♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Makineler hata yapmaz!


Son dönemde en çok tartışılan konulardan biri kişisel verilerin korunması oldu. Whatsapp’ın son güncellemesiyle neye izin verip vermediğini bilmeyen kullanıcılar alay konusu olurken, kabul etmeyenler soluğu başka uygulamalarda aldı. İnternet çağında en önemli şey haline gelen bu veriler çeşitli yayınlarla anlaşıldı ki en değerli bilgiler haline geldi. Yıllar öncesinin şifre paranoyasının yerini artık kişisel bilgiler almış durumda. Arama motorları ve internet siteleri artık hakkınızda ne kadar çok şey bilirse o kadar çok öneri getiriyor. Bu yeni çağda ihtiyacınız olmayanı aldırmaya yönelik hareketler kapitalizmi de daha işlevsel hale getiriyor. Pek çokları için ünlü korku romanlarından bile daha ürkütücü hale gelen bu durumun ileride ne hale gelebileceğini ise ‘Kalite Ülkesi’nde görmek mümkün. “1984 ve Otostopçunun Galaksi Rehberi’nin zekice birleşimi” ilan edilen şahane hiciv tespitleri ve uyarıyla başyapıt olarak anılmayı hak ediyor.

‘KALİTELİ’ BİR DÜNYA
Zaman ve yer bilgisi verilmeyen bir evrene çağırıyor okurunu ‘Kalite Ülkesi’. Dünyanın en iyi ülkesindeyiz. Kimin sosyal avantajlardan ve kariyer fırsatlarından faydalanabileceği, evrensel bir sisteme göre belirleniyor. “Yüksek seviyedeki insanlar ortak çıkarlara daha fazla katkı yaptıkları için zamanları da daha değerlidir…” mottosuyla oluşan bir sosyal yaşam mevcut. Robotlar ve uygulamalar yaşamın birer parçası olmuş. Kulak içine yerleştirilen bir cihaz her sorunuzu yanıtlıyor ve sizin yerinize seçimler de yapıyor. Aşk hayatınız için de endişelenmenize gerek yok. Seviyenize uygun partneri sizin yerinize bulup buluşma ayarlayabilen programlar bir tık uzağınızda. Hatta ayrılmak istediğinizde yine bir tıkla her şeyi ayarlıyor. Soyadların da mesleklerden oluşan ülkede en büyük rahatlık da dünyanın en popüler çevrimiçi perakende satış mağazası olan Dükkân. Asla hata yapmıyor ve siz daha ne istediğinizi bilmeseniz bile sizden önce öğrenip ayağınıza getirebiliyor. Her şey alıştığımızın ve bildiğimizin çok dışında. Örneğin ödemeler dudak iziyle yapılıyor. Çünkü parmak izleri verileri çalınmış. Çünkü biyometrik veriler her şeyden önce veridir ve veriler kopyalanabilir.

Kahramanımız Peter İşsiz hurdacılık yapıyor. Düzgün çalışmayan makineleri hurdaya çevirmeye gönlü elvermediği için bozuk makinelerle yaşıyor. Uçmaktan korkan drone, artık yazdıkları beğenilmeyen yazar robot, seks işçisi Romeo ve arkadaşları günü televizyon izleyerek geçiriyor ve ona velinimetimiz diye hitap ediyorlar. Bu küçük ve sakil yaşamı değiştirense bir gün dükkân tarafından gönderilen pembe yunus vibratör oluyor. Peter’ın ürün iadesi için kolları sıvamasıyla macera başlıyor. Bu arada ülkede başkanlık seçimleri yaklaşmakta ve adaylardan biri de android. Kahramanımız, mükemmel olduğu düşünülen algoritmaların hatalı olduğuna ve ülkenin temel değerlerinin o kadar mükemmel olmadığına herkesi inandırmak üzere adımlarını atıyor.

MİZAHİ BİR DİSTOPYA
‘Kalite Ülkesi’ distopyayı günümüzden tespitlerle kurarak inandırıcı olmanın yanı sıra gelecek öngörüsünü mizahi bir dille anlatıyor. Ortaya çıkan hicivde hiçbir şey unutulmamış. Hem sosyal yaşamı hem de politikayı işliyor. Aralara serpiştirdiği broşür ve haberlerle de ülkeyi yaşatıyor. Felsefecilerden örnek cümleleri de serpiştiriyor aralara. “Her medeniyet mutlak kaostan sadece üç öğün uzaktadır” diye eski bir deyim var duydunuz mu da diyor. Arthur C. Clarke’ın “Yeterince ileri bir teknolojinin sihirden farkı yoktur” cümlesini de hatırlatıyor.

