♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Kulak Keyfi : Mayıs Raporu

Büyük isimlerin merakla beklenen albümlerine kavuştuğumuz Mayıs ayı, bol albüm getirdi ve çoğunluğunun iyi olmasıyla yılın verimli dönemini yaşattı kulaklara... The Black Keys, Conor Oberst, Sharon Van Etten ve Tori Amos’un yaşattığı ziyafet yılsonuna kadar doyurucu olacak kuşkusuz... Yerli albümlerdeyse Şenay Lambaoğlu, Can Kazaz ve Uykusuzlar ile yine farklı olanın zaferine şahit olduk...


Archive – Axiom
Eskitemediğimiz “You Make Me Feel” ile gönüllerimizde taht kuran Londralılar dokuzuncu stüdyo albümlerinde bambaşka bir şey yapmış... Bugüne dek yaptıklarının çok üzerinde... 40 dakikalık filme eşlik eden dünyanın parçaları bunlar... 7 şarkının kurduğu atmosferin muhteşemliği, filmin fragmanını izleyince daha da yükseliyor... Sıradan bir şey değil karşımızdaki, hem göze hem kulağa hitap eden bir güzellik... Daha filmi izlemeden dinleyicisini yarattığı dünyaya hapseden albüm 2014’ün müzik dünyasındaki doruk noktası olarak çok ayrı yerde duruyor... 


Broken Records - Weights And Pulleys
Edinburgh’lu indie folk altılısı dört yıllık sessizliğini nihayet bozabildi... 2009’da “Until the Earth Begins to Part” debutlarıyla yaptıkları nefis başlangıcı bir yıl sonra “Let Me Come Home” ile devam ettirmişken yaşanan bu uzun ara grubu daha bildik sulara çekmiş... Olgunluk dönemine girmişler dedirtecek bir albüm beklerken, folktan kopmuş daha savruk biraz deneme yanılmalardan oluşan şarkılarla kendilerini arıyor gibiler... 11 şarkılık albüm güzel tınlıyor yine ama hep bir eksiklik hissiyle sürüp gidiyor... Jamie Sutherland de yer yer vokallerde Brandon Flowers’laşınca bazı şarkılar The Killers özentiliği gibi kalıyor... Daha hareketli şarkılarla enerjik bir rock albümü yapmak istemişler belli ki, bu da onları sıradanlaştırmış... Grubu bilen için hayal kırıklığı yaratsa da, ilk kez dinleyecekler için güzel tınlıyorlar yine de...  


Cherry Ghost - Herd Runners
Dinledikçe hastalık haline gelen soundlarıyla iki albümdür insanda gereksiz bir neşeyle karışık hüzün ikilemi yaratan Bolton’lu beşli bıraktığı yerden devam ediyor... Dört yıllık aradan sonra gelen 10 şarkılık albüm yine müthiş tınılarla bezeli... Simon Aldred yazıyor, besteliyor, orkestrasyonları düzenliyor... İyi başlayan albüm, yarısından sonra tek düzeleşip kendini tekrara geçiyor... Biraz daha sabır istiyor...


Clap Your Hands Say Yeah - Only Run
2005’te yayımladıkları kendi adlarını taşıyan debutlarından bu yana üzerine koya koya giden Pennsylvania’lılar bu süreçte yaşadıkları kadro değişimlerine rağmen ayakta... 2011’de çıkan üçüncü albümleri “Hysterical”dan sonra giden üç eleman sonrası yeniden toparlanma sürecini aşıp, 10 şarkıyla dönmüşler... Her zamanki gibi melodikler, Alec Ounsworth yine vokalleriyle etkili... Özellikle The National’dan Matt Berninger vokali destekli “Coming Down”la parlayan albüm elektronik altyapıya daha çok yaslanmış... Bu yeni sound daha çok Ounsworth’ün evde kaydettiği demolarmış gibi bir hava veriyor... Yenilenme sürecinde şimdilik vasat hallerde kalıyor CYHSY, ümitler bir sonraki albüme...


