♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

İletişim Yayınları’ndan Ocak Yenileri

İletişim Yayınları Ocak ayını yedi yeni kitapla karşılıyor. Barış Bıçakçı’nın yeni romanı “Seyrek Yağmur” ve Haw ile 2014 yılına damga vuran Kemal Varol’un yeni romanı “Ucunda Ölüm Var” ayın en önemli kitapları. Orhan Berent’in anlatısı “Trenler Çıldırırsa” da ayın Türkçe edebiyat yenilerinden. Nurcan Baysal’ın Ezidilere tercüman olduğu “Ezidiler: 73. Ferman - Katliam ve Kurtuluş” bugünün kitapları, Susan Neiman’ın yetişkin idealistler için kılavuzu “Ahlâki Açıklık” politika ve Levent Duman’ın Hatay'daki Uluslaştırma Politikalarını anlattığı "Vatan"ın Son Parçası” da Araştırma-İnceleme serisinin yeni kitapları. İletişim Yayınları çocukları da unutmamış ve Francesca Simon’un “Boncuk”u ile selamlamış. Tüm kitaplar 8 Ocak’tan itibaren raflarda…


Seyrek Yağmur / Barış Bıçakçı
Rıfat, zamanımızın bir kahramanı gibi, bir niteliksiz adam gibi, bir aylak adam, bir lüzumsuz adam gibi, bir “R.” gibi, geziyor hayatın içinde. Hayat, arada Rıfat’ın dükkânına da uğruyor. Rıfat, filmleri, kitapları, hayalleri, fikirleri, dertleri, mes’eleleri de geziyor. Ortaya sorulmuş soruları üzerine alınıyor, bazı. Neyin peşinde bu adam?

Rıfat, bir hikâyenin içinde midir, anlamaya çalışıyor, insanın bir hikâyenin içinde olduğunu anlamasının yolunu arıyor… Seyrek yağmura şemsiye açılır mı?

Bir pazar sabahı Rıfat günlerin aynı kaba damlamadığını fark etti. “Günler damlıyor ama aynı kaba değil,” dedi. Gökyüzüne baktı: Boştu. Hiç bulut yoktu, aslında hiçbir şey yoktu. Çağımızın çıplak güneşi her şeyi yok etmişti, enginliği, bulutları ve kuşları… Maviyi bile yok etmişti, sonra da sırasıyla diğer renkleri, bazı sesleri, kelimeleri ve anlamları. İnsan bu yoklukta yeni bir şey söyleyemez, olsa olsa kendini tekrar ederdi.

Son kuşak Türkçe edebiyatın en önemli isimlerinden Barış Bıçakçı’nın yeni romanı Seyrek Yağmur İletişim Yayınları’ndan çıktı. Gündelik hayatın ayrıntılarını büyük bir maharetle anlatan Bıçakçı, bu romanında insanın bir hikâyenin içinde yaşadığını anlamasının yollarını arıyor.
Türkçe Edebiyat, 100 Sayfa, 10TL


Ucunda Ölüm Var / Kemal Varol
Ucunda Ölüm Var, yarım asır süren bir aşk hikâyesi. Yalpalayan, şehirden şehire gezinen, derman arayan, sayıklayan, hatırlayan, rüya çağıran ince bir ah! Kemal Varol, maharetle memleketi anlatıyor, güneşin içinde doğup battığı bir roman anlatıyor. Masalsı, gürül gürül, ölmeye yatan.
Ölüyorum.
Bu kez sahiden ölüyorum.
Gelecek misin yasıma?
Boz Atlı Hızır gibi son nefesime yetişecek misin?
Ucunda ölüm var Heves Ali’m, ucunda elbette ölüm var.

Gelmeyeceksen, elini son kez omzuma koymayacak, alnımı öpüp yolculamayacaksan, bağışlanma dilemeyeceksen; adını aldığın Ali hakkına söyle bari: Sahiden sevdin mi beni? 

