♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Cebimdeki Yabancı : Sustuklarımız

Bazı şeyleri söylemek zordur. Hayat, şartlar, vicdan, karşımızdaki hep bir şeyler yüzünden susarız. Söylersek kıyametin kopacağından korkarız. Yüzleşmekten kaçınırız. Tam böyle anlarda yazmak gibi büyük bir kolaylık vardır. İki satır yazıp minik bir ifade kondurarak halletmiş oluruz kendimizce. Sadece bununla da kalmaz. Yazmak her türlü saçmalığı yapabilme özgürlüğü sağlıyormuş gibi gelir insana. Bunu da her fırsatta kullanmaya bayılırız. Bu yüzdendir belki cep telefonlarına bu kadar önem vermemiz. Kaçtığımız her şeyden ve herkesten bir küçük cümle ya da ifade ile kurtulma fırsatı. Her şeyi hasıraltı edebilme rahatlığı… Cep telefonlarımız sadece bununla da sınırlı kalmaz. İçinde tüm sırları barındırmak gibi bulunmaz bir güven duygusu verir. Herkesten ve her şeyden sakladıklarımız, sustuklarımız ile doldurmak mümkündür ve kimsenin göremeyeceği duygusundan besleniriz. Yalnızlık duygusunu bastırmak için yan yana gelemesek de bağ kurabildiğimiz ve arkadaş olarak adlandırdığımız insanlar, muhabbetler, gösterme merakımız, birine tutkulanma histerilerimiz de cabası… Sözün özü; günümüz insanı için tam bir kara kutu haline gelmiş durumda cep telefonları. Peki bu koruma kalkanlarını kaldırıp, telefonun içeriğini herkese açarsak ne olur? 2016 yılında bir İtalyan işi “Perfetti sconosciuti” işte bu sorunun peşinden gitmişti. Yedi arkadaş bir araya geldikleri yemekte bir oyun oynayarak eğlenmek istiyor ama yüzleşmeleri gereken şeylerin ağırlığı ile baş başa kalıyor, ay gibi tutuluyordu.

Bol ödüllü Paolo Genovese o kadar çok izlendi ve konuşuldu ki, uyarlamaları ile gündeme geldi. Her ülke kendince uyarlamaya girişti. İki yıl içinde İspanya, Fransa ve Yunanistan’dan sonra Türk sineması da dördüncü uyarlamaya imza atmış oluyor. Ferzan Özpetek sunar ibaresiyle, Murat Dişli’nin uyarladığı senaryoyu peliküle aktaran ise ilk yönetmenlik deneyimine soyunan Serra Yılmaz. Sonrasını getirir mi bilinmez ama ilk film için çok iyi bir seçim yapmış. Serkan Altunorak, Belçim Bilgin, Buğra Gülsoy, Leyla Lydia Tuğutlu, Çağlar Çorumlu, Şebnem Bozoklu ve Şükrü Özyıldız’dan oluşan oyuncu kadrosu da gayet iyi. 

Bir akşam yemeğinde buluşan yedi arkadaş kendilerince eğlenceli bir oyun oynamaya başlar. Herkes telefonlarını masaya koyacak ve gelen her çağrı, mesaj vs paylaşılacaktır. Merakla başlanan oyun an geçtikçe kirli çamaşırlar sergisine dönüşür.

Orijinal filmi seyredenler için hemen meraklarını gidereyim önce. “Cebimdeki Yabancı”yı izlemeniz için herhangi bir sebep yok. Daha yanlış seçimler ve saçma bir ekleme ile İtalyan filminin çok gerisinde kalıyor. Daha geveze, daha samimiyetsiz ve gerçekçilikten uzak ama daha eğlenceli… Yine de karar sizi tabi.

Yerli uyarlama, orijinaline sadık kalmayı seçmiş hatta bazı diyalogları birebir alıp kullanmış. Daha çok şey söylemek istediği yerlerde de çenesi düşmüş. Önce artılarını sayalım. Serra Yılmaz iyi bir ekleme ile başlamış işe. Orijinal filmin pek önemsemediği ya da unuttuğu yemek sahnelerine daha da önem vermiş. Seyircinin ağzının suyunu akıtacak leziz yemek görüntüleriyle filmi renklendirmiş, daha da iştahlı hale getirmiş. Tek mekanı kullanırken mutfağı daha da canlı hale getirmiş bu sayede. Uyarlamanın en önemli artısı bu… Diğer bir artısı da daha eğlenceli ve esprili olması… Su gibi akıp gidiyor ve seyircisini hiç sıkmadan finalini yapıyor. Sıcaklığı ile seyirciyi çok çabuk tavlıyor ve sevdiriyor kendini. Cep telefonu üzerine daha provokatif cümleler sarf ederek içimizi okuyor, bizim yerimize de isyan ediyor. Biraz didaktik görünse de iyi yine de. Bu mesaja da, düşünmeye zorlamaya da ihtiyaç var sonuçta. En büyük artısı ise sinemamızda pek rastlayamadığımız samimiyeti.

Gelelim eksilerine… Yerli uyarlama yedi kişilik arkadaş grubunu biraz daha yüksek statüden seçme yoluna gitmiş. Taksi şoförünü spor eğitmenine, öğretmeni üniversite hocasına çevirmiş. Evler daha orta direğin bir tık üstü olmuş. Orijinal filmin sıradan hayatlardaki sırlar geriliminin yerini zenginlerin sırrı çoktur mottosuna dönüşebilecek şekle getirmiş. Bu yüzden tepkiler de çok Avrupai kalıyor. Once yerelleştirmeye rağmen ortaya çıkan gerçeklere verilen tepkiler çoğunluk Türk insanının vereceği tepkilerden çok uzak. Bu yanlış seçim de gerçekçiliğine hayli zarar veriyor. Leziz bir yemeğe sos ekler gibi yapılmış eklemeler var ki, onlar da aynı şekilde yanlış kararlar. Kırmızı kilot meselesi gibi, eski sevgili karşısındaki tepkiler gibi… Hele hele finalde çekmecedeki o gizli telefon gibi çok saçma bir ekleme barındırıyor. Oysa senaryoyu birebir uygulayarak eğlence sosuyla süslese yeterli olurdu. Çok da iyi bir film olurdu. Kötü uyarlama damgasını yemek için hem de ortada hiç bir sebep yokken elinden geleni yapıyor. Oyuncu performansları gayet iyi olsa da Şükrü Özyıldız’ın sürekli şüphe çeker, olabilecekleri haber eder oyunu dramatik yapıya zarar veriyor. Buğra Gülsoy’un komik bıyığı, Çağlar Çorumlu’nun gereksiz çıkışları ve gerilim olsun diye yersiz bağırmaları da öyle. Bir de yönetmenin konuya katılacak her şeye gereksiz şekilde zoom yapması var. Küpeler, kilot ve arayanlar sürpriz olabilseydi keşke.

Cebimdeki Yabancı, tüm eskileri ve fazlalarına rağmen klişe ifadeyle güldürürken düşündüren, seyircisini ayna tutmaya zorlayan bir film. İster orijinali ister uyarlamalarından biri fark etmez, herkesin izleyip o yüzleşmeyi yaşamaya ihtiyacı var. Ve mutlaka şu elinden düşürmediği telefona bu kadar anlam yüklememeye…


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template