♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

I spit on your grave etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
I spit on your grave etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

I Spit on Your Grave 3 : İntikam Fantezileri

Cumartesi, Ekim 17, 2015
•
Korku gerilim sinemasının emekle döneminde her filmin üzerine koya koya ilerlettiği tür özellikle 70’li yıllarda farklı örneklerle büyük mesafe almıştı. 1978 yılında Meir Zarchi’nin hikayesini kadın kahramanının gözünden anlattığı, kan ve çıplaklığı yoğun olarak kullandığı “Day of the Woman” daha önce izlenen hiçbir şeye benzemeyince hem “en rahatız edici filmler” listelerinde baş köşeye oturdu hem de kısa sürede “kült” ilan edildi. “Gore” denince akla gelen ilk filmlerden biri olması da cabası. Çıplaklık ve kana boğulan dönemin zirve noktalarından biri olan filmin yeniden çevrimi de kaçınılmaz olarak gelmişti. 2010’da Steven R. Monroe’nun “I Spit on Your Grave” ile beklentilerin üzerine çıkmıştı. Orijinal filmin fanlarının da gönlünü hoş etmesiyle başlayan süreç üçüncü film “I Spit on Your Grave III: Vengeance is Mine” ile sürüyor. 2015 yapımı film internet üzerinden izleyiciyle buluştu.

Adam Rockoff’un senaryosunu kotardığı Steven R. Monroe’nun yönettiği yeniden çevrimin yakaladığı başarı yönetmenin adını da duyurmasını sağlamıştı. Kaçınılmaz olarak devam filmi geldi. Monroe yine yönetmen koltuğundaydı ama senarist değişimi ile daha mütevazi bir film çıkmıştı ortaya. Thomas Fenton ve Neil Elman klişelerden birleştirdikleri senaryoyla tv filmi tadında, video pazarına yönelik basit bir konuyu tercih etmişlerdi. Model olmak isteyen hevesli bir kızın kaçırılıp bir odaya tıkılıp zincirlenerek tecavüze uğraması gibi yeşilçamdan hallice bir konunun zaten şansı yoktu. Bir de üstüne çıplaklık ve şiddetin azaltılmasıyla kimsenin ilgisini çekmedi, izleyenleri de pişman etti. İki yıl sonra gelen üçüncü film “Vengeance is Mine” alt başlığıyla ikinci filmi yok sayarak birinci filmin bıraktığı yerden devam ediyor. Senaryoyu bu kez ilk filmin prodüktörlerinden Daniel Gilboy kotarmış. Yönetmen koltuğundaysa R.D. Braunstein oturuyor. 2012’de ilk filmi “Layover” ile dikkat çeken yönetmen, bir yıl sonra adını “100 Degrees Below Zero” ile duyurmuştu. İkisi de kötü filmlerdi ama internet üzerinden hayli konuşulan filmlerdi. Filmin kozu ilk filmle üne kavuşan Sarah Butler’ın seriye dönüşü. Jennifer Landon, Doug McKeon, Gabriel Hogan, Harley Jane Kozak ve Megan Raich de ona eşlik edenler…

“I Spit on Your Grave III: Vengeance is Mine”in derdi bu kez tecavüz değil… Tecavüzün sonrasında yaşananlar. Bu travmayı yaşayan kadınların hayatlarının bir daha asla eskisi gibi olmayacağını anlatıyor. İnsanlardan kaçmak, temastan kaçınmak ve hiç kimseye güvenmemek gibi etkilerle asla toparlanamıyorlar diyor. Erkeklerin elinden çıkmış bir kadın filmi olunca tamamen düz bakışla fazla irdelemeden asıl mevzuya zemini hazırlıyor. Polisten hayır yok, devlet de tecavüzcüyü tacizciyi koruyor. O zaman birileri çıkıp bir şeyler yapmalı! İntikam almalı! Adını “Angela” olarak değiştirip yeni hayatına başlamış olan Jennifer da en önemli aday… Grup terapisinde tanıştığı Marla’nın ölümü sonrası da alıyor sazı eline… İntikam fantezisini zenginleştirmek ve konuyu derinleştirmek adına psikoloğuyla görüşmelerini de paralel kurgu ile veren film seyircisini ne bekliyorsa, ne tahmin ediyorsa hepsini vererek ilerliyor. 