Kederli sözlerin, kurumuş gözlerin, tozlu yolların, saklanan mendillerin, içli kıpırdanmaların misafiri, cenazelerin duacısı, hikâyelerin sırdaşı… Dünya ölümlü, gün akşamlı… Son Ağıtçı, Heves Ali’yi arıyor. Evlerde, sokaklarda, dere boylarında, raylarda, uzayıp giden bozkırda… Heveeeessss diyerek susuyor. Bana hikâyeni anlat, ağıdını yakacağım.

2014 yılında İletişim Yayınları’ndan çıkan romanı Haw ile Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Kemal Varol yeni romanı Ucunda Ölüm Var ile karşımızda. Yarım asır süren bir aşk hikayesini masalsı bir dille anlatan Varol, kahramanlarını yalpalayan, şehirden şehre gezinen, derman arayan, sayıklayan, hatırlayan memleket insanları arasından seçiyor.
Türkçe Edebiyat, 227 Sayfa, 19TL


Trenler Çıldırırsa / Orhan Berent
Mümtaz’la Ayşe’nin, Caner’le Mücella’nın içtiği öğlen rakıları. Gizli kapaklı ilişkiler. Cürmü meşhut. Ardından gelen boşanmalar, evlilikler; fokurdayan dedikodu kazanları… Trenler Çıldırırsa bir lokomotiften diğerine geçerken yönümüzü şaşırdığımız alengirli bir anlatı.

Tren tutkunlarının, meşum kadınların, dolambaçlı işler çeviren erkeklerin paralel ilerleyen yollarına makaslar ekleyerek, hepsini aynı istasyonda buluşturuyor Orhan Berent.

Hoşlanıyordu tren yolu kenarlarında vakit geçirmekten. Ta eskilerden başlamıştı bu garip huyu. Hat boylarında yürüyor, gelip geçen trenleri merakla izliyordu. Yalnızdı daima. Demiryolu kenarına bir çocuk neden inerdi? Alt tarafı raylarda bozuk para ezdirmek için. Peki ya yirmi iki yaşına gelmiş kazık kadar bir adam?

Ege rampalarında kürek kebabı, Konya Ovası’nda matara çayı… Ateşçi küreğine et yatırılır, ocağa salınır; üstüne de demir matarada demlenmiş çay… Güzel! Hep güzel değil ama her şey. Trenler eskiyor, raylar kayboluyor, makinistler unutuluyor… Hikâyeler birbirine karışıyor…

Popüler kültür ve spor üzerine yazılarıyla tanıdığımız Orhan Berent, bu kez bir romanla karşımızda. İletişim Yayınları tarafından yayımlanan ve Trenler Çıldırırsa adını taşıyan bu romanında Berent, tren tutkunlarının, meşum kadınların, dolambaçlı işler çeviren erkeklerin paralel ilerleyen yollarına makaslar ekleyerek, hepsini aynı istasyonda buluşturuyor.
Türkçe Edebiyat, 124 Sayfa, 13,50 TL


Ezidiler: 73. Ferman : Katliam ve Kurtuluş / Nurcan Baysal
Daha önce O Gün ve Kürdistan’da Sivil Toplum adlı çalışmaları İletişim Yayınları tarafından yayımlanan Nurcan Baysal’ın yeni kitabı Ezidiler , IŞİD vahşetine maruz kalan bir halkı anlatıyor. Katliamlardan kaçarak hayatta kalmaya çalışan Ezidi halkının bu zorlu mücadelesini konu edinen Baysal, Ortadoğu uzmanlarının insanlığımızdan eksilten, “büyük resmi” görmeyi salık veren tutumlarına inat, sessiz kalınmaması gereken bir katliam için tükenmez bir sebatla çağrıda bulunuyor.
IŞİD’in katliamlarından kaçarak Şengal Dağı’na sığınan Ezidiler, dünya kamuoyunun gündemine, gönderilen yardım helikopterlerine “tutunmaya” çalışan insanlar olarak girdiler. Tutunmaya çalıştıkları aslında helikopterler değil yaşamın kendisiydi; kimilerinin satranç tahtası olarak kimilerinin ise bataklık olarak tarif ettiği bir coğrafyadan umuda yolculuğun sarsıcı bir portresiydi basında çıkan bu kareler…

Ama o kadarla kaldı. IŞİD, Suriye, Rusya ve ABD denklemine kilitlenen Ortadoğu’nun makro gündeminde ufak bir detay olarak görülen Ezidilerin kimseye anlatamadığı “Büyük Şey” neydi? 73. Ferman olarak nitelendirdikleri ve kaybettikleri eşleri, dostları, çocukları ve sevdikleriyle sınırlı olmayan bu muazzam felaketin boyutları nelerdi?

