♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Kör Ayna

Onur Ünlü'nün “İtirazım Var” sonrası art arda çektiği filmler seyirciyle buluşmaya devam ediyor. Çektiği yeni filmlerden “Kırık Kalpler Bankası”, İstanbul Film Festivali'nde gösterilmiş, “Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü” Ekim ayında, “Gerçek Kesit : Manyak” ise Mart ayında gösterime girmişti. “Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok” ise Adana Film Festivali'nden En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülüyle dönmüş, Filmekimi'nde de seyirciyle buluşmuştu. “Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok” vizyona giriyor dendiğinde bir tuhaflık hasıl oluyor insanın içinde. “Polis” ile 2007’de başlayan sinematografisinin onuncu filmiyle vizyonda Ünlü. 11 yıla sığdırdığı filmler topluca düşünüldüğünde hiçbirinin birbirine benzememesinden başlayarak birçok şeyden söz edilebilir. Hepsinin aynı düzeyde olmaması mesela… Bu seri üretim arasında bir iyi bir kötü ya da bir boş bir dolu gitmesi de… 

Onur Ünlü, sinemamızda farklı bir figür… Her yeni filminde seyirci için bilinmez bir dehlize davet var. Bunu sağlaması pek kolay değil elbette. Bu anlamda hakkını teslim edelim. Kendine has üslubu ile hep farklı bir konu farklı bir biçimle karşımıza çıkıyor. Genellikle uğranan yerlere uğramıyor. Bazı klişeleri ters yüz etmeyi de seviyor. “Polis” ile Uzakdoğu sineması kalıplarında bir filme daha ilk andan itibaren sevmiştik. Tanıdık ama farklıydı ve “şiddete meyyalim vallahi dertten”i sokmuştu hayatımıza. Sonrasını da iyi getirdi. Kimselere aldırmadan kafasındaki filmi üretti. Alkışladık yeri geldiğinde. Neticede ne çekerse çeksin izlemek için merakta olduğumuz bir yönetmen olduğunun altını çizelim.

“Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok”, ilk bakışta adından kazanıyor. Sonra fragmanından. Yeni bir deneme olduğunu dikkatli gözler hemen fark ediyor. Bir biçimcilik denemesi olduğu da ortada… Konusundan çekimlerine, renklerinden kadrajına, görüntü yönetmenliğinden oyunculuklara farklı bir film olduğu daha fragmanından göz kırpıyor. Adana Film Festivali’nden aldığı ödülleri de referans kabul edince seyirciye düşen arkasına yaslanıp tadını çıkarmak oluyor.

Filmin konusunu direk basın bülteninden not düşeyim buraya: Salim, 30 yaşlarında bir cinayet masası dedektifidir. İçine kapanıktır. Ayrılmış olduğu karısından, çok da ilgilenmediği 3 yaşlarında bir kızı vardır. Salim, yeni bir cinayet davası üzerine çalışırken, bir süredir devam etmekte olduğu göz tedavisinin sonuç vermediğini ve zamanla tamamen kör olacağını öğrenir. Bu gerçekle baş etmeye çalışırken ilgilendiği davada öldürülen kişinin karısı Handan Hanım'ın da kör bir piyanist olması, Salim'in durumunu daha da ilginç kılar. Dava süreci ilerledikçe Handan Hanım'a fena halde gönlünü kaptıran Salim, ondan yüz bulamayınca ilgisini cinayetin bir numaralı katil zanlısının kör karısı Leyla'ya yöneltir. Ama şüphesiz en tuhafı, Salim'in canından çok sevdiği annesinin yaşlı ve kör bir fahişe olmasıdır. Olaylar geliştikçe Salim daha da körleşir. Ya da Salim körleştikçe olaylar gelişir.
AGGİY, Onur Ünlü’nin kafasındaki hikayenin fragmanlarından oluşuyor diyerek özetleyebiliriz filmi. Salim karakterini yansıtmakta başarılı. Handan ile nefis bir ikili de oluyorlar. Unutulmaz bir ikili olarak adlandıranlar da olacaktır. Çok sahici olduklarını, aralarındaki leziz diyalogları akıldan çıkacak gibi değil pek. Demet Evgar’ın kara filmlerin efsanelerine, vamp kadınlara benzeyen muhteşemliğine Fatih Artman’ın ilginç fiziği ile eklenmesinden ortaya çıkan bir güzellik var. Atmosfer yaratımı da çok başarılı. Vedat Özdemir’in görüntü işçiliği, renkler ve “körleşme”nin filmin diline etkisi müthiş. Soğukluk ve mesafe ile huzursuz bir izlence yaratılmış. Onur Ünlü, sadece sevmemizi ve keyifle izlememizi istiyor filmini. Kimseyle özdeşleşmeyelim, neler olacağını tahmin etmeyelim. Sadece keyfini çıkaralım. Fazla sorgulamayalım. Yer yer şaşıralım ama tüm bunlara rağmen filmin de içinde kalalım. Bunların hepsini gerçekleştirmiş. 

Teknik anlamda biçimcilik harikası, oyunculuklar da çok iyi, müzikler de. Seyri keyifli bir seksen dakika…  Bunca artıyı hanesine yazdırmasına rağmen eksileri de yok değil. Filmin kaybeden yanları fazlalıkları diyerek özetleyebiliriz onu da. Herkesin körleşmesi tuhaf mesela… Dört karakter birden kör olur mu? Fazla değil mi bu? Bıktıran tekrarlar var sonra. Bazı cümleler, aşırıya kaçan süzülmeler, şişirilmiş gibi görünen anlar. Tadında bırakılabilseymiş dedirtiyor. Kör birinin yemek yapmasına birkaç kez maruz kalıyoruz. Salim’in yerde süzülmesi de gereğinden fazla sürüyor. Bazı repliklerin de anlamını ya da filme katkısını anlamakta zorlanıyoruz. Neye hizmet ettiğini bilemiyoruz. “Kadınlar aynaya bakarken tüm dünyayı görürler.” cümlesini nereye koyacağız örneğin. Tuhaf jest ve mimikleri de aynı şekilde. Salim’in sık tekrarları, sürekli “hayvan” demesi mesela. Piyano görünce bir tuşa basması. Herkese silahım var deyişi. Cinsel iştaha bunu da ekleyişi… Bir de ayak fetişizmi. Bunları herhangi bir yere bağlayamama absürtlüğü filmin inandırıcılığını zedeliyor. Salim’in sesleri kaydedip dinlemesi tuhaf ama mezarlık sahnesini ilginç kılıyor. Ya da annesiyle birlikte kafaları dumanladıkları sahnede neredeyse ensest olsa şaşırmayacak hale gelişimiz ve Handan ile Salim’in seks sahnesinin flulaşması gibi anlar ise tam tersine filmin büyüsünü katlıyor.

“Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok”, aşk gibi kısacası… İyi mi kötü mü karar vermek zor. Yaşamadan bilinmiyor. İzleyende iz bırakıyor. Etkiliyor. Teknik anlamda, atmosfer anlamında çok iyi iş… Ama eninde sonunda aşk gibi işte içindeki aynayı yansıtsa da körleşiyor. 

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template