Coldplay - Ghost Stories
Ayın en çok beklenen albümlerinden biri, artık rock grubu olmanın ötesine geçip herkesi kucaklama uğraşındaki Coldplay’in stadyumları doldururuz, ne kadar gerekirse o kadar değişiriz söyleminin devamı... Adında da meymenet olmayan saçmalık “Mylo Xyloto”dan sonra nereye çıkacaklarını merak etmek dışında pek ümidim yoktu... Yine pop, yine aynı hava, aynı saçmalıklar... 


Conor Oberst - Upside Down Mountain
İlk albümünü kendi imkanlarıyla 13 yaşında yayımlayan bir müzik adamı beş grup, bolca albüm konukluğu derken bu yılı da boş geçmeyip, 13 şarkıyla bu kez solo geldi... Altıncı solo stüdyo albümü daha samimi ve kişisel... Tüm şarkılar aynı yerden gelse bile farklı estetiklerle donattık diyor röportajlarında... “Benim için hayatın anlamı müzik yapmak” diyen Oberst “ne iyi bir gitaristim ne de iyi bir şarkıcı” diyecek kadar mütevazi aynı zamanda... Şiirleriyle müziklerini iyi kaynaştırması yeterli bize... Kalabalık bir kadroyla gerçekleşen kayıtlarına şapka çıkartmak için albümün yarısına bile gelmeye gerek yok... Yılın en iyi albümleri listesinde görüp şaşırmamak için şimdiden kulaklarınızda süzülmesine izin verin...


Emma Ruth Rundle - Some Heavy Ocean
Red Sparowes’un gitaristi olarak tanıyıp sevdiğimiz, The Nocturnes ve Marriages projeleriyle hayran olduğumuz hatun, uzun zamandır üzerinde çalıştığı solo albümünü nihayet yayımladı... Çok yönlü kişiliğe hayran olmak için çok sebep var; güzelliğine ve bacaklarına hasta olan hayran grubunu bir yana bırakırsak, gitar çalıyor yeni enstrümanlar öğrenmeye çalışıyor, ressam aynı zamanda, sesi de güzel bülbül gibi şakıyor... Şahane albümle bilenlerin beklentilerini karşılıyor, yeni tanışacak olanlara da hazine sunuyor...


Hallelujah The Hills - Have You Ever Done Something Evil
Ryan Walsh önderliğindeki Boston Massachusetts beşlisi beşinci stüdyo albümlerini 12 şarkıyla donatmış... Yine çok sesli, orkestrasyonlu ve enerjikler... Nefesliler donattıkları şarkıların daha çok öne çıktığı albüm, grubun önceki işleriyle kıyaslandığında çok stabil kalıyor... İyi tınladıkları kesin ama 2007’deki ilk albümlerinden bu yana ne uzuyor, ne de kısalıyorlar...


James - La Petite Mort
Manchester sound efsanesi dört yıl aradan sonra ses verdi... 90’lara adını kazımış, özellikle “Seven”ın kasetini eskittirmiş, muhteşem “Millionaires”i ezberletmiş Tim Both ve arkadaşları 2001’de dağılmalarıyla üzdükten sonra 2007’de yeniden birleşmişti... Bir yıl sonra “Hey Ma” ile geldiklerinde iyiydiler ama bir şeyler eksikti... 2010’da yaptıkları iki mini albüm de aynı dertten muzdaripti... Ölümle yaşam arasındaki çizgide duran 10 şarkı, 30 yılı devirmiş grubun vur deyip öldürdüğü albüm olmuş... Dinlemelere doyulmayan “Moving On”, iyi bir albüm geldiğinin müjdesiydi ama bu kadarını beklemiyordum... Tüm diskografisine yeniden yeniden dalma gazı da veren albüm beklentilerin üzerinde... Özellikle “Bitter Virtue”, “All In My Mind”, “Quicken The Dead” üçlüsü şahane... 


