üzerine” ve Henri Lefebvre’nin üzerinde çalıştığı son kitap olan ve ancak ölümünden sonra yayınlanan “Ritimanaliz” de DüşünSel kitaplığının yenileri… “Hikâye Avcısı” ve “Otoritaryen Kişilik Üzerine”yi her okura şiddetle tavsiye ederiz…


Pekin'de Sonbahar * Boris Vian
“Bu kitap ne sonbahar ne de Çin’le ilgili elbette. Dolayısıyla zaman ve mekân benzerlikleri birer tesadüften ibarettir.”

Absürdün, şenliğin, oyunbazlığın ve varoluşçuluğun imkânlarını zorlayarak edebiyat laboratuvarında çılgın deneyler yapan Boris Vian, Pekin’de Sonbahar romanı hakkında okuruna gereken uyarıyı arka kapağa düştüğü bu notla yapar.

Pekin’de Sonbahar, okuru tüm canlılığıyla “yaşayan” Paris’ten uçsuz bucaksız bir yokyere, Egzopotamya çölüne doğru bir yolculuğa sürükleyen ve çölde başlamış anlamsız bir demiryolu inşa projesinin ortasına birçok başkarakterle birlikte bırakıveren kurgusuyla, her seferinde daha da şiddetlenerek yeniden patlayan coşkulu bir kahkaha gibi edebiyat alanında beliriverdiğinde, edebiyat çevreleri ve eleştirmenler bunun sürekli oluşum halinde bir yapıt olduğunun farkına varamamışlardı.
Vian’ın kendine has üslubunu konuşturarak mizahla trajiği absürtte birleştirdiği, anıştırmalar, ikilikler, belirsizlikler ve çelişkilerden beslenerek gerçekleştirilmesi imkânsız bir bütünlük yakaladığı, her okumada yeni anlamlar kazanan bu roman, “dünyaya işaret etmeye çalışan bir gizem yapıtı…”

BORIS VIAN, 1920’de Paris yakınlarındaki Ville-d’Avray’de doğan bir yazar, şair, şarkı sözü yazarı, şarkıcı, müzik eleştirmeni, caz müzisyeni (trompetçi), senarist, çevirmen, hatip, oyuncu ve ressamdır. Beş yaşında okuma yazma öğrenen Vian, on yaşına geldiğinde Fransız edebiyatının neredeyse bütün klasiklerini okumuştur. 1942’de metalürji mühendisi olan Vian, mühendislik yaparken bir yandan da müstear adlarla ilk yapıtlarını yazmaya başlar. Karamsarlığıyla ün salmış Vian, Alfred Jarry’nin geliştirdiği patafizik felsefeye bağlı bir tarzda yazarak hayali makineler ve uydurma sözcükler icat etmiş, absürde, varoluşçu felsefeye, şenliğe ve oyuna sadık kalmıştır. On yedi yaşında trompet çalmaya başlayan Vian, yazdığı şarkı sözleri sayesinde 1940’lı yılların sonunda Duke Ellington, Charlie Parker, Miles Davis gibi Amerikalı ünlü cazcılarla birlikte çalışır, ilk kabare gösterileri de bu dönemde ortaya çıkar. Senaryo yazmanın yanı sıra filmlerde küçük rollerde de oynayan Vian, 1959 yılında, Mezarlarınıza Tüküreceğim adlı romanından uyarlanan filmin galasında geçirdiği kalp krizi nedeniyle otuz dokuz yaşında hayatını kaybeder. 
Özgün Adı: L’Automne à Pékin, Türkçesi: Alev Er, Çağdaş Dünya Edebiyatı, Roman, 302 sayfa, 24 TL

Hikâye Avcısı * Eduardo Galeano
Eduardo Galeano, dünya denen cangıla bu kez ömrünün son dalışını gerçekleştirip hepimizi derinden sarsan küçük hikâyeler avlıyor...

Eşitsizliğin, şiddetin ve adaletsizliğin gemi azıya aldığı geçtiğimiz o uzun yüzyılın dökümünü, sevgi ve mizah yüklü sözcüklerle aktarırken, direnişin ve düş gücünün de yaygınlaştığını, insanlıktan her şeye rağmen umut kesmememiz gerektiğini bir kez daha vurguluyor. Bütün kıtalardan ve bütün zamanlardan ezilenlerin, sömürülenlerin, dışlananların sesinin yorulmak bilmez taşıyıcısı, yazar, tarihçi, şair, anlatıcı, hatırlatıcıya da John Berger’ın o güzel tanımıyla “dünyanın vicdanı” Galeano, üzerinde titizlikle çalıştığı, vasiyet niteliği taşıyan bu kitabında da sömürücülerle diktatörlerin leşçiliğine ve ahlaksızlığına karşı halkların insanlık ve haysiyet adına mücadelesini efsaneler, anekdotlar, gerçek hayat hikâyeleri ve olaylarla anlatmaya, dünya halklarının direniş belleği olmaya devam ediyor... 

