♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Kısa Karanlıklar : Yan Yanayız, Sessiz ve Dalgın

Yeni yazarlar keşfetmek için son dönemin en önemli adresi haline gelen İletişim Yayınları, her ay birden fazla yazarın ilk kitabını yayımlamayı sürdürüyor. Haziran ayının yenisi de “Kısa Karanlıklar” ile Sedef Betil. 1945 doğumlu olduğunu görünce fark edildiği üzere aslında gecikmiş bir tanışma. Öykülerindeki gecikmeler, geç kalmışlık havası gibi tamda...

Ankara’da doğmuş. 1966’da Arnavutköy Amerikan Koleji’nden, 1971’de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Grafik Bölümü’nden mezun olmuş. Grafik, iç dekorasyon ve renk danışmanlığı yapmış. 1994’ten beri yoğun olarak sosyal sorumluluk projelerinde çalışıyormuş. 17 öyküden oluşan kitabını da “Jale Parla ve Murat Gülsoy’a bu gizemli yolu bana açtıkları için teşekkür ederim” notuyla açıyor. İyi bir gözlemci olduğunu farklı anlatım yollarını da denediğini gösteren öyküleriyle okurunu hemen içine çekiyor.

Orta sınıftan olağan manzaraları anlatıyor Betil. Karşı komşumuzun bize göstermediği yanlarını, arkadaşımızın yıllardır bize söylemeyip de içinde tuttuklarını... Kısa cümlelerle sessiz hüzünlerle. Kitabın ortak paydası olan bu hüznü de sakince anlatıyor, boğmadan acıtmadan, kanırtmadan. İlk kitap için fazlaca iyi olan da melankolisini ustalıkla kullanması. Ağdalı bir dile girişip akıp gidebileceği anlarda duruyor, nefes alıyor, aldırıyor Betil... Okurunu boğmuyor. Yarattığı atmosfer bu sayede okur için memnuniyet verici. 

İnsanlık hallerinde odaklanıyor öyküler. Yaşlılık, ölüm, parçalanmalar, rekabet, maskeler, yalanlar, aile meseleleri ve naftalin kokan anılar... Detaycılığıyla karakterlerini de hızla ete kemiğe büründürüyor. Ağırlıklı olarak orta yaşın üzerinde kadın anlatıcıları kullanıyor. Huzursuz, efkarlı ve yalnızlar... Yan yana ama sessiz ve dalgın... Akılda kalıcılığı da kitabı bir solukta bitirmeyi sağlayan da tüm meselesini farklı denemelerle zenginleştirmesi. Her mutluluk ihtimalinin karşıtı akla getirilmek istenmeyen hüzündür ne de olsa, kısa karanlıklar da onlar. Hep bir ümit bekleyen karakterlerinin eninde sonunda içlerinin burulması o karanlıklar.

Kitabın en zayıf öykülerinden biri ile açılıyor kitap. Atmosferinden memnun ederek diğer öykülere devamı sağlarken, “Siyah Kutu” ve “Cenaze” ile yavaş yavaş demini buluyor. Beşinci öykü “Apartman Yöneticisi Suphi Bey” kitabın en iyisi ve en etkilisi. Hemen ardından gelen “Acı Portakal Suyu” da bir kaç öyküde daha işlediği parçalanmış ailenin dillenmeyen kırgınlıklarını konu edinen en iyi öyküsü. Kardeş rekabetini anlattığı “Yaz Günü Bir Pazar”ın finali de atmosferi rahatlatıyor. 

“Naftalinli Hatıralar” çok iyi bir öykü ve kitabın genel bir özeti, rehberi sanki. Sonrası birbirine benzer öykülerle ilerliyor. Kitabın zayıf yanları da öyle yakalıyor okurunu. Aldatılan kadın hikayesini üç farklı öyküde işlemek, ayna karşısında takıları çıkarıp süslenme halleri gibi peş peşe gelen ortak cümleler biraz düşürüyor tempoyu. Aynı şekilde hastahane ve bakım evinin ev sahipliği yaptığı öyküler de peş peşe... Öykü sıralaması tekrar gözden geçirilse ya da benzerlerden bir ikisi atılsa çok daha iyi olurmuş. Karşılıklı diyaloglarla ilerleyen “Dülgerbalığından” da başarısız bir deneme olarak kitabın kapanışını yapıyor. Onu da nazar boncuğu olarak kabul edelim... 

Geç kalmışlıklar, pişmanlıklar, son adımlar, kıskançlıklar, iletişimsizlikler, naftalin kokuları... Hayatın içinden minör hüzünlerle dolu “Kısa Karanlıklar” okuruna yoldaş minimal senfoniler sunuyor... 


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template