♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Arif V 216 : Arif’ten Naiflik Tarifi

Öncelikle ilk cümleden belirteyim; Cem Yılmaz’ı ilk döneminde Leman Kültür’deki gösterilerinde izlemiş olmasına rağmen çoğunluk gibi ayrı bir sevgi besleyenlerden değilim. Filmlerini, gösterilerini izlerim elbet. Zaten günümüzde ürettiklerinden kaçmak mümkün değil kendisinin. Bir şekilde karşınıza çıkıyor. Bugün dönüp baktığımızda sekiz filme ulaşmış bir isimden bahsediyoruz. Her sinemaya gittiğimizde en az üç kez gördüğümüz birinden. Evet, popüler kültürün en önemli güldürü öğesi kendisi. Evet, zirvede. Lakin ben çok bayılmam. Her filmini görev gereği sinemada ilk günden izledim, eleştirilerini de yazdım ama diyorum ya görev gereği. Yoksa anca tv’de zap yaparken rastlarsam izlerim o filmleri. Hoş, tv de izlemiyorum…

Cem Yılmaz, bize çok uzak olan bilim-kurgu üzerinden ürettiği esprileri yapıyordu zaten gösterilerinde. Bir adım ileriyle taşıyarak “G.O.R.A” ile sinemada beklentilerin üzerinde iş çıkarmıştı. İyi formüle edilmişti. Akılda kalan karakterlerle etki yaratmış ve bunu da bu kez aynı formülü taş devrine giderek uyguladı. Yine iyiydi. “Yahşi Batı” da yine benzer mantıkla gelmişti karşımıza. Bu üç filmle, olan üzerinden gitme kolaycılığına kaçmadığını göstermiş olması. Sinema söz konusu olunca harcamaktan, yaratmaktan kaçınmıyor. Adının geçtiği her şeyin bu kadar kapışıldığı ortamda kolay yolu tercih etmiyor. En büyük artısı hep bu. Bir diğer artısı da “Pek Yakında”. Sinema sevgisine, yeşilçama adanmış film olarak bence halen en iyi işi. “Ali Baba Ve Yedi Cüceler” rezaletine ise hiç değinmeden gelelim bugüne, ArifV216’ya…

Heyecanla beklenen filmin 403 kopya ile sinema salonlarını adeta işgal etmesi sürpriz değil elbette. Benzeri işgaller söz konusunda isyan ediyorken, bu kez hiç sesimi çıkaramıyorum. Çünkü bu beklentiyi fazlasıyla karşılıyor bu kez Cem Yılmaz. Pek Yakında ile yaptığının bir tık üstü ile gelmiş. Yetmemiş filmografisinin de özetini filme yedirmiş. Seyircisiyle oluşan organik bağı keyifle kullanmış ve karşılıklı bir kullanım bu. Herkes fazlasıyla memnun.

Malumunuz Arif işi büyütmüş artık uzay ile ilgili her materyali satar hale gelmiş. Daha açılış sahnesinden güldürerek başlıyor film. Sonra 216 düşüyor dünyaya. “İnsan olmak istiyorum artık” diyor. E günümüzde uzaylıya hoş bakılmaz. Medyadan da kaçılmaz. Anında evin önüne insanlar birikiyor. Birkaç gönderme, bolca espriyle o meşhur zaman yolculuğu marifetiyle ikili kendisini 1969’da buluyor. Yeşilçam filmleri bağımlısı 216 için cennet-i mekan burası. O filmlerin klişesi bir evde aşık da olunca “kalalım arif” diyor ve olaylar gelişiyor efenim…

İlk yarısı o kadar hızlı akıyor ki filmin neredeyse bir ara verileceğini unutuyorsunuz. Bu çok iyi elbette ama elinizde bir bütün varsa mümkün. İkinci yarıda temponun düşmesini bu kadar hissedilir kılan da bu. Aynı şey espriler için de geçerli. İlk yarıda o kadar çok espri var ki bazıları kaynıyor arada. Es vermeden bam güm gidiyor Yılmaz. İkinci yarıda aynı şey olmayınca dramatik yapı zarar görüyor. Zira elde tanıdık, bildik bir senaryo var. Sürenin fazla uzun görünmesinin de sebebi bu. Bir diğer eksi de dönem meşhurlarından sadece Zeki Müren’in üzerine oynanmış olması. Elde Sadri Alışık, Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Ajda Pekkan gibi isimler varken onlardan sadece Müren’in tercih edilmesi daha sıkı bir cümbüşün kıyısından dönülmesini doğurmuş. Bu da bir tercih tabii… Belki sonraki filmlerde kullanarak geliştirecektir rolleri…

Eksikleri tamam da ya artıları derseniz… Çok iyi bir işçilik mevcut her şeyden önce. Dönemin atmosferi, siyah beyazdan renkliye geçiş anı, kullanılan şarkılar, kostümler… Kadro konusuna hiç girmeyelim zaten aralarındaki uyum malum. Herkes üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor. Çağlar Çorumlu ise fazlasını yapmış. Zeki Müren’i oynamamış, bizzat Zeki Müren olmuş. Takdire şayan!

Temel meselesi “iyi insanlar yalnız filmlerde olur” yargısı olan film, seyircisini çıkardığı yolculukta güldürüyor, eğlendiriyor ve sonunda da mesajını veriyor. İlk sahne ile tirad arasındaki farkı gören herkesin kulağına küpe olabilse keşke. Birbirimize karşı tahammülsüz, sinirli ve önyargılı olduğumuz, kaba saba insanlar haline geldiğimiz kabak gibi meydanda… 1969 Türkiye’sinden ise o tam zıttı fışkırıyor. Yeşilçam dediğimizde aklımıza gelen, içimizi sıcacık eden his… O hissi filmine boca etmiş Cem Yılmaz. O hisle ayrılmasını sağlıyor seyircisinin sinemadan. Hem de 2018 yılında! Bu yüzden alkışı hak ediyor. Çünkü hepimiz hemfikiriz: Arif’in o tirad atmasına, ısrarla o naifliği tarif etmesine çok ihtiyacımız var…

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template