♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Hayal Doktoru Parnassus’un Her Şeyi Gören Gözü

ABD doğumlu İngiliz yönetmen Terry Gilliam, nam-ı diğer Hollywood’un asi çocuğu; 1968 yılında İngiliz vatandaşlığına geçmişti lakin Amerikan film endüstrisinin nasıl işlediğini çok iyi bilen Gilliam, The Imaginarium of Doctor Parnassus ile Hollywood’a göndermeler yapmaktan kendini alıkoyamadı anlaşılan. Hollywood’un asi çocuğu dedim ama hayır tabii ki yanlış söyledim, Gilliam açık açık “ben bir Hollywood yönetmeni değilim” derken benim cümlem çok uygunsuz oldu, farkındayım… Zaten film de Hollywood filmi değil, sadece Gilliam Hollywood karşıtlığına devam ediyor.

Çok yönlü yönetmen, sinemacılığının yanında aynı zamanda ressam ve karikatürist de... Ve Occidental College'da fizik eğitimini yarım bırakıp siyaset eğitimine başlamış bir insan… Eğitimi sırasında çıkarmış olduğu okul dergisini, Brazil filmindeki bir karakterin esin kaynağı da olacak olan mizahçı Harvey Kurtzman'a gönderdiğinde  Kurtzman, Gilliam'ın çalışmalarından çok etkilenir ve Help! Dergisi  için çalışmasını ister. Gilliam, sonraki üç yılını düşük bir ücretle Help! magazinde yazarak ve çizerek geçirir. Gilliam gibi yönetmenleri el üstünde tutmamızın bir sebebi de idealist karakterleri. Aslında Terry Gilliam üzerine anlatılacak çok hikâye var, mesela bir protesto sırasında polis tarafından tartaklanması ve böylece Amerika’yı terk etme kararı alması gibi.  Ancak yazımızın konusu Dr. Parnassus olduğundan ayrıntılarla lafı sözü uzatmaya gerek olmadığı  kanısındayım.

Dr. Parnassus’un hikâyesine biçimsel olarak baktığımızda, özellikle de efektlere, bu işi ancak Amerikalılar yapar dedirtiyor. Ne de olsa özel efekt en iyi bildikleri şey. Avrupalı sinemacılar daha bir gerçekçidir, o bakımdan… Dr. Parnassus’u ayrıca  ilgi çekici kılan, hayaller satan ve bunu da zihin kontrolü  ile yapan bir hayal satıcısının, kitleleri gerçeklikten uzaklaştırma çabası ve bunu yaparken  masalsı, tablo gibi görüntüler kullanması. Pek çoğumuz gerek sinema dünyasında gerekse Dünya siyasetinde, ekonomisinde komplo teorileri ile ilgilenmişizdir, kiminin inandırıcılığı ciddi boyutlarda ve ürkütücü, kimine de gerçekten güldüğümüzde garip olmaz. İşte, Dr. Parnassus’un tam olarak hedef tahtasına koymak istediği de yaşadığımız hayatların kontrol altında olduğu, zihinlerimizin hayal doktorları tarafından yönlendirildiği, esasında hiç birimizin özgür olmadığı, özgür irademizle hareket etmediğimiz hatta düşünmediğimiz bir sistem!

Bir yoruma göre Gilliam’ın filmi iyi-kötü savaşı, bilmenizi isterim ki yazarınızın kanaati daha çok iyi-kötü işbirliği yönünde… Bu filmde gerçekten iyi taraf var mı, yoksa şeytanın tuzağına düşmüş, şeytanla oyun oynamaktan keyif alan bir hayal satıcısı mı var? Tony’nin devreye girmesiyle Dr. Parnassus’un yıkık dökük sahnesinin değişen dekoruna dikkat ettiniz mi? Bir film izlerken bazı sahnelere, görüntülere yüklediğimiz manaları yönetmen aynı düşünce ile mi çekiyor emin olmak kolay değil. Söz gelimi Gilliam bir Illuminati göndermesi yapıyor mu bilmiyorum ama bize kalan başka bir düşünce alternatifi de yok gibi.  Beri yandan Imaginarium’un sözlük anlamına bakıyorum; hayal mahsulü, sanal, sahte yani kandırmaca… Dr. Parnassus’un kandırmacalarına kanan maddiyatçı zümrelerin hikâyesi mi yoksa bu? Dr. Parnassus, hem  şeytanla bahis oynar hem de ruhunu şeytana satar, Faust gibi, kendi mutluluğun için her şeyi feda etmekten kaçınmaz… Dr. Parnassus, yetişkinlere masal. Masallar da özünde eğlencelik olmaktan ötedir, altında yatan hep başka bir gerçeklik vardır.

Dr. Parnassus’un sadece bir anlığına hayallerimizi bize yaşatmak için mi sihirli aynanın öte tarafına geçmemize izin verdiğini zannettik ki zaten? Hiç sanmıyorum, sanki daha çok “hadi uzaklaşın gerçek dünyadan, hayallere dalın, bakın size hayallerinizi veriyormuşum gibi yapacağım, zihinleriniz kontrolüm altında, bana ruhlarınız lazım, çünkü şeytanla anlaşmam var” demek istiyor. Güya kızının hayatını kurtaracak, şeytana kurban etmeyecek ama bunun için de şeytanla bahis oynamaya devam ediyor. Kısaca Parnassus bir oyun, kumar düşkünü ve bu oyunun bitmesini hiç istemiyor, aslında gözü kazanmakta değil, tıpkı sayın şeytan Bay Nick gibi ve bu oyunlar bizler üzerine oynanıyor… Finalde de mutlu son yok, oyun aynı hızda devam ediyor ve edecek…

Terry Gilliam’ın bu muhteşem filmi Heath Ledger’ın talihsiz ölümüyle sekteye uğrayacak gibi olsa da Gilliam’ın harika manevrasıyla hedefine ulaşmış. Ledger’ın rolü Johnny Depp, Jude Law ve Colin Farrel ile devam ederken hikâyeye hayallerinizde istediğiniz kılığa bürünebilirsiniz tadı katılmış. Dr. Parnassus, bürünmek istediğimiz kılığı da vaat etmiş böylece… Bir de unutmadan, medyanın yalancılığını, haber sandığımız şeylerin (şey diyorum çünkü ne idüğü belirsiz şeylere şey denir değil mi?) yanılsamalardan oluştuğunu, gördüğümüz-okuduğumuz birçok “şey”e inanmamamız gerektiğini de izleyiciye ısrarla anlatmaya çalışmış.  Bir an kadraja girersiniz hayırsever bilinirsiniz, herkes sizinle gurur duyar ama sonra bir kaza olursa tüm kirli çamaşırlarınız ortaya çıkar. Böylesi kazalar için çabalayanlar neyse ki hala var. Hikâyeler anlatıldıkça ve dinleyenler oldukça dünya ayakta kalır. Sakın anlatmaktan vazgeçmeyin. Bir yerlerde dinleyen birileri mutlaka olacaktır. Siz de dinleyin ama dinlediğinizin peşinden de gitmeyin, dinlediklerinizi zihninizin süzgecinden geçirin, gerçeği bulun…



Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template