♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Acı Tatlı Ekşi : Aşklar da Erir…

Bugün miadı dolmuş olan VCD çağı, özellikle korsan yollarla öyle bir yayıldı ki neredeyse her şeyi değiştirdi. Bazen de yeni baştan yazdırdı. Yabancısı olduğumuz ülkelerin örneklerini dolaşıma sokan bu gönüllü ağı sayesinde bugün hint sinemasından söz etmek mümkün ülkede. Gösterime girmeleri de şaşırtmıyor kimseyi. O korsan patlamasından en büyük nasibi alan ise Uzakdoğu sineması oldu. Korku filmlerinin patlama yapması ile kalmadı iş, Amerikan yeniden çevrimleri ile ayrı bir dala dönüştü. Her yeni örnekle daha da büyüyerek janrı değiştirir hale geldi. Türü yeniden canlandırdı ve halen de devam etmekte. Uzakdoğu filmlerinin bir diğer etkisiyse romantik komedi ve melodramlarda yaşandı, yaşanmaya da devam ediyor. Korku filmleri kadar büyük etkileri yok belki ama özellikle bizim gibi duygusal ülkelerde yoğun ilgi kaynağı halindeler. Önceleri hiç kaynak belirtmeden çakmaları yapılarak başlayan Uzakdoğu uyarlamaları artık furyaya dönüşmüş durumda. “Acı Tatlı Ekşi” de bu furyanın son halkası…

Çin – Güney Kore ortaklığı 2013 yapımı “Fen shou he yue”, ülkesinin dışında da iyi gişe tutturmasıyla ünlenmiş filmlerden. Özellikle “twist” yapmasıyla ünlü. Uzakdoğu ‘rom-kom’larının bize, Yeşilçam filmlerine yakınlığı da hepimizin malumu… Haliyle daha proje aşamasında çok doğru bir seçim olmuş. İyi ilk adım da oyuncu seçimleriyle gelmiş. Hali hazırda kimyalarının tuttuğuna şahit olduğumuz Buğra Gülsoy ve Özge Özpirinçci uyumlarıyla filme çabucak ısınmamızı ve hikayeye bağlanmamızı sağlıyor. Müzikler ve şarkı seçimleri de gayet iyi… Filmin yerelleştirilmesi de başarılı olunca geriye başka bir şey kalmıyor diye düşünmemek elde değil…

Üç bölümden oluşuyor diyebileceğimiz film, açılışında fazlaca “Jeux d’enfants / Cesaretin var mı Aşka?” kokarak çocukluktan tanıştırıyor Duygu ve Murat çiftini izleyicisine… Aralarındaki oyunların komedi sosu olması düşünülmüş ama fena halde özgünlük dışı… Yine de çabucak geçiyor da rahatlıyoruz. Murat’ın evlilik teklifini Duygu reddedince aralarında bir anlaşma imzalıyor çiftimiz. Beş yıl sonra yeniden birleşmeleri umudunu taşıtarak… Ve hemen beş yıl sonrasına atlıyoruz… Tipik bir seviyorlar ama kavuşamıyorlar senaryosuna konuşlanıyoruz. Murat’ın Şeflik kariyeri kilit noktada, tv’de yarışmada finale koşuyor. Duygu ise Alaçatı’da seramikçi olmuş, hayatında kimse yok… Çiftimizin yeniden birleşme öykülerine süprizler eşlik ederken, kadın izleyiciyi avucunun içine alarak ilerlemesi filmin zirve noktalarından biri… İkinci bölümün kapanışı da hayli güzel bir şaşırtmaca…

Ya sonrası… Üçüncü bölüm maalesef altı doldurulamayan, çabucak geçilmiş zamanla yarışır bir halde. Bir türlü denge sağlanamazken inandırıcılık da zedeleniyor. Beklenen melodram da es geçilmiş oluyor. Oysa her şey oraya kadar saat gibi işliyor. Buna en büyük zemini yönetmen hazırlıyor. Sürekli yaptığı geçişler, ağır çekimler ve ayakkabıya focus gibi tv estetiği ile filmi baltalıyor. Zaten filmde tv yarışmasını da izliyor olmamızın da katkısıyla film sanki tv dizisi ya da tv filmi algısı yaratıyor finale doğru iyice. Keşke biri yönetmene bunun bir sinema filmi olduğunu hatırlatabilseymiş…

“Her gün gözlerinin önünde eriyip gitsem, bana acır mıydın? Yoksa sever miydin beni?” diyor Duygu Murat’a… İkinci yarıda gözlerinizin önünde eriyerek finaline giden ve beklenen etkiyi yaratamayan “Acı Tatlı Ekşi”yi sevip sevmemek ikilemi seyircide…

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template