Yazarın ölmeden önce tasarladığı, tamamlanmamış son projesi “Karalamalar”dan bir seçkinin de yer aldığı Hikâye Avcısı, ilk kez Türkçede...

Eduardo Galeano: Montevideo, Uruguay’da orta sınıfa mensup Katolik bir ailede doğdu. On dört yaşında ilk politik çizgi romanı, Sosyalist Parti’nin haftalık yayın organı El Sol’da yayınlandı. Gazetecilik kariyerine 1960’larda, Marcha’da editör olarak başladı. 1973’teki askeri darbe sonucunda hapse atıldı, ardından sürgüne yollandı. Yerleştiği Arjantin’de Crisis adlı bir kültür dergisi çıkarmaya başladı. 1976’da Arjantin’de Videla rejimi, askeri bir darbeyle iktidara gelince İspanya’ya kaçmak zorunda kalan Galeano, 1985 yılında geri dönebildiği Montevideo’da 13 Nisan 2015’te hayatını kaybetti.

Yazarın Ve Günler Yürümeye Başladı, Aynalar, Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri, Kadınlar, Tepetaklak-Tersine Dünya Okulu, Ateş Anıları I-Yaratılış ile Ateş Anıları II-Yüzler ve Maskeler isimli kitapları yayınevimiz tarafından yayınlanmıştır. Ateş Anıları III ve Yürüyen Kelimeler yayın programımızdadır.
Özgün Adı: El Cazador de Historias, Türkçesi: Süleyman Doğru, Çağdaş Dünya Edebiyatı, Deneme, 262 sayfa, 24 TL

Simone de Beauvoir Aramızda * Julia Kristeva
Julia Kristeva ve Simone de Beauvoir... Kadın özgürlüğü mücadelesinde ufuk açıcı çalışmalarıyla anılan iki isim, iki düşünce insanı, iki yazar...

Kristeva’nın hayranlık ve eleştirellikle ele aldığı, dönemini önceleyen ve kendisini kuşatan Simone de Beauvoir üzerine yazılarından oluşan bu derleme bizi Beauvoir’ı yeniden okumaya davet ediyor. Hem yaşamıyla hem de eserleriyle antropolojik bir devrim gerçekleştirmiş, bireysel ve toplumsal geleceğimize damgasını vurmuş Beauvoir’dan bu yana feminist hareketin temel sorunlarına, farklılaşan algı ve yaklaşımlarına güçlü bir değini niteliği taşıyor. 

Çin’den Afganistan’a uzanan bir coğrafyada temel yaşam haklarından dahi mahrum kadınların mücadelesini yine Kristeva’nın kaleminden okuduğumuz bu derleme, her ikisinin de düşün evrenine derinlemesine bir giriş...

JULIA KRISTEVA, 24 Haziran 1941’de Bulgaristan-Sliwen’de doğan edebiyat teorisyeni, psikanalist, yazar ve filozof. 1965’ten beri Fransa’da Paris’te yaşamakta ve çalışmalarını burada yürütmektedir. 1970’li yıllardan itibaren eleştirel teorinin önde gelen isimlerindendir. Roland Barthes ve Jacques Lacan’ın yanında çalışmış ve bu düşünürler dışında Bakhtin’den etkilenmiştir. Dilbilim, göstergebilim, psikanaliz üzerine yazıları post-yapısalcı teorinin gelişmesinde belirleyici bir konuma sahiptir ve yapılan tartışmaları derinden etkilemiştir.
Özgün Adı: Beauvoir présente, Türkçesi: Özgü Berksoy, Kadın Kitaplığı: 10, 118 sayfa, 14 TL

Eşitsiz Gelişim - Doğa, Sermaye ve Mekânın Üretimi * Neil Smith
Eleştirel coğrafyanın önde gelen isimlerinden Neil Smith’in Eşitsiz Gelişim: Doğa, Sermaye ve Mekânın Üretimi başlıklı bu eseri tutkulu bir çalışmanın ürünü. Tezine Henri Lefebvre’in Mekânın Üretimi’nde bıraktığı yerden başlayan Smith, insan doğasından yapılı çevreye, kent ölçeğinden kolonyalizmin coğrafyasına ve emperyalizmin küreselliğine kadar uzanan soyut ve somut mekânlarda görülen, düşünülen, incelenen doğayı merkeze alıyor. Doğa, sermaye ve mekânı bir bütünsellik içerisinde inceleyerek, doğayı insana dışsal bir “nesne”ymiş gibi ele alan yaklaşımın metafizik karakterinden kurtarıp maddileştiriyor. 

