♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Kaybedenler Kulübü Yolda : Doldur Aynı Pompadan

Kadıköy sokakları, x kuşağı, özel radyoların patlaması… Doksanlı yıllar mümkün bir patlamanın dönemiydi. Seksen ihtilalinin izlerinden arınmanın etkisi, seksenlerin fantastik evreninden bolca hayal gücü ile yetişmenin yarattığı kafa yapısı derken özgürleşmenin ilk adımlarıydı gençler için. Herkesin kendisi gibi olmanın peşinde daha ısrarcı davranma dönemiydi. Hiçbir şey basit değildi, detaydı değildi. Her şeyi anlamlandırma telaşındaydık. Bir yere ait olma telaşındaydık. Metallicacılar ve guns n rosescılar olarak ayrılırdı bir kesim, Michael Jacksoncılar ve George Michaelcılar olarak ayrılırdı başka bir kesim. Doksanlar ruhunun bu kadar güzel görünmesinde tüm bunlar önemli etken. O her şeyi anlamlandırma tutkusu ile saflık birleşimi hava milenyumla birlikte ciddiyete ve değersizleştirmeye kaydı. İkibinli yıllar şikayetlenmeler, değersizleştirmeler, beğenmemeler dönemi olarak ilerliyor. Doksanlar bu anlamda köprüden önce son çıkıştı… Geriye dönüp bakıldığında herkesin aklına çok şey gelecektir, sayıp sayıp bitmeyecek denli çok ama “Kaybedenler Kulübü” fenomen mertebesine ulaşarak özel bir yere sahip olanlardan. Zaman içerisinde popüler kültüre de kayarak sonunda filme dönüşmüştü bundan yedi yıl önce. Her güzel şeyin başına gelen onunda başına geldi ve devam filmiyle karşımızdalar.

Yedi yıl sonra dönen ikili bu kez yolda… Açılışı yaz sonu biten tatille yapıyor. Kaan ve Mete her motorcunun yaptığı gibi dönüş yolunu uzatıyor. İkilimiz İstanbul’a dönene kadar geçenleri anlatıyor film. Onlara katılan bir kadınla… Anlatıyor demek mümkün değil aslında. Zira ortada bir hikaye yok. Eldeki hazır kalıbı kullanarak ilerlemeye çalışıyor. Bildik bakış, klişeler, kemikleşmiş diyaloglar ve bolca aforizma… Ha bir de iyi bir görüntü işçiliği mevcut. Ufak tefek bir şeylere değinme girişiminde bulunuyor ama hep havada kalıyor. Mete’nin alkolikliği öyle havada asılı mesela… Kaan’ın Sevda’ya aşık oluşu da. Ortada bir hikaye olmadığı için herhangi bir sahnenin önemi de yok. Eksiği fazlayı değerlendirmek de mümkün değil bu yüzden.

Halen eril kalıplarla ilerliyor film. İkilimizin ilişkiden anladığı çağırınca sorgusuz sualsiz gelecek, çok konuşmayacak sorgulamayacak bir kadın. Paylaşmak falan hak getire. Bunu bir de allayıp pullayıp örnek olarak göstermek. Tuhaf seks sahnelerinden sonra çıplaklığı sırf düzülmek için düzülen bir kadınla vermek… Olabildiğince önemsizleştirerek, değersizleştirerek… Kadın izleyicilerin pek hoşlanmayacağı bir testosteron yağmuru mevcut…

Kaybedenler Kulübü Yolda İstanbul’da geçenleri de paralel olarak işliyor. Yayınevinde Alper ve Murat arasında geçenler filme eğlence katıyor, hatta Murat Menteş ve Tuna Kiremitçi’nin konukluklarıyla ilginç hale de geliyor ama hikayeye hizmeti sıfır. Kaan’ın aforizmalarıyla ağırlaşan izleyiciyi hafifletiyor diyebiliriz ancak zorlarsak. Filmin akılda kalan tek öyküsüyse Çiçek Mustafa… Bir pompa hikayesinden başlayıp filmin sonuna kıssadan hisse olarak bağlanacak kadar kilit bir öykü olarak düşünülmüş. O kadar kilit olmasa da akılda kalıcı. Nejat İşler ve Yiğit Özşener iyi iş çıkarıyorlar yine. Lakin Hande Doğandemir için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Özellikle oyunculuk gerektiren bir sahnede o kadar kötü ki katlanmak zor. Plağı basılacak kadar iyi olan müziklerinden sonra devam filminin kaybettiği bir noktada müzikleri. Vasat tınılar eşlik ediyor görüntüye.

İlk filmin çok gerisinde kalan Kaybedenler Kulübü Yolda, bir “Easy Rider” tribi olarak ‘kervan yolda düzülür’ düsturuyla yola çıksa da hiçbir şey anlatmadan geçip gidiyor. Nasıl olsa tuttu, sevildi. Fazla uğraşmadan dolduralım aynı pompadan gitsin kafasıyla 105 dakikayı öyle ya da böyle kotarıyor. 


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template