♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Avis de mistral : Zamanın Bizden Aldıkları

Gün geçtikçe doğadan uzaklaşıyor ve doğayı unutuyoruz... Dört bir yanımız beton, iki ağaca hasret tam bir şehir kaosu içindeyiz ve rahatlamak için kendimize ayırdığımız zamanı da aynı betonlarda gideriyoruz... Bir de teknoloji belası var başımızda... Cep telefonu, tablet derken onlarda barınan güya sosyalleşme aplikasyonlarıyla dokunmadan, görmeden iletişim kuruyor ve yabancılaşıyoruz kendimize bile... Günümüz insanının başına bela olan bu durumdan en çok muzdarip olanlarsa çocuklar. Direk tüm bunların içine doğuyor ve tanımadıkları dünyanın içinde popüler olanı kullanıp kendilerine uydurarak yaşıyorlar. Zaman hızla akıyor diyerek kılıf uydurduğumuz bu modern yaşamın dışına bakış atmaya çalışan 2014 yapımı Fransız işi “Avis de mistral” dede ile torunlarının üzerinden bu iki ucu birbirine kaynatıyor...

Senarist olarak tanıdığımız Rose Bosch üçüncü filminde biraz daha hafif takılmış ve naif bir aile filmi çıkarmış. “1492: Conquest of Paradise”in senaryosu ile 1992’de adını duyuran Bosch altı yılı boş geçirdiğinin acısını “En plein coeur” ve “Bimboland”le çıkarmış ama kendini hatırlatmak için 2003 yılını beklemesi gerekmişti. 2003’de romandan kotardığı “Le pacte du silence” senaryosu sonrası ilk yönetmenlik sınavını da 2005’de bilim kurgu gerilim “Animal” ile vermişti. Beş yıl sonra savaş dönemindeki Fransa’dan dram çıkaran Bosch ikinci filmi “La rafle” ile övgüyle karşılanarak rüştünü ispatlamıştı. Görece daha hafif pazar gecesi sineması kuşağı tadındaki filmiyle dünya gişesini gezmek istemiş olmalı. Hesabını da doğru yaparak iyi bir oyuncu kadrosu kurmuş. İki usta oyuncu Jean Reno ve Anna Galiena’ya  Chloé Jouannet, Hugo Dessioux, Lukas Pelissier, Tom Leeb ve Aure Atika eşlik ediyor.

Benzerlerini defalarca izlediğimiz bir yaz tatili filmi “Avis de mistral”... Boşanmanın eşiğindeki ailenin çocuklarını dedelerine yollamaları ve başta kabus gibi görünen küçük kasaba tatilinin unutulmaz rüyaya dönüşmesi... Bildik formülü uygulamaya çalışırken seyircisine iyi vakit geçirtmek ve biraz da mesaj vermek istemiş Bosch. Tipik Fransız filmleri gibi hızlı başlıyor ve samimiyetini sıcaklığını izleyicisine hemen hissettirerek peşine takıyor. Üç kardeşle tanışıyoruz: Lea, Adrien ve Theo... Parisli çocuklar yaz tatilini geçirmek üzere Provence'e dedelerinin yanına yollanıyor. Hiç görmedikleri dedelerinin yanına... Anneanneleri Irène’inde bahsetmemesiyle istasyonda karşılaştığı manzarayla sinir küpüne dönen dedemiz Paul’ün aslında çocuklarla bir sorunu olmadığını asıl meselenin çocukların annesi, evden kaçan kızlarıyla tartışmaları olduğunu da anladıktan sonra hikayemiz akmaya başlıyor... 

Aksi dede ve şehirli çocuklar hikayesini bir çırpıda kuran Bosch, yan öykülerle filmini derinleştirerek ilerliyor. Harika bir doğal atmosfer, iyi oyunculuklar ve müziklerle yaslan arkana izle, kendini iyi hisset... İlk yarıya kadar hiç bir sorun yok saat gibi işliyor film. Renkli karakterler, kasaba eğlenceleri derken zamanı unutarak dağıldığının farkına varınca bambaşka bir şeye dönüşüyor. Panik havasıyla her şeyi yarım saatte bağlamaya çalışmanın getirdiği kopukluklarla tamamen dağılıyor. Lea’nın yaz aşkı, Adrien’in çapkınlık maceraları, işitme engelli Theo’nun dedeyi yumuşatması, Paul’ün ağaçlarına olan aşkı ve Irène’le yaşadıkları hippi maceraları, kasabanın dilberi Magali ve pizzacı çocuk Theo’nun maceraları hikayenin başlıca kısımları ve dahası da var. Bunları anlatırken ağırdan alıp her birine zaman ayırınca başlayan süre problemi filmin sonunu hazırlıyor. Oysa 105 dakika da az değil. Süresini bu kadar hoyratça kullanan Bosch, farkına varınca öyle hızlı davranıyor ki birden olup bitiyor her şey. Şöyle örnekleyelim: Dedemiz alkolik ve durumunun kötüye gideceği belli. Torunları sayesinde kurtulacağını tahmin ediyoruz. Birden doktora görünüyor ve anlıyoruz ki torunlarıyla xbox oyunları oynadığını anlatıyor. Araları ne ara düzelmiş de birlikte bisiklet sürmeye başlamışlar meçhul... Diğer öyküleri de aynı hızla sonuca bağlıyor Bosch... Hiçbirini gözden çıkarmayınca sağlam kurduğu temelin üzerine eklediklerini dağıtıyor. Bildik işleyişle ilerleyen filmi bu kadar dağıtıp toparlanmayacak hale getirdiğine de değmiyor. 

Aslında güzel bir kasabada izleyicisinin ruhunu şenlendirmek istiyor “Avis de mistral”... Paul’ün dramını yansıtmak istiyor... Zamanın ondan aldıklarını hatırlatmak, elleriyle diktiği ağaçların meyvesini yıllar sonra topladığını göstermek ve o zaferin tadını hep birlikte çıkarmamızı istiyor... Zamanın bizden aldıklarını anlatmak isterken zaman problemine yenik düşmesi de çok ironik... Mutlu bir yaz tatilini sorunsuz da anlatmak mümkün ama suni bir sorun çıkarıp onu çözmeye çalışmak abesle iştigal... Bu yanlışları sayesinde, senaryo matematiğinin önemine ve hakimiyetini kaybetmiş yönetmenin nelere kadir olduğuna dair bir belgeye dönüşüyor.

İzleyicisinde bir an önce tatile çıkma isteği uyandıracak atmosferi ve sıcacık öyküsüyle çok iyi başlayan “Dedemle Bu Yaz”, zamanı iyi kullanmak gerektiğinin altını her anlamda çiziyor...  


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template