♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Aniara : Bardaktaki Küçük Köpük


İsveçli yazar Harry Martinson, 1956 yılında yayımlanan kitabı “Aniara” ile bir uzay destanı yaratmış ve kitleleri etkileyerek ülkesinin sembollerinden biri olmuş. Epik bilim kurgu olarak tanımlanan şiir kitabı bestelenerek ilk uzay operası niteliğini kazanmış. 103 kantodan oluşan şiir sembolik ve yenilikçi bulunmuş. En ufak çiğ tanesinin bile anlamını yakalamaktaki ustalığı ve kozmosun gerçeklerini yansıtmadaki başarısına işaret edilerek 1974 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülünü kazanmasını sağlamış. Etkisi yıllar içerisinde devam etmiş. Müzisyenlerin ve sanatçıların yaptığı uyarlamalar ile hep güncel kalan, eskimeyen şiir bu kez de sinema uyarlamasıyla izleyici karşısında. 2018 yapımı İsveç Danimarka ortaklığı festivallerdeki gösterimlerinin ardından internet ortamında malum sitelerde karşımızda.

Hayli karanlık bir dram olan Aniara’nın başında bir ikili var. Senaryoyu da kotaran Pella Kagerman ve Hugo Lilja kısa filmlerin ardından ilk uzun metraj için yönetmen koltuğunda. 2007 yapımı “Judgement Day”den bugüne beş kısa filme imza atan Lilja, post-apokaliptik kısası “Återfödelsen” ile adını duyurmuş bir isim. Dört ödüllü film aynı zamanda Kagerman ile birlikte çalıştıkları ilk film. On iki kadın yönetmenin pornografiye bakışlarından oluşan kısa filmleri toplamı 2009 yapımı “Dirty Diaries” ile ilk kısa metrajına imza atan Kagerman, dört kısa filmlik bir filmografiye sahip. Aniara, ikilinin dördüncü ortaklığı. Filmin hayli kalabalık bir oyuncu kadrosu bulunuyor. Emelie Jonsson, Bianca Cruzeiro, Arvin Kananian, Anneli Martini, Jennie Silfverhjelm ve Emma Broomé başı çeken isimler. Kuzey Avrupa sinemasını sevenler için tanıdık simalar.

Zaman uzay zamanı… Mars’a çoktan yerleşilmiş. Dünya’dan Mars’a yolculuk yapan bir gemideyiz. Üç hafta sürecek yolculuk boyunca insanlara tam konfor ve eğlence imkanı sağlayan bir gemi. Lakin hesapta olmayan bir kaza ile her şey değişir. Uzay aracı bir enkaza çarpınca tüm yakıtını boşaltmak zorunda kalır. Bir de üstüne rotadan çıkınca meçhule doğru sürüklenmeye başlar. Gemideki insanlar için umut giderek azalmaktadır.

Bir uzay operası olan Aniara, tipik kuzey Avrupa filmlerinin atmosferini taşıyor. Bilim kurgu da çekseler renkleri, atmosferi hep gri ve soğuk… İşin dram yönünü kotarmayı sağlayan atmosfere şiirsellik de uyarlanan metin sayesinde eklenince ortaya 24 yıllık bir yolculuk çıkmış. Söz konusu şiiri okuyanlar durumdan memnun. Bizim gibi şiiri okumayanlar içinse durum biraz farklı. Elbette 24 yıl süren bir yolculuğu 106 dakikaya sığdırmak mümkün değil. Belirli zaman dilimlerine bölünerek parçalar halinde bir anlatım tercih edilmiş. Özellikle ilk yarı baş karakter Mimaroben sayesinde hızlı ilerliyor. Sonrasıysa biraz sıkıntılı… Dünyanın güzelliklerini gösteren anı toplayıcısı son teknoloji bir cihaz sayesinde işin duygu yönü işlenirken bu duygusallık aynı negatiflikle yansımıyor. Koca gemiye umutsuzluk hakim olduğunda hissedilmesi gereken kapana kısılmışlık hissi neredeyse hiç yok. İkilinin tercihleri sadece baş karakter ile sınırlı kalmak olunca birçok fırsat ıskalanmış. İşin mantık yönünde de bazı tuhaflıklar var. Bir uzay gemisinin süzülmesine alıştık ama bunun 24 yıl sürmesi ancak çözüm üretilebildiğinde inandırıcı olabilir. Oksijen başta olmak üzere gıda falan nasıl yeter onca süre. İkinci yarıda dönem dönem anlatarak bu sorun aşılmak istense de olmamış. Mekan kullanımı konusunda da sorunlu Aniara. Geminin sadece belli bölümlerini görüyor ve tamamına hakim olamıyoruz. Umutsuzluğu hisseden insan kalabalığı yerine intihar etmiş bir topluluğu görüyoruz sadece. Kagerman ve Lilja şiirin uyarlamasında hayli zayıf kalmış. Seçtikleri bölümlerden bir bütün oluşmuyor. İyi bir dramatürji yok ortada. Simgesel diyaloglar “bardaktaki küçük köpük” tanımlamasıyla sınırlı kalıyor. Onun yerine değişken ruh hallerinden oluşan bir yamalı bohça mevcut. Tuhaf bir sex ayini sahnesini bir hamilelik ve bebek sayesinde oluşan umut izliyor örneğin. Bu karmaşanın devamı da tekrarlayan intiharlarla ile gelince bir kıymeti olmuyor. Baş karakterine çok zaman ayıran film diğer karakterleriyse sürekli es geçiyor. İlişkiler de karman çorman olmuş. Özellikle ikinci yarıda tempo düşüyor ve akıcılığı kaybedince sıkıcılıkla boğuşuyor. Vasat senaryoya rağmen filmin izlenmesini sağlayan şey konunun beklenmedik olması. Martinson’ın şiiri uzayda geçiyor olsa da dünyevi ve insani belli ki. İnsana ve ruha dair, ölüme doğru sürüklenişe dair bir umutsuzluk destanı gibi görünüyor. En azından filmden öyle yansıyor. Senaryonun aksine teknik anlamda çok başarılı ve yaratıcı bir film Aniara. Geminin detayları başta olmak üzere efektler çok iyi.

Prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan film peşi sıra festival yolculuğunu sürdürmüş ve seyircinin ilgisiyle karşılanmış. Les Arcs European Film Festival’de aday olduğu beş daldan dördünü kazanarak ödülle de taçlanmış. Görselleri, renkleri, atmosferi ve konusuyla bilim kurgu fanatiklerini heyecanlandırsa da 106 dakikayı pek de tatmin etmeden geçiren bir film Aniara. Keşke diziye uyarlansaymış dedirtiyor. Kitap dilimize çevrilmediği için bilim kurgu fanatiklerinin izlemesi gerekiyor yine de. Geri kalanların ise görmezden gelmesi daha iyi…


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template