♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

10 Minutes Gone : Hırsızların Onuru

Kusursuz planlandığına inanılan bir banka soygununda aksilik çıkarsa ne olur? Üstelik çalınan şey de ortada yoksa ve kimde olduğu bilinmiyorsa? Takımın birbirine girişini ne önleyebilir? 2019 yapımı Kanada ve Amerika ortak yapımı “10 Minutes Gone” işte o planların bozulduğu on dakikayı işleyerek aksiyonla arıyor cevaplarını…

Her yıl bir film çekerek yıldız oyuncularla çalışarak sivrilen Brian A. Miller’ın dokuzuncu uzun metrajı yine kadrosu üzerinden yarattığı merak ile çekiyor seyirciyi. Senaryoyu kotaranlar ilk işlerinde. Kelvin Mao’nun adını ilk kez duyuyoruz ona eşlik eden Jeff Jingle ise blockbusterların özel efektçisi yaklaşık yirmi yıldır. Hoş, çok özel bir senaryo yok ortada zaten. 2010’da “Caught in the Crossfire” ile ilk filmini çeken Miller, vasat aksiyonuna rağmen üretmeye devam etmişti. 2011’de “House of the Rising Sun”da vasattı. Asıl patlama ise 2013 yılında “Officer Down” ile gelmişti. Yılın keşfedilmesi gereken filmlerinden biri olarak anıldı ama Miller durmadan üretmeye devam ederek “The Outsider” ile bir yıl sonra yeniden döndü vasat sulara. 2014 yapımı “The Prince” de bir başka patlama oldu. Ülkemizde de “Prens” adıyla gişeye çıkan film Miller’ın iyi oyuncu kadrosuyla ilk sınavıydı aynı zamanda. Bruce Willis ve John Cusack ile çalışma fırsatı bulmuştu. Sonrası da hep Willis ile geldi. 2015’de çektiği “Vice”ın ardından ara verse de 2018’de iki filmle döndü. “Reprisal”da yine Willis vardı. “Backtrace”de ise Sylvester Stallone. Bunca filme rağmen Miller sadece oyuncu kadrosu sayesinde izlenen filmlerden ibaret bir yönetmen. İzle unut aksiyonlarını üretmeye devam ediyor. Onun adını gördüğünüzde ne olacağını kestirmek çok kolay. “10 Minutes Gone”da da değişen bir şey yok. Bu kez kadro daha sade. Bruce Willis’e Michael Chiklis, Meadow Williams, Kyle Schmid, Texas Battle ve Lydia Hull eşlik ediyor.

Bir banka soygunu ile açılıyor film. Kusursuz olduğuna inanılan plan yapılmış ve uygulamaya konuyor. İşi veren Rex ile takımını oluşturan Frank arasındaki kolay değiş tokuş için sorun görünmüyor. Ta ki alarma çalana dek. Hedeflenen paket ellerinde Frank ve kardeşi kaçmak üzereyken kafaya alınan darbe ile her şey değişiyor. Uyanınca kardeşinin öldüğünü gören Frank hem paketi hem de kardeşinin intikamını almak üzere kolları sıvıyor. Öte yandan Rex de boş durmuyor elbette…

Bildik senaryosu ile olayların tam da tahmin edildiği gibi ilerlediği filmin izletmek için tek numarası paketi çalan kim sorusu. Tüm hırgürün ortasında bu soruyu canlı tutmak gibi basit bir mesele var ama Miller bunu bile beceremiyor. Konuyu dallanıp budaklansın diye uzatma peşine düşüyor. Kötü senaryonun tek hedef yerine afili bir şeyler anlatma hevesiyle ikinci yarıda sarkmaya ve temposunu yitirmeye başlayan film sürpriziyle yaşatacağı finalin tadını da kaçırıyor. Oyunculukların kötü olduğunu söylemeye gerek yok. Beklenen aksiyonu da yaşatamıyor. Soygun sonrası çatışma sahnelerini sık sık tekrarlayarak vakit geçirmeye çalışıyor. Frank’in ekip elemanlarını tek tek kovalamasıyla oluşması beklenen aksiyonun ne görsel ne mantıklı bir yanı yok. Klişelerle dolu karakterler ve bildik mekanlarla dolu bir gezintiye çıkarıyor o kadar. Elbette ortada bir sürpriz yok. Kolayca tahmin edilebilir kişi çıkıyor paketi alan. Haliyle her şeyin vasatlarda seyretmesi sürpriz olmuyor. Gereksiz sahnelerle bir sündürme de söz konusu. Seksen dokuz dakikalık süresi fazla uzun. “Hırsızların Onuru” üzerine bir şeyler söylemek için o kadar beklemeye gerek yok.

27 Eylül’de Amerika’da izleyici ile buluşan film 14 Ekim itibariyle internet üzerinden izleyiciyle buluşmuş durumda. Willis faktörüyle oynat tuşuna basanlar adrenalin yoksunluğundan şikayetçi. Vasat senaryosu ve düşük temposuyla izleyicisini sıkan “10 Minutes Gone” aşırı boş vakti olanlar için biçilmiş kaftan. Zamanı değerli olanlarıysa başka filmler bekliyor.

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template