♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Manglehorn : Saplanma Geçmişe Ânı Yaşa!

Hayatının dönüm noktasına keşkeleri, ahları ve kaçan fırsatları koyan insan gün geçtikçe bugünden uzaklaşır ve kaçınılmaz olarak yalnızlaşır. Hele de bu pişmanlıklar gönül meselesiyse kalbini de kapatıp saklar anahtarını... Tıpkı Angelo Manglehorn gibi... 2014 yapımı Amerikan işi “Manglehorn”, “Hayallerimdeki Kadın” adıyla vizyonda yalnız bir adamın öyküsünü anlatmak üzere seyirci bekliyor.

Bağımsız sinemanın önemli yönetmenlerinden David Gordon Green’in yeni filmi, bir ilki de barındırıyor. Paul Logan ilk senaryosunda. Aslında ilk senaryosu yerine romanı desek daha doğru olur. Yönetmenin kafasını belki de bu karıştırmıştır. İlk uzun metrajı “George Washington” ile 2000 yılına damga vuran ve en iyi ilk filmler listesine üst sıralardan girerek adını duyuran Green, sonraki filmleri “All the Real Girls”, “Undertow” ve “Snow Angels” ile sınıf atlamıştı. Ne olduysa da ondan sonra oldu. 2008 yılında “Pineapple Express”in popüler olmasıyla hikaye anlatmayı bırakıp eğlendirmeye girişerek kendini kaybedip “Your Highness” ile “The Sitter”a imza atmıştı. Neyse ki 2013 yılında “Prince Avalanche” ve “Joe” ile kayıp yılları telafi ederek hikaye anlatmaya geri dönmüştü. “Manglehorn” ile yine hikaye anlatıyor ama bu kez abartıyor. Oysa elinde iyi bir oyuncu kadrosu da mevcut. Filmi sırtlayan Al Pacino’ya Holly Hunter, Chris Messina ve Harmony Korine eşlik ediyor. Pacino formunda, Hunter da ona ayak uyduruyor ama yetmiyor.

Küçük bir kasabada yaşayan bir çilingir ile tanışıyoruz... Kedisiyle yaşayan, herkesle arasına mesafe koyan kalbi kırık bir adam Angelo Manglehorn... Kırk yıl önce kalbini kırmış olan Clara’yı “mükemmel kadın” olarak içinde yaşatmaya devam ediyor. Sürekli ona sesleniyor, mektuplar yazıyor... Oda dolusu yaşattığı takıntısına rağmen o mektuplar ulaşmıyor, geri dönüyor. Oğlu ve torunu da dahil herkesle arasında mesafe olan adamın kalbini açacak anahtarı bulma ihtimalini izliyoruz...

“Manglehorn” diyalog ağırlıklı bir film olarak seyircisinden aşırı özen isteyen filmlerden. Takibi zor. Bir şeyler hissettirmeden şahit olmanızı bekliyor. İyi bir karakter yaratılmış ve Pacino faktörüyle iyi de oynanmış olmasına rağmen yanlış seçimlerin kurbanı oluyor. Benzer yalnız adam-kadın hikayelerinden farklı olarak çok depresif, mesafeli ve gereğinden fazla ciddi. En kötüsüyse uyumsuz sahnelerle bütünlükten çok uzak olması. İlk senaryosundaki Logan’ın senaryodan çok roman taslağını andıran hikayesinin boşluklarını doldurmak için çabalayan Green kötü kurgusunun da yardımıyla sanki başka bir filmden araya parçalar atmış. Posta kutusuna dadanan arılar, eski araba ve kayık, karpuzların yola saçıldığı zincirleme kaza ve kedisinin yuttuğu anahtarın çıkarılması sürecinin ne filmle ne de hikaye ile bir ilgisi yok. Senaryonun bir diğer sorunu da karakterlerde yaşanıyor. Oğul gereğinden fazla yer tutarken, Hunter’ın canlandırdığı banka memuresi nedense kısa tutulmuş. Pacino’nun çabasıyla hüznü tadıyor olsak da diyalogların tekdüzeliğiyle yakamıza yapışan yapaylıktan da kurtulamıyoruz. 

Aslında çok basit olan bir öyküyü eni sonu “geçmişe saplanıp kalma, ânı yaşa!” demek için çok dağınık ve temposuz anlatan “Manglehorn” film olmaktan çok uzak 97 dakikalık bir işkence. David Gordon Green’in -şimdilik- en kötü filmi... 


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template