“Pek çok algoritmanın asıl amacı daha fazla kâr elde etmektir” cümleleriyle özetlenebilecek dükkânın işleyişi sürekli tartışılan Whatsapp ve Google algoritmaları konusunda tespit özelliği de taşıyor. Sadece bugüne değil geleceğe de ait cümleler kuruyor Kling: “Ağ biçim değiştiriyor. Her bireyin farklı bir dijital dünyada yaşadığı anlamına geliyor. Yalnızca kişiselleştirilmiş arama sonuçları, reklam, haberler, filmler ve müzikten ibaret değil. Teklifler, fiyatlar, ağın yapısı ve tasarımı bile bu büyülü sahte dünyaya kimin girdiğine ve hatta ne hissettiğine göre değişim gösterir. Eğer abazanın tekiysen, her yerde erotik kadın not hesapları görebilirsin ya da moralin bozuksa, sana psiko-farmasötik ilaçlar itelemek isterler, korkuyorsan da kendi şablonunu çıkaran bir tabancanın ozalit kopyasını satmaya çalışırlar. ‘Herkes kendi dünyasında yaşar’ sözünü duymuşsundur. Dijital dünyada bu bir klişe değildir. Kelimenin tam anlamıyla doğrudur. Kendi dünyanda yaşarsın. Kendini sürekli sana uyarlayan bir dünya.” Durumu daha iyi anlatabilen cümle okudunuz mu? Peki sürekli karşınıza gelen sözleşme ve benzeri metinleri görür görmez ‘tamam’ı işaretlerken bu aklınıza geldi mi hiç? “İnsanın yalnızca 0 ve 1 değerleri arasında seçim şansı olduğu ikili sistemin sinsice değiştirildiğini fark etmedin mi? Benim tabirimle tekli sisteme dönüştüğünü? Tekil sistemde artık karar vermek zorunda değilsin çünkü sadece bir değer söz konusu: Tamam.”

“İnternette ‘bedava’ diye bir şey yoktur. Bir hizmet için ödeme yapmıyorsan başka biri bunu ödüyor demektir. Bu başka biri de insanlığa olan şefkati nedeniyle bunu ödemiyor. Karşılığında bir şey istiyor. Zamanın, dikkatin ve verilerin” cümlesiyle dijital çağı özetleyen ‘Kalite Ülkesi’ sonraki adımları da katıyor eleştirisine. Başkan adayı androidin seçim kampanyasında yaşananlar komik ama güleriz ağlanacak halimize hissi veriyor. Yaşamımızda kapladığı yeri gönüllü olarak büyüttüğümüz otomasyon gün gelir de bir aday çıkarmaz mı bize? “Netice itibarıyla esas mesele, amaç ve kimlik krizi. Eskiden insanlar neye tutunurdu? Amaç mı, kimlik mi? Topluma, dine ve özellikle de işlerine. Para, yani bu kişilerüstü arabulucu, toplumu yıkıma uğrattı, bilim dinin putlarını kaidelerinden ayırıp yerle bir etti. Ve şimdi de otomasyon işinizi elinizden alıyor” cümlesini ilerde kurmayız diyebilir miyiz?

Dijital çağın bireyi yalnızlaştırmasına da değiniyor Kling: “Yalnızlıktan, amaç eksikliğinden ve kimliksizlikten kaçan insanlar, amaç ve topluluk yanılsaması veren tüm önermelere, ne kadar geri zekâlıca olsa da, akın ediyorlar. İşte milliyetçiliğin ve köktendinciliğin ortak noktası budur. Her ikisi de topluluk yanılsaması yaratan saçma sapan önermeler. Yanılsama diyorum çünkü bu topluluklar gerçek değil; bu ideolojilerin eşit katılımla ilgisi yok, tam aksine bunlar sosyal adaletsizliklerin örtülmesi ve güçlendirilmesine yarıyor.” İçinde yaşadığımız dünya çarpıklığına da değiniyor elbette: “Kendine şu soruyu sormalısın. Kimsenin bir diktatörlük idaresi altında yaşadığımızı anlamamasını sağlayacak kadar sinsi ve tekinsiz yöntemleri olan bir diktatörlükte mi yaşıyoruz? Buradan hareketle, kendine ikinci soruyu da sormalısın: Kimse bunun diktatörlük olduğunu göremiyorsa bu gerçekten diktatörlük müdür? Hiç kimse özgürlüğünden mahrum edildiğinin farkında değilse? Sonuçta, ‘Kalite Ülkesi’nde özgürlük kesinlikle yasaktır. Geçici olarak temin edilemiyor.”

Giderek otomatikleşiyor ve karar verme özgürlüğümüzü yitiriyoruz. Giderek tek tipleşiyoruz. Bunun farkında olsak da ‘rahatlık’ kisvesiyle adlandırıyoruz.

‘Kalite Ülkesi’ bize distopya macerasının altında şu soruyu hatırlatıyor: “Bazı şeylerin ayrıntılarını bilmemenin çok daha iyi olduğu hiç aklına gelmiyor mu?

İnsanın, belirsizliğin yarattığı boşluğa ihtiyaç duyabileceğini hiç düşündün mü? Demek istediğim, eğer her şey kesin olarak ölçülür ve belirlenirse gerçekten özgür olabilir miyiz? Peki ya her şeyin kesin ama yanlış olduğu bir dünyada yaşasak ne olurdu?” ve Bertrand Russell’ın şu cümlesini uyarı olarak ekliyor: “Günümüzün problemi, bir insanın insanlığı hayatta kalmaya nasıl razı edebileceğidir.”

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template