♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

The Visit : Köklere Dönüş

1999 yılına damga vuran “The Sixth Sense” ile herkesi şoke eden ve sürpriz finalli filmler furyasını başlatan M. Night Shyamalan’ın herkesi canından bezdirdiği filmlerle dolu son on yılı nihayet geride kaldı. Özellikle “The Last Airbender” rezaletiyle dibe vuran yönetmen o şanlı günlerine duyduğu özlemi gidermek için yeniden o meşhur formülü kullanmış. Bolca soru işareti ve tahmin hakkıyla izleyicisini sonuna kadar sürükleyecek bir gerilim ile köklerine dönmüş.

1992 yapımı “Praying with Anger” ile sinemaya hayli sıradan bir giriş yapan Shyamalan, altı yıl sonra ikinci filmi “Wide Awake” ile kıpırdanır gibi olsa da 1999’da tam bir fenomene dönüşmüştü. Sinemanın son altın dönemine başyapıt armağan ettikten bir yıl sonra “Unbreakable” ile kafalardaki tesadüf mü sorusunu da yanıtlamıştı. 2002’de “Signs” ile çatırdıyor gibi olsa da iki yıl sonra “The Village” ile durumu toparlamayı da başarmıştı. İşte ne olduysa ondan sonra oldu. Eleştirmenlerle girdiği savaşı da taşıdığı “Lady in the Water” kötü gidişin ilk alameti olurken, peşinden tuhaf konusuyla saçmalıklar silsilesi “The Happening” gelmişti. Meğer faciaya iki yıl varmış. 2010’da “The Last Airbender” bir yönetmen için yazılabilecek en kötü çöküş senaryosunu yaşattı Shyalaman’a... Üç yıl sonra yeniden ayağa kalkmak istediyse de “After Earth” ile biraz kıpırdanmaktan öteye geçememişti. Ve nihayet Shyalaman’ın aklını başına aldığı bir filmin yılı olmuş 2015. “The Visit” için verdiği röportajlarda umut vermişti. “Bağımsız köklerine geri dönmek, temel ve ömür boyu süren bir heyecanı – sinemada korkmayı ifade eden daha küçük bir film yapmak istedim” diyor. 

Favori yavaş ilerleyen gerilim filmleri arasında The Exorcist, Jaws, Psycho ve Alien filmlerini sayan yönetmen için film yapımı, hikayelerinin konularının karakterlerin kendilerinden çıktığı içten dışa doğru bir süreç. Shyamalan bu açıdan karakterlerinin hayatlarının doğasında olan dramdan büyüleniyor ve somut, dramatik bir temelle başlamayan gerilim filmlerinin yapmaya değer olmadığını düşünüyor.  Bu türe doğru çekilmesinin nedeni de iyi bir hikaye anlatımının verdiği olanakları takdir etmesi olduğunu ve belirsizliği hem içten hissedilen hem de yaramaz bulduğunu söylüyor. Shyamalan son dönemde daha küçük filmlerin sıcaklığını özlemiş ve ayrı düşen ve yeniden bir araya gelmenin yolunu bulmaya çalışan bir aileyi konu alan bir senaryo üzerinde çalışmış. Şöyle anlatıyor; “Hikayelerimi insanların dahil olması, eylemlerinin ve ilişkilerinin anlamı açısından düşünmek için bilinçli bir çaba harcıyorum.” 

Shyamalan anne babası boşandığında terk edilen iki çocuk olan Becca ile Tyler’ın hikayesini hayal etmiş. Zeki ve duygusal biri olan Becca, daha önce hiç tanışmadıkları anneannesiyle dedesine yaptıkları ziyaret hakkında bir belgesel çeken amatör bir film yapımcısıdır. Ayrıntılı obsesif kompulsif ritüelleriyle anksiyete sorunlarıyla uğraşan rap’çi olma hayalleri kuran küçük kardeşi Tyler’la birlikte tren istasyonunda anneleriyle vedalaşırlar, Pennsylvania’nın ücra bölgesine doğru yola çıkarak uzun yıllardır yaşamadıkları bir şeyi yaşamak üzere, büyükanne ve büyükbabanın koşulsuz sevgisini tatmak üzere yola çıkarlar. Nihayet şımartılmak ve her torunun hissetmesi gerektiği gibi hissetmeleri için karşılarına bir fırsat çıkmıştır. Ayrıca annelerinin o güne kadar onları neden büyükannelerinden uzak tuttuğunu da keşfedeceklerdir. 