Nurcan Baysal “Büyük Şey”i, 73. Ferman’ı steril bir tarafsızlıkla aktarmıyor, Ezidilere tercüman olmakla da yetinmiyor. Ezidilerin kalbi Laleş’e yolculuk ederek, onların içinden ve onlarla birlikte konuşuyor, anlatıyor. Ortadoğu uzmanlarının insanlığımızdan eksilten, “büyük resmi” görmeyi salık veren tutumlarına inat, sessiz kalınmaması gereken bir katliam için tükenmez bir sebatla çağrıda bulunuyor.

“21. yüzyılda insanlık boğazlandı ve dünya bunu canlı canlı izliyor. Şimdi kıştır. Havalar soğuktur. Kıyafet yok. Soba yok. Biz çocuklarımızı düşünüyoruz. Asıl ‘Büyük Şey’ yaşandı geçti. Yaşadıklarını anlatmıyorlar. Asıl ‘Büyük Şey’i söylemiyorlar. Ben açlıktan ölmem. Ben soğuktan da ölmem. Kampta şuyumuz yok, buyumuz yok diyenler de haklı, biliyorum. Çünkü çocukları var. Çocukları aç. Ama unutma ve unutturma! Asıl ‘Büyük Şey’ arkada kaldı.”
Bugünün Kitapları, 278 Sayfa, 22,50 TL


Ahlâki Açıklık - Yetişkin İdealistler İçin Bir Kılavuz / Susan Neiman
Kötülük üzerine çalışmalarıyla bilinen felsefeci Susan Neiman’ın yeni kitabı Ahlâki Açıklık – Yetişkin İdealistler İçin Bir Kılavuz adlı eseri İletişim Yayımları tarafından yayımlandı. Neiman’ın sağın ahlâka adeta el koymasına ve solun bütün değerleri “tırnak içine almasına” itiraz ettiği çalışması, aynı zamanda “sol”un iyi, güzel ve doğruya dönük iddiasını geri kazanması gerektiğini söylerken, tüm bu durumları dünyanın dört köşesinden ve tarihin muhtelif devrelerinden tecrübelere, mitolojinin derslerine, felsefenin mirasına başvurarak, bilgece bir tutkuyla anlatıyor.

Hem sağın siyasî hegemonyasına, hem soldaki sinizme bir isyan… Kötülük üzerine çalışmalarıyla bilinen felsefeci Susan Neiman, sağın ahlâka adeta el koymasına ve solun bütün değerleri “tırnak içine almasına” itiraz ediyor. Ahlâki gücün, sağa bırakılamayacak bir kaynak olduğunu düşünen Neiman, insan onurunun, insanî kahramanlığın, Aydınlanma’nın hafife ve alaya alınmasına karşı, bu değerlerin özgürlükçü bir ruhla canlandırılmasını savunuyor.

Sol, “iyi, güzel ve doğru”yla ilgili iddiasını geri kazanmalı, Neiman’a göre. Bunu, dünyanın dört köşesinden ve tarihin muhtelif devrelerinden tecrübelere, mitolojinin derslerine, felsefenin mirasına başvurarak, bilgece bir tutkuyla anlatıyor. İnsanın kendini yüceltme hikâyesinden yeniden heyecanlanmak için…

“Kötülük, ideallerle gerçeklik arasında kabul edilemez bir ayrım sunar; bir şeyin kötülük olduğuna hüküm vermek, bizim için katlanılabilir olanın sınırlarını çizmenin bir yoludur. İyilik ve kötülük dili, sömürülmeye açıktır zira sahip olduğumuz en güçlü dil odur. Bu dili bilemeli, inceltmeli ve keskinleştirmeliyiz. O olmadan hareket etmeye kalktığımızda kendimizi sakatlamış oluruz. Bu noktada en etkili ahlâki silahımız utanç dilidir. Kötülük hakkında konuşmaktan vazgeçmek, bu silahı, kullanmak konusunda en donanımsız olanların eline teslim etmektir.”

