♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Skammerens Datter : Bak İçime Gör Beni

Çağımız edebiyat ve sinemada üçlemeler çağı. İyi kötü bir konu bulup ilkinde ilgiyi çekerek seriye dönüştürmek artık herkesin hedefi… Amerikalıların çok sevdiği üçlemeler artık her ülkeyi sarmış durumda ve çoğunluk bu durumdan memnun. Özellikle fantastik edebiyatın üçlemeleri her ülkenin yazarını etkisi altına alıyor. Filme dönüştüklerinde kendilerine kitabın çevrilmediği ülkelerde bile vizyon şansı bularak yayılıyorlar. İşte Danimarka işi “Skammerens datter” de bu etkiden nasibini alanlardan. Lene Kaaberbøl’un Kahin serisinin ilk romanından uyarlanan film “Kahin’in Kızı” adıyla vizyonda.

Danimarkalı yazar Lene Kaaberbøl bizde pek bilinmeyen bir isim. Tolkien ve Guin’in serilerinden çok etkilendiğini her fırsatta belirten fantastik romancının dört ayrı serisi bulunuyor. Bizde de yayınlanan “Witch” serisiyle çocukların favorisi olan yazarın yetişkinler için yazdığı kitaplardan sadece biri dilimize çevrilmiş ve “Bavuldaki Çocuk” adıyla okurlar buluşmuş. 2000 yılında “Skammerens datter” ile başlayan serisi kısa sürede büyük ilgi görmüş ve birçok dile çevrilerek ülkesini de aşmış ama dilimize çevrilmemiş. Dört kitaplık serinin hep gündemde olan uyarlamasıysa nihayet gerçekleşmiş. Senaryoyu oscarlı senarist Anders Thomas Jensen kotarırken, peliküle aktaran da Kenneth Kainz olmuş. Rebecca Emilie Sattrup Jakob Oftebro, Søren Malling, Maria Bonnevie, Stina Ekblad, Peter Plaugborg, Allan Hyde ve Laura Bro da oyuncunun kadrosunu başını çeken isimler.

Doğaüstü güçlere sahip bir annenin kızı olarak doğan Dina, ailenin bu mirası devam ettiren tek üyesidir. O da tıpkı annesi gibi insanlara baktığı an onların ruhunu görür ve içinden geçenleri tahmin edebilir. Bir gün annesinin krallıkta yaşanan bir cinayete açığa çıkarmak için kullanılmak istemesi ve annesinin buna karşı yeteneğini kullanmayı reddetmesi hapse atılmasına neden olur. Dina gerçekleri ortaya çıkarmak ve annesini kurtarmak için canını riske atacağı tehlikeli bir yolculuğa çıkar.

“Kahin’in Kızı” çok bildik bir hikaye anlatıyor. Buna paralel olarak işleyişi de tamamen klişelere dayanıyor. Kraliyet içinde prenslerin mücadelesi ve iktidar olmak için işlenen suikastlar arasında gelişen hikayenin tek özelliği Dina’nın birinin gözlerine baktığında her şeyi görebilmesi. İyi görselleştirilen bu anların dışında filmin ilgi çekici bir yanı bulunmuyor. Dina’nın yaşının küçük olması hikayede neredeyse silik bir payı olmasını sağlıyor. Kitapta belki daha büyük bir rolü vardır ama filmde sıradan bir çocuktan farklı değil. En azından yaşını biraz büyüterek aşk meşk işlerine bulaştırılsa, tutkulu bir genç kıza dönüştürülse daha katmanlı bir öykü olabilirmiş. Jensen’in senaryosu çok tekdüze ve sürprizsizken, Kainz da tv filmi ile dizi arasında bir hava yaratmış. İzlediğimizin bir sinema filmi olduğunu düşünmek hayli zor… Finalinin de etkisiyle bir dizinin ilk bölümü gibi görünüyor. Seriye dönüşmesi beklenen bir filmin açılışını yapma hesabı teoride belki doğru olabilir ama pratiğe dönüşmüş gibi görünmüyor. Dina’nın potansiyelinin çok etkisiz olmasının yanı sıra kötü adamı da çok etkisiz. Oysa bildik olsa da elde işlenecek bir malzeme var. Ejder kanı içen kötü adam ile insanların zihnine girip her istediğini yaptırabilen küçük kızın mücadelesi seyirciye heyecan vermekten çok uzakta. Depresif İskandinav havası zaten bir ağırlık yaratırken üstüne bir de temposuzluk eklenince sıkıntıdan öldürüyor. Herhangi bir aksiyon da yok. 

İskandinav ülkelerinde vizyona girmenin yanı sıra birkaç fantastik film festivalinde de izleyici ile buluşan “Skammerens datter” serinin fanatiklerince beğenilmiş. Klişe konusu ve işleyişi ile hiç bilmediğimiz kitabın uyarlamasının bizde niye gösterime girdiğini ise anlamak mümkün değil. Hiçbir özelliği olmayan “Kahin’in Kızı” 96 dakikalık bir zaman kaybı…


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template