♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Coco : Aile Önce Gelir

20 yılı aşkın süredir küçüklerle sınırlı kalmadan büyüklere de masallar anlatan Pixar, bu yılı da es geçmedi ve büyük bir yapımla geldi karşımıza. Birkaç yıldır tutmuş projeler ve devam filmleriyle oyalandıktan sonra nihayet yeni bir şey yaratarak geldi. İşin başında “Toy Story” serisine katkı vermiş, üç Pixar projesinde ortak yönetmenlik yapmış Lee Unkrich yer alıyor. Orijinal hikayenin sahibi de o. Yine Pixar projelerinde pişen Jason Katz, Matthew Aldrich ve Adrian Molina ile geliştirilen hikayeyi, Molina ve Aldrich senaryolaştırmış. Molina bununla da kalmayıp, ilk deneyimi için Unkrich ile yönetmen koltuğunu paylaşmış. Seslendirme kadrosunda da öyle büyük isimlere yer vermeme tercihinde bulunmuşlar. Kahramanımıza Anthony Gonzalez ses verirken, Gael García Bernal ve Benjamin Bratt ona eşlik eden yıldız isimler.

Coco, müzikle yoğrulmuş bir öykü. Nesillerdir müzikten nefret etmesiyle ünlenmiş bir ailenin öyküsü. Ayakkabıcılıkla geçinen ailenin geçmişinde ünlü bir müzisyen mevcut. Buna rağmen ne yaşandıysa müzikten nefret eder hale gelmişler. Oysa ailenin en küçük ferdi Miguel’in içinde sönmek bilmeyen bir müzik aşkı var. Gizli gizli müzik dinliyor ve gitar çalıyor. Büyük büyük dedesi büyük müzisyen Ernesto de la Cruz hayranı olarak onun gibi olmak istiyor. Bu uğurda ilk adımı da Ölüler Günü’nde düzenlenen bir yetenek yarışmasında atmak ister. Gitarını büyükannesi parçalar. Yetenek yarışmasına kayıt yaptırmak için gitarı olmak zorundadır. İdolü de la Cruz’un gitarını çalmaktan başta çaresi yoktur. Gitara dokunduğunda ise kendisini Ölüler Şehri’nde bulur…

Coco, Miguel’in kendini Ölüler Şehri’nde bulmasıyla renklenen bir cümbüş. Sadece küçüklere değil büyüklere de hitap ediyor. Her zamanki o bildik Pixar yaratıcılığıyla çok iyi betimlenen Ölüler Şehri de rengarenk bir karnaval havasında. Bu karnavalda Miguel’in önüne o bildik formülle alakasız bir şaşkın çıkıyor. Maceraya birlikte atılacak ortak olarak gitar çalan kahramanımız unutulmak üzere olan bir ölü. Miguel’in dünyaya dönebilmesinin de tek şartı var: Ailesinden hayır duası almak. Hayır duasını alıyor almasına ama asla müzik yapmayacaksın şartı gelince kabul etmeyerek idolünün yanına gitmek üzere maceraya atılıyor. Bu macerada da yok yok. Farklı yaratıklar, eşlik eden bir köpek, gösteriler, unutulanlar, topluluklar derken dört başı mamur bir yolculuğa çıkmış oluyoruz.

Rengarenk bir atmosferle fazla toz pembe de bulunabilecek Coco, öyküsünü gayet derli toplu anlatıyor. Kötü karakterini hikaye içinden yaratıyor, onu cezalandırmayı ihmal etmiyor. Sürekli pozitif şekilde, harika müzikler ve suratta bitmek bilmeyen bir tebessümle ilerliyor. Keyif veren bir animasyon olarak sonunda ağlatmayı da ihmal etmiyor.

Miguel’in hikayesinin bir de mesajı var elbette. Ana fikir her daim önemli. Malumunuz bir aile öyküsü olduğu için, küslerin barışmasının ve yılların kırgınlığının giderilmesi gibi mesajların yanı sıra sık sık tekrarlanan bir olgu var. Aileye aidiyet vurgusu sürekli yapılıyor. Ölüler Şehri’nde yaşamanın birinci kuralı hatırlanmak. Unutulanlara ne olduğu bilinmiyor. Miguel’in de sık sık söylediği gibi ana mesaj ise; Ailenin her zaman önemli olduğu ve her şeyden önce geldiği. Çocuklara veriliyor gibi görünen bu mesaj aynı zamanda büyüklere de yansıtılıyor. Yitirdiğimiz aile büyüklerini hatırlamanın, sık sık onları anmanın vaktidir.

Şahane müzikler ve pozitif enerjisiyse izleyene kendini iyi hissettirecek bir film Coco. Belki Pixar’ın unutulmazları arasına girmeyecek ama her daim güzel hatırlanacak. Oscar şansı şirketin promosyon becerisine bağlı olsa da umarız almaz. Zira “Loving Vincent”ın hakkı o ödül.  Gönlünüzün Oscar’ını vermek içinse izlemeyi ihmal etmeyin… Ailecek eğlenebileceğiniz 105 dakika sizi bekliyor…

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template