“Ahlâki Açıklık, soldaki bozguncu ruh halinin kaynaklarını analiz ediyor, buna meydan okuyor ve solu ahlâkın, idealizmin ve Aydınlanma’nın diline geri çağırıyor.”
The Guardian
Politika, 520 Sayfa, 33,50 TL


"Vatan"ın Son Parçası - Hatay'daki Uluslaştırma Politikaları / Levent Duman
Levent Duman’ın Hatay’daki Uluslaştırma Politikaları -“Vatan”ın Son Parçası adlı araştırması, İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Şimdiye kadar daha çok uluslararası ilişkiler ve diplomasi tarihi bağlamında incelenen Hatay’ın Türkiye’ye ilhakı, bu kez “iç politik” işleviyle de aydınlatılmaya çalışılıyor. Hazin bir homojenleştirme hikâyesi anlatan Duman, Hatay’ın bugününe bakmayı da ihmal etmiyor.

Hatay’ın Türkiye’ye ilhakı, şimdiye kadar daha çok uluslararası ilişkiler ve diplomasi tarihi bağlamında incelendi. Levent Duman, ayrıntılı incelemesinde, bu olayın “iç politik” işlevini aydınlatıyor. Kitapta Hatay’ın ilhakı, Türk milliyetçiliğinin inşa süreci bağlamında ele alınıyor. Bu ilhakın, Türk etno-merkezciliğinin ve Türk dil-tarih tezlerinin geliştirilmesindeki rolünü, örnekleriyle, bütün canlılığıyla görüyoruz. Arap Alevilerinin aslında “Eti Türkleri” olduğu tezi, bunun çıplak bir örneği…

Bu deneyim aynı zamanda, bir somut vatanın, bir beşeri coğrafyanın kendine özgü yapısının, bağlandığı anavatana uydurulmasının hikâyesidir. Hazin bir homojenleştirme hikâyesi… Levent Duman, kitabın sonunda, bu tarihsel deneyimi bugünün Hatay’ına bakarak da sorguluyor. Hatay’ın farklılıklar ve çoğulculuk mirasından geriye, “risklerden arınmış” yapay bir “hoşgörünün” mü kaldığını sorarak…

“Hatay’ın Türkiye’ye katılması sonrasında vatandaşın Türkçe konuşması istendi, bu yüzden ufak tefek baskılar da oldu. Herkes Türkçe’yi, şükürler olsun, çok güzel konuşmaya başladı. […] Bir cumhuriyet savcısı vardı Antakya’da. Aşur Bey diye bir adamcağız. […] Doğumevine giderken bizim okulun önünden geçer, biz de top oynardık orada. Top oynarken herkes Arapça konuşuyor haliyle. Arapça konuşurken Aşur Bey dururdu orada, iki elini arkasına koyar, ‘Arapça konuşma!’ diye bağırırdı. […] Yani baskı da olmasın, ‘Arapça konuşma’, yahu konuşacak, adamın anadili.”
Araştırma – İnceleme, 456 Sayfa, 31 TL

Boncuk / Francesca Simon
İletişim Yayınları, kitapları tüm dünyada onlarca dile çevrilen yazar Francesca Simon’un bir eserini daha çocuklarla buluşturuyor. Emily Bolam tarafından resimlendirilen kitabın kahramanı Boncuk her gün aynı yemekleri yemekten sıkılıyor. Sonunda hayalindeki yemeği bulmak için yola düşüyor… 

Boncuk her gün aynı yemekleri yemekten sıkılıyor. Hep balık, hep sosis, hep ciğer ezmesi... Sonunda hayalindeki yemeği bulmak için yola düşüyor.
Çocuk Kitapları, 72 Sayfa, 11,00 TL


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template