♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Extinction : Dünyanın Sonuna Doğmuşum

Artık alıştığımız, o bildik virüsle kopan kıyamet ve hızla sonu gelen insanlığın tam ortasına doğan bir bebeğin ömrü nasıl olur? O “canavarlar”dan korkarak hapsolduğu evde dışarı hiç çıkmadan yaşamak... Yaşamak olur mu sahi? 2015 yapımı dört ülke ortaklığı “Extinction” dünyanın sonuna doğmuş bir bebeğin büyüme hallerine odaklanan dramına gerilimi de ekleyen bir post apokaliptik macera...

İspanya, Fransa, Macaristan ve Amerika ortak yapımı film, İspanyol yazar Juan de Dios Garduño’nun 2010 yılında yayımlanan “Y pese a todo...” adlı romanından uyarlanmış. Uyarlamayı kotaranlar, 2011 yılının en iyi gerilimlerinden biri olan “Mientras duermes / Ölüm uykusu”nun senaristi olarak tanıdığımız Alberto Marini ve yönetmenliği de üstlenen Miguel Ángel Vivas. Kısa filmlerin ardından ilk uzun metrajı “Reflejos”u 2002’de kotaran Vivas, ikinci filmi “Secuestrados / Kidnapped” ile 2010 yılına damga vurarak adını duyurmuştu. Beş yıl sonra setlere dönen Vivas iki dizi yıldızıyla çalışma fırsatı bulmuş. “Lost”un Jack’i Matthew Fox, “Burn Notice”in Michael’i Jeffrey Donovan ve Quinn McColgan’dan oluşan ana üçlüye Valeria Vereau ve Clara Lago kısa rolleriyle eşlik ediyor.

Çok etkili bir açılış yapan “Extinction” seyircisini hazırlıksız yakalayarak hemen ateşe atıyor. Bir otobüs dolusu insanın ıssız bir karanlıkta silahlı askerlerin korumasında bir yere gittiğini görüyoruz. Öndeki aracın neden durduğunu merak ederken canavarların saldırısı ortasında ağlayan bir bebekle tanışıyoruz. Emma’nın kucağındaki talihsiz bebek dünyanın sonuna doğmuş! Onu koruyanlarla tanışmamız da uzun sürmüyor: Jack ve Patrick. Bu başlangıcın ardından dokuz yıl sonrasına atlıyoruz. Evrim geçiren insanlar dünyayı sarmış, virüsü ısırarak yayıyorlar ve onlardan korunmak için karlı bir kış gününde Harmony’deyiz... Jack kızı Lu’yu korumaya adamış kendisini. Evden çıkmasına hiç izin vermediği Lu’yu dış dünyadan sakınıyor. Komşuları Patrick ileyse artık küsler. Dünyada kalan son üç kişi olduklarını düşünüyorlar. Uzun zamandır görmedikleri yaratıklarında soğuk nedeniyle öldüğünü... Elbette bunlar düşüncede kalıyor...

“The Walking Dead”in dünya çapında fenomen haline gelmesiyle benzer örneklerin çıkmasına alıştık. Peş peşe gelen örnekler kıyametin ortasında hayatta kalma gerilimiyle birlikte dramı da işleyerek izleyici toplamaya çalışıyor. “Extinction” da tastamam oraya oynuyor. Yeni bir sözü, türe herhangi bir eklemesi, katkısı ya da yeni bir bakışı yok. Sadece öyküsünü derli toplu anlatma derdinde. Roman bizde yayımlanmadığı için ne kadar sadık bir uyarlama olduğunu bilmiyoruz ama eğer sadıksa türün belli başlı örneklerinden karma yapmış tipik birçok satar ile karşı karşıyayız. “I am Legend”in grup hali demek yanlış olmaz.

Vivas filmini tam ortasından ikiye bölmüş. Hızlı ve gerilimli açılışının ardından ilk yarı boyunca dramını işleterek üçlünün arasındaki ilişkiyi işliyor. Lu’nun “başka çocuklarda var mıdır baba?” sorusu, “artık çocuk değilim” isyanları arasında flashbacklerle birlikte Emma, Jack ve Patrick arasındaki ilişkiyi de işliyor. Biraz ağır gidiyorsa da zamana ve mekana da alışmamızı sağladıktan sonra ikinci yarısını da aksiyona ayırıyor. Canavarlarını yaratmada da başarılı. Kapalı mekan gerilimini yaratmakta ne kadar başarılı olduğunu “Kidnapped” ile göstermişti. İyi kurduğu atmosferi çok iyi müzik kullanımıyla destekleyerek etki yaratmayı başarmış. Klişelerle dolu olsa da ikinci yarının su gibi akmasını sağlayarak iyi bir finalle son noktayı koymuş Vivas. Muhtemel bir devam filmine pas atmayı da ihmal etmemiş. 

Yeni bir şey söylemese de ilk yarısındaki tempo sorununa rağmen sıkılmadan izlenebilecek iyi bir post apokaliptik gerilim örneği “Extinction”, türü sevenler için 110 dakika boyunca insanlığın sonunu getiriyor.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template