Frankfurt Okulu teorisyenlerinin savının aksine, doğanın insanın üretici eyleminin kapsamı olduğunu ve verili koşullar çerçevesinde onu kendisiyle birlikte dönüştürdüğünden kapitalist gelişim dinamiklerinin çeşitli ölçeklerdeki mekânlar üzerinde nasıl eşitsiz bir karakter taşıdığına işaret ediyor. Tarihi coğrafyayla, kenti kırla, şehrin yapılarını ormanlarla, Güney Asya’nın fabrikalarını Amerika’nın düzlükleriyle buluşturan Smith, eleştirel mekân teorisinin kapsamını genişletiyor. Bundan milli parklar da nasibini alıyor!

“Neil Smith’in Eşitsiz Gelişim’i entelektüel ve siyasi açıdan bir güç kazanma denemesi, insanlık durumunun hayati yönlerini dogmatik olmayan ve geniş kapsamlı bir çerçevede ele alan bir araştırma, gerçekten mümkün olan o başka dünya hakkında bize hâlâ ilham verip çok şey öğretebilen bir çalışma. Özenli okumayı ve tekrar okumayı hak ediyor. Pişman olmayacaksınız.” David Harvey

NEIL SMITH, 18 Haziran 1954’te doğdu. Doktorasını Johns Hopkins Üniversitesi’nde Marksist coğrafyacı David Harvey’in danışmanlığında tamamladı. İskoçyalı akademisyen Columbia ve Rutgers üniversitelerinde uzun yıllar çalıştıktan sonra New York Şehir Üniversitesi’ne geçerek burada Antropoloji ve Coğrafya dersleri verdi. Kentsel süreçler üzerine çalışmak üzere başladığı doktora tezi Eşitsiz Gelişim: Doğa, Sermaye ve Mekânın Üretimi olarak yayınlandı. Coğrafya, mekân, doğa, sosyal teori ve tarih alanlarında çalışmalar yürüten Smith kentler, dünya ve kapitalizm arasındaki ilişkiyi araştırarak ve “doğanın üretimi” tezini savunarak coğrafyaya yeni bir boyut kazandırdı. Eleştirel coğrafyanın önde gelen isimlerinden olan ve Marksist teoriye coğrafya alanında önemli katkılarda bulunan Smith, 29 Eylül 2012’de hayatını kaybetti.
Özgün Adı: Uneven Development: Nature, Capital and the Production of Space, Türkçesi: Esin Soğancılar, KentSel (Sosyoloji): 11, 332 sayfa, 26 TL

Otoritaryen Kişilik Üzerine - Niteliksel İdeoloji İncelemeleri * Theodor W. Adorno
Faşizme eğilimli birey kimdir, nasıl düşünür, bu eğilimine eşlik eden özellikleri nelerdir? Faşizan propagandanın kimi insanlarda çok daha kolay karşılık bulmasının nedeni yalnızca sosyolojik koşullarla açıklanabilir mi? Kişiliğin ideolojik şekillenmelere etkisi nedir?

Theodor W. Adorno, Horkheimer yönetimindeki Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’nün faşizmin yeniden yükselişini önlemek adına II. Dünya Savaşı sonrası Amerikası’nda yürüttüğü sosyolojik araştırmalarda “potansiyel faşist”e, ırkçı ve faşizan eğilimleri olduğunu açıkça beyan etmediği ya da reddettiği ve bu doğrultuda bir örgütlenme içerisinde yer almadığı halde antidemokratik propagandaya açık kişiye odaklanır.

Otoritaryen Kişilik Üzerine’de düşünür, totaliter rejimlerin makbul yurttaşını yaratan koşulları yürütülen bu çokyönlü araştırma sonucunda çözümlüyor. Antisemitizm örneği üzerinden ırkçılığın ve muhafazakârlığın toplumsal kökenlerinin derinlemesine irdelendiği bu eserde, “otoritaryen insan tipi dediğimiz ‘antropolojik’ türün” ortaya çıkma gerekçelerini gözler önüne seriyor.

Hiç kimsenin ırkçılığını, ayrımcılığını, bir başka ulus ya da gruba yönelik düşmanlığını kabul etmediği ancak gündelik reflekslerine dahi yansıyan eğilimlerinin küçük bir dokunuşla faş ettiği günümüz toplumunun da yaldızını kazıyan ve siyasal tercihlerinin nedenlerine ışık tutan bir çalışma...

