♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Blue World Order : Her Zaman Seçme Şansı Vardır


İki binli yılların, yaşanan teknolojik gelişmeler ve yaygın öngörüsüzlük nedeniyle bizi sürekli kıyamet teorilerine hazırlamasından en çok etkilenen kurgu oldu. Doksanların ortalarından itibaren zayıflayan “fiction”, yeni dünya ve teorilerle bambaşka bir damar buldu kendine. Bu yepyeni damar romanlarla akmaya başlarken, teknolojik imkanların kolaylaşmasıyla sinemada da çağlar hale geldi. Bilim kurgudaki bu yükseliş seyirciden de karşılık bulunca gün geçtikçe daha çok örnekle karşılaşır olduk. Ne de olsa mevcut durumdan mantıklı bir teori üretmek mümkün. Türün örneklerle sürekli ilerlemesi ve gelişmesi sayesinde inandırıcılık da kolay… Bir de üstüne türün izleyicisinin keşfetmeye meraklı ve bağımlı bir kitle olması işi iyice cazip kılıyor. Bu sebeple ilk filmini çekmek isteyen yönetmenler için bilim kurgu tam bir fırsat. 2017 yapımı Avustralya işi “Blue World Order” bu fırsatı değerlendirmek isteyenlerden.

Küçük ölçekli filmin yaratıcı üçlüsü ilk sınavlarında… Ché Baker, Dallas Bland ve Sarah Mason senaryoyu birlikte kotarırken Baker ile Bland yönetmen koltuğunu paylaşmış. Mason adını ilk kez bir künyeye yazdırırken, ikili de ilk uzun metrajlarına soyunmuş kısa filmciler. Aktör ve editör olarak bilinen Bland’ı dikkatli sinefiller 2010 yapımı “Nude Study” ile tanıyabilir. Aynı yıl kısa metraj “Embers”i Leah Baulch ile birlikte yazıp yöneterek ilk denemesini yapmış. Sette yapmadık iş bırakmayan Baker ise 2004 ile 2010 arasına on kısa film sığdırmış ve “The Hobbit: An Unexpected Journey”nin setinde görev almış bir isim. “Blue World Order” tam da o yıl doğmuş. Dallas Bland, sekiz dakikalık kısa metrajında bir bio-tech virüsün dünyanın sonunu getirdiği gelecekte kızı ile yaşam mücadelesi veren baba rolünü Ché Baker’a vermiş. Uzun metrajın yolu da böylece açılmış. Konuyu seven ikili kolları sıvamış ve beş yılın sonunda ilk uzun metrajları için motor demişler. Kısa filmden evrilen film efekt ağırlıklı olunca oyuncu kadrosu da mütevazı elbette. Ülkenin tanınan oyuncularından Jake Ryan başrolü üstlenirken Jack Thompson, Stephen Hunter, Kendra Appleton, Leah Baulch ve Billy Zane ona eşlik eden isimler olmuş.

Dünya üzerinde yoksulluğun ve sefaletin hüküm sürdüğü bir zaman dilimindeyiz. Maske takarak gezinen bir adamla tanışıyoruz. Jake Slater bir yandan hayatta kalma mücadelesi verirken diğer yandan geçmişini hatırlıyor. İyi bir dövüşçü olduğunu ve hiç hesapta olmayan bebeğine baktığını öğreniyoruz. Sığındığı yere döndüğünde kızı Molly’nin hasta olduğunu görmemizle Jake’in çaresizlikle yardım almak için bir kampa gitmesiyle olaylar gelişiyor.

Blue World Order, karanlık ve umutsuz bir gelecek çizmiş. Teknolojik gelişmeler sonucunda dünya çöle dönüşmüş. Bir virüs nüfusu azaltmış ve insanlar üzerinde söz sahibi olmaya devam ediyor. Sürekli güncellenen virüs sayesinde insanların muhakeme gücü ve iradeleri yönetimin elinde… Özgür iradeden yoksun dünyada kalan tek çocuğun Molly olduğu bir dünya… Elbette virüsten etkilenmeyen baba-kızın karşısına yönetim çıkacak ve ölüm kalım mücadelesi verilecek… Konu bu şekilde anlatıldığında gayet mantıklı görünse de peliküle öyle yansımıyor. Bütçe azlığı nedeniyle hayal edilenlerin hiçbirinin yansımadığı görülüyor. Baker ile Bland bu bütçe yoksunluğundan muzdarip olmuş. Senaryoyu yazmak ile film çekmek arasındaki farkı bilmemelerinin kurbanı olmuşlar. Tamamen atmosfer odaklı bir senaryo yazmışlar ama iş kurguya gelince olmadığını fark etmemişler. Berbat efektlerle, mor ile eflatun renkli bir gökyüzünün seyirciye bir hayrı olmadığı gibi çok komik görünüyor. Birkaç cihazın mantıklı durması seyirciyi filme tutuyor ama mavi şimşeklerin havada uçuşması her şeyi zedeliyor. Hal böyle olunca geriye efektsiz kısımlar kalıyor. Onlarda da kötü performanslar, saçma mekan seçimleri ve kostümlerle nereye ait olduğu meçhul bir filme dönüşüm kaçınılmaz. Aksiyon sahnelerinde ağır çekime yaslanmak da nasıl bir özgüvenleri olduğunu sorgulatıyor. Sürekli yapılan yakın çekimlerle adeta oyuncuların ağızlarının içinde sakıza dönüşüyor seyirci. Bu sebeplerle ortasından irtifa kaybeden filmi bitirmek ancak hızlı oynatarak mümkün… Bu kadar kötü olabilir mi diyenlere saniye düşünmeden evet demek de boyun borcu.

Evet artık bilim kurgu çekmek kolay. Evet efektleri yapmak için çok pahalı cihazlara ihtiyaç yok. İşin aslı senaryoyu makul biçimde peliküle aktarmakta… Bütçe yetersizse haddini bilip uçmamakta… Baker ile Bland, kurgu öncesi çekimleri izlediklerinde filmde sıkça yineledikleri “her zaman seçme şansı vardır” mesajını anlamamalarının kurbanı olmuşlar. Tüm bunlara rağmen türün festivallerinde gösterim şansı bulan filmle bir ödül alarak desteklenmişler. Blue World Order, dağınık senaryosu, aksiyon ile dramı yarım yamalak bilim kurguya iliştirmesi, atmosferi yaratamaması nedeniyle 115 dakikalık tam bir işkence. Uzak durulması gerekenlerden…


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template