♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Deadfall : Ev Dediğin...

"Anatomie" serisini sinemaya kazandıran Stefan Ruzowitzky'nin Amerikan ellerinde çektiği ilk film olan "Deadfall", şükran gününde bir araya gelen üç aile hakkında gerilim ve aksiyonla karışık bir kara film denemesine soyunuyor... "Ölüme Doğru" adını alarak uzun süredir ülkemizde vizyona girmeyi bekleyen film, son erteleme öncesi Kasım 2012'e göz kırpmıştı gösterime...

Anatomi serisiyle adını duyuran Ruzowitzky, 2007'de "Die Fälscher" ile oscara uzanmış hemen ardından çocuk romanı uyarlaması "Hexe Lili"yle şaşırtmıştı, dört yıllık aranın ardından bu kez tam bir stüdyo işiyle Hollywood sıradanlığında bulmuş kendini... Ne de olsa iki filmlik kült ve oscarla taçlanan filmografisinden sonra okyanus davetini almasa olmazdı... Davete tamamda ilk adımda aynı yolun yolcusu yönetmenlerden farklı bir yere düşememiş Ruzowitzky... Daha çok, formüle bir filmin kollarında bulmuş kendini... Üstelik, Zach Dean’in ilk senaryosu var serde... Yönetmenin ne kadar etki edebildiğini, nerelere söz geçirdiğini bilemiyoruz ama ilk adım için oldukça hafif kaçtığını belirtmek gerek... Bu hafifliği örtmek üzere elindeki oyuncu kadrosu da hayli etkili... 

“Deadfall”, önce Addison ile tanıştırıyor bizi... “Ev dediğin nasıl olmalı bilmiyorum. Vadide bir çiftlik evi mesela... Tıpkı Liza'yla benim büyüdüğümüz ev gibi. Geceleri meyve bahçesine saklanıp, pencereden eve bakardık. Babamız uykuya dalsın da, içeri girebilelim diye...” sözleriyle filmimizi açan Addison, kız kardeşi Lisa’ya pası atıyor sonrasında... Yanlış giden bir soygunun peşinden kaçışta olduklarını ve Kanada sınırına geçmeyi hedeflediklerini anlıyoruz... Önce bir kaza, peşinden bir polisin ölümü sonrası iki kardeşin yolu ayrılıyor ama buluşma planını da yapıyorlar... Bu sırada yağan kar ve bolca ıssızlık arasında koşullar hayli çetin, aynı koşullar arasında geçmişini sıfırlama uğraşındaki Jay’le tanıştığımızda öyküye ikinci aile dahil oluyor... Boksör eskisi Jay, hapisten çıkar çıkmaz belada alıyor soluğu ve o da kaçış zincirine halka oluyor... Kaçak üç kişinin karşısına polisleri de aile formunda çıkarıyor “Deadfall”, polis baba-kız... Haliyle kızını sakınan, görev çıkınca masa başında kal emrini vermeye hazır şerif ve fbi başvurusunda bulunan kızı... Yetmiyor olsa gerek, Jay’in babası da emekli şerif... Bu düğümü sonlandırmak için Jay’in evi de tam da şükran gününde masaya oturulmak üzere seçiliyor... Buraya kadar bir sorun yok ama, işleyiş tam bir kördüğüm halinde... Addison’un kim ve ne olduğunu en önemlisi de nasıl biri olduğunu bir türlü anlayamıyoruz... Yer yer geçmişten örneklerde verdiği halde, tutarsız ama psikopatmı orası muğlak... Lisa’nın da tekinsizliğini anlıyoruz ama Jay’le karşılaşmalarıyla, birlikte olmalaya başlamalarından itibaren karakteri kayboluyor sanki... Senaryo üç aileyi birbiriyle karşılaştırmamızı istiyor ama bir türlü kuramıyor, yaratamıyor aileleri... Böylece dağınık bir öyküyle, ona hizmet etmeyen yan öykülerle temposuzluğunu klişelerle kapatmaya çalışan bir filme dönüşüyor “Deadfall”... Yaratmak istediği heyecanı ve özellikle üç ailenin kesiştiği şükran günü masasındaki toplanma halini parlatamıyor... Ruzowitzky, bunca karakter arasında hepsine mesafeli durmamızı sağlasa da, daha fazlası gerektiği çok açık... Bir türlü heyecanı yaratamıyor, sonunu merak ettiremiyor...

İyi kadro demiştik... Eric Bana, Olivia Wilde, Charlie Hunnam, Kris Kristofferson, Sissy Spacek, Treat Williams ve Kate Mara filmi sürüklemeye çalışan isimler... Wilde’ın seviş sahnesiyle nabza yollanan şerbet dışında kadro görevini elden geldiğince yaparken, en çok öne çıkan Bana oluyor, Hunnam ise hayli sırıtıyor... Aileye dair bir şeyler söyleme peşinde gibi başlayan ama sözlerini sakınıp, kutsala dokunamayan “Deadfall”, herşeyin beklendiği gibi çıktığı çok parçalı ama dağınık bir deneme... Kanada sınırına dayanmadan önce, ev dediğimizin, aile dediğimizin neler olduğuna daha fazla kafa yorması gereken bir deneme... Kara film havasının amaçlananın uzağında kalması da cabası... Ne de olsa ev dediğimiz, aile demek, kurallar demek... O kuralları yıkmadan, eleştirmeden kapıdan çıkmak olsa olsa kaçışa dönüşüyor... Kaçan senaristin peşinden gitmekte her daim zaman kaybı...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template