Mimicking Birds – Eons
2010’da kendi adlarını taşıyan debutla indie rock ile folk arasında gidip gelen Oregonlu beşli, albüm sonrası çıktığı turneler ve festivallerde büyük isimlerle takılıp geniş bir kitleye hitap etmesini değerlendirmiş... Nate Lacy’nin başını çektiği grubun 10 şarkılık albümü daha deneysel, daha özgün tınlıyor ilk albüme göre... “Bloodlines” gibi klasik formdaki bir şarkıyı deneysel tınılarla bitirmelerini sağlayan bu daha özgür olma hali nerde durduklarını da çok güzel özetliyor... Sakin, minimal şarkılarla daha da büyüyeceklerinin müjdesini veriyorlar... Özellikle saykodelik tınılarla bezeli “Water Under Burned Bridges”in dinlemelere doyulmayan şarkı olduğu albüm, dinledikçe güzelleşenlerden...


Natalie Merchant - Natalie Merchant
10,000 Maniacs sonrası başladığı solo kariyerini proje albümlerle donatan Merchant, 13 yıl sonra yeni şarkılarıyla gelmiş... Uzun aradan sonra tamamen kendi yazıp/bestelediği 11 şarkıyla özlem gideriyor... Tertemiz bir soundla soft rock nostaljisi yaşatan Merchant, önemli vokallerden biri olduğunu da yeniden hatırlatmış oluyor... Keşke daha dolu bir albüm olsaydı, bir iki şarkı dışında sadece özel hayranlarına hitap eden albümden daha fazlası olabilseydi... “Giving Up Everything”e daha iyi şarkılar eşlik edebilseydi...


Sharon Van Etten - Are We There
Melankolinin büyülü sesi 11 şarkılık dördüncü stüdyo albümünde Nick Cave’in kadın hali yorumlarının ne kadar haklı olduğunu yine gösteriyor... Yaylılarla süzülen karanlık, dinleyicisinin tüm kenarlarını yontuyor... “Tramp”in iki yıl sonrasında onu aşacak geri dönüş zor olur diye düşünüyorduk ama aşıyor Van Etten... Kalabalık kayıt kadrosuyla daha zengin seslerle özünü koruyor ve dokunuyor... Yılın en iyi albümleri listesine şimdiden ekleyelim...


The Black Keys - Turn Blue
“El Camino” ile herkesi kendilerine aşık eden muhteşem ikili, yılın en çok beklenen albümlerinden birini sunmuş oldu... 11 şarkıdan oluşan sekizinci stüdyo albümleri, beklentileri karşılıyor... Yeni “El Camino” bekleyenler hüsrana uğrayacak ama daha olgun, daha sabır isteyen bir albüm bu... Öyle bir başyapıtın sonrası her daim zordur... Bu zorluğun üstesinden gelmek daha da zor... Ama onlara vız gelmiş belli ki... Daha saykodelik havadalar ve yakışmış... Özellikle açılış şarkısı “Weight Of Love” albümün referansı... Sonrası iyilik güzellik...


The Franklin Electric - This Is How I Let You Down
Montreal çıkışlı beşli, 2012’de Amerikan folk’unun anavatanı Nashville’de yapılan müzik yarışmasında “Old Piano” şarkısıyla başarı yakalamış... Grupta vokal, piyano ve trompeti üstlenen Jon Matte’nin yazdığı 10 şarkıdan oluşan debut albümleri çok geçmeden üç orkestrasyon remixiyle “deluxe edition” baskısıyla yeniden yayınlanmış... Bu başarıya şaşıranların başında bizzat Matte geliyor... Radyoların gösterdiği yoğun ilgi, destek olan dinleyiciler ve özellikle blogculara teşekkür ediyorlar... “Doğrudan organik müziği keşfettiler, bizim büyümüz de ordan geliyor” diyor Matte... Ki çok haklı, albüm daha çok konser kaydı gibi tınlıyor, direk içe işliyor... Tertemiz sound ve çok iyi düzenlemelerle folkestra’ya eklenen taze kan olarak ilgiyi hakediyorlar...


