♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

The Chi: Tetikteki Zincir

Bir mahalle… Siyahların yoğun yaşadığı bir mahalle… Bir köşe. Tehlikeli bir köşe… Herkesin geçmeye korktuğu bir köşe. O köşede bir çit ve çitin ardında bir köpek. O köpeği seven bisikletli bir çocuk. Bakkaldan bin bir pazarlıkla aldığı etle besleyen bir çocuk. Alkolik dul annenin çocuğu, istediği terfiyi almak üzere olan bir aşçının kardeşi. Tam eti verip konuşmaya başlamışken bir araba sesi, bir ceset… Cesedin üzerindekileri yoklayıp alırken duyulan siren sesleri. Aldıklarını sakladıktan sonra kılık değiştirmeye çalışsa da polislerce enselenmek… Kodes, sorgu ve olaylar zinciri…

Showtime’ın 2018 yenisi “The Chi” böyle başlıyor. İlk sezonu on bölümden oluşması planlanan dizi, 7 Ocak akşamı yapılacak prömiyerinden yaklaşık bir ay önce izleyiciye sunulmuştu. Resmi prömiyerle birlikte bu hafta izleyicisiyle buluştu. Dizinin sezon ortasında başlaması birçok şeyin göstergesi… Zira bilinir ki, kanalların ya tutarsa diye beklettiği yedeklerdir onlar. Sezona inanılan işlerle girilir ama her zaman iptal ihtimali vardır. Kötü sonuçta açılan takvimi doldurmak için bir dizi el altında tutulur. En kötü olasılık için yedekte tutulan bu diziler için kanalın beklentisinin düşük olmasından daha güzel tarafı seyircinin beklentilerinin de düşük olmasıdır. Çok yoğun bir tanıtıma gerek olmaz çoğu zaman. “The Chi” kanal için merakla beklenen bir dizi değil, yaklaşan drama. Bu etiketle seyirci karşısına çıkıldığında ya sevilirse… Çok basit bir formülle gün kurtulur. Yavaş yavaş izleyici de artarsa değme keyfine… Bir diğer gösterge de yaratıcısından oyuncusuna kadronun ağır toplardan oluşmaması, yıldızlardan oluşmamasıdır ki bu da çıkış arayışında olanlar için bir fırsattır. Eğer eli yüzü düzgün bir diziyse herkes için kazançtır. “The Chi”ye bunların ışığında bakmak gerek.

Dizinin yaratıcısı Lena Waithe ilk büyük sorumluluğunda. “Hello Cupid”in yaratıcılarından biri olan Waithe, “Bones”un yazar kadrosunda piştikten sonra ilk kez tek başına bir dizinin yaratıcısı olarak çıkıyor izleyici karşısına. Bol karakterli öyküsü için tanıdık simalardan oluşan bir oyuncu kadrosu kurmuş. Rolleri de eşit dağıtmış. Jason Mitchell, Jacob Latimore, Tiffany Boone gibi isimlerin yanına Ntare Guma Mbaho Mwine ve Armando Riesco gibi ustalar ekleyerek bir takım kurmuş. Herkes üzerine düşeni yapacak ve önce çıkan bir isim yok. Pilot bölümün yönetmeni de 2015 yılını festivallerde adaylıklar ve ödüllerle geçiren “Dope” ile tanıdığımız Rick Famuyiwa. Siyahilerin yükselişteki isimlerinden biri olarak ilk kez bir dizi için motor demiş.

Chicago’nun güney yakasında sıradan bir günü anlatıyor “The Chi”. Bir cesetle açılırken bir cinayetle kapanıyor. Son derece sıradan hayatlar, sıradan karakterler, sıradan ilişkiler ve hayaller. Bunca sıradanlığın arasında sıkışmış mahalle insanını anlatıyor. Sıra dışı olansa en ufak adımların hızla ölüm kalım meselesine dönüşebilmesi… Herkesin eli tetikte… Herkes birbirine bağlı… Tetik her çekildiğinde zincir halkaları tamamlanıyor.

Gayet sıradan orta karar bir drama olarak başlıyor The Chi. Tipik bir bol karakterli mahalle dizisi olarak her şey aşırı sıradan ve olayların işleyişi de gayet tahmin edilebilir. Ortada ne özel bir olay var, ne bir özel karakter, ne sırlar, ne de sonradan ortaya çıkabilecek sürprizler. Böyle mahallelerden siyahiler nasıl yaşıyor acaba diye düşünenler için gayet olağan. O siyahiler izlese “bu ne yahu, bizde neler var onları çeksenize” diye itiraz edecekleri kadar olağan. Buna bir de dram dizilerinin ağır temposunu ekleyin karşınıza 57 dakikalık bir dizi çıkıyor. O dakikaların sonunda “hadi ikinci bölümü izleyelim” dedirtmiyor. Sonraki bölümlerde ne olacağına dair bir merak da uyandırmıyor. Sonraki bölümlerde yükselişe geçer gibi görünmediği için de ikinci sezon siparişi almak bir yana sezonu tamamlaması da mucizelere medet ummakla eşdeğer.

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template