Shyalaman stratejisini şöyle anlatıyor; “Film, birinci ağızdan belgesel formatında. Yazarken çıkarması çok zor olan bir dürüstlük düzeyi var. Paranormal Activity veya The Blair Witch Project gibi filmlerde avantajları bir şeyleri aynı anda yakalıyor olmalarıydı. Özgün bir his veriyordu.” Sürpriz final tercihiyle köklerine dönen yönetmenin buluntu film formatını da kullanma tercihi aslında kağıt üzerinde pek hayra alamet görünmüyordu. İlk fragmanından itibaren pek beklenti de yaratmamıştı. Lakin bu tercihin ne kadar doğru olduğu net şekilde görünüyor. Film heveslisi kızımızın dökümanteri hem atmosferi sağlamakta büyük kolaylık yaratıyor hem de gerçekçiliği sağlıyor. Shyalaman’ın yine uslu durmamasına da zemin hazırlıyor. Filme çekildiğini fark edenlerin yerli yersiz anlarda “ben eskiden oyuncuydum” diyerek replik yağdırması ve Becca’nın ağlatacak sahnelerde devreye giren müziklerden nefret ettiğini söylemesi yönetmenin gereksiz gevezelikleri. Onun dışında Shyalaman doğru strateji kurmuş ve uygulamış. Sinema heveslisi kızımız Becca zeki, duygusal ve kardeşi için ebeveyn figürü olarak filmin hikayesinin çatısı olurken, obsesif kompulsif eğilimlere sahip Tyler da filme mizahi yön kazandırıyor. Geri kalan karakterler de her zamanki gibi yönetmenin aile soruları ve travmaları için oluşmuş parçalar. Olivia DeJonge ve Ed Oxenbould da roller için ne kadar doğru seçim olduklarını daha filmin yarısına gelmeden gösteriyorlar. Onların iyi performansına Deanna Dunagan ve Peter McRobbie de katılınca tamamlanan çekirdek dörtlü ile sorunsuz bir seyir keyfi ortaya çıkıyor. 

“The Visit” spoiler vermeden anlatılacak bir film değil. O yüzden etrafından dolanmak da tehlikeli. İzlediğinizde keyfinizi kaçırmamak için özetle yetinmeniz gerekiyor. Çocukların anneanne ve dedelerinin tuhaflıklarını fark etmeleri her şeyi başlatıyor. Önce gariplikleri yaşlılıklarına verilse de durum o kadar basit değil. Bu sırada da Shyamalan geçiyor direksiyona ve seyircisine her olasılığı kafasında kurma fırsatı veriyor. Sonunda kazananın o olduğunu belirteyim sadece... İyi hesaplanmış, iyi yönetilmiş ve oynanmış bir film nihayetinde. Tatmin edici bir final de barındırıyor. Yavaş ilerleyen gerilim filmlerinden el almış olsa da onların yanına yaklaşamaması en büyük eksiği. Öncüllerinin yarattığı gibi bir zirve anı yaratmaktan bir hayli uzak... Tüm soruların cevabını bulacağı ânı heyecanlı bir şölene dönüştüremiyor ve tutuk kalıyor.

Shyamalan filmi beyaz perdede izlemeye hazırlanırken yıllardır bu kadar enerji dolu hissetmediği ve çıkan işle gurur duyduğunu söylüyor: “Ziyaret’in formatı başka hiçbir filme benzemiyor. Bu heyecan verici ve tehlikeli... Ana karakter, sinemanın gücüne inanan 15 yaşında bir film yapımcısı. Film yapımının büyülü olduğuna inandığımı düşünen çocuk olduğum halim gibi.” Heyecanını içinden taşıran yönetmenin daha küçük çaplı bir filmle köklerine dönüşünü belgeleyen “The Visit”, seyircisini çözmekten keyif alacağı bulmacaya davet ediyor. Daveti geri çevirmeyin derim...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template