Serinin en önemli özelliği olan çıplaklık ve kan bu kez neredeyse yok gibi. Kimseyi çıplak görmeyi beklemeyin. Şiddet sahnelerinde de göstermek yerine hissettirmeyi tercih etmiş Gilboy ve Braunstein… Bu tercihin tatmin edici olduğunu söylemek zor… Penisi bıçakla ortadan ikiye ayırarak, anüse boru sokarak gerçekleştirilen intikamın da pek etkisi yok…

Bir dönemin kendi adaletini sağlamak için sokağa fırlayan kahraman filmlerine yakın durarak bu kez bir kadını silahlandıran “I Spit on Your Grave III: Vengeance is Mine” gereksiz bir devam filmi olarak, düz bakışla intikam fantezilerine soyunurken seyircisini oyalamaya çalışıyor. 


İlk Bakış: I Spit In Your Grave 2 / Mezarına Tüküreceğim 2

Salı, Temmuz 01, 2014
•
Meir Zarchi’nin 1978 yapımı “Day of the Woman” filminin, büyük beğeni toplayan 2010 versiyonunun devamı niteliğinde olan “I Spit In Your Grave 2”, “Mezarına Tüküreceğim 2” adıyla 4 Temmuz’da gösterime giriyor...

Kült filmin yeniden çevrimi, daha soft versiyon sunmasına rağmen yeni nesile kendini sevdirmeyi başarabilmişti... Üç yıl sonra gelen devam filminde de yönetmen değişmemiş... Steven R. Monroe yeniden koltukta... Ağırlıklı olarak tv filmleri çeken Monroe hız kesmeden iki film arasında altı filme imza atarak üretkenliğini de sürdürüyor... Nicelikte olsa da nitelikte aynı üretkenliği gösteremediğini de ekleyelim... İlk filmin senaryosunu da kotaran Monroe, bu kez sadece yönetmekle yetinmiş... “Saw IV” ve “Chain Letter”ın senaristlerinden Thomas Fenton ve ilk filmin prodüktörlerinden Neil Elman yeniden çevrim mantığının hayli uzağına düşen senaryonun altında imzası olan isimler... Jemma Dallender, Joe Absolom, Yavor Baharoff, Aleksandar Aleksiev ve Mary Stockley’nin başını çektiği oyuncu kadrosu da birbirine denk isimlerden oluşuyor...

New York City’ye henüz yerleşmiş ve diğer pek çok kadın gibi yaşamını modellikle sürdürmeye çalışan, doğal güzel Katie’nin yaşamının izini sürmektedir. Ne yazık ki, yaşadığı küçük orta-batı kasabasındaki alışveriş merkezlerinde ilgi gören fotoğrafları, büyük şehirde bir şey ifade etmemektedir. Meteliksiz ve ciddi anlamda portfolyosunu geliştirmeye ihtiyaç duyar haldeki Katie, işyerindeki panoya asılmış, üzerinde bedava fotoğraf çekimi yazılı bir ilanı koparıp alır. Fakat kariyerini geliştirmek adına gösterdiği bu masum teşebbüs birdenbire Ivan, Nicola ve Georgy’nin ellerinde akla hayale gelmez bir kâbusa dönüşür. Basit bir fotoğraf çekimiyle başlayan olaylar kısa sürede, bildiği her şeyden ve herkesten koparıldığı bir kaçırma, tecavüz ve işkence ağına doğru yol alır ve bu sadece bir başlangıçtır!

Prömiyerini geçtiğimiz yıl Film4 FrightFest’te yapan film, sadece bir salonda şans bulabildiği gösterimini de 441 dolarlık hasılatla tamamlamış... Dünyada dvd pazarında çoktan eskimiş olmasına rağmen, 19 Haziran’da Japonya’da gösterime girdikten sonra dağıtımcılarımız sayesinde kendine ikinci bir ülke bulmuş durumda... Monroe’nun kendine has stil denemeleriyle öne çıkmaya çalışması ve az imkanla oyuncularından iyi performanslar alması dışında herhangi bir albenisi olmayan film, sıradan fragmanıyla da buram buram klişe koktuğunu ve bildik bir öykü anlattığını gösteriyor... Türün izlemezse çatlayacak derecede fanatiği olanlar dışındakiler için zaman kaybı...



