♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Bütün Çılgınlar Sever Beni : Şüphe, Kadın ve Sadakat

İlk kez geçtiğimiz yıl ekim ayında Moda Sahnesinde oynanmaya başlayan tek perdelik komedi “Bütün Çılgınlar Sever Beni”, 7 Mayıs akşamı Mersin Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı'nda sahne aldı...

Bulgar tiyatrosunun önemli oyun yazarlarından Stefan Tsanev'in yazdığı, Hüseyin Mevsim'in çevirdiği “Bütün Çılgınlar Sever Beni ya da Baştan Çıkarma”nın yönetmenliğini Kemal Aydoğan yaparken, sahne tasarımı Bengi Günay'a, ışık tasarımı İrfan Varlı'ya ait. Mert Fırat ve Aslı Tandoğan evli bir çifti canlandırırken Volkan Yosunlu da kendini bu çiftin arasında bulan yakın arkadaşı canlandırıyor... 

Her şeye sahip olduğunu düşünen, maddiyatçı bir adam Yosif... Maneviyatmış, sanatmış, romantizmmiş hem umrunda değil hem de anlamsız ona göre... Bir zamanların her gece eğlence adamı şimdinin arkadaşlarıyla bile görüşemeyen evli adamı olmuş... Altını çizdiği gibi çok yükselmiş, kariyer yapmış... Karısı Maria bir Arp sanatçısı ve kocasına çok bağlı, çok sadık bir kadın... Yosif’in aklını karıştıran da bu bağlılık... Kendi deyimiyle bunu bu kadar abartıyorsa ortada yanlış giden bir şey var demektir... Gizli gizli takip edecek kadar kafayı taktığı meseleyi çözmenin yolunu bir baştan çıkarma oyununda buluyor Yosif... Ne de olsa, “bir kadını kimse baştan çıkarmaya çalışmamışsa kadının kocasına sadık kalmaktan başka çaresi yoktur!” 

Bu oyun için de eski dostu Angel’i biçilmiş kaftan olarak görüyor... Kendisine taban tabana zıt arkadaşına vereceği taktiklerle ortamı ayarlayacak ve şüphelerinin sağlamasını yapacak... Hayatında bu şüpheye yer olmadığı için Angel’a ısrar etmekte de bir yanlış görmüyor... İstediği oyunun sonu çifte ihanete çıksa bile sorun yok onun için... Biri karısının üzerine gitmeli, ısrar etmeli, baştan çıkarmalı... Tam o anda da karısı kendisine sadık olduğunu göstermeli ki tüm şüpheleri ortadan kalkabilsin... Angel’ın da aslında Maria’ya boş olmadığını bile bile oynar bu ihanet oyununu...

Çıkış noktamız da Angel’ın oyunun başında gazetede okuduğu üçüncü sayfa haberi... Bir ihanet sonucunda kadın sevgilisini öldürmüş... Neden kocanı değil de sevgilini öldürdün sorusuna “ama ben kocamı sevmiyorum ki!” cevabını vermiş kadın...

Tek perdelik, neredeyse ışıkların hiç sönmediği yaklaşık 70 dakikalık oyun, olabildiğince sade ve basit bir dille anlatmaya çalışıyor meselesini... Vurgulamak istediklerini de paranoya tohumlarından durum komedisi çıkararak yapmaya çalışıyor... Çok keskin ya da uç noktalara gitmeden, olabildiğince çabuk ve tempolu davranarak... Dekor da aynı basit ve sadelikte, kostümler de... Aslı Tandoğan çaldığı Arp ile müzikler de tamam...

Çok klasik bir konu olduğunu baştan söyleyeyim, alt metinde verilmek istenen de aynı oranda basit olunca oyundan çok oyunculuklar ve seyircinin verdiği reaksiyonla bir şeyler olmasını bekliyorsunuz yalnızca... Kurguda biraz cambazlık var olsa da aynı basitlik tercihiyle düz bir kurgusu var oyunun... Baştan çıkarma oyununun kurulma hali yani Yosif’in Angel’a Maria’yı nasıl baştan çıkaracağını öğretme anları dışında pek komik bir yanı da yok... Ki bu anlarda sanki oyunun dışına çıkılıp, komedinin üzerine gidiliyor gibi... Oyunun genel havasında olması gereken komedi üslubu sadece o anlarda olunca oyunculuklar da o anlarda farklı bir hale bürünüyor, içlerindeki komedyen dışarıya fırlıyor gibi oluyor... Ki bu da biraz kopukluk yaratıyor izleyicide...

İzleyici demişken, Mersin seyircisinin oyuna çok ilgisi yoktu... Salonun yarısı bile dolmamıştı... Salondaki izleyici de çok ilgili olamadı bir türlü... Çok reaksiyon vermedi, çok gülmedi, kilit sahnelerde beklenen alkışı vermedi... Bu da oyunun enerjisine yansıdı belki de...  

Oyunculuklara gelince... Mert Fırat’ın oyuna baştan enerjik girmesi izleyicinin çabuk ısınmasını sağlıyor ama çok sürmüyor bu enerjisi... Bunda Volkan Yosunlu’nun ona göre çok durağan kalmasının payı büyük... Tek başına enerjinin çok uzun sürmesini de beklememek lazım ama anlaşılıyor ki Fırat’ın içinde iyi bir komedyen varmış... Zaten gülebildiğimiz anlarda hep onun eseri... Yosunlu’nun durağanlığı demiştim, baştan çıkarma sahnelerinde de çok göstere göstere oynaması, hareketlerinin de durağan ve robot gibi olması sebebiyle yer yer koptum oyundan... Aslı Tandoğan’ınsa Arp çalması dışında bir şeyini görmedik... Öncelikle sesi çıkmıyordu, repliklerinin neredeyse yarısını anlamadım ön sıralarda oturmama rağmen... Sadece sesi çıkmaması değil, sahnede de başarısız Tandoğan... Baştan çıkarılmak istenen kadın için fiziki özellikler tastamam, ona bir itirazımız yok ama Yosif’in şüpheye düştüğü, Angel’in hayran olduğu kadın bu kadar durağan bu kadar sakin neredeyse yokmuş gibi bir kadın olamaz... Ki neredeyse kadın bile olamıyor Tandoğan bu oyunuyla... Yosif’in şüphesini dinledikten sonra Maria’ya bir bakıyoruz, bırakalım Angel’ı dünyanın en yakışıklı erkeği gelse Maria bildiğimiz duvar modunda...

Yıl olmuş 2014, defalarca örneğini izlediğimiz bir konu bu kadar basit bir dille anlatılınca sıkılıyor insan... Süre olarak kısa ve tek perde olmasa ortasında çıkılır... Vasat metne ayak uyduran aynı vasatlıktaki oyunculuklarla elde kalan sadece sinemada ve tv’de gördüğümüz oyuncuları tiyatro sahnesinde görmek oluyor...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template