THEODOR W. ADORNO, Frankfurt Üniversitesi’nde felsefe, müzikoloji ve sosyoloji üzerine eğitim gördü. 1924’te felsefe alanında doktorasını tamamladı. 1930’lu yılların başında Ernst Bloch, Walter Benjamin, Max Horkheimer ve Herbert Marcuse gibi çeşitli alanlardan öncü düşünürleri bir araya getiren Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’nde çalışmaya başladı. Nazilerin iktidara gelmesiyle öğretim üyesi olarak çalışma izni iptal edilen Adorno, önce İngiltere’ye, ardından 1938’de Horkheimer’in davetiyle ABD’ye gitti. Bu yıllarda otoritarizm, faşizm, antisemitizm ve propaganda üzerine detaylı çalışmalar yürüttü. İkili, savaştan sonra Frankfurt’a dönüp Enstitü’yü yeniden canlandırdı. 1950’den sonra profesör olarak Frankfurt Üniversitesi’nde çalışan düşünür, 6 Ağustos 1969’da vefat etti.
Özgün Adı: The Authoritarian Personality, Türkçesi: Doğan Şahiner, DüşünSel (Sosyoloji): 35, 283 sayfa, 24 TL

Ritimanaliz - Mekân, Zaman ve Gündelik Hayat * Henri Lefebvre
Henri Lefebvre üzerinde çalıştığı son kitap olan ve ancak ölümünden sonra yayınlanan Ritimanaliz’de onlarca yıldır sürdürdüğü yoğun felsefi, sosyolojik ve teorik tartışmaların en özgün meyvelerinden birini okurlarına sunuyor. Çalışmasının merkezine felsefe tarihinde ihmal edilmiş “ritim” kavramını alarak onu mekân, zaman ve gündelik hayat bağlamında inceliyor. Bu noktada beşeri bilimlere kendine has bir metodoloji öneriyor: “Ritimanaliz.”

Döngüsel ve doğrusal ritimlerin, saatlerin, günlerin, dalgaların, müzikal seslerin, insanların beden hareketlerinin analizine odaklanan bu yeni disiplin, toplumsal süreçlerin kavranmasında Lefebvre’in belirlediği önemli sac ayakları olan mekâna, zamana ve gündelik hayata dair bilgimizi derinleştirmeyi amaçlıyor. Böylelikle ritmi felsefi düşüncenin ve toplumsal teorinin odağına taşıyor ve Marksizmin özgün metodolojisini tahrif etmeden, potansiyelinin fiiliyata geçmesine de katkıda bulunuyor.

“Lefebvre’in doğal, bedensel ritimler ile mekanik, makine ritimleri arasındaki mukayeseye olan ilgisi programlarla yapılabilen orkestrasyon çağında müzikal bir dönemeç olarak anlaşılabilir. (...) Lefebvre, birtakım meseleleri incelemek ve gözden geçirmek için, ritmi bir analiz biçimi –analizin yalnızca bir nesnesi olmaktan ziyade bir analiz aleti– olarak kullanır. Bunlardan bir tanesi kent sorunudur, Fransa’daki ve başka ülkelerdeki şehir hayatıdır. Lefebvre’in de belirttiği üzere, ritimanalist ‘bir senfoni veya bir opera dinler gibi bir evi, bir sokağı, bir şehri de dinleyebil[en]’ birisidir.” Stuart Elden

HENRI LEFEBVRE, 1901’de Fransa’da doğdu. Sorbonne’da felsefe eğitimi aldı. 1924 yılında katıldığı “Philosophies” topluluğunda birlikte çalıştığı Politzer, Friedmann, Nizan gibi düşünürlerle birlikte 1928 yılında Fransız Komünist Partisi üyesi oldu. 1940’da Fransız Direnişi’ne katıldı. 1958’de Komünist Parti’den ihraç edilmesinin ardından, Strasburg Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olduğu yıllarda Sitüasyonistlerle ilişki kurdu. 1947 yılında kaleme aldığı üç ciltlik Gündelik Hayatın Eleştirisi (Türkçesi: Işık Ergüden, 2012) başlangıçta sessizlikle karşılansa da ilerleyen yıllarda birçok çevrede güçlü bir entelektüel etki yarattı. Lefebvre, bu çalışmasının yanı sıra, mekân konusunu toplumsal analizin, Marksist felsefe ve sol siyasetin gündemine taşıyan ilk düşünürlerdendir; metinlerine son yıllarda giderek daha fazla referans verilmesinin nedeni de budur. 20. yüzyılın bu önemli düşünürü, 1991 yılında Paris’te öldü.

Şehir Hakkı (1968), Kentsel Devrim (1970, Türkçesi: Selim Sezer, 2013) ve Mekânın Üretimi (1974, Türkçesi: Işık Ergüden, 2014) II. Dünya Savaşı’nın ardından bu alanda yapılan ilk kayda değer çalışmalar olduğu kadar güncel önemi de giderek artan eserlerdir. Mekân ve Siyaset (Şehir Hakkı II) de yayın programımızdadır.
Özgün Adı: Éléments de rythmanalyse: Introduction à la connaissance des rythmes, Türkçesi: Ayşe Lucie Batur, DüşünSel (Felsefe): 34, 128 sayfa, 14TL


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template