The Philly Kid : Klişeler Pes Etmez

Salı, Aralık 04, 2012
•
Bir dönem fırtınalar estiren dövüş filmlerine bu yıl eklenen son örnek, ev sinemasında çabucak dilden dile yayılarak kendini izleten “The Philly Kid”; genç bir adamın bir gecede değişen hayatının bedelini ödedikten sonra bile dertlerinin bitemeyeceğini dünyanın ona göstermesini anlatıyor. Türün tüm diğer örnekleri gibi...

Küçük çaplı film, her yıl peşpeşe çevrilen hızlı üretim çek, hemen piyasaya sürlerden farklı olarak daha derli toplu... En azından kendisini ciddiye alarak iyi-kötü bir öykü sunmaya çalışıyor. Filmde tahliye memurunu oynayan Adam Mervis’in yazdığı senaryonun yönetmenliğini yine bir aktör üstlenmiş: Jason Connery... B-türü filmleri konusunda şimdiden kendine sağlam bir kariyer edinen Connery, türden türe atlamış bir yönetmen olarak tanınmış oyuncularla çalışması sayesinde bir şekilde artık adı duyulan filmlere imza atmış durumda. Cuba Gooding Jr.’lu 2009 yapımı “The Devil's Tomb” aksiyon ve gerilimi bir arada sunarak ilk yönetmenlik sınavını veren Connery, ev sineması piyasasında filmini geniş kitlelere izletmeyi başarmıştı. Aynı yıl birde bilimkurguya girişmişti... “Pandemic”, tam döneminde gelmiş virüs ve kıyamet formülüyle türe ilgi duyanlara ulaşabilmişti. Benzer formüle “51” ile geçtiğimiz yılı kapatan Connery, bu kez dövüş filmiyle çıkıyor izleyici karşısına. Ev sinemasında bolca film izliyorsanız adlarını duyduğunuz, izlediğiniz bu üç film karşımızdaki film için bir öngörü sunuyor. En azından sıkılmama garantisi var...

“Philadelphialı Çocuk”, Dillon adında bir dövüşçünün öyküsü... Yanlış yer ve zamanda başa gelen talihsiz olayla hızlı açılış yapan film, kahramanımızın 10 yıl sonra hapisten çıkmasıyla başlıyor öyküsünü anlatmaya... Hapiste ona yardım eden bir arkadaş, iyi niyetli bir tahliye memuru, olayı unutmayan bir kirli polis öykünün sac ayaklarını oluşturuyor. Dillon yapıyor aslında yeni başlangıcını, tahliye sonrası yeni işinde herşey dümdüz, güvenli... Ama arkadaşının borcu için yapacağı fedakarlık için herşey yön değiştiriyor... Eski NSAA şampiyonu güreşçi, dövüşmek için kafese giriyor... Borcu sıfırlamak için üç dövüş yapmak ve kazanmak zorunda... Bu sırada antrenör klişesi de ekleniyor kadroya... Basit bir öykü, türün tüm dinamikleriyle arzı endam eyliyor 90 dakika boyunca... Bir şekilde kazanmak zorunda olan bir dövüşçü, efsaneleri eğiten bir antrenör, kirli polisin tacizleri, arkadaşın kız kardeşinden sevgili derken kritik maçta rakip ayıboğan bir rus... “Saf amerikan” tezahüratları... Elbette antremanlarda bolca tekrarlanan diyalog: “-Şampiyonlar ne yapmaz?” “-Pes Etmez!”... 

Başrolünde “The Unit”ten tanıdığımız Wes Chatham’ın yer aldığı filmin kadrosu tanıdık simalardan oluşuyor. İlk “Final Destination” ve “Nikita”dan Devon Sawa, “I Spit on Your Grave” ile çıkış yapan Sarah Butler ve Neal McDonough vasat oyunculuklarla dolu kadronun öne çıkanları... Klişe senaryo ve karakterler derken filmi bu kadar izlenebilir kılan ve bazı sitelerde övgüyle bahsedilmesine yol açan ise, yönetmenin işçiliği... Tabi vasat olmak kaydıyla... Kafes dövüşleri, antremanlar derken bolca adrenalin salgılamayı bekleyenler, maç sahnelerinde heyecanlanmayı bekleyenler başka filme yönelebilir... Türün izleyicileri dışında vakit kaybından ibaret formüle bir film var karşımızda...

Sonuç olarak, konusuna hızlıca giren ve yönünden sapmadan direk hedefine doğru tempo yapan “The Philly Kid”, klişelerin asla pes etmeyeceğinin kanıtı...


 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template