Tori Amos - Unrepentant Geraldines
22 Haziran’da ülkemizde vereceği konserine gün saydığımız Amos, 14 şarkılık yeni albümünde resimlerden, empresyonistlerden etkilenmiş bolca... İyi ki etkilenmiş, uzun zamandır hasret kaldığımız Amos on dördüncü albümünde dönmüş... Bir kaç albümdür savrulmuş ve sıradan şarkılarla gelmişti ama bu kez olmuş... Hem de çok iyi olmuş...  


Yann Tiersen - ∞ (Infinity)
Amelie’nin müzikleriyle adını duyuran fransız deha, sekizinci stüdyo albümünde sonsuzluğu işliyor... Deneysel müziğe açlık duyanları fazlasıyla doyuracak 10 şarkı öncekilere göre biraz daha fazla sabır istiyor dinleyicisinden... Bildiğiniz Tiersen minimalistliğinden uzak, çok daha olgun, daha gerçekçi ve dünyaya ait çok etkileyici bir atmosferi var... Adeta büyülüyor... 49 dakikalık sınırsızlık adının karşılığını veren bir bütün... Bu yüzden tek bir şarkıya odaklanmak, daha fazla sevmek zor... Ayın en özgün ve dinlenmesi gereken albümü...

Kulak verilesi ekstralar...
Blondie - Blondie 4(0) - Ever Greatest Hits Deluxe Redux  Ghosts of Download
Broken Records - Toska EP
Cake – Live at the Crystal Palace
Camera Obscura - 4AD Session EP
Daughter – Live @ Air
Jake Bugg - Messed Up Kids EP
Kele Okereke – Candy Flip
Mazzy Star – I’m Less Here (Single)
Oasis – Definitely Maybe (20th Anniversary Deluxe Edition)
R.E.M. – Complete Rarities I.R.S. 1982-1987
R.E.M. – Complete Rarities Warner Bros. 1988-2011
Sleeping At Last – Covers, Vol. 1
Soundgarden – Superunknown: The Singles
The Black Keys - Fever EP
Villagers – Occupy Your Mind (Single)
Warpaint – Keep It Healthy / Discovery [Remixes]


******************
Yerliler:
******************



Berk Payat – Papatyanın Vedası
89 doğumlu Payat, 2004’den bu yana alemin içinde yer alıyormuş... Kronik Vaka, Zoka ve Toz’dan sonra solo kariyerinin albümleşmesini “Sen Haklıydın” şarkısıyla başlayan gelişmeler olmuş... Sekiz şarkılık albümün duyulmasını sağlayan şarkı da “Aşk” olmuş durumda... Edebiyatla iç içe olduğunun altı çiziliyor sürekli, bu durum özgün sözler yazmasını sağlıyormuş ve karakteristik ses tonuyla olay tamamlanıyormuş... İyi de tüm şarkılar aşk meşk üzerine kurulu, sen şöylesin böylesin modunda, bunun neresi özgün yahu... Eski usül rock diyebileceğim bu sound halen bu ülkede yapılıyor tuhaftır... Şarkılar çok formüle, yolu açan gitar soloları, yaylılar derken gönül çelen bir şarkıya denk gelmek zor... “Çok Zor”un neredeyse facia olduğunu belirtmeden geçmeyeyim... Payat’ın vokali de yer yer Red’e meylediyor gibi, daha kendini bulamamış... Arabesk bakışla sen sen diye tutturmak bu çağda sizi bilmem ama bana hitap etmiyor...


