♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Magi : Şeytanı Kim Doğurdu?

On yıl önce çektiği “Dabbe” ile korku gerilim sinemamızda milad olan ve türün bayraktarlığını seri üretimle kimselere bırakmayan Hasan Karacadağ bu kez büyük oynuyor. Yabancı oyuncuların başını çektiği kadro ile filmini dünyaya izletmeyi hedefleyen yönetmenin merakla beklenen filmi “Magi” nihayet vizyonda.

On yıla dokuz film sığdıran Karacadağ daha büyük bir bütçe ile yola çıkmış bu kez. Dünyaca ünlü Hollywood starları Michael Madsen ve Stephen Baldwin etiketiyle ilgiyi de katlamaya çalışmış. Onların varlığıyla filmi de ingilizce çekmiş. Brianne Davis, Lucie Pohl, Dragan Micanovic, Kenan Ece ve Emine Meyrem de onlara eşlik eden isimler olmuş. İslami motiflerle süslü korku filmlerini başımıza musallat eden yönetmen yine cinlerden vazgeçmemiş ve daha evrensel bir boyut kazandırmış konuya. Tarihi kazıyarak Nazi okültünden yola çıkmış ve yine son dönemde yerli korkuların vazgeçilmezi şeytan çıkarma ile harmanlamış.

Magi, hamile kızkardeşi Marla’nın ani ve esrarengiz ölümüyle ilgili gerçeği araştıran Amerikalı gazeteci Olivia Watson’un heyecan verici macerası olarak sunuluyor. Amerikalı gazeteci Olivia Watkins, Türkiye’de yaşayan kızkardeşi Marla’nın acil çağrısıyla İstanbul’a gelir. Hamile olan Marla, Olivia’nın geldiği gece kendi evinde karmaşık bir cinayete kurban gider. Polis, cinayetin, Marla’nın boşandığı eşi tarafından işlendiğini delilleriyle ortaya koymasına rağmen, Oliva; kız kardeşinin İstanbul’un başka semtinde, farklı bir kimlikle ikinci bir hayat sürdüğünü öğrenince, gazeteci refleksiyle araştırmalarını devam ettirir. Olivia, cinayete kurban giden kızkardeşi Marla’nın Türk arkadaşları Emir ve Suzan’ın yardımlarıyla aksiyon, gerilim ve korku dolu bir maceraya girişir.

Yerli korku filmi söz konusu olduğunda başımıza en fazla gelen şey dünya standartları ile arasındaki farklar oluyor. Bir türlü güncel standartları yakalayamamamız bir yana çağın hayli gerisinde seyrediyor sinemamız. Onca filme rağmen halen emekle döneminde debeleniyor. Aynı konuları birbirinin kopyası şekilde işleyince seyircinin sabrını ve ilgisini de tüketiyor. Daha fragmanından tahmin eder hale geliyoruz neredeyse hepsini. Eksiklerine rağmen bu genel tarifin dışına çıkmayı başarabilen bir film Magi. En azından iyi niyetle deniyor.

Karacadağ iyi bir senaryo ile yola çıkmış. Seyircinin beklediği zıplatan sahneler bütünü yerine daha derli toplu bir konu anlatma derdinde. Roman olsa çok ilgi çekebilecek ve keyifle okunacak bir konu var ortada. Araştırma safhasında kendi referanslarını veren ve ilgiyi de arttıran, en önemlisi de üzerine çok kafa yorulmuş bir senaryo. Bu anlamda da türün çıtasını yükseltiyor. Rezil replikleri hariç tabi... Oyuncuları da iyi seçmiş ve en azından kağıt üstünde düşündüklerini uyguladığının sağlamasını yapabilmek mümkün. Geri kalan her şeyse bolca eksik ve elde kalıyor. 

Karacadağ onca filme rağmen halen türün gereklerini uygulamakta başarısız bir yönetmen. Teknik anlamda sürekle sınıfta kalıyor. Her yıl bir film çekmesine rağmen anlamsız seçimler yapmasını da insan yadırgıyor doğrusu. Magi de bu eksiklerden nasibini almış elbette. Kamera açılarını, planı, sekansı geçtim, atmosferi kuramıyor yönetmen. Renk paleti seçimi çok kötü ve filmden uzaklaştırıyor seyirciyi. Üstüne bir de koca İstanbul’da izole olma hali var ki, o tonlarla olmuyor. Müzik kullanımı da başarısız ve yeri geldiğinde son sesle hoparlörleri bağırtmaktan ibaret. Efekt konusuysa hiç girmesek daha iyi... Hadi bunları kabul ettik diyelim bir şekilde. Ya o dublaj ne yahu? Neden altyazılı değil de dublaj? Tamam iyi bir seslendirme kadrosu kurulmuş ama duyguyu öldürmüş. Her şeyi aşırı mantıklı, heyecansız hale getirmiş. Karakterlerle de mesafeyi çok açıyor. Sonuç olarak sinematografisi, kuramadığı atmosfer ve suni dublaj yüzünden bir türlü içine girilemeyen kötü bir film Magi. Dünya standartlarını yakalamak için kadroyu starlarla doldurmaya değil doğru seçimlere ihtiyaç var.


Share this:

1 yorum :

  1. valla ben filmi çok beğendim.

    kendim özel efekçiyim CGI konusunda bir noktadayım yani.

    bence konu harikaydı ve karacadağ elindeki malzemeyi çok başarılı kullanmış.

    genel olarak türk sinema tarihine baktığımızda kimsenin cesaret dahi edemeyeceği karanlık sulara dalmış ve belirli ölçüde eli ayağı düzgün fantastik bir gerilim filmi yaratmış..

    dublaj konusunda haklısın ama o konuda yönetmenin yapacağı birşey yok,bu kadar zor bir konuyu alyazıdan takip etmek demek görüntülerin çoğunu kaçırmak olaya konstantre olamamak demek.

    hitler bağlantısı ve ortaya konulan belgesel gerçeklik hiçbir amerikan korku filmind egöremeyeceğimiz ölçüde iyiydi,Michael Madsen müthiş bir karizmayla filmde kilit bir karakteri yüklenmiş.

    anadolu babil naziler baron von sebottendorf ve bir türk korku filmini uluslararası piyasaya çıkarma gayretini küçümsememek lazım.

    çok daha iyilerini yapacaktır karacadağ,destek olunması gereken ve sinemayı sevdiği her halinden belli olan birisi çünkü.

    YanıtlayınSil

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template