Can Kazaz - Yollar Ve Su
Meğer eğlenceli işleri, rap piyasasında önemli işlere imza atmış ve kemik dinleyicisi varmış... İndie pop’a meylettiği “Bir Albüm”le 2012’de attığı ilk adımın devamını “Yollar ve Su” ile getirmiş... Öncesinden bir haber olarak sekiz şarkılık albüm nasıl oldu da bu zamana kadar duymadım dedirtti bana... Bu kadar güzel bir şey beklemiyordum... Uzun zamandır beni bu kadar şaşırtan bir albüme denk gelmemiştim... Memlekette böyle bir şey yapan varmış yahu... Başından sonuna güzel tınlayan albüm, leziz düzenlemeleriyle ilk dinleyişte gönül çeliyor, uzun süre de akıldan çıkmıyor... Ben ettim siz etmeyin, zaman kaybetmeden Can Kazaz’la tanışın...


Gece – İyi Niyetli Bir Gün
Piyasa arabesk rocka bu kadar gömülmüşken, hiç o işlere girmedikleri için tebrik etmek lazım bu Ankaralıları... İlk çıkışlarından bu yana duruşlarını da değiştirmedikleri için de... Çok iyi soundla doyurucu bir müzik, iyi sololar içeren albüme, sözler aynı oranda eşlik edemiyor ne yazık ki... Artık beylik laflardan sözlerden kurtulup yakaladıkları özgün çizgiye uyan şarkılar gelse çok daha iyi olacak... Yerli rock müziğin ana kaynağının aşk olması sıkıntı vermeye başladı nihayetinde... Ne yapsa güzel tınlayan gruplardan birinin de bu döngüden sıyrılması daha iyi albümler getirecek kuşkusuz... “İyileşmiyor” ve “Zamanın Ruhu” albümün zirve noktası... Bolca hit çıkarabilecek potansiyele sahip albümün en büyük eksisi fazla şarkı barındırması... Son bir eleme daha yapsalarmış keşke... 


Kent Coda - Ah! Bu Güzel Hayat
Almanya’dan ses veren ikili, üç yıl aradan sonra ikinci albümüyle geldi... Öğünç Kardelen ve Christoph Guschlbauer’den oluşan ikili ortaya güzel bir sentez çıkarıyor... 2009’da “Benim Evim Nere?!” demişler, iki yıl sonra da altı şarkılık “Kaçacak Yer Yok” e.p.siyle yola devam etmişlerdi... İkinci albüm o e.p.’den de destekli 15 şarkıyla dopdolu... Gerektiği kadar bilinmiyorlar ama her daim güzel tınlıyorlar, buralarda da benzerleri de yok... Folk ile indie karması şarkılarla dolu albüm biraz demo gibi tınlıyorsa da, baştan sona iyi melodilerle dolu... Sözleri ve müziğiyle kendine özgü grubun albümü 14 Şubat’ta yayımlanmış ama ben yeni denk gelebildim bu arada... Iskalamamak lazım...


Klost – Klost
İstanbul çıkışlı alternatif rock oluşumu, debut albümüyle Nisan sonunda dinleyicisiyle buluşmuş... Grup elemanlarının adları dışında haklarında hiç bilgi bulamadım, facebook sayfaları da yetersiz olduğu için elde sadece 10 şarkılık albüm var... Klasik rock sounduyla eski usül tınladıklarını ve bana çok hitap etmediğini belirteyim... Gitarlar ve davulun birbirine çok karışmasını artık kulağım kabul etmiyor... “Sessiz Çığlık” albümün en iyisi olarak öne çıkarken, “Yük Gibi” de hit potansiyeli taşıyor... 


Metaroth - Nitimur in Vetitum
Bursa çıkışlı Thrash Metal – MetalCore dörtlüsü yıllar sonra dönüş yaptı... Festivaller, önemli grupların konserlerinde açılış grubu olarak kısa sürede türün öne çıkan gruplarından biri olmuşlar, yurt dışında da albüm görüşmeleri yapmışlardı... 2005’te yayımladıkları “Meta non Grata”nın bir yıl sonrasında ara vermişler... Yedi yıl aradan sonra yeniden stüdyoya kapanan grup albümü de gezi proestolarına adamış... Türün dinleyicisi olmayana bile güzel tınlıyorlar, temiz bir soundları var, ingilizce şarkılarda vokallerde sırıtmıyor... Ben kendi adıma baştan sona sıkılmadan dinleyebildim, ne kadar iyi olduğuna metalciler karar versin...



Organik Paranoya - Organik Paranoya
Yine haklarında hiç bir bilgi olmayan albüm 15 Mayıs’ta iTunes’da yerini almış... 10 şarkılık albüm alternatif pop ile rock arasında hayli nostaljik tınlıyor ve bolca naftalin kokuyor... Tekerlemevari beylik cümlelerle dolu basit sözlere, reklam jinglelarını andıran besteler eşlik etmiş... Tamamen akılda kalıcılığa oynayan ve ilk seferde dinleyiciyi yakalamaya çalışan albümün en iyisi, sonundaki perdesiz gitar solosuyla “Benimle Ol”...


Şenay Lambaoğlu - Zarf Tümleci
İlk solo albümü “İçimde Aşk Var” ile 2002’de keşfedip sevdiğim özellikle de “Kelimeler”ine bayıldığım Lambaoğlu yeni albümle gelmiş... 12 şarkılık albüm, öncekinin aksine daha caz tınlıyor her şeyden önce... O daha mainstream bir işti, belki ilk çıkış için iyiydi ama bu kez şahane gelmiş... Yine usta müzisyenlerle çalışmış, fabrikasyondan ve lokomotif şarkılardan da uzak durmuş... Hayran olunası bir Lambaoğlu çıkmış ortaya... Bu dönemde böyle bir albümle karşılaşmak ne güzel şey... Usta işi albümün özellikle bayıldığım şarkıları “Kalbim” ve “Eksik”... Yılın albümleri listeme şimdiden yazdım bile... 
(Bu arada hatırlatayım ilk albümün kritiğini de şurdan okuyabilirsiniz...)


Uykusuzlar - Hatun Arıza Çıkardı
2008’den bu yana sahne aldıkları her yerde eğlendiren, yaptıkları şahane coverlarla dilden dinle yayılan “Nazif Tunç ve Uykusuzlar” adıyla tanıdığımız dörtlü güncellenmiş adıyla beklenen albümlerini geçtiğimiz ay çıkardı... Çıkış şarkılarıyla çok çabuk farkedildiler, ki onca kötü müziğin arasında farklı bir şeyler arayanlara tam ilaç hizmeti verdi hatunun çıkardığı arıza... Bu arada hemşehri muhabbeti de yapayım iki satır; Mersin’den ihraç ettiğimiz Nazif Tunç’la hatırlamasam da bir yerlerde denk gelmişizdir, şehir için dönemin önemli olaylarından biri olan Pentagram konserindeki “Voice Of Liberty” hallerini izlemişimdir mutlaka... 12 şarkılık albüme gelince, farklı sözleri ve müzikleriyle keyifle dinleniyor ve eğlendiriyorlar... Hatta bu zamana kadar nerdelermiş dedirtiyorlar... Nisan sonunda çıkan albüm, son dönemin en özgün işlerinden biri olarak herkesi kucaklayacak enerjiye sahip... Iskalamayın!


Yüksek Sadakat – IV
2006’da “Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer” diyerek harika bir şarkı armağan etmişlerdi bize... İyi albümdü kendi adlarını taşıyan ilk albümleri... Sonrası ne yazık ki facia... Aradan geçen sekiz yılda ne yaptıklarını, niye yaptıklarını halen çözebilmiş değilim... Kutlu Özmakinacı’nın karakterinde mi bir sorun vardır anlamak zor ama iki vokalist eskittiler bu süreçte... Geldikleri noktaysa en iyi şarkılarının düzeyine bile çıkamayan saçma sapan 11 şarkılık kakafoni... Dördüncü stüdyo albümleri için fazla cümle kurmaya bile gerek yok aslında... Kötüden de kötü bir albüm arıyorsanız nabza şerbet sözler ve müziklerle bezeli bu saçmalığa kulak vermeniz yeterli...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template